[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

Nerde kalmıştık sayın okur? “Veren Memnu Alanın Ağzı Bir Karış” dizisinin yeni bölümünün yayını başlamak üzere. Haydi çayını, kahvesini, soğuk drinkini almak isteyene son çağrııı… Hadi kız Hatçe, sallanma, Mualla az kıpırdan güzelim, kaldıramadın k.çını, Ayşeee, hasta olacan yavrum, o kadar buz atılır mı meyve suyuna. Hadi hadi yerleşin artık. Başlıyooor.

Yeni bölüme geçmeden evvel, yayından uzun özet vermek müessesemizin hiç adeti değildir sayın seyirci. O nedenle, bir önceki bölümü seyretmek için aha burayı tıklıyorsunuz.

Hellim’in yaptığı, Fırıldak cadısının el attığı iksirin etkisi azalmaya başlamış, Ahman Bey uyanma, silkinme, kendine gelme belirtileri göstermeye başlamıştır. Bu nedenle Bitter’i şatodan kovmuş, Düldül’e de ülkenin uzak nahiyelerinden birinde vergi toplama görevi vererek çevresinden uzaklaştırmıştır.

Lakin Prenses Nihale o düşüşten sonra bir türlü otsal hayattan çıkamamaktadır. Şatonun baş büyücüsünün teşhisi Prenses’in yüz yıl kadar uyuyacağı yönündedir. İşte bu nedenle öyle bir büyü yapar ki; prenses uyanana kadar, dizinin bütün kahramanları aynı yaşta kalacaklardır. Zaman dünya için geçse de onlar için yerinde sayacaktır.

Ne? Neee? Çemkirmeyin yüzüme. Kurgu, hayal, film yahu. Haydi şimdi anı yaşayın sevgili seyirciler.

YÜZ YIL LEYTIR…

Masum güzel Madama kişisi, içindeki canavara yenik düşmüş, Ahman Bey’in gazozuna ilaç karıştırmak suretiyle emeline ulaşmıştır. Kendisinden yavruladığı, üç oğlan, iki kız, yirmi iki kurbağa ve onlarca torun tombalakla birlikte doksan iki katlı tovırlarında mutlu bir hayat yaşamaktadırlar.

Fırıldak cadısı, Okusford cadılık okulunun kapatılıp güzel sanatlar fakültesi yapılmasının ardından, burada öğretim görevlisi olarak çalışmaya başlamış, sonra da moda bölüm başkanlığına kadar yükselmiştir. Ve hala yaşlanmamakta ısrar etmektedir.

Teknoloji ve tıp ne kadar ilerlemiş olursa olsun, Mübaşir’in ötürüğüne çare bulunamamıştır. Lakin, Düriye’nin İsmail YK fanlarına katılıp Alamanyalara gitmesiyle ele geçirdiği özgürlüğünü sonuna kadar kullanmış, feyisbuklarda, tivitırlarda kendine epey manita yapmıştır. “Ulen, ne malmışım be, o salak prensesin peşinde yıllarımı heba ettim, ahan da buralar ne biçim karı kız kaynıyomuş.” demeyi de ihmal etmemektedir.

Büyücü Hellim, karısı kafasına vazoyu indirince tamamen değişmiş, hidayete ermiştir. Kendini dine, insanlığa, yardıma, iyiliğe, güzelliğe adamıştır.

Mahpeyker ile sümsük kocası, “dünya yansa umrumuz olmaz” düsturunu iyice abartmış, kendilerini herkesten, her şeyden soyutlamış, nirvananın zirvelerinde otlamaya başlamışlardır. “Artık kimsenin derdi bizi germesin sevgiliiim. Kendi ailemizlen ilgileneliiim. Hatta ben her sene bi tane yavrulayayım da soyumuz yürüsün.” “Evet haklısın sevgiliiim. Anam babamı öldürmeye tam teşebbüs etmiş, mapuslara düşmüş, çıkınca da bir pavyonda konsomasyon yapmaya başlamış ama olsuuun. Biz yine de ilgilenmeyelim aşkım. Böyle sünepe sünepe yogamızı yapalım olur muu? Ama o iki çocuğu yaparken bile ne kadar zorlandım bebeeem. Başka yapmasak.” şeklindeki diyaloglarıyla izleyici kitlesini orta yerinden çatlatmaya devam etmektedirler.

Bitter, karnındaki bebesiyle orta yerde kalmıştır. Hayatı boyunca “Onu getir Mübeccel, bunu götür Münevver, üstümü giydir Semender, donumu çıkar Düldül” diye emirler yağdırmaktan başka hiçbir iş yapmayan bu kadın, şimdi evlere temizliğe giderek yavrusunun rızkını kazanmak için çırpınmaktadır. Lakin heyhaaat, yine bir gün zengin evlerinden birini silerken, eteği açılıvermiş, yeniden hortlayan popülaritesinden yararlanmak adına hemen her dizinin, filmin bir köşesine konduruluveren Nörü Yalço kişisi tarafından keşfedilmiş, cebren ve hile ile namusu (!) kirletilmiş, en sonunda da genellemenin çok olduğu bir hanede çalışmaya başlamıştır.

Yüz yıldır gittiği bütün illerde, ilçelerde, yukarı köylerde, dağda bayırda, üç nesil hatunu sıradan süzen Düldül, artık süzecek kimse kalmayınca, “köyden indim şehire, gör başıma ne gele” diye türkü söyleyerek, şehrin tüm meşhur hanelerini bir bir gezmeye başlamıştır. Böyle sürterken yol ortasında garip, saat dese saat değil, aypod dese aypod değil, bi dudağı yerde, ötekisi nerde belli değil bir alet bulmuştur. Öyle mal mal alete bakarken, yüzünde yine o bildik “Bizim hiç kıymamız olmadı ki amca.” ile “Ulen amca baba yarısı ise, yenge de anne yarısı mı olur?” arası ifade belirir. Bu sırada hanenin kapısı açılır, Düldül’ün gözleri yerinden fırlar, kamera ifadeyi zumlar, müzik başlar ve aynen TO BE KONTİNYÜÜÜ sayın izleyici.

Yeni bölümde görüşmek üzere, hoş kalın hoşça kalın…
[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

N.Sultan'ı hepiniz tanıyorsunuz dostlar. Benim dünya güzeli anam olur kendileri. Mecazen söylemiyorum bunu. Elbette herkesin anası kendine güzel de bu hatun harbi afrodittir. Sapsarı saçları, boncuk mavi gözleri, boyu posuyla Em.el Saaayın'ın bizimköy şubesidir. "E o zaman nasıl oluyor da senin gibi, kara-kuru, yerden bitme, hilkat garibesi bir çocuğu oluyor; he söyle bakalım, nasıl oluyor da oluyor?" hönkürüşlerinizi duyar gibiyim sayın okur. O da Allaan işidir, karışmayalım. Çok ayıp, dalga geçmeyin, daş olursunuz daşşşş... Hem önemli olan ruh güzelliğidir. Değil midir? Reca ederim kapatalım bu bahsi kuuzum. Çok kırıcı oluyorsunuz.

Ne diyorduk efenim. İşte bu güzeller güzeli hatun, yakınlarda olacak bir düğün etkinliği hasebiyle, çok hoş bir kumaş almış ve entari tiktirmeye karar vermiş. Kendisi güzel olduğu kadar zevkli bir hatundur ammaaa, burada koskoca bir moda kokoncanı, sitil gurusu, giyim kuşam uzmanı, şaane bir insan dururkene; modele karar verme işi ona mı kalmıştır. Heheeeyyyytt bee! dir.

"Tamam anneciğim, ben gugıl amcanın engin ve sonu gelmez bilgi dağarcığından yararlanıp senin için harika bir model bulurum. Sen o güzel kafanı yorma bunlarla." diyerek bir güzel başladım araştırmaya.

Öncelikle "Anne abiye" diye baktırdım. Malum, bizim köyde "Anam için entari tiktirecem, var mı gözel bir modelin gugıl abii?" demeye gelir bu. Çıktı görseller. Amanın da amanın. Elbiseler pek güzel, pek modern de yahu bunlar nasıl anne? Benim böyle annem olsa, yaşamaktan soğurum, kompleksler içinde yüzer, depresyonların en fenasıyla çarpılır, yüksek dozda İ.Y.K şarkısı alıp kendimi intihar ederim.

Az bi durun anlaticiim. Bi kere hatunlar hemen hemen benim yaşlarımda. Üstelik de doksan altmış doksan ölçülerinde, sülün gibiler. İyi de gugıl amca, benim anam bütün güzelliğine rağmen, her klasik Türk anası gibi tombiş yanaklı, göbekli, hanım hatun bi kişilik. Şimdi bu dal gibi karıların giydiği şeyleri ona model diye göstersem, önce terliğin sağ tekini fırlatmak suretiyle kafamı yarar, sonra sol tekiyle bir güzel masaj yapar.

O zaman ne yapmalı? Hemen durumu değiştirmeli elbette. "Gugıl amca, gugıl amcaaa, her evde bulunan, bildiğin normal analardan bahsediyom. Biz Bitter miyiz ki; anamız fırıldak cadısı gibi olsun he?" manasına gelen "Büyük beden abiye" araması yaptırdım ki; bu daha da vahim bir tabloyla karşılaşmama neden oldu. Bu bölümdeki karıların her bir me.mesi, kabak hormonuyla tatlandırılmış Diyarbakır karpuzu kadar. Alimallah kazara bir tanesi aşka gelip sarılmaya kalksa havasızlıktan boğulursunuz. Üstelik öyle bir dekolte ki evlerden ırak. İnek kardeşlerim bile daha edeplidir bu hususta. Kokoşlukta da hiçbir sınır tanımayan bu modellerden herhangi birini benim sevgili anneme göstertmeye kalksam, önce çatıdan aşağıya atar, sonra evlatlıktan reddeder maazallah.

O halde ne mi yaptım? Elbette ki kendisine, kendi ellerimle bir entari modeli çiziktirivermek için kolları sıvadım. Başarıciiim kesin, galiba, sanırım.

Malumu aliniz, ilkbahar-yaz sezonu açıldı. Önümüzdeki güneşli, güzel günler bir çok düğün dernek etkinliğine gebe. Hepinize illa piste çıkıp göbek atmanız için zorlanmadığınız, kız kıza dans edilmenin yasak olduğu, iyrenç pastalardan ikram edilip yenilmesi beklenmeyen düğünler diliyorum. Bir başka sosyal aktivitede buluşmak dileğiyle, hoş kalın, hoşça kalın.

Dip Sos: Foto, ikinci aratmamda çıkan modellerden seçilme bir görsel ezadır. Çekiniz.

Bir başka dip sos: Madem, kokoncan olduk; önümüzdeki günlerde size moda ile ilgili süpriklerim olacak. Bekleyiniz.
[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

Sanma ki derdim güneşten ötürü;
Ne çıkar bahar geldiyse?
Bademler çiçek açtıysa?
Ucunda ölüm yok ya.
Hoş, olsa da korkacak mıyım zaten
Güneşle gelecek ölümden?
Ben ki her nisan bir yaş daha genç,
Her bahar biraz daha âşığım;
Korkar mıyım?
Ah, dostum, derdim başka...

Orhan VELİ


Annemin başarısızlıkla sonuçlanan "tarafıma ümitsizce şaka yapma" girişiminden başka bir etkinlik yok bugün. Ben ki; konuyla ilgili yaratıcılıkta, şakacılıkta ve dahi insanlara spazm, kriz, beyin kanaması, depresyon, mutasyon geçirtmekte sınır tanımam. Hiç içimden gelmiyor bu yıl yahu.

Galiba bekleyesim var benim. Bu sefer de durayım, bana gelsin diyesim var. Şöyle sıkı bir şakaya uğrayıp silkelenesim, kendime gelesim var.

Ne bileyim işte... Üstat gibi benim de DERDİM BAŞKA...