[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

Bir zamanlar fakir ama onurlu, çatlak ama keyifli, nice ağlasa da hep gülen bir hatun vardı hatırlar mısınız? Ahan da o benim işte. Ve geri döndüm.

Evet sevgili ve oldukça ihmal ettiğim okuyan milletinin insanları.

Program açılışını nasıl yapacağına karar veremeyen, manken bozması, sunucu kırması hitabı gibi oldu ama idare edin. Malum, evvelimiz eskiye dayanır sizlerle. Hakkımız hukukumuz karışmıştır düne bugüne. Biz bizi biliriz… Küsmeyiz birbirimize.

Bundan kelli, yoğunum, yorgunum, hayatla cenkteyim teranelerine son...

Gecenin karanlığından sıyrılmanın zamanı geldi de geçiyor bile. Sabaha selam durup güneşi öpücüklere boğma vaktidir artık.

Bundan kelli keyif molaları veriyoruz sizinle. Var mısınız dostlar?..

E haydi buyurun o vakit!..

Gün geçmiyor ki, caanım dünyanın çivilerinden biri daha yerinden sökülmesin, ve gün geçmiyor ki şu gariban İncegül kişisi bir yaşına daha girip her yeni yaşında daha endişeli, daha şaşkın ve daha da pörtlemiş gözlerle bakmasın gidişata sayın okuyan.

Ülke gündemini epeyce meşgul edip, şimdilerde unutulanlar çöplüğünde yerini almak üzere beklemesine rağmen, bizim evin gündemine henüz düşen ve bomba etkisi yaratan bir sosyal paylaşım çılgınlığı hikayesidir bu. Okuyunuz.

İncegül kişisi için, o gün de her gün olduğu gibi sıradan bir gün olarak başlamıştı. Yine her sabah olduğu gibi güneş doğmadan uyanmış, neşe içinde yorganın altına büzülüp “len benim emekliliğime ne kadar var daha?” şarkısını söyleyerek, sürüne sürüne yataktan kalkmış, eline yüzüne bir su çalıp üzerine ne bulduysa geçirerek yarı uyur, yarı uyanmama isteğiyle evinden çıkıp işine gitmişti.

Akşam ise kendisini nasıl bir sürprizin beklediğinden bihaber, en sevgi pötürcüğü haliyle, en neş’eli ol ki geeeenç kalasın edasıyla, laylaylom, tey tey de tey teeeyy bir şekilde evinin kapısını çalmaktaydı. Ama heyhaaat… Acımasız hayat, hep ona mı lolo idi?

Kapının uzunca bir müddet açılmamasından ziyade, içeriden gelen bilumum çemkirme, hönkürme, haykırma ve hatta böğürme sesinden de anlaşılacağı üzere, sıpalar yine birbirine girmiş, kim bilir ana babalarının hangi mal varlığını bölüşme çabası içerisindeydiler?

Elbette bunu eşikten adım attıktan on saniye sonra küçük sıpasının boynuna atlayıp “yaaa abime bişey desene anne yaaa… benimle dalga geçiyoooo…” yakarışlarıyla anlamaya başlayacak, başına geleceklere razı olacak, mutlu yuvasındaki huzuru sağlamak için elinden geleni yapacaktı.

“Söyleyin yavrularım, nedir sizi böylesi üzüntülere gark eden, güzel gözlerinizde elem ve keder yuvalanmasına neden olan şey nedir?” Der gibi baktı “Len eşşek sıpaları, canım çıkmış zati, geberiyorum yorgunluktan, derdiniz ne gene, bi dek durun len, valla depüğü yiyeceniz şimdi ha” Der gibi de baktı. Ne kadar bakarsa baksın bu krizi çözmeye yetmeyecekti. Bunu bilecek kadar çok yaşamış, çok görmüştü.

“Anlatın bakalım! Yine ne oldu?” dedi bu sefer. Küçük sıpa atıldı. “Anne abim bana PAN.PİŞ diyo yaa!” dedi. Bizim İnce, ilk dumur anını atlattıktan hemen sonra “Hööö?” diye karşılık verdi. “Oğlum manyadınız siz iyice he! Pan.piş de ne ola ki?”

Bu kez büyük sıpa anneciğini aydınlatmak amacıyla başladı olayı baştan ayağa irdelemeye. E sebebi masaya yatırmalıydı ki, sonuca ulaşılabilsindi değil mi? Buyurun sayın okuyan bir alt paragrafa alayım sizi.

“Anne, şimdi bu saftrik var ya…”
“Oğlum kardeşin hakkında doğru konuş lütfen!”
“Tamam anne. Şimdi bu canım saftrik kardeşim var ya… Hi.lal Cepçi’nin müridi olmuş ya… Hani onlara da Pan.piş deniyo ya…”
“Dur bi şimdi. Ne Hi.lal’i, ne mü.ridi, ne pan.pişi? Ne diyonuz siz oğlum ya? Şimdi düşüp bayılıverecem he!”

Bu kez savunma makamı aldı sazı eline. “Anne, ben tirit açtım da. Hi.lal’i de takip ettiklerime ekledim. Abim de görmüş, benimle dalga geçiyo ya.”

Kafası doğuştan karışık İncegül kişisi, söylenenleri anlamaya; yaşananları anlamlandırmaya çalışadursun. Bi yerlerde birileri yeni tiritlere banmaya devam etmekte, bi yerlerde çocuklar yanlış insanların yaptığı koca koca yanlışlarla büyümekteydi sayın okuyan.

Güzel memleketinde birileri me.melerini parmak kadar bebelerin gözüne sokarak şöhret olmaya; birileri çü.çüsüne çiçek ekerek sanatçı kalmaya çalışıyordu. Of anam oftu. Bu ne yaman düzendi böyle.

Kendi kapısının önünü temiz tutmayı şiar edinmiş olan İncegül kişisi, elbette bu olaya el koyacak; bebesine internet kısıtlaması getirecek, eline bir kitap tutuşturup odasına gönderecekti.

Elbette yine İncegül kişisi bilirdi ki; yasaklar hiçbir şeyin çözümü olamazdı. Zorla güzellik de olamazdı. Lakin, bunca serbestlik de sonun başlangıcı olabilirdi.

Şimdilik bizim buralarda asayiş berkemal gibi görünüyor. Ama siz de ben de biliyoruz ki; yakınlarda yine, yeni bir absürd öyküyle karşınızda olurum.

Şimdilik hoşçakalın pan.pişlerim… ay pardon sayın okuyan…