<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664</id><updated>2012-02-11T09:18:00.933+02:00</updated><category term='EN GÜZEL YİMEK TARİFLERİ'/><category term='ONDAN BUNDAN ŞUNDAN'/><category term='BİZİM EVİN HALLERİ'/><category term='TEKNOLOCİ HARİKALARI'/><category term='SİDİKLİ AYSEL'/><category term='SİNEMA ELEŞTİRMENİ İNCEGÜL'/><category term='BEŞ YILDIZLI TATİL'/><category term='POLİSİYE'/><category term='DÜĞÜN DERNEK'/><category term='ÖYLESİNE'/><category term='TEST'/><category term='SANAT'/><category term='İŞ GÜÇ'/><category term='TELEVİZYON MELEVİZYON'/><category term='VEDA HÜZÜN FALAN FİLAN İŞTE'/><category term='BAHAR GELMİŞ NEYİME'/><category term='TIPSAL DURUMLAR'/><category term='ETKİNLİK GİŞİSİ İNCE'/><category term='OFFFFF OFFF'/><category term='EĞİTİM ŞART'/><category term='TALİH GUŞU'/><category term='SÜS PÜS NEYİN İŞTE'/><category term='DOMATES BİBER PATLICAN'/><category term='BELİRLİ GÜN VE HAFTA VE AY VE YILLAR'/><category term='YAPIMCI KİŞİLİK İNCEGÜL'/><category term='ZENGİNLİK BAŞA BELA'/><category term='SOBE'/><category term='MASALSI DOKUNUŞLAR'/><category term='YENİ KARARLARA İMZA KOYAN İNCEGÜL'/><category term='ARAŞTIRMA SORUŞTURMA'/><category term='KALEM GÖTÜRDÜ'/><category term='MUSLUK DAMLATIYOR'/><category term='DELİ DELİYİ DAKKADA'/><category term='HAYVANLAR ALEMİ'/><category term='ÖYKÜ ATÖLYESİ'/><category term='SOYU BATASICA URUSLAR'/><category term='GUGUK KUŞU'/><category term='ÖYKÜ'/><category term='KADINLAR VENÜSTEN ERKEKLER MARSTAN'/><category term='ÇOLUK ÇOCUK'/><category term='OĞLUSUMUN DOĞUMGÜNÜSÜ'/><category term='DÖK İÇİNİ RAHATLA'/><category term='AŞK MEŞK'/><category term='KELİME OYUNU'/><category term='AİLE EFRADI İSTANBUL&apos;UN EŞRAFI'/><category term='BİR ÇEŞİT HALK OYLAMASI'/><category term='SEVDİCEKLERİM'/><category term='KALEM YAPTI BEN YAPMADIM'/><category term='KORKU DAĞLARI BEKLER'/><category term='SIYIRMA'/><category term='HAYAL KURANI DA'/><category term='GÜNDÜZ NİYETİNE HAYIRLAR OLSUN SULARA KARŞI'/><category term='MEST'/><category term='TEŞEKKÜR'/><category term='FOTOĞRAFIN DİLİ'/><category term='BİLİMSEL KONULARA PARMAK TEMASI'/><category term='SIYIRMIŞ İNCEGÜL'/><title type='text'>BİR KADIN GÜNCESİ</title><subtitle type='html'>*Fikrimin İnce Gülleri*</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>302</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-3870983329361776772</id><published>2012-01-22T23:15:00.000+02:00</published><updated>2012-01-22T23:15:37.863+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SIYIRMIŞ İNCEGÜL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KADINLAR VENÜSTEN ERKEKLER MARSTAN'/><title type='text'>YOLCULUK NEREYE HEMŞERİM...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-avMMEDX6-EE/Txx8CoPc-_I/AAAAAAAABuU/MnyM5Sp8-2E/s1600/uzay-karikatur15.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="400" width="334" src="http://1.bp.blogspot.com/-avMMEDX6-EE/Txx8CoPc-_I/AAAAAAAABuU/MnyM5Sp8-2E/s400/uzay-karikatur15.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;-İnce…&lt;br /&gt;-Hııı?&lt;br /&gt;-Sen başka bi gezegenden olabilir misin?&lt;br /&gt;-Bilmem. Niye sordun ki?&lt;br /&gt;-Hiiç… Öylesine… Meraktan. &lt;br /&gt;-Hıı tamam hayatım. İyi geceler.&lt;br /&gt;-Sana da hayatım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dınınınııın!.. Uyuma İncegül! Belki bu kısa ama aydınlatıcı konuşma  senin yaşamının dönüm noktası olacak. Belki de bu bi işarettir, kim bilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuantumculara göre hepimiz evrenin minik birer parçası, enerjiyi oluşturan elemanlardan biri değil miyiz? Belki de şu yeni buldukları,dünyaya çok benzeyen gezegende, senin aynısının tıpkısı bir enerji parçacığı öyle boşlukta dolanıp duruyor. “İncegül gişisi bu diyarlara ne zaman gelecek? Ne zaman gavuşacağız? O gurbette, ben sılada, böyle gaç yıl daha geçecek?” diye diye gün sayıp kendini helak ediyor kim bilir. Ve sen burada o.sura o.sura uyuyorsun. Yazık değil mi yavrucağa? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu metrobüs çalışması uzadıkça uzadığına göre, zannımca oralara kadar hat çekecekler. Bastık mıydı kartımızı, trafik yok bişey yok. Adı üstünde “Uzay Boşluğu” bin, bilemedin iki bin ışık yılı sonra ordayım. Valiz de hazırlamak lazım değil mi? Şık şeyler  olsun. Neme lazım, Barbros’un enerci parçacığı da oralarda bi yerlerdeyse, “Çoook rüküşsün. Hiç sevmedim.” diye çemkirmesin suratıma. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi de bu metrobüs, 29 Ekim’di, yılbaşıydı, 23 Nisan’dı derken ya yine bitmezse? Ya seneler seneleri kovalar, tüm milli bayramlar ardı ardına biter, ama bizim metrobüs hala yerinde sayarsa? O kadar vakit yok ki! Acep başka bir çare mi düşünsem? Bir an önce yollara dökülmem lazım benim. Parçaları bir araya getirmem, başka başka boyutlara geçmem, gerçek kimliğimi bulmam, özüme dönmem lazım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taksi tutsam çok yazar. Onca zaman araç da kullanamam. Burdan orası kaç vesait kim bilir? O da yaş. Işınlanma işini de beceremedi ki  bu bilim insancıkları. Varsa yoksa diş fırçasının açısı… İyisi mi biz bi kaç arkadaş toplaşıp uzay mekiği kiralayalım. Metrobüs kadar hızlı olmasa da cam kenarında yıldızları seyrede ede gideriz artık. Samanyolu’nu hep yakından görmek istemişimdir zaten. Evet evet, en mantıklısı bu olacak. Ne de olsa aklı başında bir insanım ben. En iyi çözüm bu gibi görünüyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bekle beni enercimin ayrılmaz parçası. Gözümün nuru bekle! Sana geliyorum. Bitecek bu hasretlik gayrı! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hııı… Ya bebeler? Bunca ışık yılı ne yer ne içerler? Bunlar bensiz donlarını bile giyemezler yahu. Hem evi de batırırlar. Belediye bu sefer kesin çöp ev diye ekip gönderir. Televizyona çıkıp “Müke Aplaaa… Anamız bizi bırakıp gettiii.” diye salya sümük ağlarlar da üstelik. Yaparlar mı yaparlar. Bu küçük sıpa daha minik sıpayken, bi kere bağırdım diye karakola şikayet etmeye kalktıydı da zor engellediydik kendisini. E normaldir. Deli inekten akıllı buzağı doğar mı hiç? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ya koca kişisi? Len bu kesin benim yokluğumda birini bulur ha. Erkek ırkı bu, güvenilir mi? İliğinde var, iliğinde. Ahan da benim boynuzlar çatal çatal olur da uzay gemilerinin kapılarından sığamaz olurum valla. Hele öyle bi şey yapsın, o boynuzları bak nasıl bi taraflarına geçiriyorum. Bi kaç bin ışık yılcığı yalnız bırakıyorum diye, hemen elin fin.girdek s.rtükleriyle güreş tut değil mi? Seni mazlum görünen çakaaal, seni kuzu postuna bürünmüş kurt kırmasıııı… Geberme emi? Irkın kurusun pislik. Öküz n’olcak.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Üfff! Ne vuruyon kızım durup dururken ya? Delendin mi? Uyumuştum ne güzel.&lt;br /&gt;-Kalk, uyuma. O haltları karıştırırken düşünecektin bunları. Hem vazgeçtim ben gitmekten.&lt;br /&gt;-Ne haltı canım ya? Hem sen nereye gidecektin ki?&lt;br /&gt;-Neyse, tamam boşver ya. Sen hiç anlama zaten beni.  Kafanı da yorma bunlarla. Anca öyle fosur fosur uyu. &lt;br /&gt;-Hadi İnce sen de uyu artık lütfen. Bak sabah kargalardan bile önce kalkıyoruz.  Hadi güzelim, iyi geceleeeer. &lt;br /&gt;-Sorcam ben sana bunun hesabını meraklanma.&lt;br /&gt;- İyi geceler dedim İncegül. &lt;br /&gt;-Aman iyi be sana da iyi geceler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi geceler sayın okuyucu, iyi geceler minik, sevimli, hasret kokulu enerci parçacığım, iyi geceler küçük cooo.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-3870983329361776772?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/3870983329361776772/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=3870983329361776772&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/3870983329361776772'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/3870983329361776772'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2012/01/yolculuk-nereye-hemserim.html' title='YOLCULUK NEREYE HEMŞERİM...'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-avMMEDX6-EE/Txx8CoPc-_I/AAAAAAAABuU/MnyM5Sp8-2E/s72-c/uzay-karikatur15.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-6853792791348957636</id><published>2012-01-09T10:54:00.000+02:00</published><updated>2012-01-09T11:09:47.016+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SEVDİCEKLERİM'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SOYU BATASICA URUSLAR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ETKİNLİK GİŞİSİ İNCE'/><title type='text'>YOH BELE BİR DANS VE DE BELE BOHTAN ŞANS</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-CFOfYNiy_Yo/TwqsZlLHYQI/AAAAAAAABs8/OG9WBFTo_rQ/s1600/Break_Dans.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 378px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-CFOfYNiy_Yo/TwqsZlLHYQI/AAAAAAAABs8/OG9WBFTo_rQ/s400/Break_Dans.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5695554234238853378" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Her gün ayna önlerinde “Aman da pek güzelim. Allaam beni nasıl böyle harika yaratmışsın. Şu kaş, şu göz, şu endam… Ben olsam, benim aşkımdan ölür, geberirdim.” demesem de;  En azından doğru elbiseyi giyip, topuklularla boyu yükseltirsek, saça başa da biraz bakım yaparsak, fena da görünmem herhalde diye düşünürdüm sayın okuyan. Hatta çevredekilerin ara gazıyla, hoş hatun olduğum kanaatine kapıldığım zamanlar bile olmuştu. Yani her vasat yurdum kadını gibi kendi halimde takılıp gidiyordum. Ta ki onunla tanışana kadar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mari…  Benim soyu batasıca ve elbette çatlak Urus arkadaşım. Urus’tan arkadaş mı olurmuş deme sayın okuyan. Ben yaptım oldu. Lakin o porselen gibi cildine, sarı saçına, yeşil gözüne, sülün gibi endamına, o kadar işin içinde bile bakımından ödün vermeyen tavrına sinir olmuyor muyum? Elbette kara kuru, ufacık tefecik, kendini hayata kaptırıp paspal paçoz gezen her normal! hatun gibi ben de onun ırksal özelliklerinden nefret ediyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlarla yiyeceksin, içeceksin, sohbet edeceksin eyvallah. Lakin, kapalı mekanda…  Birlikte insan içine çıkmayacaksın. Yoksa başına geleceklere katlanacaksın. Kompleksin varsa da kesinlikle uzak duracaksın. Çünkü karılar, bildiğin doğal afet anacığım. Ben bunu nasılsa asosyal yapar eve kapatırım, sokağa adım atmayız diye dost edindiydim aslında ama, ne mümkün? Hatun bildiğin sosyal ortam insanı çıktı kardeşim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün geçmez, hafta sekmez, Mari kişisi yeni bir etkinlik planı, yeni bir organizasyon, yepyeni bir kurs teklifiyle kapıma dayanır sayın okuyan. Gözlerine o delici bakışı yerleştirip “Yiinceeeee…” diye seslendi miydi; anlarım ki bu yine sosyalleşme peşinde. Bi gün gelir pilatese, yogaya gidelim,der. Bi başka gün “Yüzeliiiim..” diye tutturur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ney kursa gideciz Yiiinceee. &lt;br /&gt;-Ney ney ney???&lt;br /&gt;-Ya gena itaraz yetme be.&lt;br /&gt;-Kızım sen ney çalmanın ne zor bişey olduğunu biliyo musun? Biz ondan bi düt sesi çıkarana kadar, nerelerimizden ne sesler çıkar… Olmaz o iş. Unut. Git flüt, kaval, saksafon falan çal.&lt;br /&gt;-O zıman oryentele gidecez.&lt;br /&gt;-Benim için gerek yok bebeğim. Biz Türk kadınları doğuştan kıvrak hatunlarız. Kapı gıcırtısına oynarız. Ayrıca da sizin beliniz kalas gibi. Bence sen hiç bulaşma. Hürrem’i gördük işte. Neymiş güzel dans ediyomuş. Peeehhhh! Ulen ben oynasam orda, Sülüman Osmanlı’nın bütün topraklarını üzerime yapardı be! (Böyle de alırım bin yıllık kuyruk acısının intikamını.)&lt;br /&gt;-Tımam Latin yapacız o zıman. &lt;br /&gt;-Ha bak o olabilir. Ama eşli katılmak gerekmiyor mu o kurslara?&lt;br /&gt;-İkimiz işte. &lt;br /&gt;-Hadi be? Düğünlerde birbiriyle dans etmek zorunda kalan ezik kız modeli. Hayatta olmaz Mari. Unut onu. &lt;br /&gt;-N’olüüüür… Yiinceeee… Davaaayyy…&lt;br /&gt;-Ya şu boynunu büküp kedi yavrusu gibi bakma demiyo muyum ben sana. Kızım dayanamıyorum işte. Tamam be tamam. Haroşa.&lt;br /&gt;-Pasiba caniim. Çok güsel olacık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim salsa, ça ça ça olayımız anlatılmaz yaşanır ya… Yine de anlatayım mı sayın okuyan? Haydi yaslanın arkanıza. Şöyle bir rahatlayın. Ve buyurun bir alt paragrafa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evi, gideceğimiz kursun yakınlarında olduğundan ve ben işten doğru gideceğim için, kıyafetleri ben ayarlarım dedi. İyi dedim. Senin kısa taytlardan, bir uzun tişört, (ki onun tüm tişörtleri bana uzun…) bir de spor ayakkabı getir diye de sıkı sıkı tembihledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşamınan iş çıkışı, başıma geleceklerden habersiz, mutlu mesut yollara düştüm. Madem ki kaçınılmazdı, tadını çıkarmalıydım değil mi?. Belki de geleceğin dans divası, sahnelerin aranan yıldızı ben olacaktım kim bilirdi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gittiğimde Mari çoktan hazırlanmaya başlamış, soyunma odasında mayosuyla arz-ı endam etmekteydi. Onu o halde görünce, g.tlü göbekli, boy fukarası diğer kursiyerlerle birlikte kendisinden topluca nefret ettik. O ise, yine o boynu bükük masum gülüşünü takınmış, elindeki poşeti bana uzatıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açtım. Afalladım. Salaktım, daha da salaklaştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Mari bunlar ne?&lt;br /&gt;-Dans elbise…&lt;br /&gt;-Kızım bunlarla mı girecez derse?&lt;br /&gt;-Daaa… &lt;br /&gt;-Daaaymış. Bu pullu boncuklu, kıpkırmızı elbiseyle insan içine çıkacağımı şahsına düşündürten şey neydi acaba?&lt;br /&gt;-Haaa?&lt;br /&gt;-Diyorum ki; Arcantin’in gece klüplerinden birinde tango gösterisi yapmayacaz kızım. Alt tarafı kıytırık bi dans kursu burası. Bunlar biraz abartılı olmamış mı? Ayrıca da ben bu ince topuklularla düz yolda yürürken kafayı gözü yararım. Nasıl dans edecem? Hayatta olmaz. B.k var gibi bugün de kumaş pantolon giymişim. O da olmaz. Ben eve gidiyorum. Ne halin varsa gör. &lt;br /&gt;-Hadi Yinceeee… Bak çok yakişacık. Hepkes böyle giyecik zeten. Nolüüür… &lt;br /&gt;-Allah belanı vermesin Mari. Soyun sopun batsın. Yüzünü sivilce, bacaklarını selodit bassın inşallah. Sayende bu yaştan sonra ele güne maskara olmak da varmış kaderde. Ya üf yaa… Bana bak Urus s.rtüğü, tamam giyecem bunları. Ama eğer düşüp çanağı çömleği kırar da hastanelik olursam, kendi kıyafetini de benimkini de değiştir tamam mı? Koca kişisi gecenin bi yarısı ikimizi bu kılıkta görürse, geri kalan kemiklerimi de kırıverir sevabına. &lt;br /&gt;-Haroşa Yiincee… &lt;br /&gt;-Haroşa diyo ya… Haroşa diyo bi de…  Allaam sen sonumuzu hayır et.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ders mi? Fena değildi. Birkaç figür kaptık. Çokça eğlendik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında herkes siyah giyinmeyeydi…  Bir de hoca kişisi “Kırmızılı Arkadaşlar” aşağı, “Kırmızılı Arkadaşlar” yukarı demeyeydi, iyiydi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydin bol etkinlikli, sosyal günler dilerim sayın okuyan. Yıldızınız parlasın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-6853792791348957636?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/6853792791348957636/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=6853792791348957636&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/6853792791348957636'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/6853792791348957636'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2012/01/yoh-bele-bir-dans-ve-de-bele-bohtan.html' title='YOH BELE BİR DANS VE DE BELE BOHTAN ŞANS'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-CFOfYNiy_Yo/TwqsZlLHYQI/AAAAAAAABs8/OG9WBFTo_rQ/s72-c/Break_Dans.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-6271436649722615056</id><published>2011-12-31T19:43:00.000+02:00</published><updated>2011-12-31T19:47:47.118+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SİNEMA ELEŞTİRMENİ İNCEGÜL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BELİRLİ GÜN VE HAFTA VE AY VE YILLAR'/><title type='text'>BİZ Mİ YENİ YILA... YENİ YIL MI BİZE... ???</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-mQX5zJRcTWQ/Tv9KsYlWciI/AAAAAAAABsw/eggdbpytD5A/s1600/ERDIL_%257E1.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 315px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-mQX5zJRcTWQ/Tv9KsYlWciI/AAAAAAAABsw/eggdbpytD5A/s400/ERDIL_%257E1.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5692350580393407010" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bildiğiniz gibi her sezon, felaket senaryolarının biri kalkmadan, biri girer vizyona sayın okuyan. 2012, Kehanet, Dünyanın Durduğu Gün, Biz Size Dememiş miydik, Ahan da Kaydı, He he Şimdi Ne B.k Yiyeceksiniz Bakalım… Ve benzerleri gibi filmlerle içimizi kuruttu bu Halivud senaristleri. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamam kıyamet diye bi şey var. Tamam sonunda yok olacak dünya. Lakin, bunu gözümüze gözümüze sokmanın alemi ne? İki felaket filmi seyrettik diye bilinçlenecek miyiz? Buzullar eridiğinde sular altında kalacaz diye vaz mı geçeceğiz doğa katliamından? Nükleer tüm dünyayı sarmasın diye tepki mi vereceğiz? Kuraklık olacak diye ormanları yok etmeyi bırakacak mıyız? Elbette ki hayır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten benim derdim, bu konuda film yapılması da değil ki. Gavur yapıyor kardeşim. Yapsın… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Peki senin derdin ne kadın?” diye sorduğunuzu, “İki saattir ne diye yine bıdı bıdı edip kafamızı şişiriyon? Sadede gel artııık!” şeklinde çemkirdiğinizi duyar gibiyim. Çemkirmeyin sayın okuyan! Anlatıciim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıl 2012… Günlerden Pazar. Boşanmış bir ana-baba onların mutsuz bebeleri…( ki halivud bize bu alt metinde, aile yapısının öneminden, boşanmanın çocuklar üzerindeki olumsuz etkisinden bahsederek, önemli bir mesaj vermeyi ihmal etmiyor.)  ve ananın yeni sevdiceği aynı arabanın içinde seyahatte. (Burada da halivud amca, modern ve geniş bir ailenin nasıl yapılanması gerektiğini anlatarak, yine bir alt mesajla beyinlerimizi dumura uğratıyor.) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pekiyi bunlar ne mi yapıyorlar? Kıyametten kaçıyorlar. Vallaha bak. Yeminlen söylüyorum. Gülme sayın okuyan! Kaçan kaçıyor, sen kendi derdine yan! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağlar kalkmış kopmuş, okyanuslar taşmış, yollar ikiye yarılmış ne var ne yoksa yutmada. Koskoca Hürriyet Hatunu bile suların altına gömülmüş. Dünyanın ekseni kaymış, ağzı burnu yamulmuş, şanzımanı freni dağıtmış gezegenimiz… Bu bizimkiler ne yapıyor? Külüstür bir minibüsle, yok olmakta olan dünyanın yarık yarık olmuş yollarında seyr-ü sefer ediyor efenim. He bu esnada da eski koca ve yeni kırık birbirleri ile fikir istişaresinde bulunuyor. “Bu iş minibüsle olmayacak kardeş, bence biz uçakla kaçalım.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi buradan ne anlıyoruz? Filmin bize vermek istediği en önemli mesaj ne sizce? Yorulmayın pek kıymetli teve izleyicisi, ben söyleyeyim: Dünyanın o son günü geldiğinde, kıyametten kaçmak için kullanmak üzere, her birimizin birer uçak edinmesi şart!  Banka kredisiyle, kredi kartına seksen altı taksitle, artık bilezik, altın ne varsa bozdurmak suretiyle… Lem nasılsa taksitler bitmeden kıyamet kopmuş olacak. O saatten sonra bankalar, faiz diye, temerrüt diye peşimize düşecek değil ya! Olmadı kurbanda yedi kişi bi uçağa girecez. Hadi yine iyiyiz dostlar. Yırttık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bak bi de laf ediyordun İncegül. Al sana cillop gibi kurtuluş” diyordum ki…  Yanılmışım sayın okuyan. Daha bitmemiş. Bunların asıl derdi, kendilerini yok olmaktan kurtaracak, gemilere ulaşmakmış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Al işte… Uçakla kurtaracaktık durumu ama, şimdi bir de gemi çıktı. Eee, şimdi bizim emekli ikramiyelerini koysak, banka kredisi, karttan nakit… Eşten dosttan dolar avro alsak… Yok yok… Hem uçak hem gemi biraz zor… Bu bahtla piyango miyango da vurmaz. Yapacak bir şey yok. Biz de bedelini ödeyemeyen her fakir Türk evladı gibi paşa paşa bekleyip kaderimize razı olacağız.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse efendim, biz yine filmimize dönelim. Bunlar, tabii ki hangi taşı kaldırsan altından çıkan Çinlilerin  yapmış olduğu gemilere ulaşmak için türlü badireler atlatıyor, türlü tehlikeleri aşıyorlar. Elbette her başrol oyuncusu gibi dokuz canlı oldukları için bir türlü ölmüyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lakin, halef-selef olan iki adam, her ne kadar birlikte hareket ediyormuş gibi görünse de ortalık durulduğunda hatunu hangisi götürecek diye bir si.dik yarışı içine girmekten de geri durmuyor. La oğlum, bak kıyamet gelmiş, dünya gitti gidiyor… Kıl iki rekat namazını, duanı et, bi şehadet getir, hiçbir şey yapamıyorsan istavroz çıkart… Yok baba, hala karı-kız derdindeler. Erkek milleti işte… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet sayın okuyan, hemen hemen hepinizin seyretmiş olduğu gibi bu nadide filmimizin sonunda dünya yerle bir  oluyor, resetleniyor, sıfırlanıyor, sil baştan başlıyor. Ve bunlar elbette kurtuluyor, mutlu mesut, yeni bir yaşam kurmak için planlar yapıyorlar. Allahtan öteki adam tam olarak başrol oyuncusu olmadığı için, filmin bi yerlerinde hakkın rahmetine kavuşuyor da hatun için kavga etmesi gerekmiyor cönümüzün. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıyamet kopmuş ne gam? Onlar eriyor muradına, biz çıkıyoruz kerevetine. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hey gidi hey! Biz ki; elleri, ayakları bağlı vaziyette koca düşman ordusunu yerle bir etmiş Nattal Gazi’nin torunu, biz ki; kolunda dijitıl saatiyle tek başına kaleler fethetmiş Mamçakoğlu’nun ahvadı, biz ki; mancınığa mevsimine göre meyveler gerip küffarın üzerine yürümüş, bir domatesle iki gavur birden devirmiş Karamurat’ın ceddiyiz. La oğlum, biz bile bu kadar saçmalayamamıştık yahu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlahi Halivud!.. Sen çok yaşa e mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoktan seyredilmiş, eskitilmiş bu filmi neden mi tozlu raflardan, günışığına  çıkarttım? Hele bir bakın isterseniz takvimlerinize…  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydin kendinize mukayyet sayın ve pek sinemasever okuyan kitlesi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-6271436649722615056?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/6271436649722615056/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=6271436649722615056&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/6271436649722615056'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/6271436649722615056'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2011/12/biz-mi-yeni-yila-yeni-yil-mi-bize.html' title='BİZ Mİ YENİ YILA... YENİ YIL MI BİZE... ???'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-mQX5zJRcTWQ/Tv9KsYlWciI/AAAAAAAABsw/eggdbpytD5A/s72-c/ERDIL_%257E1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-5979064883920155212</id><published>2011-12-23T20:52:00.000+02:00</published><updated>2011-12-23T21:02:18.872+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SÜS PÜS NEYİN İŞTE'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SEVDİCEKLERİM'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DELİ DELİYİ DAKKADA'/><title type='text'>TOYNAĞINA GURBAN</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-C_maXQiUxKA/TvTPvADHeeI/AAAAAAAABsk/QF76M4fNDXw/s1600/499E569EB62A3C1CC0E0BBC56EF7E3.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 286px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-C_maXQiUxKA/TvTPvADHeeI/AAAAAAAABsk/QF76M4fNDXw/s400/499E569EB62A3C1CC0E0BBC56EF7E3.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5689400635649653218" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kavruk bir yaz öğleden sonrasıydı. Çaylarımızı elimize almış, stresli bir işgününün ortasında, güzel bahçemizde dinlenme seansı yapıyorduk. Gölgesinde oturduğumuz asmalar, güneşin hüzünlü ışıklarıyla altın rengine bürünmüş üzümlerini bir hediye gibi avuçlarımıza bırakıyor, binanın tepesine tünemiş olan kargalar ise, acep hangisinin kafasına z.çsak da onu günün talihlisi ilan etsek diye kara kara düşünüyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birden demir bahçe kapısı gıcırdayarak açıldı. Minicik haliyle o koca kapıyı nasıl kaydırdığına şaştığımız Guzu kişisi içeriye girdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İncegül Hanım’la görüşmek istiyorum.” Dedi.&lt;br /&gt;Başına geleceklerden bihaber, masum bir bebek, narin bir kelebek gibiydim. Ben bu dünyanın kirinden pasından arınmış bir melek gibiydim. &lt;br /&gt;“Buyrun hanfendi benim…”&lt;br /&gt;Dedim sayın okuyan. Demiş bulundum sayın okuyan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bıttırızırt firmasının satış temsilcisiymiş. Son derece bakımlı, hoş… Son derece hanımefendi. Son derece falan filan bir şahsiyet... Firmamı değiştirmem, dedim. Olgunlukla karşıladı. Ümüğüme çökmedi. Ötekiler gibi bak bizim şirket şöyleyken böyledir, çok kalitelidir, çok fenadır diye baskı yapmadı. Bakarız bir aralık, bi deneriz belkilerle konuyu kapatıp hayattan muhabbete başladık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce Guzu Hanımlar, İncegül Hanımlar havalarda uçuştu, sonra kahkahalar… Önce yaz sıcağı gibi yakıyordu yabancılık , sonra tanışlık duygusu getiren rüzgarlar esti ılık ılık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci görüşmemizde yeni bir deli deliyi dakkada vak’ası ile karşı karşıya olduğumu hissetmiştim sayın okuyan. Hatta bundan emindim. Keza üçüncü görüşmemiz yanılmadığımı anlamama yetti de arttı bile. Şöyle sandalyelerinize, koltuklarınıza kurulun, soğuk-sıcak drinkinizi alın elinize de anlatayım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ofisimde oturmuş sakin sakin nesgayfelerimizi yudumluyor, bir yandan da aynı kitabı okuyor olmamızın ne mene bir tesadüfün eseri olduğu konusunu tartışıyorduk. Olabildiğimizce entelektüel, olabildiğimizce ciddiydik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden sonra Guzu gişisinin gözlerinde korkutucu, ürkünç bir ifade belirdi.  Birden ayağa kalktı ve kapıya yöneldi. Benim şaşkın bakışlarıma aldırmadan kapıyı kilitleyiverdi. Ne yaptığına anlam vermeye çalışıyordum ve fekat öyle hızlı hareket ediyordu ki… Kendisine soru sormama bile fırsat vermeden çantasının fermuarına asıldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Been… İncegül gişisi… Elimden hiçbir şey gelmiyordu. Tırsmıştım. Ahan da öyle mal gibi kalakalmıştım. Şimdi çantasından silahını çıkarıp beni önce topuklarımdan vuracak. Arkasından satırıyla parçalara bölecek, parçalarımı poşetlere koyup fakir fukaraya dağıtacaktı. Ve bunları yaparken kimsenin ruhu bile duymayacaktı. Zira üçbin metrekarelik şirkette şimdilik sadece üç beş kişiydik ve birbirimizi arayıp bulmamız bile üç saat alıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama nedendi? Bu küçük, tatlı kadını gözü dönmüş bir canavara döndürecek ne yapmış olabilirdim? Düşünüyordum. Böyle uzun uzun yazıp millete eziyet ediyorum diye sinir yapmış bir okuyan kişisi olabilir miydi? Pekala da olabilirdi. Belki sorup soruşturmuş, ipuçlarını değerlendirmiş, izimi bulmuştu ve beni öldürmeye azmetmişti. Belki de okuyanlar, aralarında para toplayıp bunu tetikçi olarak tutmuşlardı kim bilir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de çantasından silah değil de bir sidi çıkartacak, ve yüksek dozda YK şarkısı dinletmek suretiyle bana işkence edecekti. Aman allaamdı. Lütfen, lütfen, lütfen silah çıkartsındı. Bu narin bedenim bas gaza aşkıımmm bas gazaaaa’larla örseleneceğine öleyim daha iyiydi. Hassas ruhum bunu kaldırabilemezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama, fekat, velakin o da neyin nesiydi? Guzu gişisi, gözü dönmüş bir halde, çantasından bir cımbız ve bir tutam ip çıkarıverdi. “Kızım kaşın gelmiş. Valla hiç dayanamam, alacam.” diyerek üzerime yürüyordu. Ben biçare, nazlı gelincik, “Ya Guzu manyak mısın? Şimdi biri gelecek rezil olacaz. Ya bi dur amaaa…” diye çırpınırken, o çoktan yüzümü gözümü yolmaya başlamıştı bile. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yandan da “Kızım, manikürünü, pedikürünü de yaparız haftasonu. Bak saçlarını da  boyayacam taam mı?” diyerek tehditlerine devam ediyordu. “Toynaklarıma dokundurtmaaammm…” haykırışlarımı duymuyordu bile. Oysa o el tırnakları en dibinden kesilmeye alışmıştı bir kere. Ve toynaklarım… Onlara insan eli değmeyeli bin yıl olmuştu. “Hadi leyyyn! Debelenmeeee!” diyerek susturdu bu duygusal insanı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örselenmiş, hırpalanmış, pempe bir gonca gibi açamadan solmuştum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bir çatlak insan daha hayatımın içine dalmış, İncegül gişisinin normalleşme çabalarına bir sekte daha vurulmuştu bile. Eski kuaför, yeni satışçı Guzu şahsiyeti bir dahaki sefere şirkete elinde siriyle, beziyle gelirse hiç şaşırılmayacaktı. Her şey beklenirdi bu dünya tatlısı, balböcüü, dili şekerli, sözü şerbetli deliden. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydin akla mukayyet sayın okuyan. Benliğinize iyi davranın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-5979064883920155212?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/5979064883920155212/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=5979064883920155212&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/5979064883920155212'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/5979064883920155212'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2011/12/toynagina-gurban.html' title='TOYNAĞINA GURBAN'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-C_maXQiUxKA/TvTPvADHeeI/AAAAAAAABsk/QF76M4fNDXw/s72-c/499E569EB62A3C1CC0E0BBC56EF7E3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-2794645806738543258</id><published>2011-12-17T14:01:00.000+02:00</published><updated>2011-12-17T14:20:00.304+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TELEVİZYON MELEVİZYON'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KADINLAR VENÜSTEN ERKEKLER MARSTAN'/><title type='text'>ÖKÜZ YUVA YAPMIŞ GÖNÜL DALIMA</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-xDjPu4ZVZHQ/TuyFX5nHYmI/AAAAAAAABsY/YaSpobt_go4/s1600/388371_10150459292405489_793860488_8475407_2114877133_n.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 290px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-xDjPu4ZVZHQ/TuyFX5nHYmI/AAAAAAAABsY/YaSpobt_go4/s400/388371_10150459292405489_793860488_8475407_2114877133_n.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5687067075110462050" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İngiltere’de bir araştırma firması, uzun soruşturmalar sonucu, kusursuz erkeğin var olmadığını ortaya çıkarmış. Valla tebrik ediyorum. İleri zekalı İngilazlar ancak uyanmışlar mevzuya. Bunca para ve vakit kaybına ne gerek vardı ki? Sorsalardı, söylerdik!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkek milletinin kütlüğü, genlerinden geliyor sayın okuyan. Hammaddesi odun olan bir mamulden ipek olmasını beklemek abes olurdu değil mi? Demiyoruz ki; kadın milleti kusursuzdur, mükemmeldir, sütten çıkmış akça pakçadır. Lakin terazinin ibresi bir yana doğru ağır basmadadır çok zaman. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatasız kul olmaz elbette. Her kişi eksiğiyle, yarımıyla insan olur. Lakin bu herif milletinin en müstesnası, en emsal teşkil edeni, en hayallerimizin erkeki olanı bile kadın kısmından daha ziyade zıvanadan çıkmaya müsait yaratılmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir zamanlar aman da biz ne kadar kusursuz bir çiftiz. Bakınız vicudumuzda bir gram bile yağ yok. Üstelik de çok mesut bahtiyar bir evlilik sürdürüyoruz diye gazetelerde, televizyonlarda görmekten böğğk geçirdiğimiz Bırak Hakkımıyiyenzıkkımıyesin ve gudubet zevcesi, ne yazık ki şu sıralar kirli çamaşırlarını ortalara sererken, eteklerindeki taşları dökerken arz-ı endam etmedeler sevgili izleyici. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya Bret Pit kişisi? Dünyanın en bal dudaklı, en sek.sapelli hatunlarından biri koynundayken, sen git evdeki sümsük bakıcının yatağına sızıver. Dünyanın neresinde yaşarsan yaşa, hangi konumda olursan ol fark etmez. Hamur aynı… Yanındaki kadın Kleopatra olsa, erkeğin gözü dışarıdaki Kezban’dadır. İstisnası yoktur. İki çarpı iki her zaman dörttür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette bizim cevval Türk kadını da bu olayların üzerine, soymakta olduğu soğanı bir yana, ayıkladığı fasulyeyi diğer yana bıraktı, ağzındaki sakızı tülbendine yapıştırıp başladı gazele:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Abbboovvv… Ama ben dediydim. Onun gözü göz deel anacım. Gül gibi garısı dururkene… Boşa gız Encelina. Doksan iki bebeni de al bas get imansızın yanından!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Vay şirefsiiiz… O garı aldatılır mı heç? Manken gibin maşallah. Safi gemük. E yüzü gülmezmiş, kazuletmiş nolacak yahu? Efferim gız Sima. Boşa getsin.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Televizyon başında çekirdek çitlerken, kadınlık gururundan dem vurmak, Bret’i, Bırak’ı boşamak kolay geliyor değil mi?. E o zaman kendi hödük kocalarınızı, çam kütüğü sevgililerinizi niye postalamıyorsunuz hanımlar? Orkide görse, yaban otu diye salataya bile doğramaya tenezzül etmeyen, mini etekli hatunlara göz süzüp siz diz altı bile giyseniz “O.rospu mu olacan len sen benim başıma?” diye böğüren, gerektiğinde döven canı istediğinde söven, sonra sizden ilgi, sevgi bekleyen odunlarınızı neden ateşe atıp yakmıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngilazlar bu sefer yanılmıyor dostlar. Kusursuz erkek yoktur; erkeğini kusursuz görmeye meyilli kadın vardır. Doğa bizim yaradılışımıza şehla göze badem demeyi, kel başa şimşir tarak hediye etmeyi kodlamış bir kere. Fedakar olmayı, gelinlikle girdiğin evden kefenle çıkmayı işlemiş içimize düzen. Kimimiz paradan puldan, kimimiz çoluktan çocuktan, kimimiz de aşktan göz yummada gibi görünsek de bazı şeylere; aslında şifresi budur bu işin. Kadınız biz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lakin, diyorum ki; biz öküz sever hatunlar, illa ki bir tane besleyeceksek evimizde, göbeğindeki pamukçuklardan sehpa örtüsü yapan, g.tündeki kıvırcık tüyleri klozet kapağının üzerine seren, vurdumduymaz, aymaz, boş vermiş ve en önemlisi  bir başka çiçek koklayıp eni sonu kalpte kapanmaz yara açacak geçkin şehir öküzlerinden illa ki bir tane edineceksek… Bunun Biret gibi, Bırak gibi heykel kıvamında olmasını tercih etmez miyiz aslında? “Bırak gııız!” haykırışlarımız, “Boşa, boşa… Sana goca mı yok?” çırpınışlarımız bu içsel  kıskançlığın dışavurumsal debelenmelerinden ibaret olabilir mi acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aksini söyleyen varsa; giderken külahımı bırakıyorum, bi zahmet anlatıversin ona.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydi yeniden görüşmek dileğiyle sayın okuyan.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-2794645806738543258?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/2794645806738543258/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=2794645806738543258&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/2794645806738543258'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/2794645806738543258'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2011/12/okuz-yuva-yapmis-gonul-dalima.html' title='ÖKÜZ YUVA YAPMIŞ GÖNÜL DALIMA'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-xDjPu4ZVZHQ/TuyFX5nHYmI/AAAAAAAABsY/YaSpobt_go4/s72-c/388371_10150459292405489_793860488_8475407_2114877133_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-5952996784831840001</id><published>2011-12-12T20:10:00.000+02:00</published><updated>2011-12-12T20:36:02.302+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SIYIRMIŞ İNCEGÜL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ONDAN BUNDAN ŞUNDAN'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DOMATES BİBER PATLICAN'/><title type='text'>İNCE İNCE METAMORFOZ</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-3r2OlJHowHg/TuZIm-e3qQI/AAAAAAAABsM/N6E_P6YKeUw/s1600/maskeli_balo.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-3r2OlJHowHg/TuZIm-e3qQI/AAAAAAAABsM/N6E_P6YKeUw/s400/maskeli_balo.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5685311414046533890" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hacı hacıyı Mekke’de, deli deliyi dakkada demiş atalarımız. Ya ben çok şaşırıyorum bazen. Bir ata kişisi hiç mi yanılmaz, hiç mi şaşmaz sayın okuyan? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben ve benim manyak kontenjanından  kadroya  dahil olan arkadaşlarım…  Vallahi aramıyorum. Hayat onları bir gün bir yerlerde karşıma çıkarıyor. Ben mi evrene yanlış mesajlar gönderiyorum; yoksa evren mi bana bir şeyler anlatmaya çalışıyor çözemedim hala. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük gazetelerden köşe yazarlığı teklifleri yağdığı, ünlü kitap evi sahiplerinin kapılarımda sabahladığı ve siz pek kıymetli okuyanların “nerde bu İncegül gişisi, ne zaman dönecek acep, çok ösledik kendini, biz onsuz ne ederiz abbooovvv…” şeklinde hezeyan, helecan ve dahi  endişe içinde bekleştiği sıralar, ben büyük büyük kararlar, çeşit çeşit etkinlikler içerisindeydim dostlar. Hayatımda yaptığım bu büyük değişiklikleri sırası geldiğinde paylaşırız.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bunca  reformu yapıp altına imza koymuşken koca kişisini de aradan çıkarıvereydin ya!” dediğinizi duyar gibiyim. Yapacaktım amma, o son anda direkten döndü. Mualla’yı sandala atıp mehtabı seyretme hikayesi gibi… Onu da sonra anlatırım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan yapamam dediği şeyleri yapabiliyor bazen. Yaşam çok değişken bir yapı. Bir varmışsın bir yokmuşsun. Bir ordasın bir buradasın. Böyle karmaşık, kaotik, bir o kadar da ironik bir durum. Çözülmesi en zor, en sıkı, en kördüğüm… Ve  imkansızın gerçekleşmesini sağlayan o küçücük ip kaçığı… Pamuk ipliği dedikleri de bu olsa gerek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘İncegül Gişisi Kendini Aşıyor’  operasyonunun en önemli aşamalarından biri, tası-tarağı toplayıp yıllarımı geçirdiğim, gençliğimi ve hatta çocukluğumu yaşadığım semtten, epeyce bir mesafedeki yeni bir yere göç etmekti sayın okuyan. Bu yeni evde artık bambaşka bir insan, bambaşka bir kadın olacaktım. Bunu çığlık çığlığa haykıran “Eveeet, eveeeet…” diye böğüren içsel höykürüşlerim de onaylıyordu. Hissediyordum. Artık metamorfoza ramak kalmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşı komşumla da ister istemez arkadaş olacaktık. El mecburdu. Katta sadece ikimiz vardık zira. Ayrıca her kapıyı açtığımda karşımdaydı. Üstelik benim gibi zengin, paraya para demeyip başka isimler bulmak için ıkınan, variyetli bir kişilikti. Lakin benden farklı olarak, pek aklı başında, pek hanımefendi bir kişiliğe benziyordu. Belki bu İncegül gişisini de adam eder, rayına oturtur, değişim çabalarına katkıda bulunur diye düşünüyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz artık arkadaşımla birlikte öğle yemeklerinde şuşi ve beyaz şarap eşliğinde, dünya meselelerinden dem vuracak, akşama mekan mekan dolaşıp en lüküs yerlerde portakallı ördeğin, şatö biryanın kralını götürecek, şarap olmadan kahvaltı bile etmeyecektik… Biz birer  lezzet ustası, sonradan gurmeydik ne de olsa. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sitenin havuzunda biraz kulaçlama, biraz kurbaklama yüzdükten sonra, fiit ve diri vicudumuza tenis donlarımızı giyecek, müthiş maçlar yapacak, sporun da etkinliğin de b.kunu çıkaracaktık. Modayı yakından takip edecek, elbiselerimizi Paris’ten, ayakkabılarımızı İtalya’dan getirtecektik. Cilt bakımımızı asla ihmal etmeyecek, makyajsız sitenin bakkalına bile gitmeyecektik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kocalarımız aynı geç saatlerde eve gelip, mütemadiyen asansörde karşılaştığı ve muhtemelen bizim ne kadar iyi birer eş, muhteşem birer kadın, mükemmel birer insan olduğumuzdan konuştukları için, akşamları da birbirimize eşlik edecektik. Bazı geceler büyük davetlere, kimi zaman da klas partilere, balolara katılacaktık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müze, sergi, fuar ne varsa ziyaret edecek, açılışların aranan ismi olacaktık. Yorgunluk atmak için evde mumlar, tütsüler yakıp klasik müzik eşliğinde kitap okuyacaktık.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aman allaam ne kadar da kültür dolu olacaktık, lacaktık, acaktık, caktık, tık, tık, tık, tık, tık…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-İncegüüül..&lt;br /&gt;-Hııııı? Dur geldim.&lt;br /&gt;-Nihayet ya! Kızım iki saattir kapıya vuruyorum, tar tar tar susmadı süpürgen. Yorulmadın mı sen? Hem acıkmışsındır da. Gel bişeyler yiyelim len. &lt;br /&gt;-Kızım işim var. Daha silinecek, tozlar alınacak, ütü var dağ gibi. Yarın iş var, okul var. &lt;br /&gt;-Bak valla kızdırma kafamı, kapatırım kapıyı pat diye, böyle kalırsın üstündeki eşortman bozmasıyla, saç baş bi tarafta.  Mecbur kocan gelene kadar oturursun bende. Hadi bekliyom, çabuk ol. Oyarım valla! Kız İncegül, n’ooldu kız? Ne daldın gene?&lt;br /&gt;-Aman ne biliim. Seni ilk gördüğüm günü hatırladım da birden.&lt;br /&gt;-Kız söylesene ne düşünmüştün benim hakkımda.&lt;br /&gt;-Ne olacak? Başka türlüsü beni bulmaz. Mutlaka bu da benim gibi çatlağın tekidir diye düşünmüştüm.&lt;br /&gt;-Hehe… İyi düşünmüşsün canım. Mercimekle, bulgur yaptıydım, yer miyiz?&lt;br /&gt;-Yeriz, yeriz… Turşu var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydin hoşçakalın sayın ve çok elit okuyan kitlesi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-5952996784831840001?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/5952996784831840001/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=5952996784831840001&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/5952996784831840001'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/5952996784831840001'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2011/12/ince-ince-metamorfoz.html' title='İNCE İNCE METAMORFOZ'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-3r2OlJHowHg/TuZIm-e3qQI/AAAAAAAABsM/N6E_P6YKeUw/s72-c/maskeli_balo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-7154715141663923865</id><published>2011-12-07T20:14:00.000+02:00</published><updated>2011-12-07T20:34:03.012+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SÜS PÜS NEYİN İŞTE'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TELEVİZYON MELEVİZYON'/><title type='text'>BED ASLA NECASET Mİ VERİR HİÇ ÜNİFORMA? ZERDÜŞ PALAN URSAN, MERKEP YİNE MERKEP...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-sR5PhED-t_4/Tt-xDcpeiKI/AAAAAAAABsA/5NeAx8gOogE/s1600/20111202-150126.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 220px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-sR5PhED-t_4/Tt-xDcpeiKI/AAAAAAAABsA/5NeAx8gOogE/s400/20111202-150126.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5683455927552739490" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ben her sabah aynaya baktığımda, Ivana Hart’ın o güzel sesini duyar gibi olurum sayın okuyan. “O ayıkkabi hiç olmadi, o kazak pontulanın üstüne yakişmadi, sen bu halda türkiyanın en şik kadin olamazsin.” Ve o duymasa da her sabah ayna önünde kendisini yanıtlarım. “Ne çemkiriyon beee! Sanki o senin kurduğun cümle çok mu güzel oldu? Sen bu halda sunucu olabiliyon ama” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gardroptaki en kalın, en boğazlı kazak… O da yetmedi üstüne hırka. Pantolon altı termal donumuzu, yün çoraplarımızı da giyelim Ayakta da palet gibi postallar. Montu, şapkayı, atkıyı da kuşanalım bir güzel. Değil soğuk, kurşun geçmez, kurşuunn… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapıdan adımını attın mıydı yüzünü bıçak gibi keser buraların rüzgârı. Ve acıta acıta iliklerine işler sabah ayazı… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönül isterdi ki;  şal desenli kısa kollu elbisemin altına, önden açık, kışlık! ayakkabılarımı çekeyim, incecik trençkotumu üzerime geçirip minicik klaçımı kolumun altına alayım ve sonra kendimi bir moda kokoncanı şeklinde, neş’eyle dışarıya atayım. Ama neylersin ki; her normal insan evladı gibi üşüyorum ben yahu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu sıra “Kış Günü Ne Giymesem de K.çım Başım Donsa” adlı yarışmaya takılıyorum çoğunlukla. Sanırım bu kendini ve hayatı sorgulayış, manik-depreşik, pisikokozmopolitik ruh durumlarım da bu yüzden. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarışmacı hatunlar kışlık! kılıklarıyla podyumda arz-ı endam ettikçe benim kıllarım diken diken oluyor sayın ve pek duyarlı teve izleyicisi. Kendimi tutamıyorum. Ekrana uçasıma, duvarlara çarpasıma, ve hatta sayıp sövesime mani olamıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimisi öğrenci, daha on sekizinde bebe… Kimi tezgâhtar, kimi ofis çalışanı… Bir kısmı ev kadını, çoluk çombalağı var. Sen-ben gibiler işte. Bildiğin memleketim kadını. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama hatunlar sanki akşama Sahil Gazinosunda sahneye çıkacak gibi giyinip gelmiyorlar mı muhteşem jürimizin karşısına… Merak ediyorum, hangi ruh hali bir insana o korkunç elbiselerle şık olacağını düşündürür? Bunca para harcayıp bu kadar ucuz görünmek nasıl bir beceridir? Ve merak ediyorum, hangi yurdum insanı bu kış kıyamette, ve de benim ülkemde bu şekilde sokağa çıkabilir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O g.t göbek açıkta, sırttan ayrı, bacaktan ayrı dekolteli elbiseleriyle sabah ayazı bizim sitenin önünde yarım saat dikecen bunları, bak nasıl adam oluyorlar.  Ayağında da beş metre çivi topuklu rugan. “Ablacım nere gidiyon sen bunlarla?”  “Daveteee” Sanırsın ki karı her akşam Çırağan’da, Topkapı’da. “Şeey… Münevver Teyze güne davet ettiydi de…” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bi başkası da baştan ayağa payet, pul, boncuk… m.meler alttan sıkıştırılmış, neredeyse ağzında. Bu yetmezmiş gibi leopar ayakkabı giymiş, tüy dikmiş…   “E sen nere gidiyon bacım?” “Akşam yemeene.” Muhtemelen yan mahalledeki Kebapçı Haydar’a… Tabii ülkem şartlarında te.ca.vüze uğramadan ulaşmayı başarabilirsen. Makyajlarından hiç bahsetmiyorum bile. Akıllara zarar zira. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol!” demiş ya Mevlana. Ne güzel söylemiş. A be benden beter Kezbanım! Sabah işe giderken mi giyecen o üstündekini, yoksa akşam Necla Teyze’nin oğlu Börkcan’ın düğününe mi? Bi dek dur! Bi kalıbının adamı ol! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Höööyyyt! Bak yine çığrından çıkartınız, deliye bağlattınız İncegül gişisini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonunda giyim kuşam olayına da el attım ya, artık kim tutar beni? Yakında bir moda bloguyla karşınıza çıkar, “bülüz: silk en kaşmir 185 tela, etek: mengo 190 tela, trençkot: söylemesi ayıp bir İtalya seyahatinden almıştım 248 avro, ayakkabı: maamutpaşa halk pazarı 15 tela…” şekli yaparsam şaşırmayın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatta Barbıros’un elleşmesinden korkmasam, yarışmaya katılıp ülkenin en şik! kadını da olurdum ya neyse!  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kız, zararsız ooo. Ellese n’olur, ellemese n’olur!” deme sakın, sayın ve pek dikkatli teve seyircisi. Sen de çok iyi bilirsin ki; şeytan ayrıntıda gizlidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydi görüşürüz yine. Sıkı giyinin, üşütmeyin ha!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-7154715141663923865?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/7154715141663923865/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=7154715141663923865&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/7154715141663923865'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/7154715141663923865'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2011/12/bed-asla-necaset-mi-verir-hic-uniforma.html' title='BED ASLA NECASET Mİ VERİR HİÇ ÜNİFORMA? ZERDÜŞ PALAN URSAN, MERKEP YİNE MERKEP...'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-sR5PhED-t_4/Tt-xDcpeiKI/AAAAAAAABsA/5NeAx8gOogE/s72-c/20111202-150126.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-422113849855150097</id><published>2011-12-04T14:24:00.000+02:00</published><updated>2011-12-04T14:33:02.225+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MUSLUK DAMLATIYOR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TELEVİZYON MELEVİZYON'/><title type='text'>USTA SEN NE DİYON BU HUSUSTA</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-qLz4TgCAOTI/TttoMHnJGDI/AAAAAAAABr0/5mvOjv8Ni1M/s1600/18649432212354529217_220w.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 220px; height: 220px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-qLz4TgCAOTI/TttoMHnJGDI/AAAAAAAABr0/5mvOjv8Ni1M/s400/18649432212354529217_220w.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5682249912268953650" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bildiğiniz üzere Halivud romantik komedileri genelde imkansız aşklar üzerine kurulmuştur sayın ve pek kıymetli tv seyircisi. Bi nevi bizim Yeşilçam klasiklerindeki fakir bebe, fabrikatörün kızı mevzuu yani. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En az bir iki tanesinde eve çağırılan tamirciye aşık olur esas kızımız. Bu bi Mek Riyan olur, bi Givenit Paltırov olur benim için fark yapmaz. İncegül gişisi için önem arz eden durum, ustayı kimin oynadığıdır. Bundan da mühimi ustamızın ne cins bi şey olduğudur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahne şöyle gelişir: Kızımızın su tesisatı ile ilgili sorunları vardır. Hemen şirketi arayıp iyi bir tamirci ister. Birazdan kapı çalınır ve içeriye gün ışığıyla birlikte, bir doksan boylarında, atletik vicutlu, elinde alet edevat çantasıyla bebemiz girer. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gelen tamirci çırağı Ceyktir. Ceyk bi yandan musluğun gevşemiş somunlarıyla ilgilenirken, bi yandan da hayatın anlamıyla ilgili felsefi tespitler yaparak kızımızın başını döndürmeye başlamıştır bile. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daracık kotunun minik po.posunu nasıl sıkıştırdığından, üzerindeki siyah atletin bronz ve kaslı kollarını ne kadar sek.sapelli gösterdiğinden, saçlarının modern kesiminden, gözlerinin muhteşem maviliğinden söz bile etmiyorum dikkat ederseniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ustamız bir yandan bin dokuz yüz kırk hasadı, birinci kalite şarabını yudumlarken, diğer yandan altı numaralı İngiliz anahtarıyla vanaları sıkıştırmaktadır ve tam da bu esnada son okuduğu kitabın konusundan, karakterlerin ne kadan da entelektüel birikmiş olduğundan, ayrıca bu muslukların artık üretilmediği için antika değeri taşıdığından ve hatta içtiği içkinin tarihçesinden bahsetmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaraplar şarapları kovalar, sohbet uzar da uzar, musluk su kaçırmaya devam eder. Lakin Ceyk çoktan kızımızı kucaklamış, şahane bir müzik eşliğinde içeriye götürmektedir bile. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve sahne burada biter. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu anlattıklarım Halivud için geçerli bir durumdur sayın okuyan. Evde denemeye kalkışmayınız lütfen. Çünkü hiçbir tamirci insanı bu kadar yakışıklı, bu kadar bilgili, bu kadar entelektüel ve bu kadar sek.si olabilemez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanılıp da illa yapacam, bana da bir Ceyk gelecek, ormantik bir sahne olacak derseniz siz bilirsiniz. Karşılaşacağınız tek sahne, kocaman göbeğiyle patatese iki kürdan saplanmış gibi görünen, kel kafasına beyaz boyacı şapkası geçirmiş ustanızın, kapıdan paldır küldür girip “apla banyoyu göstert de bi bakalım hemen” diyen kart sesi ve her eğilip kalktığında gözünüze sokulan meşhur usta çatalı olacaktır.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benden uyarması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dip Sos: Resimdeki bebe, Hom Teve'deki Kartır Ken programının yapımcısı olan marangoz kişisidir. Buradaki Ken, İngilizca'da YAPABİLİR anlamında. Yani her şey beklenir bu bebeden babında. Kendinize mukayyet olun manasına. Evde marangozluk bi durum varsa haberiniz ola...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-422113849855150097?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/422113849855150097/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=422113849855150097&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/422113849855150097'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/422113849855150097'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2011/12/usta-sen-ne-diyon-bu-hususta.html' title='USTA SEN NE DİYON BU HUSUSTA'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-qLz4TgCAOTI/TttoMHnJGDI/AAAAAAAABr0/5mvOjv8Ni1M/s72-c/18649432212354529217_220w.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-4098464194414924983</id><published>2011-11-30T18:56:00.000+02:00</published><updated>2011-11-30T19:22:04.293+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TEKNOLOCİ HARİKALARI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TELEVİZYON MELEVİZYON'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BİZİM EVİN HALLERİ'/><title type='text'>PANPİNİ PANPİNİ DASTANA PAN.PİŞLER GİRMİŞ BOSTANA</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-8n1obfw6gmg/TtZl2Yo0edI/AAAAAAAABro/Szz6K0oMsYU/s1600/%25C4%25B0NEK.bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 230px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-8n1obfw6gmg/TtZl2Yo0edI/AAAAAAAABro/Szz6K0oMsYU/s400/%25C4%25B0NEK.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5680839964975462866" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bir zamanlar fakir ama onurlu, çatlak ama keyifli, nice ağlasa da hep gülen bir hatun vardı hatırlar mısınız? Ahan da o benim işte. Ve  geri döndüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet sevgili ve oldukça ihmal ettiğim okuyan milletinin insanları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Program açılışını nasıl yapacağına karar veremeyen, manken bozması, sunucu kırması hitabı gibi oldu ama idare edin. Malum, evvelimiz eskiye dayanır sizlerle. Hakkımız hukukumuz karışmıştır düne bugüne. Biz bizi biliriz… Küsmeyiz birbirimize.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan kelli, yoğunum, yorgunum, hayatla cenkteyim teranelerine son... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gecenin karanlığından sıyrılmanın zamanı geldi de geçiyor bile. Sabaha selam durup güneşi öpücüklere boğma vaktidir artık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan kelli keyif molaları veriyoruz sizinle. Var mısınız dostlar?.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E haydi buyurun o vakit!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün geçmiyor ki, caanım dünyanın çivilerinden biri daha yerinden sökülmesin, ve gün geçmiyor ki şu gariban İncegül kişisi bir yaşına daha girip her yeni yaşında daha endişeli, daha şaşkın ve daha da pörtlemiş gözlerle bakmasın gidişata sayın okuyan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülke gündemini epeyce meşgul edip,  şimdilerde unutulanlar çöplüğünde yerini almak üzere beklemesine  rağmen, bizim evin gündemine henüz düşen ve bomba etkisi yaratan bir sosyal paylaşım çılgınlığı hikayesidir bu. Okuyunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İncegül kişisi için, o gün de her gün olduğu gibi sıradan bir gün olarak başlamıştı. Yine her sabah olduğu gibi güneş doğmadan uyanmış, neşe içinde yorganın altına büzülüp “len benim emekliliğime ne kadar var daha?” şarkısını söyleyerek, sürüne sürüne yataktan kalkmış, eline yüzüne bir su çalıp üzerine ne bulduysa geçirerek yarı uyur, yarı uyanmama isteğiyle evinden çıkıp işine gitmişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam ise kendisini nasıl bir sürprizin beklediğinden bihaber, en sevgi pötürcüğü haliyle, en neş’eli ol ki geeeenç kalasın edasıyla, laylaylom, tey tey de tey teeeyy bir şekilde evinin kapısını çalmaktaydı. Ama heyhaaat… Acımasız hayat, hep ona mı lolo idi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapının uzunca bir müddet açılmamasından ziyade, içeriden gelen bilumum çemkirme, hönkürme, haykırma ve hatta böğürme sesinden de anlaşılacağı üzere, sıpalar yine birbirine girmiş, kim bilir ana babalarının hangi mal varlığını bölüşme çabası içerisindeydiler? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette bunu eşikten adım attıktan on saniye sonra küçük sıpasının boynuna atlayıp “yaaa abime bişey desene anne yaaa… benimle dalga geçiyoooo…” yakarışlarıyla anlamaya başlayacak, başına geleceklere razı olacak, mutlu yuvasındaki huzuru sağlamak için elinden geleni yapacaktı.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Söyleyin yavrularım, nedir sizi böylesi üzüntülere gark eden, güzel gözlerinizde elem ve keder yuvalanmasına neden olan şey nedir?” Der gibi baktı “Len eşşek sıpaları, canım çıkmış zati, geberiyorum yorgunluktan, derdiniz ne gene, bi dek durun len, valla depüğü yiyeceniz şimdi ha” Der gibi de baktı. Ne kadar bakarsa baksın bu krizi çözmeye yetmeyecekti. Bunu bilecek kadar çok yaşamış, çok görmüştü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Anlatın bakalım! Yine ne oldu?” dedi bu sefer. Küçük sıpa atıldı. “Anne abim bana PAN.PİŞ diyo yaa!” dedi. Bizim İnce, ilk dumur anını atlattıktan hemen sonra “Hööö?” diye karşılık verdi. “Oğlum manyadınız siz iyice he! Pan.piş de ne ola ki?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kez büyük sıpa anneciğini aydınlatmak amacıyla başladı olayı baştan ayağa irdelemeye. E sebebi masaya yatırmalıydı ki, sonuca ulaşılabilsindi değil mi? Buyurun sayın okuyan bir alt paragrafa alayım sizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Anne, şimdi bu saftrik var ya…”&lt;br /&gt;“Oğlum kardeşin hakkında doğru konuş lütfen!”&lt;br /&gt;“Tamam anne. Şimdi bu canım saftrik kardeşim var ya… Hi.lal Cepçi’nin müridi olmuş ya… Hani onlara da Pan.piş deniyo ya…” &lt;br /&gt;“Dur bi şimdi. Ne Hi.lal’i, ne mü.ridi, ne pan.pişi? Ne diyonuz siz oğlum ya? Şimdi düşüp bayılıverecem he!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kez savunma makamı aldı sazı eline. “Anne, ben tirit açtım da. Hi.lal’i de takip ettiklerime ekledim. Abim de görmüş, benimle dalga geçiyo ya.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafası doğuştan karışık İncegül kişisi, söylenenleri anlamaya; yaşananları anlamlandırmaya çalışadursun. Bi yerlerde birileri yeni tiritlere banmaya devam etmekte, bi yerlerde çocuklar yanlış insanların yaptığı koca koca yanlışlarla büyümekteydi sayın okuyan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel memleketinde birileri me.melerini parmak kadar bebelerin gözüne sokarak şöhret olmaya; birileri çü.çüsüne çiçek ekerek sanatçı kalmaya çalışıyordu. Of anam oftu. Bu ne yaman düzendi böyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi kapısının önünü temiz tutmayı şiar edinmiş olan İncegül kişisi, elbette bu olaya el koyacak; bebesine internet kısıtlaması getirecek, eline bir kitap tutuşturup odasına gönderecekti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette yine İncegül kişisi bilirdi ki; yasaklar hiçbir şeyin çözümü olamazdı. Zorla güzellik de olamazdı. Lakin, bunca serbestlik de sonun başlangıcı olabilirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilik bizim buralarda asayiş berkemal gibi görünüyor.  Ama siz de ben de biliyoruz ki; yakınlarda yine, yeni bir absürd öyküyle karşınızda olurum.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilik hoşçakalın pan.pişlerim… ay pardon sayın okuyan…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-4098464194414924983?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/4098464194414924983/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=4098464194414924983&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/4098464194414924983'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/4098464194414924983'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2011/11/panpini-panpini-dastana-panpisler.html' title='PANPİNİ PANPİNİ DASTANA PAN.PİŞLER GİRMİŞ BOSTANA'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-8n1obfw6gmg/TtZl2Yo0edI/AAAAAAAABro/Szz6K0oMsYU/s72-c/%25C4%25B0NEK.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-4817622511407942123</id><published>2010-09-17T16:48:00.000+03:00</published><updated>2010-09-17T16:51:15.941+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SOYU BATASICA URUSLAR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BEŞ YILDIZLI TATİL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KADINLAR VENÜSTEN ERKEKLER MARSTAN'/><title type='text'>İNCEGÜL TATİLDE PART TUUU'YA BUYURUN</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/TJNyHpSP1MI/AAAAAAAABrU/38hzENnw_pw/s1600/150720101262.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/TJNyHpSP1MI/AAAAAAAABrU/38hzENnw_pw/s400/150720101262.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5517879444126028994" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Nerde kalmıştık efenim. Heh işte biz yukarıya çıkıp yerleşmeye çalışırken bebeler durur mu? Durmaaaz!.. Bavulları orta yere bıraktıktan hemen sonra kendi odalarını terk edip kapımızı  yumruklamak suretiyle, kibarca bizi dışarıya davet ettiler. Oysa ben, o odaya kendimi kapatıp kuşlarla muhabbet edecek, börtü-böcükle haşır neşir olacak, balkondaki yeşillikleri koruyup kollayacaktım. Üstelik koca kişisini de bunun bir tür meditasyon olduğuna, tatilimizi burada, bu odada hücre hapsi şeklinde geçirirsek, şehrimize döndüğümüzde dingin, huzurlu, arınmış ve nirvanalara ulaşmış bir ruh haliyle yaşamaya devam edeceğimize ikna edecektim. Heyhat sıpalarım bundan bihaber, dünyevi zevklerin peşine düşmüşler, “hadi anne yaaaa… havuza inelim artııkkk!” şeklinde çemkirmekte ve otel ahalisini ayağa kaldırmaktaydılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse ki havuz başındaki şezlongların çoğu boş idi. En güzel konuşlanmışlarından birine kendimi besili bir camış zerafetiyle bırakıp, koca kişisine de hemen dibime çömmesi talimatını verdim. Kendisine, en zarif ve en kibar halimle, sağa sola bakması halinde gözlerini oymak, etlerini çimdirmek,  kor halindeki mangal kömürünü sırtına bastırmak suretiyle yapacağım türlü işkenceleri hatırlatmayı da ihmal etmedim tabii. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O esnada bebelerim havuzda şen şakrak oynaşmaya, birbirlerinin saçına yapışıp suyun dibinde en fazla tutma yarışması yapmaya, merdivene sıkıştırıp boğmaca oyunları oynamaya başlamışlar ve mutluluğumuza mutluluk katmaktaydılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne olduysa işte o anda oldu. Önce şezlonglar birer birer doldu, sonra suyun o eşsiz dinginliği insan sesleriyle büyük bir karmaşaya dönüştü. Aman allaaam, işte uruslar sonunda gelmiş, topraklarımı işgal etmişti. Buna müsaade edemezdim, etmeyecektim, etmedim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir insan ırkında, hiç mi kıl tüy olmaz idi? Ten dediğinde hiç mi pürüz bulunmaz idi? Yahu bunlar nasıl kadındı ki, bir gram yağ, bir kabukçuk selodit bulundurmuyorlardı bünyelerinde. Allaaam, neden, neden nedendiiii? Lakin, sadece hatun milletinin insanlarında değil, bunların erkek cinsi olanlarında da aynı durum söz konusu idi. Siz bakmayın “Ay onların kadınları güzel ama adamları bi b.ka yaramaz. ” diyen kıllı, kıpçıklı bizim hanzolara. Bebeler hakikaten güzeller, aç parantez, dünya ahret gardaşım olsunlar, kapa parantez. Ah bir de hepsinde bir slip giyme çılgınlığı olmasa idi… Gençlerinde fena durmuyordu da, Yüz yaşındaki  Yuri Emmi’ye altına yapmış da temizlemeyi unutmuş görüntüsü veriyordu. Nitekim tiksinçtirici bir durum idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse efenim, konumuzdan sapmayalım. Ne diyorduk; hatunlar güzel, e bikinileri de hap kadar olunca, haliyle insanın gözü kayar. “Şimdi bunun için adama da kendine de tatili zehir etmenin alemi yok.” dedim kendime. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamam kadın milletinin egosu en güzel, en akıllı, en şık, en sempatik kendisi olsun ister, kabul. Öyle olmasa da sevdiceği ona böyle hissettirsin ister. Lakin, sizin de bildiğiniz üzre henüz böyle bir erkek icat edilmedi dostlar. Kompleks yapmanın alemi  yok. “Amaaaan, bırak ne hali varsa görsün, sen hayatın tadını çıkart kızım. Dönüşte seni zorlu bir yaşam savaşı bekliyor. Ne uğraşacan. Zamanında Baltacı tutaydı uçkurunu, bunlar zaten azmazlardı bu kadar.” dedim, yine kendime. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komplekslerimi tuzlu suyun dibine gömdüm ve kendimin farkına vardım. Artık o kadar da güzel görünmüyorlardı gözüme. Peehhh…! Canım, ben de güzeldim. Bu sıska, bembeyaz, süs bebeklerini mi kıskanacaktım? Onları oldukları gibi kabullenmeye karar verdim. Hatta günler geçtikçe, dostluk çerçevesinde ve bildiğim bir iki Rusça kelime ekseninde muhabbetler bile geliştirdim hatunlarla. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben böyle olgun, kendinden emin, komplekssiz ve güvenli bir şekilde ortalıkta dolanırken koca kişisi ne mi yapıyordu? Elbette içeceklerine karıştırdığım ilaçlar sayesinde, günün büyük bir kısmını odada uyuyarak geçiriyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne? Ne? Neee? Ne yani, bretim pitimi, savunmasız, biçare ganaryamı, gınalı guzumu, gurt sürüsünün içine mi bırakaydım? Yapmayın sayın hatun kişileri!.. Hangimiz bu kadan da güveniyor beyine bu devirde? Sorarım size. Hatta türküsü bile var. Eşşeği saldım çayıra, otlaya karnın doyura, gördüğü düşü hayıraaaaa, yoranında…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi gidiyorum. Meraklanmayın sayın okuyan. Çok yakında geri geleceğim. Çileniz dolmadı daha. Nihohahahaaaa…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-4817622511407942123?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/4817622511407942123/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=4817622511407942123&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/4817622511407942123'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/4817622511407942123'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2010/09/incegul-tatilde-part-tuuuya-buyurun.html' title='İNCEGÜL TATİLDE PART TUUU&apos;YA BUYURUN'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/TJNyHpSP1MI/AAAAAAAABrU/38hzENnw_pw/s72-c/150720101262.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-3075686111948186353</id><published>2010-09-16T17:58:00.000+03:00</published><updated>2010-09-16T18:05:46.248+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SOYU BATASICA URUSLAR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BEŞ YILDIZLI TATİL'/><title type='text'>YENİ SEZON PART BİİİRRR....</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/TJIxX-jKqnI/AAAAAAAABrM/K4RrzNlX_zc/s1600/140720101193.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/TJIxX-jKqnI/AAAAAAAABrM/K4RrzNlX_zc/s400/140720101193.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5517526781479529074" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Gönül ister ki; yıl boyu, gün dağların ardına çekilene kadar kızgın kumlardan serin sulara atlansın, öğünlerle ilgili sıkıntı “bugün ne pişirsem” değil; “yemeğe giderken ne giyeyim” olsun, bütün gün yiyip içip malak gibi yayılınsın, gak deyince havyar, guk deyince şuşi servisi gümüş tepside gelsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama, heyhat, siz de bilirsiniz ki hayat böyle bir yer değil sayın okuyan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaz bitti, tatil bitti, benim kabusum kış; sizin kabusunuz ince kişisi geri döndü. Vatana millete hayırlı olsun.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yıl tatil organizasyonunu koca kişisi sponsorluğunda, zeka küpü, ortam insanı, organizasyon komitelerinin bir numaralı elebaşısı olan bendeniz gerçekleştirdim efendim. Dağların eteğinde, denizin kıyısında, doğa harikası, sevimli mi sevimli, sakin mi sakin bir tatil beldesinde kafa dinleyecek, şehrimin yapış kokuş nemine, tiksinç sıcağına inat, püfür püfür orman havasında serinleyecek, buz gibi sularda, bir göl kuğusu edasında çimecektim. Bir sevinç, bir coşku, bir neşe, hatta pür neşe hazırlıklar yaptım.  Lakin, kara bahtım, kem talihim beni oralarda da rahat bırakmayacaktı elbette. Bunu bilecek kadar çok görmüş, çok geçirmiştim ya yine de umut etmekten geri durmayacaktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne midir, bu güzel tatil etkinliğinde beni bahtsız bedevi gibi çöllerde kutup ayılarının önüne düşüren. Anlatayım efendim. Buyurunuz bir alt paragrafa geçiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bendeniz ve benim çekirdek çerez ailem, en tatil kıyafetlerimizi, en yarım donlarımızı, en turist şapkalarımızı ve bitter gözlüklerimizi kuşanıp düştük yollara. Otel pek güzel, pek şirin, pek nezih görünüyordu. Sevindim. Zira, benim lüküs düşkünü, kalite aşığı kocam kişisi mızıkçılık edebilir, “nerde len bu otelin, suyu yirmi bir buçuk dereceye ayarlı cakuzisi, helalar altın kaplama değilmiş, hiç beğenmedim, aaa bu yatağın içinde zümrüt-ü anka kuşu tüyü olmalıydı” şeklinde sitemlerini dile getirebilirdi. Getirmedi. Beğendi. Lakin, oteli mi, yoksa içindekileri mi daha çok beğendi, işte onu tam algılayamadım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dakika yahu yazara çemkirip durmayın sayın okuyanım, anlatıyorum işte.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha resepsiyonda, daha misafirliğimiz çıkmadan bomba patladı. Önümüz, arkamız, sağımız, solumuz, kendilerine mecburen, ne diyeceğimizi bilemediğimizden “hatun” dediğimiz yaratıklarla doluverdi bir anda. Benim koca kişisinin gözleri bi földürse de, yerinde müdahalem sayesinde kendine geldi. “Abooovvv” dedim. “Ben ne halt ettim?” dedim. “Kendi ellerimle, kendimi ateşe atıveedim a dostlaaa.” dedim. Ne desem fark etmeyecekti nasılsa. İstediğim kadar saçmalayabilirdim artık. Eşeğin istemediği ot önünde bitermiş böyle. “Le ben bu süt urus hatunların içinde ne b.k yiyecem şimdi” diye düşünerek odaya çıktım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet sayın izleyici!.. İncegül bundan sonra ne yapacak? Sütlerin topunu tuzlayıp süt kesiğine mi çevirecek? Yoksa kaderine razı olup tatilin tadını mı çıkaracak? Azzz sonraaaa…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;To be Contunie bebeeem. Şimdi şu işlerimi bi toparlayayım. Çok bi kısa sürede görüşeceğiz yine.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-3075686111948186353?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/3075686111948186353/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=3075686111948186353&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/3075686111948186353'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/3075686111948186353'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2010/09/yeni-sezon-part-biiirrr.html' title='YENİ SEZON PART BİİİRRR....'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/TJIxX-jKqnI/AAAAAAAABrM/K4RrzNlX_zc/s72-c/140720101193.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-3860414829732077691</id><published>2010-07-02T17:42:00.000+03:00</published><updated>2010-07-02T17:54:03.673+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='YENİ KARARLARA İMZA KOYAN İNCEGÜL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BEŞ YILDIZLI TATİL'/><title type='text'>BU DA SEZON BAŞLANGICI</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/TC38c7A02II/AAAAAAAABq8/APRGo3Us2Rg/s1600/mont+3.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/TC38c7A02II/AAAAAAAABq8/APRGo3Us2Rg/s400/mont+3.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5489321094642194562" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/TC38U8t4J6I/AAAAAAAABq0/0zvSs-CS5G0/s1600/mont+2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/TC38U8t4J6I/AAAAAAAABq0/0zvSs-CS5G0/s400/mont+2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5489320957660637090" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/TC38LZk5d_I/AAAAAAAABqs/JkpStvimedE/s1600/mont.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/TC38LZk5d_I/AAAAAAAABqs/JkpStvimedE/s400/mont.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5489320793608910834" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Günün birinde “Bitti canım. Hadi düş bakalım önüme, gidiyoruz. Senin ömür buraya kadarmış yavrum.” dediklerinde; “Yahu dursaydın bi! İşti, evdi, çocuklardı, oydu, buydu derken, hayatı ıskalamışım ben. Dur da baştan alalım be hacı!  Daha yapılacak çok iş, yaşanacak çok şey var. Bi daha başlayalım. Yeniden yaşayalım. He, olma mı?” deme şansın olmayacak ey okuyan. Geçmiş ola!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekleşememiş, küçük hayaller sandığının dibinde küflenmeye bırakılmış bir iki eşsiz, el işlemesi parçayı çıkarmak için emekliliği bekliyordum. Şunun şurasında iki bin on altı yılına ne kalmıştı ki? Her şeyi boş vermiş, kendimi  kurmalı, oyuncak bir robot gibi olayların gidişine bırakmıştım bir süredir. Tek farkım sağa sola çarpmama ayarımın bozuk olmasıydı. Çamaşır asarken p.pomu pencere köşesine, duştan çıkarken dizimi küvet kenarına, koltuktan kalkarken ayağımı sehpa kıyısına vurup morartmak benim en büyük tutkularımdandı. Mutfak tezgahından düşüp düşüp çanak çömleği sakatlamamdan ise hiç bahsetmiyorum dikkat ederseniz. Zira konumuz bu değil. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadede gelmeden evvel daha ne kadar uzatabileceğim konusunda aranızda bahislere tutuştuğunuzu, kiminizin “Meraklanmayın,  hatun manyak falan ama, sonunda kesin bir yerlere bağlayacaktır .” diye arka çıktığını; kiminizin de “Ya hala bunun deli saçmalarıyla uğraşmaktansa gidip Bitter’in kendini öldürüşüyle kahrolup salya sümük ağlamak daha iyidir.” diye bu garibi harcadığınızı duyar gibiyim. Telaşa mahal yok sayın okuyan. Elbette, her daim olduğu gibi bağlıyciim efenim, az sabrediniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte yine böyle kendimi rölantiye alıp, önüme konana eyvallah demekle meşgul olduğum, hanım hatun oturup fatura neyin kestiğim günlerin birinde, şeytanın darbeleriyle irkiliverdim. “Dursana be, ne dürtüp duruyon?” dememe, kendisiyle hiç muhatap olmamama karşın rahat vermemekte kararlı görünüyordu. Benden ne istiyordu? Neden bunca zaman sonra, yine beni kurcalamaya niyetlenmişti? Bilmiyordum. Tek bildiğim, sürekli mıncırıp durduğu ve “Hadisene, tekrar hesaplatsana, kaç yaşında emekli olacan bi baksana.” diye diye, tepemde şarkılar söylediğiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uydum sayın okuyan. Sonunda şeytana uydum. Değil mi ki; tüm hayalleri emeklilik üzerine kurmuş, tüm planları iki bin on altı’ya yapmış, tüm yaşanacakları o yıllara ertelemiştim. Değil mi ki; ince ince işlenmiş o dantelleri çıkarıp hayatın kalanını süsleyecektim. E baksaydım ne olacaktı? Yaşanacak o tatlı anları düşleseydim yeniden, mutlu olsaydım fena mı olacaktı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açtım Sürekli Süründüren Kurum iken Sürekli Güldüren Kurum halini alan, devletimize zeval gelmesin, bak nasıl da koruyor çalışanını teşkilatının sayfasını. Girdim tüm verileri. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lakin o da neyin nesiydi? Ne demeye çalışıyordu bu hesaplama zımbırtısı? Ne demekti iki bin yirmi altı? “On beş yılın var hayallerin gerçekleşmesine daha, k.çının kılları ağarmış olacak, bi halt edemeyecen, alırsın üç kuruş emekli maaşını, güzel bir kefen yaptırırsın artık kendine.” mi demeye çalışıyordu? Aman Allah’ımdı. Olamazdı. Olabilemezdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse ki cinsiyetimi erkek olarak işaretlediğimi fark ettiğim ve tekrar hesaplama yaptığımda gördüm ki; canım devletim, kademeli olarak geçirme politikası gereği yine de bir beş yıl eklemiş emeklilik hayallerimin yol mesafesine. Polyannacılık oynadım, on yıldan iyidir dedim. Buna da “Eyvallah” dedim. El mahkumdu. Yapacak bir şey yoktu. Dua etmeliydim ki; ben emekli olana kadar, biraz daha geçirmesindi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lakin uyandım sayın okuyan. Aman o da olsun, bu da gelsin, şu da geçsin diye diye; ömür nihayete yaklaşmaktaydı. Artık bu insan evladının da kendisi için bir şeyler yapma zamanı gelmiş de geçmekteydi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilik aha şu resimlerdeki yere gidip kafamı toparlamalı ve yeni kararlar almalıyım. Sonra, bomba gibi, fişek gibi kaldığım yerden değil, olmak istediğim yerden hayata yeniden başlamalıyım. Küflü hayaller sandığını boşaltıp temizleme, güve yeniklerini onarma, şeytan sidiklerini yıkama zamanıdır artık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydin kalın sağlıcakla sayın okuyan. Ben bu masmavi denizde boğulmama mücadelesi verip havuzda çim çim çimmeye çalışırken, torosların nefis havasını ciğerlerime doldururken, siz de kendinize iyi bakın olur mu? Öpüldünüz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-3860414829732077691?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/3860414829732077691/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=3860414829732077691&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/3860414829732077691'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/3860414829732077691'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2010/07/bu-da-sezon-baslangici.html' title='BU DA SEZON BAŞLANGICI'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/TC38c7A02II/AAAAAAAABq8/APRGo3Us2Rg/s72-c/mont+3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-2620737499040395540</id><published>2010-05-10T09:21:00.000+03:00</published><updated>2010-05-10T10:14:41.114+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='OFFFFF OFFF'/><title type='text'>BAŞLIKSIZ...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S-ewBcd-gsI/AAAAAAAABqM/PZpSC-EnTjs/s1600/%C5%9Fehit.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 286px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S-ewBcd-gsI/AAAAAAAABqM/PZpSC-EnTjs/s400/%C5%9Fehit.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5469533811333038786" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dün&lt;br /&gt;Biz evlat olmanın tadını çıkarırken,&lt;br /&gt;Birileri ana kucağı yerine, uğruna şehit düştüğü toprağın koynunda uyuyordu.&lt;br /&gt;Dün &lt;br /&gt;Biz ana olmanın keyfini yaşarken,&lt;br /&gt;Birileri evladının gül kokulu saçları yerine, uğruna şehit düşülen toprağın bağrını okşuyordu.&lt;br /&gt;Ve dün&lt;br /&gt;Biz uyurken,&lt;br /&gt;Birileri beş dakikalık apışarası iktidarı uğruna, inandığımız bütün değerlerin içine tükürürken, o birilerinin yardakçısı birileri onuncu yıl marşı eşliğinde kaldırdığı kadehlerden "inadına rezillik" yudumlarken,&lt;br /&gt;Uğruna şehit düşülen kutsal toprağın koynundaki fidanların, &lt;br /&gt;O toprak uğruna şehit düşmeye hazır fidanların, &lt;br /&gt;Ve o fidanların analarının &lt;br /&gt;Ruhlarını, yüreklerini sızlatıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anneler günümüz kutlu olsun mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüh olsun, vah olsun, yazıklar olsun mu?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-2620737499040395540?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/2620737499040395540/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=2620737499040395540&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/2620737499040395540'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/2620737499040395540'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2010/05/basliksiz.html' title='BAŞLIKSIZ...'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S-ewBcd-gsI/AAAAAAAABqM/PZpSC-EnTjs/s72-c/%C5%9Fehit.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-8659469020105742328</id><published>2010-04-16T10:43:00.000+03:00</published><updated>2010-04-16T10:56:28.393+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TELEVİZYON MELEVİZYON'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='YAPIMCI KİŞİLİK İNCEGÜL'/><title type='text'>VERMEYE NİHALE CİHANDA BİR NEFES BİTTER GİBİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S8gXOf-vMJI/AAAAAAAABqA/Z_M1d9pzvL0/s1600/g%C3%B6zl%C3%BCk.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 248px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S8gXOf-vMJI/AAAAAAAABqA/Z_M1d9pzvL0/s400/g%C3%B6zl%C3%BCk.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5460640086056972434" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Nerde kalmıştık sayın okur? “Veren Memnu Alanın Ağzı Bir Karış” dizisinin yeni bölümünün yayını başlamak üzere. Haydi çayını, kahvesini, soğuk drinkini almak isteyene son çağrııı… Hadi kız Hatçe, sallanma, Mualla az kıpırdan güzelim, kaldıramadın k.çını, Ayşeee, hasta olacan yavrum, o kadar buz atılır mı meyve suyuna. Hadi hadi yerleşin artık. Başlıyooor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni bölüme geçmeden evvel, yayından uzun özet vermek müessesemizin hiç adeti değildir sayın seyirci. O nedenle, bir önceki bölümü seyretmek için &lt;a href="http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2010/03/hellimden-dost-eski-kasardan-tost-olmaz.html"&gt;aha burayı &lt;/a&gt;tıklıyorsunuz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hellim’in yaptığı, Fırıldak cadısının el attığı iksirin etkisi azalmaya başlamış, Ahman Bey uyanma, silkinme, kendine gelme belirtileri göstermeye başlamıştır. Bu nedenle Bitter’i şatodan kovmuş, Düldül’e de ülkenin uzak nahiyelerinden birinde vergi toplama görevi vererek çevresinden uzaklaştırmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lakin Prenses Nihale o düşüşten sonra bir türlü otsal hayattan çıkamamaktadır. Şatonun baş büyücüsünün teşhisi Prenses’in yüz yıl kadar uyuyacağı yönündedir. İşte bu nedenle öyle bir büyü yapar ki; prenses uyanana kadar, dizinin bütün kahramanları aynı yaşta kalacaklardır. Zaman dünya için geçse de onlar için yerinde sayacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne? Neee? Çemkirmeyin yüzüme. Kurgu, hayal, film yahu. Haydi şimdi anı yaşayın sevgili seyirciler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YÜZ YIL LEYTIR…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Masum güzel Madama kişisi, içindeki canavara yenik düşmüş, Ahman Bey’in gazozuna ilaç karıştırmak suretiyle emeline ulaşmıştır. Kendisinden yavruladığı, üç oğlan, iki kız, yirmi iki kurbağa ve onlarca torun tombalakla birlikte doksan iki katlı tovırlarında mutlu bir hayat yaşamaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fırıldak cadısı, Okusford cadılık okulunun kapatılıp güzel sanatlar fakültesi yapılmasının ardından, burada öğretim görevlisi olarak çalışmaya başlamış, sonra da moda bölüm başkanlığına kadar yükselmiştir. Ve hala yaşlanmamakta ısrar etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teknoloji ve tıp ne kadar ilerlemiş olursa olsun, Mübaşir’in ötürüğüne çare bulunamamıştır. Lakin, Düriye’nin İsmail YK fanlarına katılıp Alamanyalara gitmesiyle ele geçirdiği özgürlüğünü sonuna kadar kullanmış, feyisbuklarda, tivitırlarda kendine epey manita yapmıştır. “Ulen, ne malmışım be, o salak prensesin peşinde yıllarımı heba ettim, ahan da buralar ne biçim karı kız kaynıyomuş.” demeyi de ihmal etmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyücü Hellim, karısı kafasına vazoyu indirince tamamen değişmiş, hidayete ermiştir.  Kendini dine, insanlığa, yardıma, iyiliğe, güzelliğe adamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahpeyker ile sümsük kocası, “dünya yansa umrumuz olmaz” düsturunu iyice abartmış, kendilerini herkesten, her şeyden soyutlamış, nirvananın zirvelerinde otlamaya başlamışlardır. “Artık kimsenin derdi bizi germesin sevgiliiim. Kendi ailemizlen ilgileneliiim. Hatta ben her sene bi tane yavrulayayım da soyumuz yürüsün.” “Evet haklısın sevgiliiim. Anam babamı öldürmeye tam teşebbüs etmiş, mapuslara düşmüş, çıkınca da bir pavyonda konsomasyon yapmaya başlamış ama olsuuun. Biz yine de ilgilenmeyelim aşkım. Böyle sünepe sünepe yogamızı yapalım olur muu? Ama o iki çocuğu yaparken bile ne kadar zorlandım bebeeem. Başka yapmasak.” şeklindeki diyaloglarıyla izleyici kitlesini orta yerinden çatlatmaya devam etmektedirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitter, karnındaki bebesiyle orta yerde kalmıştır. Hayatı boyunca “Onu getir Mübeccel, bunu götür Münevver, üstümü giydir Semender, donumu çıkar Düldül” diye emirler yağdırmaktan başka hiçbir iş yapmayan bu kadın, şimdi evlere temizliğe giderek yavrusunun rızkını kazanmak için çırpınmaktadır. Lakin heyhaaat, yine bir gün zengin evlerinden birini silerken, eteği açılıvermiş, yeniden hortlayan popülaritesinden yararlanmak adına hemen her dizinin, filmin bir köşesine konduruluveren Nörü Yalço kişisi tarafından keşfedilmiş, cebren ve hile ile namusu (!) kirletilmiş, en sonunda da genellemenin çok olduğu bir hanede çalışmaya başlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüz yıldır gittiği bütün illerde, ilçelerde, yukarı köylerde, dağda bayırda, üç nesil hatunu sıradan süzen Düldül, artık süzecek kimse kalmayınca,  “köyden indim şehire, gör başıma ne gele” diye türkü söyleyerek, şehrin tüm meşhur hanelerini bir bir gezmeye başlamıştır. Böyle sürterken yol ortasında garip, saat dese saat değil, aypod dese aypod değil, bi dudağı yerde, ötekisi nerde belli değil bir alet bulmuştur. Öyle mal mal alete bakarken, yüzünde yine o bildik “Bizim hiç kıymamız olmadı ki amca.” ile “Ulen amca baba yarısı ise, yenge de anne yarısı mı olur?” arası ifade belirir. Bu sırada hanenin kapısı açılır, Düldül’ün gözleri yerinden fırlar, kamera ifadeyi zumlar, müzik başlar ve aynen TO BE KONTİNYÜÜÜ sayın izleyici. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni bölümde görüşmek üzere, hoş kalın hoşça kalın…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-8659469020105742328?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/8659469020105742328/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=8659469020105742328&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/8659469020105742328'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/8659469020105742328'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2010/04/vermeye-nihale-cihanda-bir-nefes-bitter.html' title='VERMEYE NİHALE CİHANDA BİR NEFES BİTTER GİBİ'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S8gXOf-vMJI/AAAAAAAABqA/Z_M1d9pzvL0/s72-c/g%C3%B6zl%C3%BCk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-5740824339918226499</id><published>2010-04-08T11:37:00.000+03:00</published><updated>2010-04-08T12:28:58.473+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DÜĞÜN DERNEK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SÜS PÜS NEYİN İŞTE'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SEVDİCEKLERİM'/><title type='text'>BİR KOKONCANIN HAZİN ÖYKÜSÜ</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S72gqmVKjmI/AAAAAAAABp4/Zau3DmeJnHE/s1600/anne.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S72gqmVKjmI/AAAAAAAABp4/Zau3DmeJnHE/s400/anne.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5457694977147178594" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;N.Sultan'ı hepiniz tanıyorsunuz dostlar. Benim dünya güzeli anam olur kendileri. Mecazen söylemiyorum bunu. Elbette herkesin anası kendine güzel de bu hatun harbi afrodittir. Sapsarı saçları, boncuk mavi gözleri, boyu posuyla Em.el Saaayın'ın bizimköy şubesidir. "E o zaman nasıl oluyor da senin gibi, kara-kuru, yerden bitme, hilkat garibesi bir çocuğu oluyor; he söyle bakalım, nasıl oluyor da oluyor?" hönkürüşlerinizi duyar gibiyim sayın okur. O da Allaan işidir, karışmayalım. Çok ayıp, dalga geçmeyin, daş olursunuz daşşşş... Hem önemli olan ruh güzelliğidir. Değil midir? Reca ederim kapatalım bu bahsi kuuzum. Çok kırıcı oluyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne diyorduk efenim. İşte bu güzeller güzeli hatun, yakınlarda olacak bir düğün etkinliği hasebiyle, çok hoş bir kumaş almış ve entari tiktirmeye karar vermiş. Kendisi güzel olduğu kadar zevkli bir hatundur ammaaa, burada koskoca bir moda kokoncanı, sitil gurusu, giyim kuşam uzmanı, şaane bir insan dururkene; modele karar verme işi ona mı kalmıştır. Heheeeyyyytt bee! dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Tamam anneciğim, ben gugıl amcanın engin ve sonu gelmez bilgi dağarcığından yararlanıp senin için harika bir model bulurum. Sen o güzel kafanı yorma bunlarla." diyerek bir güzel başladım araştırmaya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle "Anne abiye" diye baktırdım. Malum, bizim köyde "Anam için entari tiktirecem, var mı gözel bir modelin gugıl abii?" demeye gelir bu. Çıktı görseller. Amanın da amanın. Elbiseler pek güzel, pek modern de yahu bunlar nasıl anne? Benim böyle annem olsa, yaşamaktan soğurum, kompleksler içinde yüzer, depresyonların en fenasıyla çarpılır, yüksek dozda İ.Y.K şarkısı alıp kendimi intihar ederim.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Az bi durun anlaticiim. Bi kere hatunlar hemen hemen benim yaşlarımda. Üstelik de doksan altmış doksan ölçülerinde, sülün gibiler. İyi de gugıl amca, benim anam bütün güzelliğine rağmen, her klasik Türk anası gibi tombiş yanaklı, göbekli, hanım hatun bi kişilik. Şimdi bu dal gibi karıların giydiği şeyleri ona model diye göstersem, önce terliğin sağ tekini fırlatmak suretiyle kafamı yarar, sonra sol tekiyle bir güzel masaj yapar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zaman ne yapmalı? Hemen durumu değiştirmeli elbette. "Gugıl amca, gugıl amcaaa, her evde bulunan, bildiğin normal analardan bahsediyom. Biz Bitter miyiz ki; anamız fırıldak cadısı gibi olsun he?" manasına gelen "Büyük beden abiye" araması yaptırdım ki; bu daha da vahim bir tabloyla karşılaşmama neden oldu. Bu bölümdeki karıların her bir me.mesi, kabak hormonuyla tatlandırılmış Diyarbakır karpuzu kadar. Alimallah kazara bir tanesi aşka gelip sarılmaya kalksa havasızlıktan boğulursunuz. Üstelik öyle bir dekolte ki evlerden ırak. İnek kardeşlerim bile daha edeplidir bu hususta. Kokoşlukta da hiçbir sınır tanımayan bu modellerden herhangi birini benim sevgili anneme göstertmeye kalksam, önce çatıdan aşağıya atar, sonra evlatlıktan reddeder maazallah. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde ne mi yaptım? Elbette ki kendisine, kendi ellerimle bir entari modeli çiziktirivermek için kolları sıvadım. Başarıciiim kesin, galiba, sanırım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Malumu aliniz, ilkbahar-yaz sezonu açıldı. Önümüzdeki güneşli, güzel günler bir çok düğün dernek etkinliğine gebe. Hepinize illa piste çıkıp göbek atmanız için zorlanmadığınız, kız kıza dans edilmenin yasak olduğu, iyrenç pastalardan ikram edilip yenilmesi beklenmeyen düğünler diliyorum. Bir başka sosyal aktivitede buluşmak dileğiyle, hoş kalın, hoşça kalın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dip Sos: Foto, ikinci aratmamda çıkan modellerden seçilme bir görsel ezadır. Çekiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka dip sos: Madem, kokoncan olduk; önümüzdeki günlerde size moda ile ilgili süpriklerim olacak. Bekleyiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-5740824339918226499?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/5740824339918226499/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=5740824339918226499&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/5740824339918226499'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/5740824339918226499'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2010/04/bir-kokoncanin-hazin-oykusu.html' title='BİR KOKONCANIN HAZİN ÖYKÜSÜ'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S72gqmVKjmI/AAAAAAAABp4/Zau3DmeJnHE/s72-c/anne.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-4586494033553785126</id><published>2010-04-01T12:01:00.000+03:00</published><updated>2010-04-01T12:21:08.801+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DÖK İÇİNİ RAHATLA'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BAHAR GELMİŞ NEYİME'/><title type='text'>DERDİM BAŞKA</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7RlGqitRHI/AAAAAAAABpQ/IRD1DkJqxzA/s1600/aaaaaaaaaaaaaaaa.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 293px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7RlGqitRHI/AAAAAAAABpQ/IRD1DkJqxzA/s400/aaaaaaaaaaaaaaaa.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5455096213825995890" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sanma ki derdim güneşten ötürü;&lt;br /&gt;Ne çıkar bahar geldiyse?&lt;br /&gt;Bademler çiçek açtıysa?&lt;br /&gt;Ucunda ölüm yok ya.&lt;br /&gt;Hoş, olsa da korkacak mıyım zaten&lt;br /&gt;Güneşle gelecek ölümden?&lt;br /&gt;Ben ki her nisan bir yaş daha genç,&lt;br /&gt;Her bahar biraz daha âşığım;&lt;br /&gt;Korkar mıyım?&lt;br /&gt;Ah, dostum, derdim başka...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orhan VELİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annemin başarısızlıkla sonuçlanan "tarafıma ümitsizce şaka yapma" girişiminden başka bir etkinlik yok bugün. Ben ki; konuyla ilgili yaratıcılıkta, şakacılıkta ve dahi insanlara spazm, kriz, beyin kanaması, depresyon, mutasyon geçirtmekte sınır tanımam. Hiç içimden gelmiyor bu yıl yahu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galiba bekleyesim var benim. Bu sefer de durayım, bana gelsin diyesim var. Şöyle sıkı bir şakaya uğrayıp silkelenesim, kendime gelesim var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne bileyim işte... Üstat gibi benim de DERDİM BAŞKA...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-4586494033553785126?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/4586494033553785126/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=4586494033553785126&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/4586494033553785126'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/4586494033553785126'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2010/04/derdim-baska.html' title='DERDİM BAŞKA'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7RlGqitRHI/AAAAAAAABpQ/IRD1DkJqxzA/s72-c/aaaaaaaaaaaaaaaa.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-1098597460358795522</id><published>2010-03-29T12:04:00.000+03:00</published><updated>2010-03-29T12:15:29.367+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KALEM YAPTI BEN YAPMADIM'/><title type='text'>DÖNÜŞ</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7BubHyqNRI/AAAAAAAABpI/qJVE_ZBLBVI/s1600/DEN%C4%B0Z.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7BubHyqNRI/AAAAAAAABpI/qJVE_ZBLBVI/s400/DEN%C4%B0Z.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5453980560972723474" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ben seni bir deniz kıyısı sevdim &lt;br /&gt;Kanamalı midye kesiğiydi gülüşün &lt;br /&gt;Yaşamla kavgalı sevmeler sunuyordu döke saça &lt;br /&gt;Ve kayaya sevdasını anlatırken dalgalar saçlarında &lt;br /&gt;Yosunlar dolandı yarama &lt;br /&gt;Yükseldikçe devrildi kumdan kalelerim &lt;br /&gt;Gittikçe küçüldük ben ve yorgun ellerim &lt;br /&gt;Öylesine bilmeden &lt;br /&gt;Sana geldim &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben seni bir martı türküsü sevdim &lt;br /&gt;Sancılı kanat darbesiydi gülüşün &lt;br /&gt;Bahar kokulu yağmurlar yağdırıyordu içimdeki sılaya &lt;br /&gt;Ve uzaklar ağlarken deniz karası bakışlarında &lt;br /&gt;Bir bebek eli sarıldı parmağıma &lt;br /&gt;Tahribi yüksek fırtınaydı senden gidişlerim &lt;br /&gt;Tutsaklığımda örselendi asi esişlerim &lt;br /&gt;Her seferimde yeniden &lt;br /&gt;Sana geldim &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben seni bir ömür bitişi sevdim &lt;br /&gt;Acılı ney sesiydi gülüşün &lt;br /&gt;İsli nameler bırakıyordu yangın artığı duvarlarıma &lt;br /&gt;Ve kör bir karanlığa bilenirken umutlar avuçlarında &lt;br /&gt;Uğursuz kuşlar kondu dalıma &lt;br /&gt;Uzun yol karamsarlığı taşıyordu dönüşlerim &lt;br /&gt;Bir çift buz mavisinde söndü ateşlerim &lt;br /&gt;Son defa ölmeden &lt;br /&gt;Sana geldim&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-1098597460358795522?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/1098597460358795522/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=1098597460358795522&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/1098597460358795522'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/1098597460358795522'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2010/03/donus.html' title='DÖNÜŞ'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7BubHyqNRI/AAAAAAAABpI/qJVE_ZBLBVI/s72-c/DEN%C4%B0Z.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-4962451728578102982</id><published>2010-03-23T08:02:00.000+02:00</published><updated>2010-03-23T09:17:53.396+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KORKU DAĞLARI BEKLER'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BİZİM EVİN HALLERİ'/><title type='text'>CESUR YÜREK HAİN ZOMBİYE KARŞI</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S6ha73xBJfI/AAAAAAAABpA/4pGyMJYr3n0/s1600-h/korku_filmi.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S6ha73xBJfI/AAAAAAAABpA/4pGyMJYr3n0/s400/korku_filmi.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5451707333560313330" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;“Yaşayan Ölülerin Dirilişi” adlı kıytırık bir zombi filminin, tesadüfen, on dakikalık bölümünü seyretme gafletinde bulunduktan sonra, sahnelerin birinde siyah poşet gördüğü için iki yıl boyunca siyah poşet olan hiçbir odaya yalnız başına girememiş bir insan evladının, korku filmi seyretmeye karar vermesi neyin göstergesidir, sorarım size!.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durun hele sayın okur, siz yorulmayın, ben söyleyeyim. Salaklığın daniskasıdır, zeka geriliğinin halk arasındaki adıdır, içsel şapşallığın dışavurumsal yansıldamasıdır, af buyurun b.ku kepçesiyle yemektir. Bu tespitleri yapmak kolay oldu sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz. İniniz efenim aşağıdaki paragraflara. İniniz, ininiz, lütfen çekinmeyiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O gün de, yorucu bir haftanın ardından gelen her hafta sonu olduğu gibi güzel bir gündü. Güneş, bir önceki gün parlatılmış camlardan içeriye tatlı tatlı gülücükler atıyor, baharın gelişini muştuluyordu. Mutlu yuvamızda kuşlar gibi cıvıldaşılan bir Pazar sabahı daha böylece başlamış, sonrasında kahvaltı faslıyla devam etmiş, sevgi pötürcüğü şeklinde dolaşılıyordu. İncegül gişisi sofrayı toplamakla uğraşırken, onun çekirdek çerez ailesi çoktan  birlikte yapacakları bir etkinlik arayışı içerisine girmişlerdi bile. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heyhat, buna hiç gerek yoktu. Evde kaotik bir muamma, bir sosyal deha, bir ortam insanı yaşıyordu ve yoksa onlar bunun farkında değiller miydi? O halde fark etmelerini sağlamak gerekti. Bendeniz ellerimi belime koydum, en ürkek, en esrik, en örselenmiş tavrımı takındım ve erkeklerimin şaşkın bakışları altında, pırıl pırıl, el değmemiş, harika bir fikir bırakıverdim orta yere.  “Korku filmi seyredek la, hadi la, n’olur la!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ailenin aklı en başında, en sportif, en yağuşuklu ve aynı zamanda en namkör evlat klasmanında birinciliği kimselere kaptırmayan büyük oğlusu kibar bir şekilde bu teklifi reddetti. “Hayır anne, aslaaaa. Seninle korku filmi seyredeceeme, gider ıhlamurlar altındayı seyrederim daha iyi. Ya anne zehir edecen yine bilmiyom mu ben?” dedi ve jet hızıyla üstünü giyip dışarıya çıkmak suretiyle firar etti. Küçük sıpa Ozi kişiliksizi ise, “Derslerim var benim. Üüfff, çok çalışmam lazım anne çoook.” diyerek kendini odasına kapattı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koltukta kuzu kuzu oturmuş gazetesini okumakta olan koca kişisine gözüm ilişti. O ise gözlerini bana değdirmek şöyle dursun, gazetelerle yek vücut olmuş, hatta her hangi bir toprak parçası bulsa kafasını gömecek kıvamda saklanmaya çalışıyordu. Oysa o bilmiyor muydu ki; kafama koymuşsam, kurtuluşu yoktu. Şu anda İncegül’ün hava sahası içindeydi ve kaçış imkansızdı. Madem ki kaçınılmazdı, hiç değilse tadını çıkarsındı. Üstelik elimde tek kurban o kalmıştı ve yıllarca önce etrafa mutlu gülücükler dağıtıp o imzayı atarken düşünecekti bunları. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Seni seçtim Pikaççuuu.” diye en şirin halimle çemkirdim. “Yapma.” dedi. “Yaparım.” dedim. “Eyvah Eyvah’a gidelim, istiyordun ya.” dedi. “I ıh. Boşa çırpınma, koş kollarıma.” dedim. “Gel vazgeç, seni istediğin yere götüreyim. Hatta bak alışverişe çıkalım, sana baharlık yeni ciciler alalım he?” diye ahlaksız teklifler bile yaptı. Yemedim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne olursa olsun o filmi seyredecektik birlikte. Ben hafiften ürkecek, narin bir güvercin gibi sevdiceğimin göğsüne başımı yaslayacaktım. O elimi tutacak, “Korkma bitanem, ben yanındayım.” diyecekti. Harika, nefis, güzel ötesi, ormantik bir seans olacaktı. Bundan emindim. Lakin, koca kişisinin yüzünde, henüz film başlamadığı halde oluşan o hırpalanmış, örselenmiş, o kösnül, hayattan ürkmüş kanadı kırık serçe ifadesini anlayamamıştım ama neyseydi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sehpanın üzerini fındık, fıstıkla donattım. Meyve sularımızı, kahvelerimizi hazırladım. Artizim ya; perdeleri kapattım, “Makiniiist, hadi hazırız, başlat filmi.” diye şakalar bile yaptım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte filmden ve bizden sahneler de aşağıda efenim. Buyurun buyurun, çekinmeyin. Bu seansa bilet almıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sabahtan beri oğullarınla birlikte bana lolo yapıyonuz? Ne vardı bu kadar abartacak? Ne güzel film işte. Ooo bak gençler parti yapıyorlar dağın tepesinde. Bundan mı korkacam? Neymiş efendim, oğlanın gözünden kırmızı ışık çıkıyormuş. Ay ne korkunççç. Peehh… Hee şimdi ne oldu? Kız banyoya girdi. Dumanlar da çıkıyor. Aman çok korktum. Sıcak su buharı olamaz yani? Hıh…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İncem, gülüm, canımın içi, bi sussan ya… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ay ne dedim ki ben şimdi? İyi, yorum da yapmayalım. Bu nasıl korku filmi beee? Hiç ürkünç diil bi kerem. (Kız gayet mayışmış vaziyette duşunu alırken, birden aynadan acayip bi mahluk fırlar) Oy anammmm… O ne beeee? Dakka bir gol bir. N’oluyooo? Şeytan mıymış çocuuuk? Ay kız kaldı cıscıbıldak banyoda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İnceee… Üstümden iner misin? Bi de tepiniyon kızım ya. Valla çürüttün he.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Pardon canım ya.  (İki genç, uçan bir arabanın içinde, tarifi imkansız bir yere gelirler. İçeride türlü çeşit yaratık cirit atmaktadır.)  Bu ürkünç yer onların evi miymiş? Ay ileri sarsana burayı ya. Korktum ben.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kızım saçmalama. Daha on dakika bile olmadı başlayalı. Asıl korku ileride. Hem şu parmağımı da burup durmasana. Kıracan, elinde kalacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Heee… Pardon hayatım. (İnce yerinden hoplar) Oyyyyy… Anaammm… Öldürdü lan kızı. Hani aşıktı bu buna. Iyyyykk… Kafasını da kopardı manyak. Amaniinnn içine mi girecekmiş, onun için numara mı yapıyomuşşşş…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İnceeee… Şeytan o şeytan kızım. Saçlarımı yolmaktan vazgeç ya. Boynumu niye sıkıyon? Ya kapatayım bak. Yüzün gözün de bi tuhaf oldu senin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yok yok iyiyim ben. Dur bir iki fındık atayım ağzıma, kendime geleyim. Heh şu kahveden de bi yudum aldım mı… (Tam bu sırada yaratıklar adamın birine hücum etmişlerdir. İncegül acayip tırsar.)  Hörrrrrşşşşş…. öğğğğkkkkk!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ya her tarafım kahve oldu ya. Ne biçim püskürttün öyle. Gözüme girdi İnce be. Yapma şunu ya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Özür dilerim canım ya. Ama baksana kan föşkürüyor adamın her yerinden. Midem kalktı. (Neyse ki az sakinlemiştir film. Böyle ağırdan müzik çalıyor ve kamera o ilginç mekanda geziyordur. Birden ve pööört diye olan olur.)  Aaaaaaayyyy…. Bu nasıl duvardan çıkmak zönk diye yaaaa… Manyaaa bak be. Ödüm koptu. İnsan gibi kapıdan gelse olmuyo sanki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İnceee, saçmalama. O ruh ya hani, kapıyı tıklayıp ben geldim diyecek hali yok de mi? Sen benim omzumdan iner misin bu arada. Boynum kırt etti valla. Senin yüzünden ağrıyacak şimdi iki gün. Kapatalım bak istersen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yok yok tamam söz. Bi daha üstüne tırmanmak, etlerini mincirmek, barnağını burmak, kafana oturmak yok. Efendi gibi koltuğumda oturup seyretçem, bak görürsün. (Ama bırakmıyorlardır ki. Bu sefer de yaratıklar sınıftaki çocuklara musallat olmuşlardır.) Ooooooffffff… Aaaayyyyyyy… İki dakka düzgün duramadı allaaan gerzek yaratıkları. Yok onu öldüriim, bunu kesiim, ötekinin içine giriim, aynalardan föşkiriim… Bu ne be?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kapatayım mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- (En ince, ince ince) Rica edeyim, mümkünse hayatım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hiçbir şey demiyorum sana İnce.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Deme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kalk da şu ortalığı temizleyelim. Darma duman ettin, fındık, fıstık oldu halının üzeri, koltuğa da kahve püskürtmüşsün. Ayrıca sıkıştırmalarından da her yanım mosmor oldu. Süpürge, bez falan getir hadi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- (Süt dökmüş kedi ince) Tamam hayatım. Sonra alışverişe gidelim mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hayır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- (Hiç bu kadar zarif olmamış ince) Oldu canım. Peki tuvaletin kapısında bekler misin beni? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hayır. Altına et. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- (Hep böyle olması istenen ince) Peki canımın içi, ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Biiippp… biiipppp… biipppp… biiipppp… (Ayrıca da benim gibi zarif bir insana böyle şeyler söylemen hiç hoş diil koca kişisi. Şu olayın etkisi geçsin, nasılsa alırım hesabını. Ulen kaptırıp içmeseydim o kadar şeyi keşke. Sıkıştım bee!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Oziiiii… Oğlum, tuvaletin kapısında durur musun iki dakka. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Üf anne yaaa… Yine mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir “alaca karanlıkta korkunun fındıklı çikolata tadı” kuşağının daha sonuna geldik dostlar. Şen kalın, esen kalın ve her bööö diyenden korkmayın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-4962451728578102982?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/4962451728578102982/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=4962451728578102982&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/4962451728578102982'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/4962451728578102982'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2010/03/yasayan-olulerin-dirilisi-adl-kytrk-bir.html' title='CESUR YÜREK HAİN ZOMBİYE KARŞI'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S6ha73xBJfI/AAAAAAAABpA/4pGyMJYr3n0/s72-c/korku_filmi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-5186645840780161170</id><published>2010-03-16T09:02:00.000+02:00</published><updated>2010-03-16T09:09:13.613+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TELEVİZYON MELEVİZYON'/><title type='text'>HELLİMDEN DOST ESKİ KAŞARDAN TOST OLMAZ</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S58ua8KjV8I/AAAAAAAABo4/R-gdRhhN9b4/s1600-h/aski-memnu-aciklamasi.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 271px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S58ua8KjV8I/AAAAAAAABo4/R-gdRhhN9b4/s400/aski-memnu-aciklamasi.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5449125114503452610" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;“Alan Memnu, Veren Daha da Memnu” adlı nadide dizimizin pek muhterem izleyicileri. Müessesemiz yine hiçbir fedakarlıktan kaçınmamış, türlü tehlikeler atlatarak Kanal P stüdyolarına dalmış, ucu sivriltilmiş kurşun kalem, çeşitli çaplarda parça tesirli kalemtraş, silgi ve mürekkep bombalarıyla görevlileri etkisiz hale getirmiş ve sizler için dizinin yayın haklarını ele geçirmiş bulunmaktadır. Neden şaşırıyorsunuz anlamadım. Siz müessesemizi hiç mi tanımadınız? Aşkolsunuz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle yayınlanmış bölümlerin üzerinden şöyle bir geçelim, onları gönlümüzün istediği gibi değiştirelim değil mi? Finali de ona göre şekillendirir, sonra da serinin diğer filmleri için kolları sıvarız.  E ilk paragraftaki silahları niye elimize aldık sanıyorsunuz? Aha da edebi eser katliamı öyle yapılmaz, böyle yapılır. Buyurun, bundan gayrı burdan seyredin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O gün Ahman Bey’lerin şatosunda her zamanki ağır havanın yanı sıra, alışılmamış bir tedirginlik de hüküm sürmektedir. Leydi Bitter’le Kont Düldül’ün yedikleri hurmalar g.tlerini tırmalamaya başlamıştır. Çünkü Ahman Bey, Düldül’ün Kaf dağının ardında bulunan, iki adet dev tarafından korunan gizli sarayındaki yatağını koklamaktadır. (Bu iki zevişgen yaratık aylardır gözünün önünde türlü ceviz, fındık ve bilumum kabuklu yemişi kırarken ruhu duymayan Ahman Bey, sade bir kokudan nasıl uyanır diye düşünüyorsan; düşünme sayın seyirci. Sen sadece izle.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa ki o koku Ahman’ı uyandırmak için, kötü kalpli büyücü Hellim tarafından yapılan bir iksirdir. Ve onu,  şatoya uşak olarak soktuğu adamı Habit  yatağa, yorgana sıkmıştır . Heyhat gelin görün ki; Bitter’in Okusford cadılık okulundan birincilikle mezun olmuş olan anası, iksirin içine iki parça camış b.ku atmak suretiyle etkisini farklılaştırmış, Ahman’ın öncekinden de derin bir uykuya dalmasını sağlamıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan haberi olmayan Bitter odasında üç buçuk atmakta, bohçayı, çıkını toplayıp Düldül’e kaçmak için hazırlanmaktadır. Pempe pancurlu bir sarayları, mini mini bebeleri olacaktır. Oysa Düldül, tası-tarağı almış, şerwud ormanlarında bir nevi robin hud olmaya karar vermiştir. “Ulen bunca zaman herkes bana verdi, şimdi de ben verecem anasını satayım. Zengine de verecem, fakire de verecem. Yok la öyle diildi, zenginden alıp fakire verecem.” şeklinde planlar yapmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam şatonun dik merdivenlerinden aşağıya doğru inerken, prenses Nihale onu görür.  “Beni bırakıp nere gidiyon erkekim? Sarı ganaryam, toynaklı begonyam, gitmeee! Beni terk itmeee! Gidersen yaşayamaamm.” diye hönkürmeye, sevdiğinin ardından salya sümük ağlayarak koşturmaya başlar. Bunca güzelliğine, aldığı iyi eğitime, babasının kral olmasına karşın; k.çı kırık, üstelik de kendisinden tiksindiği her halinden belli olan  Düldül için gururunu ayaklar altına almasından da anlaşılacağı üzere, prensesimiz oldukça gerzek, Ahman Bey’den daha da  safsalak bir kraliyet mensubudur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte böyle kaçan bebenin peşinden sallan seplek koşturup dururken, merdivenlerden aşağıya yuvarlanıp kafayı gözü yarar. Lakin, parça pinçik olmuş halde yerde yatarken, bir yandan da  “Elimi tut Düldül, sırtımı kaşı Düldül, bana borazan çal Düldül…” diyerek çocuğu yaşamaktan soğutmayı ihmal etmez. Şato halkı seferber olup prensesi kurtarmaya uğraşırlar ama nafiledir, fena parçalanmış contayı iyice sıyırmıştır. Hemen ülkenin baş büyücüsü çağrılıp prensesi iyileştirmesi istenir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu esnada Prenses’e aşık olan ve aynı zamanda doğduğu günden beri sürekli öksüren eski arabacıları Mallar Malı Mübaşir ile ona aşık olan bakıcısı, hizmetçi Sarı Sadırlı Düriye, Ahman Bey’in çok bilmiş ablası Kontes Ayran’ın çiftlikli şatosunda, her zaman olduğu gibi çay içip kraker kemirmektedir. Düriye, Mübaşir bir an önce iyileşsin de kendisini alsın, onu telli duvaklı gelin etsin diye hiçbir fedakarlıktan kaçınmamaktadır. İaçlarını dakikası dakikasına elleriyle içirmekte, terledikçe sırtına tülbent koymakta, “Hırkanı sırtına al Mübaşir, terliklerini giy  Mübaşir, burnunu cama tutma üşütürsün Mübaşir…” diye diye bir yandan da çocuğun zaten bi lokmacık olan beynini yemektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birden çiftlikli şatonun penceresine minik bir güvercin konar. Ayağındaki not, Düriye’ye şatodan sürekli bilgi akışını sağlamayı kendine görev telakki eden Tosuncuk Nermin’den gelmektedir. Olanları bir bir anlattığı notun dibine düştüğü dipsosta “Aman Mübaşir duymasın.” demektedir bizim Tosuncuk. Lakin, heyhaaat… hesaba katmadığı bir şey vardır: Yazdıklarını, o sırada sevdiceğine kelle-paça pişirmekte olan Düriye yerine Mübaşir okumuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salak prensesin kafayı kırdığını öğrenince, öksürüğü daha da artar. Hele Düldül’le Bitter’in yükleri toparladığını duyunca gözlerini şööyle iyice bir belertir. Celallenmiş, coşmuş, ayağa fırlamıştır. Yollara dökülüp ötürüğüyle dağları devirmeli, Düldül’ün prensesi bırakıp kaçmasına engel olmalıdır. Haaayııırdır, sevdiğinin mutluluktan havalara uçtuğunu, Düldül’e verdiğini görmeden içi rahat etmeyecektir. (Gönlünü canııım.) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra durup bir düşünür. “Lan ben sahiden mal mıyım neyim? Kaç bölümdür iflahım kurudu bunlarla uğraşmaktan. Bırakayım kaçsın allaan zevişgenleri. Prensesim de bana kalsın.” der kendi kendine. O sırada kelle-paça çorbasıyla kapıda dinelmekte olan Düriye, Mübaşir’in bu kendiyle hasbıhalini duyar. “Lem, salak, malak, tipi de bi b.ka benzemiyo, sıska, maraza, malın önde gideni ama seviyom işte ne edeyim?” diyerek kameraya hüzünlü bir bakış atar. Hemen, kötü günler için yüzüğünün içinde sakladığı bir tutam şapı çorbanın içine boca ediverir. “Nihohahaaaa, ya benimsin, ya da şöyle böylesin.” diye de söylenir. Çorbayı içmek istemeyen Mübaşir’e, kaşığı boğazına soka soka zorla içirir. Sonra da her hizmetçi kişisinin yapacağı gibi, çayını alıp şatonun salonuna kurulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sırada Ahman Beygilin şatosunda neler olmaktadır? Ahman Bey tatlı uykusundan uyanacak mıdır? Bitter’in yeni planı nedir? Okusfordlu Cadı kişisi ve kankası dadı kişisi nasıl bir hazırlık içindedir? Mahpeyker başpiskoposu dinleyip üçüncü bebeyi ne zaman yapacaktır? Büyücü Hellim, nasıl bir iksir yapma peşindedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu soruların cevaplarını ve daha fazlasını bir sonraki bölümde seyredeceksin sayın izleyici.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi şimdilik to bi kontinyüüüüü…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-5186645840780161170?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/5186645840780161170/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=5186645840780161170&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/5186645840780161170'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/5186645840780161170'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2010/03/hellimden-dost-eski-kasardan-tost-olmaz.html' title='HELLİMDEN DOST ESKİ KAŞARDAN TOST OLMAZ'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S58ua8KjV8I/AAAAAAAABo4/R-gdRhhN9b4/s72-c/aski-memnu-aciklamasi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-9105695934333954779</id><published>2010-03-11T16:35:00.000+02:00</published><updated>2010-03-11T16:42:18.390+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TALİH GUŞU'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SİDİKLİ AYSEL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='GUGUK KUŞU'/><title type='text'>TALİHSİZ TALİHLİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S5kBOpX6uSI/AAAAAAAABow/CrF9KkXwwho/s1600-h/talih.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 355px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S5kBOpX6uSI/AAAAAAAABow/CrF9KkXwwho/s400/talih.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5447386575417293090" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;“İnsanın bir kere ters gitmeye işi, muhallebi yerkene kırılır dişi.” diyen atalarımızın gözünü seveyim. Hatta gözünün yağına yımırta kırıp çavdar ekmeemi banıp banıp yiyeyim. Ya bir ata kişisi hiç mi yanılmaz; hiç mi şaşmaz? Yok baba, bizim atalarımız ne demişse doğru demiş. Şu meşhur bahtsız bedevinin başına neler geldiği ise biz faniler tarafından çok iyi bilinmekte olduğundan, tekrar tekrar anlatıp da Blog Zörtletme Kurulu’nun tepkisini çekmenin alemi yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kara bahtım, kem talihim yüzünden bazı bazı infiale gelip aşırı dozda İsmail YK dinlemek suretiyle intihara teşebbüs etmeyi düşünsem de; çoğu zaman her zorlukta  iyi bir yan bulma konusunda Polyanna’ya nal toplatmışımdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolumda hanım hanım giderken, horoz kovalar. Ormantik bir şekilde denizi seyrederken kafama martı zıçar; ki dikkat buyurunuz bunca kuş b.ku emiklemişken, daha bir kere amorti bile vurmuşluğu yoktur bu garibe. Sabahınan güneş açtı diye koca bir hafta sonunu evin devasa camlarını silmeyle geçiririm. Tam “Ahan da bitti. Misler gibi oldu.” diye yayılacakken, yağmur başlar.  Bankada üç saat kuyruk beklerim, tam sıra gelir, o bir türlü düzelemeyen sistemler çöker. Acil işim olur, araba bozulur, bozulmazsa teker patlar, en iyi ihtimal arabanın önüne öküz sürüsü çıkar da üç saat beklemek zorunda kalırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ağustosta suya girsem, balta kesmez buz olur.” diyeyim de atalarımızı yeterince şad etmiş olayım ve de mevzuya bir de tüy kondurayım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilen bilir, bizim çocukluğumuzda sanayağı’nın da –her şeyin olduğu gibi- bir kıymeti vardı. O zamanlar böyle; önce “Aman da yirseniz damarlarınız dıkanır alimallah, soora g.tünüz, gobeeniz mişlen bebeği gibi şişik şişik olur . Siz ondan vazgeçin.” deyip sonra; “Yok gurban, biz yanılmışık, aslında sanayavı da gayet sağlıklı bir gıda çeşidimiz imiş. Siz iyisi mi bizim tavsiyelerimizi dinlemekten vazgeçin. Baksanıza, bir dediğimiz diğerini tutmuyor. Bilgi manyaana çevirdik hepinizi şebekler.” şeklinde düzeltme yaparak ona orta malı bir s.rtük muamelesi yapılmıyordu. Pilavımızın, makarnamızın lezzeti, kahvaltı sofralarımızın baş tacı, sütümüzün yoldaşı, ekmeğimizin lüküs katığıydı. Tavada cozurdarken üzerine kırdık mıydı iki tane çift sarılı köy yumurtasını, yeme de yanında yatımızdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine bilen bilir, o zamanlar sanayağına ulaşmak bu kadar da kolay değildi. Belki de bu yüzden onca değerliydi bilemiyorum. Gak deyince ekmeğe, guk deyince suya ulaşılabilen çağa henüz ulaşmamıştık. Bebelerimiz gibi her şeyimiz varken doyumsuz, bunca ilgiyle besleniyorken mutsuz değildik. Bir köylü bebek, bir tekeri kopmuş arabayla saatlerce oynayabilir, koşup coşup, sokakların tozunu attırabilirdik. Gerçi sokaklar da bugünkü gibi değildi o vakit. İnsanlar güleç, komşu teyzeler sevecen, bakkal amcalar cömertti. Bu gün olduğu gibi, beş kuruşu eksik diye boynu bükük, eli boş çıkarmazlardı çocukları dükkanlarından. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazır çocukluğuma dönmüşken, dünya tatlısı Kaptan Amca’dan, Alamancı ailelerin bebelerinin, gelen hediyelerle nasıl nispet yaptıklarından da bahsederdim ya, mevzumuz o değil. Zaten mevzumuz sanayavı da değil. Tamamen benim kara bahtım, kem talihim. Bağlıyciim efenim sabırsızlanmayınız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zamanlar biricik analarımızın bize nefis yemekler, çıtır çıtır börekler yapabilmesi için,  uzunca kuyruklarda, keyifli (!) saatler geçirmesi şart idi. Lakin kardeşlerim henüz küçümen bebe olduğundan, bu kuyrukların tadını çıkarmak bana kalırdı. Önümdeki teyzelerin, amcaların birer birer eridiğini görür, o uzunca sürede kendimce hayaller kurardım. &lt;br /&gt;İlk kuyruğumu dün gibi hatırlarım. Ne kadar da heyecanlanmıştım. Önemli bir insandım ben artık. Evimin sanayağı ihtiyacını görecektim. Çocukluğun sebepsiz neşeleriyle yüklenip saatlerce bekledim orada. Biliyordum, her tünelin sonunda bir ışık vardı ve her kışın ardı ilkbahardı. Sabırla bekledim. Üf bile demedim. Ben bir sevgi pötürcüğü, harbiden çakma Polyannaydım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O ilk uzun bekleyişin ardından işte beklenen olmuştu. Sıra bana gelmişti. Bende bir sevinç ki sormayın. O tapınılası küçük camın önündeydim artık. Elimi uzatsam ona kavuşacaktım. Sanayağımı alacak, mutlu yuvama geri dönecektim. Lakin, heyhat, hayat hep mi bana acımasızdı? Kaşlarımı güççük eyvah gibi kaldırıp “Bizim hiç sanayağımız olmadı ki amca. Bize de versene amca.” muadili bir cümle kurdum. Eyvah’ın anasını kandırıp kötü yollara düşüren Nöri Yalço bakışlarıyla bana döndü ve “Kalmadı canım.” dedi. Dilleri eşek arısı kolonisi tarafından tek tek sokulası görevliye veda etmek hiç içimden gelmedi. Burnumu çeke çeke eve döndüm. Ve bu durum üç-beş-yedi… her sanayağı günü böyle tekrarlandı gitti. Annem her seferinde, “Nesibe’nin yarım akıllı kızıyla, Dürdane’nin sümüklü oğlu bile almış gelmiş, sen bir de uyanık geçinirsin.” diyerek, yediğim darbelerin üzerine cila çekerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kah.pe kaderin bu bana ettiklerine artık dayanamayacaktım. Heyhat annemin de dediği gibi akıllı bir insan evladıydım ben. Lakin kuzguna yavrusu kartal görünürmüş ya. Annem yanılıyordu muhtemelen. Yine de bu, benim haince planlar yapmama engel olamazdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O gün de  kuyruktan eli boş döndüğüm sayısız günden biriydi. Benden bir iki yaş büyük olan Sidikli Aysel’i yolda sıkıştırdım. Eli kolu sanayağından görülmüyordu. Öncelikle gasp etmeyi düşündüm ama olay duyulursa annemin beni terlik marifetiyle parça pinçik edeceğini hatırlayıp vazgeçtim. Sonralıkla, tatlı dilimin de yardımıyla kendisine rica edip onları bana vermesi konusunda kendisini ikna etmek akıllıca geldiydi fakat bu da yemeyecek gibi görünüyordu. Hayvan epeyce terliydi zira. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de tilki hayvanı şeklinde bir kurnazlıkla, hem Sidikli Aysel’i ürkütmeden, hem de anneme duyurmadan sanayağlarına kavuşabileceğim bir planın hesaplarını yapmaya başladım. Lakin ben kimdim, kurnazlık kimdi? Heyhat bunu ilerleyen vakitlerde çok iyi anlayacaktım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Usulca yanaştım kıza. “Kız Aysel, dedim. Bu Hoptirik Ömer Amca’nın oğlu, Zottirik Kadir var ya, senden çok hoşlaşıyomuş, şimdi de okulun bahçesinde seni bekliyomuş. Benden haber göndertti.” deyiverdim. Kızın sarıdan bozma yeşile çalan sümükleri neredeyse ağzının içine girmek üzereydi ki diliyle bir hüüp yapıverdi. Ağzının şapırdatarak “Yapma be!” dedi. Üzerime doğru kusma sayın okur. Tamam ben de istemezdim bu uzun hikayenin üzerine sana bu şekilde bir tablo çizmeyi. Neylersin ki gerçekler bazen acı olduğu gibi; bazen de böyle iyrenç olabilirdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse efenim, bizimki bir heyecanla okul yoluna doğru sapmaya hazırlanırken, bendeniz tilki kardeş, şen sesimle “Ya canım, o elindekilerle mi gideceksin çocuun yanına. Sen onları bana sat, sonra tekrar kuyruğa girip alırsın nasılsa.” dedim. Birden bire, az önce büyük bir iştahla sümüklerini yiyen o şapşal insan gitti ve yerine nasa uzay üssünde baş astronot olan ameerikalı siyahi bir zeka küpü geldi. Öyle de çark etti hatun. “Yaaa, verim de sonra bulamayım de mi sanayağı? Sona da annem bana baarsın? Pışşşıık…” dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pışşşığına turp sıktığımın karısı, seninki sana bağıracak sadece, benimse kuyruklardaki karanlık ve de başarısız geçmişim yine yüzüme vurulacak. Dört yaşında okumayı sökmüş bir insan yavrusunun, nasıl olup da iki parça k.çı kırık yağı alıp eve gelemediği aile toplantımızın ana gündem maddesini oluşturacak tekrar ve tekrar. Parmak kadar bebelerin maskarası olacam. O ne olacak peki? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet değerli okur kitlesim, bunun üzerine bu hem sidikli, hem oldukça sümüklü Aysel’in, Kadir’i bulamayınca olanları mahallemizin kadrolu dedikoducusu olan annesine anlattığını, onun da gelip olayı ballandıra ballandıra sevgili anneciğime aktardığını, annemin de bir köşeye sinmiş olacakları beklemekte olan bana, uzun menzilli terliklerinin ikisini birlikte fırlattığını, “Senin bu afacanlığından illallah be çocuk! Yeter artık, mahallenin bütün çocuklarını hırpaladığın yetmiyormuş gibi bir de aklınca uyanıklık mı yapıyon?” benzeri roketatarlarını hedefe kilitleyip üzerime saldığını anlatmama gerek var mıdır bilmiyorum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse ki artık sanayağı ve bilumum margarin marketlerde dizim dizim dizilmiş bizi bekliyor. Üstelik zararlı mı faydalı mı tam emin değiliz.  Ve ailem benim sayemde son derece sağlıklı kaldı. Değerimi bilsinler değil mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydin dostlar, talih kuşu her daim, hepimizin kafasına z.çsın inşallah…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-9105695934333954779?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/9105695934333954779/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=9105695934333954779&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/9105695934333954779'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/9105695934333954779'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2010/03/talihsiz-talihli.html' title='TALİHSİZ TALİHLİ'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S5kBOpX6uSI/AAAAAAAABow/CrF9KkXwwho/s72-c/talih.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-2956192098289735036</id><published>2010-03-10T15:21:00.000+02:00</published><updated>2010-03-10T15:30:30.762+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TEKNOLOCİ HARİKALARI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='AİLE EFRADI İSTANBUL&apos;UN EŞRAFI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ONDAN BUNDAN ŞUNDAN'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ARAŞTIRMA SORUŞTURMA'/><title type='text'>FACEBOOK BANA ÇOCUKLUĞUMU BULABİLİR Mİ?</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S5ee55cL2kI/AAAAAAAABoo/wwIayG8mE58/s1600-h/face+2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 338px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S5ee55cL2kI/AAAAAAAABoo/wwIayG8mE58/s400/face+2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5446996991836674626" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bakmayın benim bu çağ dışı, anti teknolojik, ortaçağ zihniyetli hallerime sayın okuyan; bizim aile efradı pek bir meraklıdır gelişime, değişime… Yeni çıkan teknolocik zımbırtılardan mutlaka bir tane edinirler. Her türlü yazılımı daha yazılmadan çözerler. Bir de bu sosyal paylaşım sitelerine mutlaka üye olurlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili kardeşlerim ve onların sevgili eşleri birbirlerini en fazla fıysbokta görür, görüşürler. Oralarda sofralar kurar, hediyeleşirler. Koca kişisi ormantik faaliyetlerinin büyük kısmını yine bu sitelerde gerçekleştirir. Bebelerim, buralarda fink atar gece-gündüz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hal böyle olunca da; bunca zaman direnişin en şiddetlisini gösteren, “Bana ne len, fıysbokta ne işim var benim be?” diye çemkirip duran İncegül gişisinin de direncinin kırılması, pes etmesi, “Tamam len, nalet getsin, uğraşamayacam sizinle, açacam bir hesap.” dememesi beklenemezdi elbette, diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz dostlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, artık fıysbokta bir İncegül var. Ama bir sorun bakalım niye var?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Tatlı ikizlerimin yüzünü ancak orada görebiliyorum. En güzel fotolarla arz-ı endam ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Delikanlı oğlumun ilişkili mi işkilli mi olduğunu, gelin kızlarımın neye benzediğini, yavrucuğumun kimlerle ahbaplık ettiğini öğreniyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Küçük oğlumun, konuşma, yazışma stilinden karakter gelişim analizini yapıyorum. Gayet düzgün, bilinçli bir evlat mı yetiştiriyorum; yoksa anası gibi pisikosomatiknevrotik bir velet olma yolunda mı ilerliyor onu görüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Kardeşlerimin ne halde olduklarını, ne halt karıştırdıklarını, neleri beğenip neleri paylaşmayı sevdiklerini biliyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- Epeydir görüşmediğim arkadaşlarımın hal ve gidişlerinden haberdar oluyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6- Son olarak ve en önemlisi; koca kişisinin romantik videolarını, bunlarla kimlerin ilgili olduğunu, urus, cinli, capon, alaman ve bilumum ırktan avratlarla arkadaş olmasının nedenini, niçinini araştırıyor, bu arkadaşlığın hangi boyutlara ulaşabileceğini soruşturuyor, açığını yakalarsam çok fena oyma potansiyelinde olduğumun her an kendisi tarafından hissedilmesini sağlıyorum. Yazdığım notlarla, yorumlarla, “Nefesim ensende herif. Bi b.klar yersen, kendine girecek delik ara.” göz dağının dibine vuruyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nadir girebilsem de; yine buradaki aynı ismimle fıysboktayım artık.  Ola ki arkadaşım! olmak istediniz. Öncelikle ön elemeyi geçmeniz lazım.  Bunun için, iki boy, iki de portre fotonuzu, nüfus suretinizi ve ikametgah ilmuhaberinizi tarafıma iletiyorsunuz. Bu aşamadan sonra yarı finalde “Yeteneğine Kurban Türkiye” formatında bir yarışma yapılacaktır. Oldukça zorlu ve bir o kadar çetin geçecek bir platform hazırlanacak size. Diyelim burada hünerlerinizi sergilediniz ve bunu da başarıyla atlattınız. İşte finale kaldınız. Final etabında size İncegül yazılarının içeriği ile ilgili sorulardan oluşan birer test kitapçığı dağıtılacak. Bu sınavı da başarıyla geçerseniz fıysta görüşürüz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşım olmaya hak kazananlar için; “İncegül ilen Fıysta” el kitabı da aşağıda sunulmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Bilgisayar oyunlarını  oldum olası sevmem. Zaten buna ayıracak bir dakika bile boş vaktim yokken; yok ürün yetiştireyim, bir de onu toplayayım, aman da akvaryumumu süsleyeyim, gibi boş işlerle uğraşamam. Bana bunlarla geleni fena yaparım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Çiftliği için çivi, çekiç, kalas ihtiyaçlarını benden gidermeye çalışana çok pis yan bakarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Akvaryumuna balık talebinde bulunanları kötü rencide ederim. Gelin bana, levrek buğulama, fırında çipura, hamsi tava, somon ızgara pişireyim size. Sazanlığın lüzumu yok. (Brother kişileri, özellikle size söylüyorum.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Sanaldan gül, çiçek, börtü-böcük göndermeyin. Gönderecekseniz tek taş, olmadı beş taş, yetmezse tam takım yedi taş gönderin. (Koca kişisi bunu da sana söylüyorum, yine sen anla.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- Etkinlik davetlerinize katılamam. (Tabii ki Çırağan’da neyin kokteyil verip beni de şeref misafiri yaparsanız o başka.) Aksi takdirde refüze ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6- Mini etek giyip bacağına hırka örtenler, sevinçten havaya ateş ederken kendini topuğundan vuranlar, düğün günü gelini salonda unutanlar… gibi gruplara üyelik isteğiyle geleni istediğine isteyeceğine pişman ederim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7-Son olarak, fıysın olmazsa olmazı rakı sofralarına çağırıp bana sarhoş muamelesi yapanı çizerim, hele dürtmeye kalkanı oyarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydin dostlar; sosyalleşelim, güzelleşelim…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-2956192098289735036?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/2956192098289735036/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=2956192098289735036&amp;isPopup=true' title='17 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/2956192098289735036'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/2956192098289735036'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2010/03/facebook-bana-cocuklugumu-bulabilir-mi.html' title='FACEBOOK BANA ÇOCUKLUĞUMU BULABİLİR Mİ?'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S5ee55cL2kI/AAAAAAAABoo/wwIayG8mE58/s72-c/face+2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>17</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-5940368628120946004</id><published>2010-03-03T11:08:00.000+02:00</published><updated>2010-03-03T21:53:22.080+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÖYKÜ ATÖLYESİ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FOTOĞRAFIN DİLİ'/><title type='text'>SANCI</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S44o4o8ZrKI/AAAAAAAABoQ/vGpa9Q5XVC0/s1600-h/KALEM.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 210px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S44o4o8ZrKI/AAAAAAAABoQ/vGpa9Q5XVC0/s400/KALEM.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444333953066052770" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşımda kocaman bir siyah bazen, hiçliğimi çokluğa kattım. Oysa bir sarı gülümsemeli, belki mor hüzünlenmeli, ille de kırmızı yansımalıydım &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilsem de derinlerin vurgununu, maviye bağladım gönlümü, yollarımı düşlere saldım. Hercai gemiler uzaklaşırken kıyılarıma bir bir, ben lacivertlerin en koyusundaydım. Lal renkli yaşamaklardan yudumladım ömrümü an be an. Ve en sonunda nefessiz daldım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tozu dumana katan yolculuklarda, her limandan bir parça demir aldım. Yankılarımı duymuyordu o leyla, yine de dilimde vaveyla, yüreğimi salıp sulara, fısıltılar haykırdım.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Martılar uçurdum göklere kanatlarında türküler… Belki de öyle sandım. İçim dalgalara köpüklenirken saklı kuytularda, aslında çaresiz bir karabataktım. Ki dem be dem daha çok daldım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Penceremden bulutlar geçiyordu saf saf…  Kah açıldım kah kapandım. Yağmurun ne çoktu taneleri, sayılmıyordu küçücük ellerle. Bense buğuya çizilebildiğim kadardım &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zerre oldum toprakta bazen. Katre katre sürgün verdim yeşile, umuda açtım. Dünya uzaklaştı evrenimden an an, vefalı bir yıldıza sevdalandı eyvah! Ben, yine bana kaçtım.  &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Sahipsiz sokaklarda inadına lambalar yanıyordu. Ki zifiri karanlık, kör bir yaşamayı kucakladım. Kim bilir belki diğer elimi bulsam, bir kuytuda rastlasam sarhoş yanıma ya da; daha hızlı koşacaktım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen bir güvercin düştü kanadıma, ürkek ve beyaz... Hani neredeyse uçacaktım. Oysa özgürse de ruh, sürgündü beden nefese. Umar yoktu ki başka; kahkahalarla ağlayacaktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ömrümün en yükseğinde bilmem hangi bahar, çiçekli bir çatıya çıktım. Güneş derdini döktü yanan ellerime. Karlar yağdı gözlerime tutam tutam, eritip suya kandım. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kalemimin beşiği hazır değildi daha, söz söz içime aktım. Ah dostlar bir bilseniz ne çok şiir doğdu ellerime. Sıktım kana kesmiş avuçlarımı kalan bütün gücümle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazabilsem... Yazacaktım!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.oykuatolyesi.blogspot.com/"&gt;Öykü Atölyesi'ne &lt;/a&gt;sevgilerimle...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-5940368628120946004?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/5940368628120946004/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=5940368628120946004&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/5940368628120946004'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/5940368628120946004'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2010/03/sanci.html' title='SANCI'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S44o4o8ZrKI/AAAAAAAABoQ/vGpa9Q5XVC0/s72-c/KALEM.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-6398082139636849162</id><published>2010-02-13T11:23:00.000+02:00</published><updated>2010-02-23T20:09:46.929+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BİZİM EVİN HALLERİ'/><title type='text'>ANA BENİ EVERSENE...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S4QZ4fxlAlI/AAAAAAAABoA/QAC7tNJOt1E/s1600-h/DSC00474.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S4QZ4fxlAlI/AAAAAAAABoA/QAC7tNJOt1E/s400/DSC00474.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5441502708163215954" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hep istemişimdir bir kızım olsun pek sevgili okur. Onu prensesler gibi yetiştireyim. İncecik, nahif, kibar sesiyle "Anneciğim, evcilik oynayalım mı?" diye sorsun. Pembe elbisesine süt döküldüğünde, "Aman Allah'ım üzerim leke oldu. Hemen değiştirelim canım annem." desin. Birlikte alışveriş yapalım. Süslenip püslenelim. Hatta Hülya Kavşar klibi misali bir örnek giyinelim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heyhat! Rabbim bana iki tane oğul bağışladı. Nankörlük edecek değilim elbette. Lakin takdir edersiniz ki; erkek çocukların dünyası bir başka ilginçtir. Televizyonda, bilgisayarda, pleysteyşında, hatta normal oynarken bile ağızlarından "dışın dıkış" yapmalar. Birbirlerine çorap koklatmalar, geyirme ve hatta osurma yarışmaları gibi tiksinç etkinlikler...  Pislik, dağınıklık, sergüzeştlik, vurdumduymazlık... Ve daha neler neler... Yine de bunlara alışılabilir. Normal bir erkeğin yapısı gereği biraz böyle olması hoş bile karşılanabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve fekat günün birinde küçük oğlunuz size gelip "Anne ben Sura'yla evlenecem!" derse, sizin de her klasik Türk annesi gibi "Hööö?.. Vışşş!.. Hönkkk!.." şekli hayret nidalarıyla kendinizden geçmeniz kaçınılmaz olur elbette. İlk şoku atlatıp biraz kendinize geldiğinizde, klasik Türk kaynanası diyaloglarıyla çocuğunuzu bundan vazgeçirmeye çalışırsınız. Çalışmaz mısınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Canım oğlum sen daha on yaşındasın. Ne evlenmesi?&lt;br /&gt;-Ama anne bir görsen, sen de beğenirsin. Tam senin sevdiğin tipte.&lt;br /&gt;-(Ya sabır) İyi de oğlum, okulun ne olacak? Bırakacak mısın?&lt;br /&gt;-Hahahaha... Ay anne alemsin, niye bırakiim ki okulu. Hem biliyon mu; Sura şeytanın tohumlarını taşıyo. O yüzden çok zengin olcaz.&lt;br /&gt;-(Töbe bismillah... Allaam sen affet) Le oolum manyadın mı sen? Hem ben o şeytan toomlarına torunum deyip bağrıma basamam. Bunu böylece bilesin.&lt;br /&gt;-Anne ya, ya da evlenmiim ben. Bu şimdi ikide bir mesaj atacak "Aşkım beni kassana, sevgilim skillerimi geliştirsene." Uğraşamam ya. &lt;br /&gt;-(Anlamış gibi davranmalı. Yola gelecek. Zamane kızları işte...) Tabii oolum. Nereye kadar kasacan hatunu? Hem bu skilleri geliştirmek de zor iş.(Allaam, neler söylüyorum ben böyle.)Bekarlık sultanlık, boşver oğlum sen.&lt;br /&gt;-Ama anne, sen hiç kendi donunu yıkayan sultan gördün mü? &lt;br /&gt;-(O hatuna toomlarını bırakan şeytan diyorki; çak iki tane ağzının ortasına, görsün don yıkamayı sıpa.) Oğlum senin henüz b.ktan yeni çıkmış donlarını ben yıkıyorum zaten. Üstelik o Sura mıdır nedir, ne biliyon donlarını yıkayacak? &lt;br /&gt;-Ya anne, zaten bişey yıkamaz bunlar. Anca "Kas beni, geliştir beni, gel savaşalım..."&lt;br /&gt;-(Akla mukayyet incegül, kendine hakim...  Ne diyordu okuduğun kitaplar? Bebe yetiştirirkene, sabır en büyük anahtarın olacak. Sana her kapıyı açacak. Sabrın tükenip canın veleti alıp o duvardan bu duvara çarpmak isterse, içinden ona kadar sayman gerekiyordu hani. Unuttun mu?) Evet lan, unuttum işte, unuttuuum... &lt;br /&gt;-Anne niye baarıyon ya? Neyi unuttun?&lt;br /&gt;-Bana bak sıpa, parmak kadar boyuna bakmadan evlenecem diye tutturuyon, valla beni unut o zaman. Ne istemeye giderim, ne de düğününe gelirim. (Süt olayını karıştırsam mı nen? Yok ya, daa küçük bu. Öteki olsa neyse...)&lt;br /&gt;-Ne düünü anne ya... Sen de amma cahilsin he. Oyun bu oyun...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu olağanüstü görüşmenin üzerine bin şükür edilir, oğlanın ensesine şaplak indirilir, etleri mıncırılır, burnuna barnak sokulur... (bkz. abisi üzerinde oldukça başarılı olmuş bir çocuk yetiştirme yöntemidir.) Tabii ki o gerzek oyun bilgisayardan kaldırılır ve hiç değilse gelinlerin normal insanlardan seçilmesi hususunda umut edilmeye başlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydin görüşür, konuşuk ederiz yine.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-6398082139636849162?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/6398082139636849162/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=6398082139636849162&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/6398082139636849162'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/6398082139636849162'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2010/02/ana-beni-eversene.html' title='ANA BENİ EVERSENE...'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S4QZ4fxlAlI/AAAAAAAABoA/QAC7tNJOt1E/s72-c/DSC00474.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-306061008321788285</id><published>2010-01-22T17:41:00.000+02:00</published><updated>2010-01-22T17:55:10.069+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DÖK İÇİNİ RAHATLA'/><title type='text'>KURU SOĞANIN KİTLE PSİKOLOJİSİ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S1nJwOqHPOI/AAAAAAAABn4/TAQpECZmlok/s1600-h/sogan.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 333px; height: 341px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S1nJwOqHPOI/AAAAAAAABn4/TAQpECZmlok/s400/sogan.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5429592656177478882" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dün akşam bir yandan soğan doğrayıp bir yandan hayatın anlamını düşünüyordum sayın okuyan. Sanmayın ki gözlerimden oluk oluk akan yaşların tuzu, duygusal bir tat bırakıyordu çatlamış dudaklarımda. Tamamen soğanın itliğinden. Lem bir soğan kişisi bu kadar mı acı olurdu be?.. Yine de iyi mi geldi bu soğansal ağlamaklar? Biraz açıldım mı ne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten uzunca bir zamandan beri üzerimde bir mallık, bir boşvermişlik, bir bana ne kardeşimcilik, bir ben yaptım olduculuk, bir dünya yansın benim samanlarım sağlam dursunculuk ki sormayın gitsin. Sütaşkıyla yanıp tutuşan, hatta üzerime üzerime uçuşan ineklerin altında kalsam sesim çıkmayacak yahu!.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitter Düldül’e vermiş (gönlünü). Düldül Nihale’ye takmış (yüzüğü). Umrum değil inanabiliyor musunuz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir şey yapasım gelmiyor, iki satır yazasım olmuyor. Bilen biliyor artık; “depresyon” kelimesi hermime uğramaz benim. Lakin bu ne menem bir durumdur, bu nasıl bir halet-i ruhiyedir çözebilemedim a dostlar. Çözebilen olursa da takdir ederim, en derin saygılarımı sunar, taltif ederim. Hatta ellerinden öperim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahminimce, yoğun çalışan amele güruhunun, hele ki camış kıvamında pasaklı iki evlat sahibiyse, tıpkı ben deniz gibi,  işi gücü bitmez sayın okur. “Akşam evde şööyle uzatıp toynaklarımı bi rahat edeyim, aman da alayım elime sıcak bi drink, uzun kış gecelerinin tadını çıkarayım” ve veya benzeri ulaşılmaz hayaller kurmaksa, bahsi geçen kitlenin olmazsa olmaz fantezisidir.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koşturmaktan şişmiş ayaklarını, sabahın körü kalkmaktan siyaha çalan göz altlarını, kaldırıp kondurmaktan kasılmış sırtını ancak uyumak için sıcacık yatağına uzandığında dinlendirebilecektir. Yine de “belki” diye umutlanır garip. Ne de olsa umut fakirin suşisidir, “ye Ahman Bey ye”sidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durum böyleyken ve ben bu güruhun en önde giden temsilcilerinden biri iken, nasıl olur da böyle tembelleşebilirim? Nasıl olur da önümde gün gün büyüyen çamaşır yığınına, makineye yerleşmeyi bekleyen kokuşmuş tabaklara, ortalığa atılmış donlara, üzerine nameler yazılabilecek kıvama gelmiş mobilyalara, koltuk minderlerinin altına birikmiş çerez kabuklarına öyle bön bön bakmakla yetinebilirim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her defasında başa dönmek nasıl bir şeydir? Bu kısırı döngü hiç mi bitmeyecektir? Her hafta sonu krem şanti dök yala kıvamına getirilen bir ev kısmı, birkaç gün içinde bu hale nasıl gelebilir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde bu telaşın anlamı nedir? Şairin dediği gibi “Yaşamak değil de bu telaşlar öldürecek midir bizi?”  Telaştan ölmemek için midir bütün bunlar?  “O halde dur artık! Dur da soluklan!..” mı demektedir içimde bir yerler? Bundan mıdır bu el çekiş? Bundan mıdır  her şeyi bir kenara itiş? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ya nereye kadardır bu kendini dinleyiş? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve lakin, buna rağmen, namütenai, bizatihi,  filhakika, bilmukabele… ve bilumum hayret nidaları içinde söylüyorum ki; kitaplığımda sırasını bekleyen, asla vakit bulup  okunmaya başlanamayan, başlansa da bir şekilde yarım bırakılan onlarca kitap varken; bir dünya yeni kitap siparişi vermiş olmam da nasıl bir manyak ruh halinin neticesidir, bunu anlayabilene “İlahi Komedya” hediye edecem. Söz!.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydin dostlar, şimdilik bana müsaade. Hakikaten sıkı bir akşam temizliği yapmalıyım. Kalın sağlıcakla…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-306061008321788285?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/306061008321788285/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=306061008321788285&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/306061008321788285'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/306061008321788285'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2010/01/kitle-psikolojisi-uzerinde-kuru-soganin.html' title='KURU SOĞANIN KİTLE PSİKOLOJİSİ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S1nJwOqHPOI/AAAAAAAABn4/TAQpECZmlok/s72-c/sogan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-1594580381398507044</id><published>2010-01-01T02:38:00.000+02:00</published><updated>2010-01-01T03:04:18.917+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BELİRLİ GÜN VE HAFTA VE AY VE YILLAR'/><title type='text'>NEŞELİ YILLAR</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/Sz1JxXnqpLI/AAAAAAAABng/8Hysoxelc-U/s1600-h/yeni+y%C4%B1l.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/Sz1JxXnqpLI/AAAAAAAABng/8Hysoxelc-U/s400/yeni+y%C4%B1l.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5421570638926750898" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hayaller kurduk biz eskiden. Zehir zemberek gecelerde, içimizi sıcacık eden düşler gördük. Kimimiz kavuştu ereğine, kimimiz baktık öylece geriden. Ama hepimiz yaşadık önümüze sunulanı isteyerek veya istemeden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umut ettik her yeni gelenden. Umudu besledik her yıl yeniden ve yeniden. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra baktık ardımıza, binlerce çürütülmüş yıl eskisi... İsli, puslu, küf kokulu, hatta yaşanmadan tüketilen...  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep yarına saklamışken yaşanacakları, hep geleni beklemişken bir dolu hayat için... Anladık ki bitmiş heybemizdeki servet. Ah o zaman yok mu; artırmaya çalışırken eksilen... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa biz bilseydik gün gün dökülecek parmaklarımızın arasından sular... Ah bir düşünseydik, kuruyacak gün gelecek o tükenmez sandığımız pınar... Olabildi mi bunca vakit bir anlayabilen?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Haziran ikindisine teslim edip gülüşünü, bölüşmek simidini o yaralı martıyla... Bir serseri Mayıs akşamı, çapkın uçuşan eteklerini seyretmek memleketin... Ya da kavruk bir Temmuz öğleninde, serinlemek karşı yakadan gelen dost bir vapurun selamıyla... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görebilmekti aslolan; görmedik...&lt;br /&gt;Gidebilmekti uzak yolculuklara korkmadan; gitmedik...&lt;br /&gt;Yaşamaktı erek oysa; yaşamadık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hele sorun şimdi dostlar; var mıdır geçip gidenleri geri döndürebilen?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni gelenin, umut edilen yarınlar değil, mutlu kılınan bugünler yaşatması dileğiyle... Nice uzun senelere...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-1594580381398507044?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/1594580381398507044/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=1594580381398507044&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/1594580381398507044'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/1594580381398507044'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2009/12/neseli-yillar.html' title='NEŞELİ YILLAR'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/Sz1JxXnqpLI/AAAAAAAABng/8Hysoxelc-U/s72-c/yeni+y%C4%B1l.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-7540935157047193372</id><published>2009-12-21T21:37:00.001+02:00</published><updated>2009-12-21T21:38:05.473+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÖYLESİNE'/><title type='text'>SELAM MİLLET...</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/Sy_OhHG2RzI/AAAAAAAABnY/Lzkv-PZ292c/s1600-h/komik6.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 336px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/Sy_OhHG2RzI/AAAAAAAABnY/Lzkv-PZ292c/s400/komik6.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5417775944988772146" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Vakti zamanında ben ve mahallemizin diğer sidikli bebeleri, amerikan filmlerindeki veletlere özenmiş, annemizden zılgıtı yediğimizde, ya da o dünyanın bütün yükleri omuzlarımıza çöktüğünde, duvarlar üzerimize üzerimize geldiğinde kaçmak için, bir "gizli yer" arayışına girmiştik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimimiz komşunun kullanmadığı kömürlüğünde, eli yüzü kapkara vaziyette eve dönüp bir posta papara daha yemiş, kimimiz yıkılmak üzere olan mahallenin perili evini mesken tutmuş da korkudan altımıza doldurmuş, kimimiz de otun potun içinde üstümüzü başımızı dikenler parçalamış vaziyette dönmüştük o "gizli yer" den. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gizli yer bulacam diye kaç kere kaybolup salya sümük ağlayarak, zor zahmet eve vardığımı hatırlamıyorum bile. Hatta bir keresinde şarapçıların mekanında uyuyakalmıştım da korkudan üç buçuk atıp, yusuf yusuf nidalarıyla kaçmıştım oradan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lakin hiç vazgeçmez mi bir insan evladı. Hiç mi yorulmaz imkansızın peşinde sürüklenmekten. Yok işte!.. Öyle bir yer, öyle bir sığınak yok. Ulen ömür bitti be. Hala arayıp duruyorsun. O sadece bir holivud hilesiydi. Çocukluğun bile erişemediği bir hayal... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir daha asla bir kağıt helva sevinciyle kanatlanmayacak yüreğin. Bir daha hiç o eriğin en tepesini gözüne kestiremeyeceksin. Ya nane şekerlerini, kaymaklı dondurmanın serinini ne versen geri alabileceksin? Gülen salıncaklar, neşeli kaydıraklar arkadaşın olmayacak artık. Ve öyle ortadasın ki şimdi, bir daha asla gizlenemeyeceksin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akıllan artık, akıllaann!.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hele durun!.. Şu üzerimdeki kiri pası bir silkeleyeyim, geliyorum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-7540935157047193372?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/7540935157047193372/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=7540935157047193372&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/7540935157047193372'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/7540935157047193372'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2009/12/vakti-zamannda-ben-ve-mahallemizin.html' title='SELAM MİLLET...'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/Sy_OhHG2RzI/AAAAAAAABnY/Lzkv-PZ292c/s72-c/komik6.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-2885711577571196803</id><published>2009-11-09T11:21:00.000+02:00</published><updated>2009-11-09T11:28:13.330+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KALEM GÖTÜRDÜ'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/Svfgf7SIdKI/AAAAAAAABnI/73R4ON8vo00/s1600-h/G%C3%9CNBAT+4.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 298px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/Svfgf7SIdKI/AAAAAAAABnI/73R4ON8vo00/s400/G%C3%9CNBAT+4.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402033117148509346" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;GEÇ KALMIŞ GÖZYAŞLARI ISLATMASIN AVUÇLARIMI... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zifir karası bir akşam uzanmış, çocuk gözlerimden öpüyor. Yaşanmamışların anısında gülüşlerim usulca yitip gidiyor. Ellerim boşlukta arıyor hiç dönmeyecekleri. Olmaz düşlerim öteye beriye savruluyor. Unutulan ve kaybolan masallar gibi, bir şehrin hikâyesi çukurlara yazılıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilmediğim okşayışlar dolarken başka başka saçlara, ırak bir yıldız ellerime düşüyor. Kor kızılı bu vakit; işte dünya yanıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ne olurdu bırakmasaydı?” diyor susturamadığım minik yürek. “Ya da götürmeseydi giderken can eriklerimi. Kökten kurutmasaydı kiraz ağaçlarımı. Bir ninni kondursaydı çiçeğimin özüne bal.” Oysa bir acı türküye de razıydım ben, yeter ki dolsaydı sesi gamzelerime al al. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim bilir belki sımsıcaktı tuttuğum el. Bunca üşütmüyordu boranlar uzun geceleri. Bir tatlı su iniyordu gözbebeklerime ılık ılık. Ve boğuluyordu içimdeki hıçkırık. Kim bilir, şefkat yağıyordu bir zaman kuytularıma. Kime sorsam; bilmiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneşin göç zamanı artık denizden, yakamozlar uykuya dalıyor. Bir kuşkanadına sarılıyor kızılla mavi… Sancılı ve suskun sözler doluyor dillere. Hiçbir şey söylen(e)miyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim çaldı haresi altın tacımı? Kim bitirdi en masum yanımı? Ve kim acıttı bu kadar canımı? Şavkı tükenmiş çırpınışlarımı karanlıklar saklıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırmızı güllü bir eteğin ucuna ilişmiş umudumun küçücük elleri, çekiştirip duruyor. Yorganım düşüyor boşluğa, ürkek omuzlarım üşüyor. Terklerin en acısında kanıyor mazi ve çığlık çığlığa çocukluğum ölüyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaban eller sarıyor korkulu rüyalarımı. Yaralarımı dokunuşların tesellisi avutmuyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nöbet geceleri sağıyor hasta çocuklar. Her biri başka yüreğe ateşten gömlekler giydiriyor. Benim alnıma değmiyor mis kokulu eller. Ağrılarım dinmiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağır bir yaşamak alıyor yıllarımı, topacım esir düşüyor. Ellerim karasını yüzüme çalarken yol yol, sular çekiliyor ömrümden, toprak sarıya kesiyor. Kurak fırtınalar geçiyor zeytin karası gözlerimden. Gençliğin mahsulü talan, günler geceler viran… Eskimiş yüreğim hep kara bulutlara tutsak, özgürlüğe baran yağmıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya bunca sancılı geceden sonra neden? Niye bu aydınlanamayacağa ışık tutma çabası? Yitik çocukluğumu beleyen kundak güve yeniklerine kurban edilmişken… Neye yarar açmak, o kilidi kırık sandığı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fersiz gözlerimin beklediği o an… İşte geldi mi şimdi? Beklenen özlenen kavuşma… Bir kucak kadar uzak mutluluğum… Avucumun içinde mi sahi? Nafile dönüşler hasretleri bitirmiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl bir büyü bu ses? Ilık ılık içime doluyor. İçim dolanıyor çilelere; karışıyor çığlık, nefes. Yetim ellerim uzanmak istiyor karlarla kaplı saçlarına; gücüm tükeniyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de dilim “Git!” diyor. “Çaresiz, hasta geceleri, kimsiz kimsesiz gülmeleri, öpemediğim bayramlık elleri de al, git!..” Sözler herkesi ayrı acıtıyor. “Git!” diyor dilim yine de, “Geldiğin yollardan geri git!..” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Telafisiz zamanları geri çağırıyor ağlayışları şimdi. Geç kalınmış bir taş duvar önü sevmeler. Çaresizliği boynuna geçirmiş de yalvarışlar, inim inim inliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ah ne yazık!.. Pervasızdır insan keşkelerden evvel. Oysa her doğurgan yürek sızlamalı bir tırnak batığında. Acımalı, kanamalı anaç eller bir diz yarasında. Güneşi doğurmalı kadın, bir bebek doğurduğunda. Ve öğrenmeli evren; ölü çocuklar yeniden dirilmiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sızılı hançerler bileyerek geçtiğin yollardan geri dönmek ne zor… Kendini bağışlamalı yürek en önce, yoksa aflar çare olmuyor. Kum olabilmeli; hatta bir zerre… Küçülebildiği kadar küçülebilmeli insan büyürken. Herkes kadar olmalı, aslında umman olurken. Bir bulut gibi sarmalı göğü bulanık bir yaşamakta. Tozu dumana katabilmeli en geçilmez engelde bile… Can yanıklarına yürümek yeterli gelmiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve karşımda geç kalınmış bir acıyla haykırıp kıvranan... Ve zamansız gözyaşlarıyla çocukluğumun en mahremini ıslatan... Bilmiyor musun sahi? Doğurmakla ana olunmuyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-2885711577571196803?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/2885711577571196803/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=2885711577571196803&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/2885711577571196803'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/2885711577571196803'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2009/11/gec-kalmis-gozyaslari-islatmasin.html' title=''/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/Svfgf7SIdKI/AAAAAAAABnI/73R4ON8vo00/s72-c/G%C3%9CNBAT+4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-5693484433499450605</id><published>2009-10-21T09:22:00.001+03:00</published><updated>2009-10-21T09:26:15.632+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İŞ GÜÇ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SIYIRMIŞ İNCEGÜL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='VEDA HÜZÜN FALAN FİLAN İŞTE'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BİZİM EVİN HALLERİ'/><title type='text'>HÜZÜNLÜ ÖKÜZÜN GÖZ YAŞLARI</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/St6o9MiHrDI/AAAAAAAABnA/QYRywtYACdg/s1600-h/inek.png"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 272px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/St6o9MiHrDI/AAAAAAAABnA/QYRywtYACdg/s400/inek.png" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5394935172926254130" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sarı sıcak yaz, yerini turunç kokulu hazana bıraktı nihayet. Sabahları omuzbaşımız ürpermeye, geceleri yorgan özlenmeye başlandı. Ve fekat benim derdim yine başka elbette. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani bu mevsimde insanoğluna  bir duygusallık, bir hüzün çöker ya… Hani buğulu pencereler ardında durup dökülen yaprakları seyrederken; ya da ne bileyim ılık yağan yağmurun sesini dinlerken bir deniz kenarında, daldırır ya gözlerini uzak ufuklara. Hani başını iki elinin arasına alır, dirseklerini ahşap masaya dayar da bir türkü tutturur ya insan, acı kokan, hasret kokan, belki aşk kokan. İşte bana hiç bu şekil bir şey  olmaz dostlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonbahar geldi miydi bana böyle bir mallık, bir kütlük, bir camışlık gelir ki sormayın. Pofidik terliklerimi ayağıma, üç beden büyük, yerleri süpüren hırkamı üzerime geçirip günlerce çıkarmayayım,  bütün gün oturayım, yatayım; çok yorulup yeniden oturayım; ondan da sıkılıp yine yatayım şeklinde yayılmak isterim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsterim ki; hiç kimse benden bir şey istemesin, hatta mümkünse herkes bana hizmet etsin. Gak deyince su gelsin, guk deyince sofralar donansın. İsterim ki dünya yansın ama benim bir kalbur samanıma bi şeycik olmasın.  Ortalığı su bassın da yeşil başlı gövel ördek gibi umrum olmasın. İsterim ki tek derdim Bitter’in Düldül’e gidip “Kocam beni ööptüüü…” diye ağlaması olsun. İsterim ki bu bünye “Lem Düldül öperken iyiydi s.rtük. Adamceyiz yapınca mı namuslu oldun?” diye çemkirmeyecek kadar geniş olsun. Hatta “Vah yazık yavrucağa!..” diye teselliler sunsun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lakin ne mümkün a dostlar, ne mümkün? Mikrobun, virüsün cirit attığı, bilumum gözle görülmez haşeratın kol gezdiği, baytların vicut kabuklarımızı afiyetle kemirdiği şu günlerde, İncegül şahsiyetinin “Len akşama kadar çalıştım, giyeyim üzerime ayucuklu picamalarımı, çekeyim ayağıma köpecikli terliklerimi, alayım elime bol köpürcüklü kayfemi de şööle bir keyif yapayım.” demesi, hatta bunu aklından geçirmesi bile yanlıştır. Kabul edilemez bir düşüncedir. Hemen unutulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İncegül akşam oldu muydu öncelikle yavrularının ortalıkta bıraktığı atıklardan kurtulmakla başlar işe. Okula giderken çıkarılıp mıncıklanmak suretiyle yatağın altına bırakılmış eşofmanlar, okuldan gelince soyunulup birbirinin içine sokulmak suretiyle yer kaplaması önlenmiş ve top şekline getirilmiş ceket pantolon gömlek üçlüsü bir bir alınıp “Ulen, insaf be! Sabahın beşinde kalkıp ütüledim bunları be!” diye türküler söylenip gözler uzak ufuklara daldırılır. Lakin bünyenin sükuneti de o ufuklara doğru uçaar gider. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra antrenmandan gelip spor çantada bırakılarak iyice etkisi artırılmış olan, koku tesirli bir çift bomba alınıp “Ya ne iyrençsiniz ya, ulen bu pislikleri tekrar ayaana nasıl giyecen len sıpa?” şeklinde şiirler okunarak iyice duygusala bağlanır. Zira günlerden hazan, vakitlerden günbatımıdır. Yemek, sofra, bulaşık, yıka-pakla, süpür-sil hayat geçer… Böyle böyle geceler olur, sabahlar olur, koşturulur,  sinirlenilir, Bitter’in saçı başı yolunmak istenir... İşte böyle böyle  hafta biter. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her Pazar olduğu gibi sonbahar pazarları da hijyenik kediniz incegül, evi dip bucak kırklar, çamaşır, ütü, gardrop şeytan üçgeninde kaybolur. Orasını burasını morartmak pahasına, kendini ordan oraya savurur, iyice bir ormantikleşir. Akşama doğru tam işi biter, balkonda şöyle bir kahve keyfi yapmak ister. Bu esnada, ormantikliğin dibine vurmuş koca kişisi seslenir. “İncegül, baksana, gökyüzü ne kadar güzel. Kızılın her tonu var.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İncegül’ün gözleri çakmak çakmak olur. Şöyle bir dalar, gruba doğru mahsun bir bakış atar.  Kahramanımız artık konuya uyanacak mıdır? Birden silkinip kendine gelecek midir?  Her normal insan evladı gibi, onun da hazanın sihrine kapılma vakti gelmiş midir yoksa? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elinde tuttuğu köpürcüğü kesilmiş kahveyi usulca bırakır. Ayağa kalkar. Başını ellerinin arasına alır. Evet evet, o da artık hüzünlü şarkılar, duygulu şiirler okuyacaktır. Onun da her romantik sahnede gözleri dolacak, başını sevdiğinin omzuna dayayıp için için ağlayacaktır. Sonbaharın turunç renkleri, onun da yüreğindeki sızılara işleyecek, o da bir acının kolundan, ötekinin koynuna gezip duracaktır. O da his manyağı olacaktır artık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lakin başta da söylediğim gibi, ben her sonbahar öküz gribi olurum dostlar. O gün batımı bana sadece, bugünün akşam olduğunu, yarının pazartesi işkencesi olduğunu hatırlatır. Ve bunu böyle romantik bi etkinlikmiş gibi kafama vuran koca kişisine “Ya niye söylüyon ya… Gün bitti işte bee… Bak şimdi sinirim tavan yaptı ya…” diye çemkirmeme sebep olur. “Var yaa… Hiç romantik diilsin İncegüüül!..” diye söylenen koca kişisini ise duymam bile. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydi benim sevgi pötürcüklerim, aşk böcüklerim… Şimdi gidin ve doğanın sararıp solmasını izleyip iyiice bi duygusallaşın. Daha sonra gelin hep beraber ağlaşalım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-5693484433499450605?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/5693484433499450605/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=5693484433499450605&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/5693484433499450605'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/5693484433499450605'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2009/10/sar-scak-yaz-yerini-turunc-kokulu.html' title='HÜZÜNLÜ ÖKÜZÜN GÖZ YAŞLARI'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/St6o9MiHrDI/AAAAAAAABnA/QYRywtYACdg/s72-c/inek.png' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-7028163352216517055</id><published>2009-10-09T16:29:00.000+03:00</published><updated>2009-10-09T16:34:11.938+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SEVDİCEKLERİM'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TEKNOLOCİ HARİKALARI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='AİLE EFRADI İSTANBUL&apos;UN EŞRAFI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BELİRLİ GÜN VE HAFTA VE AY VE YILLAR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BİLİMSEL KONULARA PARMAK TEMASI'/><title type='text'>KELEBEK ETKİSİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/Ss87WcUCHQI/AAAAAAAABm4/igxO64HWzaQ/s1600-h/ikizim.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/Ss87WcUCHQI/AAAAAAAABm4/igxO64HWzaQ/s400/ikizim.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5390592535729151234" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Teknolojinin önlenemez yükselişiyle birlikte, tıbbın da böylesi ilerlemesi kaçınılmazdı elbette. Sevindirici buluyor, takdir ve taltif ile izliyorum sayın okuyan. Ben gibi cahil-cühela kısmının bile bu gelişmelerden haberdar olması, sevinç duyması şaşılacak bir şey değildir. O yüzden reca ederim şaşırmayınız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gün “tüpten” değil “tüpte” bebe yapımına değinerek, nice kadının yüzünü güldürmüş, nice ocağın alevini harlamış bu yöntemin ıcığını-cıcığını hep birlikte mıncıklamak maksadıyla toplaşmış bulunuyoruz. Ahaliye her daim faide sağlamak maksadıyla canhıraş çırpınışlarına, yırtıcı tepinişlerini de katan müessesemiz, yine kamuoyunu aydınlatacak bir mevzuyu masaya yatırmaktadır. Kıymetini biliniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihlerden dün, günlerden akşam saatleriydi. Bendeniz fedakar, cefakar muhabiriniz İncegül, en az benim kadar manyak olan yarım techizatlı kameramanım günlük ve yeni atadığım başarılı asistanım küçük sıpa Ozi kişisiyle birlikte yollara döküldük. Bu şehrin Avrupa yakasından Anadolu yakasına geçmenin zorluklarını hiçe sayarak, işten çıktığımız ve İstanbul trafiğinin normal adamı bile pisikosomatik paranoyak şizofiren yaptığı vakitlerdi. Yaklaşık iki buçuk saatlik bir yolculuktan sonra, hastanenin yeni doğan servisinde bir odaya kendimizi güç bela attık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten güzel yurdum insanı, her konuda olduğu gibi “tüpte bebek yapma” konusunda da ful donanımlıydı. Bu sebeple, programımızı daha ziyade bu bebelerin doğduktan sonra ne gibi arızalar çıkaracağına yönelik yapmayı düşünmüş ve konuyu bu minval üzre bir yola sokmuştuk. Bir tüpbabayla görüşecek ve onun ileriki yaşamında olması muhtemel değişiklikler üzerine öngörülerini dinleyecektik ilk evvela. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oda kalabalıktı. Büyük anneler, büyük babalar, teyzeler, halalar sevinç yumalağı, sevgi pötürcüğü, aşk kelebeği kıvamında uçuşuyorlardı. Tüplü çiftimizin gözleri parlıyordu. Baba olacak şahsiyetle tanışmak ve kaynaşmak, kendisiyle bir röportaj yapma isteğimizi bildirmek maksadıyla yanaştık. Tir tir titreyen ellerini uzatıp bizi selamladı. Ona heyecanlanmamasını, önünde açılan o zorlu ama bir o kadar güzel yolda yürürken, güçlü, dirayetli, kendinden emin ve sevgi dolu olduğu takdirde en büyük mutlulukların onu beklediğini; lakin bu camışların hep böyle süt kokmayacaklarını, ileriki yıllarda ocağına incir ağacı dikeceklerini, canına okuyacaklarını, anasından emdiği sütü burnundan fitil fitil getireceklerini  de söyleyip kendisini bir güzel rahatlattıktan sonra, röportaja başladık efenim. Bkz. alt paragraflar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Mamuli Bey, maşallah nurtüpü gibi mamulleriniz, pardon bebeleriniz olmuş, tebrik ederiz efenim. Hangi tüpte pişirdiniz aceba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yuro LPG bunlar hanfendi. Pişirmiyorsun, çiğden oluyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aman ne güzel. Peki biz zavallılar gibi normal yollardan, uğraşıp didinip, çabalayarak; ter akıtarak yapsanız daha doğru olmaz mıydı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aman hanfendi ne uğraşacam. Baksanıza millet on sekiz sene didinmiş, tırmanmış, dişini tırnağına takmış anca iki camış sahibi olabilmiş –SÖZÜM MECLİSTEN DIŞARI- biz bi kerede hallediverdik toptan işte. Fena mı olmuşlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok yok pek güzel olmuşlar valla. Peki gaz kaçağı riski taşımıyorlar mı? Yani tehlikeli değil mi? Ateşle yaklaşılabiliyor mu bu bebelere? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok yok, hiç meraklanmayın. Gaz kaçağına karşı önlemimizi aldık hanfendi. Gaz kaçırdıkları zaman, direkt halalarını çağırıyoruz, o hallediveriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anladım. Peki halaları nasıl hallediyor,? Biraz aydınlatsanız bizi. Gerekirse aynı yöntemi kullanırdık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efenim gaz kaçağı olan yere ağzınızı dayayıvermek suretiyle ciğerlerinize alıyorsunuz ve atmosfere katışmasını önlüyorsunuz. Tabii bu esnada başka atık maddelerle karşılaşırsanız, biz orasına karışmıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heee… Anlaşılmıştır Sayın Mamuli Bey. Pek şanslıymış aplanız. Böyle ulvi bir görevi kendisine layık gördüğünüz için size minnettardır eminim. İyrenç bir insan olmanıza rağmen kendisi tarafından sevildiğinizi düşünüyorum yine de. Neyse efenim… Bildiğim kadarıyla bunları her yere park edemiyorsunuz. Park sorununa karşı ne gibi tedbirler aldınız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O konuda da hiç endişelenmeyin İncegül Hanım. Biz onları isteseniz de bi yere park etmeyecez. Evde cam fanus içinde tutacaz. Gelen ziyaretçiler de anca cam ardından bakınıp yalanmakla yetinecekler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyarım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne oyuyon canım sen? Kabak mı? He he he… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lem Mamuli kişisi, valla gebertirim seni he… Sen kimin bebesini kimden sakınıyon be. Valla yıkarım lem burayı. Dağılın bre gafiller, çipillerimi sevecem. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oy halası tüpülerini yer onların, yer, yer… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz’im, Demir’im… Kanatlarında rengarenk göğümüzü aydınlatan kelebeklerim. Yırtıp kozanızı özgür bıraktınız kendinizi. Bundan gayrı bize emanetsiniz. Gözümüzsünüz, kalbimizsiniz bundan gayrı. Hoş geldiniz be!.. Sahiden çok hoş geldiniz!..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-7028163352216517055?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/7028163352216517055/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=7028163352216517055&amp;isPopup=true' title='15 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/7028163352216517055'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/7028163352216517055'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2009/10/kelebek-etkisi.html' title='KELEBEK ETKİSİ'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/Ss87WcUCHQI/AAAAAAAABm4/igxO64HWzaQ/s72-c/ikizim.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>15</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-2660918282938613079</id><published>2009-10-07T16:32:00.000+03:00</published><updated>2009-10-07T17:42:23.649+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TELEVİZYON MELEVİZYON'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='EN GÜZEL YİMEK TARİFLERİ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DOMATES BİBER PATLICAN'/><title type='text'>YEMEKTEYİZ AMA BU BİR YARIŞMA DEĞİL VALLA</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SsyZZUcbIeI/AAAAAAAABmw/DUNqPj9Oqx4/s1600-h/yemek.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SsyZZUcbIeI/AAAAAAAABmw/DUNqPj9Oqx4/s400/yemek.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5389851514319348194" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;"Uzun kış gecelerinde soba üstü kestane çıtırdatma etkinliği, koca koca çanaklarla mısır pörtletme çılgınlığı özlemimi bastıracak başka bir eğlence var mıdır acep?" diye düşünüyordum ki; Hom Tivi’yi keşfettim. Keşfetmez olaydım sayın okur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz saatlerce uğraşıp didinip iki tencere yemeği zor yetiştirirken, bu insanlar yarım saatte yirmi kişilik ziyafet sofrası hazırlıyorlar yahu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hele Naycella diye bi hatun var, kadın yemek yaparken ve tabii yerken kendinden geçiyor. Mutfağı, alet-edevatı ve en önemlisi bir kileri var ki akıllara zarar. Kutusundan tavuk suyu, kavanozundan közlenmiş biber, hadi içine de konserve bezelye, bitmesine yakın da sal içine pirinci; al sana ana yemek. Poşetlerin içinden ne kadar ot varsa doldur bir çanağa, doğramak yok he, üzerine biraz yağ, biraz limon ve olmazsa olmazımız bijon hardalı; salata da hazır. Tatlı için de evdeki kalmış ekmekleri doğra süte, bas üzerine şekeri. “Hımmm… Bu lezzetlere doyamayacaksınız.”  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;De get len!.. Tadına doyamayacakmışız… Peee… Ben bunları yemek diye sofraya koysam, benim yavrular açlıktan telef olur be. Bir de bunlar et pişiriyorlar ya güya; tabağa kanı damlıyor vıcık vıcık. Dudaklarının kenarlarından akıta akıta, nasıl bir iştahla yiyorlar anlatamam. Bizim Türk işi koca kişilerinin önüne koysak o et tabağını, kafamıza fırlatmakla kalmaz, kanımızı içerler kanımızı!..  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yavrularııım, bakın bugün size zencefil ve bal ile tatlandırılmış, yaban mantarlı, ökse otu kökü pişirdim.” diye seslendiğimi, “Bugün yemekte hint menengine bulanmış ahtapot böğrüyle, yanında arpa suyunda marine edilmiş şarap sirkeli su kabağı salatası var canlarım.” diye hönkürdüğümü, “Koca kişisiii, bu akşam datlu olarak şekeri karamelize edilmiş şerili sığır g.tü yaptım şekerim” diye cilvelendiğimi hiç hayal edemiyorum sayın okur. Tahminimce ev ahalisinin de böyle bir hayali yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de insan özeniyor yahu. Ben de bu aplalar gibi abidik şeyleri bir araya koyup, gubidik yemekler yapmak istiyorum. İki dakkada tatlı hazırlayıp, on dakkada ziyafet sofraları donatmayı düşlüyorum. Kim bilir bıraksalar ben de ünlü bir fıransız lokantasının dünyaca aranan şefi olabilirdim. Tariflerim elden ele, dilden dile dolaşabilirdi. Lakin ne mümkün? Önümü kesiyorlar sayın okur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makarnaya pesto sosu koydum geçenlerde; “Üzerine kuş s.çmış” diye b.k attılar caanım nimete. Brokoli çorbasına da “Ispanak yemiş sarhoş kusmuğu” şeklinde orijinal bir isim buldu benim çatlak çekirdek ailem. Hindistan cevizi sütünde pişirilmiş organik yulaf pilavıynan, şarapta marine edilmiş deniz tarrağını birlikte servis etsem, kim bilir ne hikmetler yumurtlar bu hipermaniac yavrucuklar. Benim küçük sıpa bana “Anne, sen karideslere neden bu kadar kötü davranıyorsun? Bıyıkları var diye mi?” sorusunu yönelttiğinde anlamıştım ne menem çocuklar doğurduğumu zaten.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizimkilere yapacan bi tencere kuru fasulye, yanına şöyle afillisinden, tane tane pilav. Et, ya da tavuk pişirdiysen  mutlaka bir buçuk saat uğraşılarak yapılmış ezme salata eşlik edecek ona. Beğendili kebabı, karnıyarığı, su böreğini on dakikada silip süpürürler de portakallı ördeğe “Iyyyy, yazık anne ya, bu ördeciğin ne kötülüğünü gördün?” diye artizlik yaparlar, saatlerce uğraşıp yaptığın fondüye, fıransız tulinine burun kıvırırlar. Tavuğa yeni tatlar, süprüzler ekleyip öyle sunmak istersin “Tavuk tavuk olalı böyle eziyet görmedi.” ya da “Atasözünde geçen pişmiş tavuk kesin  bizimkiydi.” şeklinde iyrenç şakalarla seni rencide ederler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aman canıım siz bakmayın benim sıpalara. Onlar ne anlar sosyetik yemekten?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİBİN PESTO SOSU: Çoğu zaman, “En baba mutfak yine bizim mutfaktır, fıransızı, italyanı, özellikle çinlisi halt etmiş” dedirtse de; pratik bilgiler, mutfakta hızlı olmakla ilgili ip uçları, bizim damak tadımıza da uyabilecek tarifler bulabiliyorsunuz, hiç tanımadığınız ülkelerle ilgili fikirler ediniyorsunuz. Şiddetle öneririm.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-2660918282938613079?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/2660918282938613079/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=2660918282938613079&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/2660918282938613079'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/2660918282938613079'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2009/10/yemekteyiz-ama-bu-bir-yarisma-degil.html' title='YEMEKTEYİZ AMA BU BİR YARIŞMA DEĞİL VALLA'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SsyZZUcbIeI/AAAAAAAABmw/DUNqPj9Oqx4/s72-c/yemek.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-3511533938117989879</id><published>2009-10-01T15:32:00.000+03:00</published><updated>2009-10-01T16:50:04.309+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='EĞİTİM ŞART'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TELEVİZYON MELEVİZYON'/><title type='text'>GÖZÜN KÖROLMAYA DÜLDÜL</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SsSh0WRtxZI/AAAAAAAABmg/GyYMFKxslz4/s1600-h/komik-resimler-dugun-070.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 366px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SsSh0WRtxZI/AAAAAAAABmg/GyYMFKxslz4/s400/komik-resimler-dugun-070.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5387608974947108242" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yıllar evvel o ödevi hazırlarken aklıma geldiydi. Vallaha da billaha da düşündüydüm. Bunlar gemi azıya alsalar, işi iyice abartıp seralarda, gemilerde mercimek yemeği pişirseler hemi de fırında, sonunda da beraber kaçıverseler dediydim. İki gözüm önüme aksın ki ilk benim aklıma geldiydi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zaman ödevimi bu minvalde düzenleyip hocanın önüne atıverseydim ne mi olurdu? Ya “Cins-i sa.pık mıdır nedir? Hiç de öyle görünmüyo yahu! Ne etsek acaba?” diye disiplin kurulunda geleceğim hakkında toplantılar yapılırdı.  Ya da arlanmaz, rezil, kepaze öğrenci damgası yiyip eğitim hayatım boyunca bu utançla yaşamak zorunda kalırdım. Bunların bilincinde, çalışkan, dürüst, kendini bilen bir insan evladı olduğumdan; kendi halinde, gayet de namuslu bir dosya yaptım  bu romandan ve gönül rahatlığıyla ödevimi teslim ettim.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama yirmi küsur yıl sonra bir senarist çıktı ve benim o zaman cesaret edemediğim şeyi yapıverdi işte. Ben aldığım “On” ile ve biraz övgüyle sap gibi ortada kalırken, elin adamı milyonları cebe indiriverdi. Reva mı bu şimdi? Sorarım şimdi ben ortalık yere; “ADALETİN BU MU DÜNYA?” diye. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanında TRT’nin de dizileştirdiği, bin tane laf söylediğimiz, kötü kadın muamelesi yaptığımız Müjde’nin bile seyrederken Ar duyduğu, meşhur Bitter ile Düldül çiftinden bahsediyorum. “Alan memnu, veren memnu, sana ne oluyor?” deme ey okuyan. Anlaticiim.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Malumunuz projenin tartışılmayan bir şeyi kalmadı. Biz de biraz mıncıralım isterseniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dizimizin bebek yüzlü güzeli Bitter’in, o gözleri felfecir okuyan anasının göz koyduğu, zengin ve kerizmatik Ahman Bey’i kafesleyivermesiyle, sandığımız kadar masum olmadığını daha ilk bölümlerde anlamıştık. Muhteşem manzaralı, bi tarafında imdat desen, ancak üç gün sonra yardıma koşulabilecek büyüklükteki evde, çarpık çurpuk, yalpalaya yalpalaya yürürken, çifte kavrulmuş, fıstıklı Hacıbekir lokumu kıvamındaki Düldül’le çarpışması ve onu mideye indirmek istemesi  kaçınılmazdı elbette. Bunda bir beis yok.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yataktan makyajlı ve fönlü kalkan,  k.çı, başı yaz kış kapanmayan, her daim, “yi beni, yut beni!” bakışları yüzünden eksik olmayan Bitter’in  Düldül efendinin iştahını kabartmaması beklenilemezdi. Bunda da bir beis yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce kocam olacak diye salyalarını bulaştırdığı Ahman Bey’e, sonra biricik damadım muamelesi çeken, sanki çok çalışmış da yorulmuş gibi o tatil benim, bu tatil benim, sürtüp duran  Fındıkçı hatunun; Evinin kadını, yavrusunun anası Mehpeyker’in eski kırığı olduğunu bile bile Düldül’le çalışabilen ve en az karısı kadar mal olan  adamın; Kuzeninin kapısında kebapçı kedisi gibi yalanıp duran Nihale’nin; Patronunu tenhada kıstırma planları yapan, ama bu esnada duruluğundan, masumiyetinden, fedakarlığından, pavyonda çalışan Türk Filmi esas kızı namusluluğundan asla ödün vermeyen Madama’nın durumlarında da bir beis yok.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunlar gözünün önünde cereyan ederken, kerizmatik kişiliğine, insanı çıldırtan ağırlığını da ekleyerek, gün günden daha da aşık olduğu karısına iltifatlar, övgüler, hediyeler yağdıran. “Ne kadar da mutluyum, huzurluyum. Allah bana onu armağan olarak verdi.” diye ortalıkta sevgi pötürcüğü şeklinde dolanan,  Allah senin bin türlü belanı verdi haberin yok Ahman Bey’in bu şapşallığında da bi beis görmüyorum kendi adıma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Peki nerde lan  bu beis? Ne diye doladın diline?” diye sorduğunuzu, “Sadede gel artık manyak yazan, ne uzatıp duruyon o zaman?” diye çemkirdiğinizi duyar gibiyim sayın okuyan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana ne ya! Kim kiminle ne yapıyorsa yapsın. Zamanında benim yapamadığımı, yazarının kemiklerini sızlatmak pahasına, büyük bir cesaret örneği sergileyerek yapmış senarist.  Daha kimleri kimlerde buluşturacak, kimin eli kimin neresine değecek, kim kiminle halvet olacak, daha ne entrikalar dönecek, yaşayıp göreceğiz. Elbette ki tutmuş her “edebi eser katli” gibi bunun da b.kunu çıkartıp, bin yüz seksen iki bölüme kadar uzatacağız. Sonra da bunu “Aile Dizisi” diye oturup hep beraber seyredeceğiz. (Bkz. aynı kanalın sündüre sündüre ishal olmuş bebe b.kuna çevirdiği, göz yaşlarımızı nehirlere çeviren diğer katliam.) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa benim derdim bambaşka!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu Düldül efendi duygusal, aşık oğlan kimliğinde kadınların gönlünde taht kurdu ya… Hani o Bitter’i her gördüğünde sıcakta iyice yavşamış fukara sümüğü gibi yayım yayım yayılmasıyla “Ayyy yazııık” şeklinde iç geçirmemize neden oluyor ya… Hani bu muhteşem yaratığa baktığımızda hiçbirimizin aklına “Ulen şerefsiz, babalık etti bu adam sana be! Memlekette başka çarpık bacaklı, tahta me.meli hatun kalmadı mı len? Tüü senin kalıbına!..” demek gelmiyor ya... Hepimizde bir Düldül hayranlığı, her birimizde böyle aşık olunma arzusu, böyle bir gevşeme, bir yavşama, bir ahlak erozyonu yaratıyor ya bu yavrucak. Tamam kabul ediyorum; Allah sahibine bağışlasın, taş gibi de bebe. Ama sarışın yahu!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hal böyle olunca, zamanında “Iyyyk… sarışın adam mı olurmuş. Ay renkli gözlü erkek hiç tipim diil… Erkek dediğin karayağız, göğsü kıllı, kodum mu oturtan cinsinden olur, bebek yüzlü adamla hiç işim olmaz…” diyen sahiplierkeksever akbabalar, “Zeten bizim ülkede var çok sarışın adam, lazım bize esmer adam janım…” diye kırıtan soyu batasıca Uruslar, “Sarışın olsun, çamurdan olsun, olacaksa Düldül gibi olsun…” demeye başladılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu da, yıllar yılı, “Ulen nasılsa bu adam sarışın, gideri yok buralarda, hehe salarım bayıra, mevlam kayıra” şeklinde rahatlığın dibine vuran İncegül şahsiyetsizinin “Şimdi b.ku yedik kızım, sonumuz çıksın hayıra” şekli kafiyeler üretmesine neden oldu sayın okuyan.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstelik bu koca kişisinde bir kendine bakmalar, bir kilo vermeler, bir kıyafette devrim yaratmalar, bir imaj değişiklikleri, yeni saç modelleri ki sormayın gitsin. Yahu benim yok, adamın göz altı kremi var. O kadar söylüyorum işte. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi işin yoksa, telefonunu kontrol et, gittiği yerleri takip et, kimlerle görüştüğünü araştır, günde elli kere ara. Ooo… Valla zor iş. Hiç uğraşamam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilerde yeni bir dizi başlıyormuş. Başrollerinde de şu bizim esmer güzeli, deliyürek. Dua edelim de bu dizi tutsun, Düldül modası da başladığı gibi bitsin. İncegül de şöyle rahat bir nefes alsın caanım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem kırkından sonra azanı ya teneşir paklar; ya da İncegül haklarmış…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydin görüşür, dertleşiriz yine…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-3511533938117989879?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/3511533938117989879/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=3511533938117989879&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/3511533938117989879'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/3511533938117989879'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2009/10/gozun-korolmaya-duldul.html' title='GÖZÜN KÖROLMAYA DÜLDÜL'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SsSh0WRtxZI/AAAAAAAABmg/GyYMFKxslz4/s72-c/komik-resimler-dugun-070.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-1309344327422023736</id><published>2009-09-29T17:43:00.000+03:00</published><updated>2009-09-29T18:06:15.267+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TIPSAL DURUMLAR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SIYIRMIŞ İNCEGÜL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BİZİM EVİN HALLERİ'/><title type='text'>PİSİKOTERAPİK</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SsId3ruFK2I/AAAAAAAABmY/XcX9DCIszMQ/s1600-h/asss.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 312px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SsId3ruFK2I/AAAAAAAABmY/XcX9DCIszMQ/s400/asss.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5386900946754546530" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bir yaz sezonunun da kazasız belasız ve de tatilsiz bir şekilde sonuna geldik sayın okur. Kış kapıya geldi dayandı. Sabahın kör soğuğunda yuvasız it yavrusu gibi titremeler, akşam trafiğinin adım adım ilerlemesinde levye, çekiç kapıp birbirine girmeler, karanlık gökyüzünde güneşe hasret iç çekmeler vaktidir artık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben yaz çocuğuyum ya belki ondandır kışa bu olumsuz ve de ılımsız yaklaşımlarım. Ayaklarım üşümeye başladı mıydı ruhum da üşür. Bunalırım, depresirim. Mevsim geçişlerinde zor kadın olur, ortamı fena gererim. Bir de bunun üzerine okul stresini koyun. Koyun yahu çekinmeyin. Çok da normal olmayan birinin tamamen tırlatması için yeterli değil midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lakin yine bildiğiniz üzere, her anlamda kendi kendini tedavi edebilen bu mutant bünye, psikolojisini de evelallah kendisi düzeltebilme yeteneğine sahiptir. Bir çeşit kendin pişir, kendin ye; kendin hastalandır, kendin iyileştir durumu yani. Elbette kamuoyu yararına çalışan bir insan evladı olmamdan mütevellit, bu sırlarımı sizinle paylaşıp bir nevi amme hizmeti yapmayı da kendime görev telakki ederim sayın okur. De haydin iyisiniz yine!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hava daha aydınlanmamış, horozlar bile tatlı uykusunda iken, anne karga, baba kargaya “hadi len ordan, bu saatte kahvaltı mı edilir, yat zıbar” diye çemkirirken, emzikli bebeler anacıklarını rahatsız etmemek için mışıl mışıl horuldarken; dünyanın en çirkin çalışlı saatinin ötüşüyle uyanmak, bu sırada yorganı tepenize kadar çekip o gerzek saati duvara fırlatmak suretiyle paramparça etmek, dünyanın en rahatlatıcı şeyidir kanımca. Mutlaka deneyiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece ile gündüz arasındaki bu arafta uyanmanıza neden olan sevgili yavrunuzun gittiği okula, o okulu dünyanın öteki ucunda bir dağ başına inşa eden şahısa ve veya kuruma, bu okula gitmesi ve kaydolması esnasında, yayın ve yapımda emeği geçen tüm ekibe teşekkürlerinizi şöyle tumturaklı bir şekilde iletmek de yay gibi gerilen sinirlerinize çok iyi gelecektir. Benden söylemesi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözleriniz yarı kapalı vaziyette, melekler gibi uyuyan yavrunuzun başında dinelip, artık kalkması ve okula gitmesi için ikna etmeye çalıştığınız o kırk beş dakikalık süre boyunca, tanju miller modeli sesinizle “haydi benim biricik yavrucağım, artık uyanmalısın, okuyup adam olmalısın, bak insanlar kucaklaştı, okul vakti yaklaştı” diye sürekli tekrarlamanızı, olmadı kulağına parmak sokmak, saçınızı burnunda dolaştırmak, buz gibi olmuş ellerinizi aniden sırtına yapıştırmak, bacağından tek tek kıl çekmek suretiyle kendisine işkence etmenizi şiddetle öneririm. Unutmayın ki acılar, paylaşıldıkça azalır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonunda bin bir zahmet uyandırıp ayağa diktiğiniz evladınızın, bir lokma bir şeyler yemesi için kendinizi paralarken “anne ya, üff ya, bebek miyim ben ya, al kendin ye bunları yaaa” şeklinde namkörce yaklaşımlarından duyduğunuz dayanılmaz iç sancısını, yüzüne gözüne çikolata sürmek, sütünü boğazına dökmek şeklinde bir takım kontrataklarla azaltabilirsiniz. Size “psikopat ebeveyin, acımasız insan, tüü  barnak kadar bebeye ne eziyetler ediyo utanmaaaz” diyebilirler. Bırakınız desinler, bu terapinize asla mani olmasın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz acele ettikçe, giyinme işini iyice ağırdan alan, saçlarını dana b.ku sürülmüş şekline sokmak için bir buçuk saatini banyoda geçiren canınız oğlunuzun ümüğüne çökmemek için, gözlerinizi sıkı sıkı kapatıp bildiğiniz bütün sabır dualarını okumaktan başka bir çareniz yoktur. Yapınız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebeyi güç bela evden gönderdikten sonra on dakika bekleyin. Her zamanki gibi son anda çıkmış olan yavrunuz geri gelip “anneee, servisi kaçırdım, babamı uyandırsana beni okula götürsün” diye hönkürmediyse hala, servise binip yola koyulmuş demektir. Derin bir nefes alma vaktidir. Alınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi yapın kendinize bir kahve, giyin pofidik terliklerinizi, sarılın battaniyenize, açın güzel bir müzik… İşe gitme vakti gelene kadar, sabah sabah yakaladığınız içsel huzurun tadını çıkarmak gerektir artık. Çıkarınız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hizmetimi de unutmayınız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydin eyvallah sayın okur. Bir dahaki seansta buluşmak dileğiyle, mutlu olun ve hep öyle kalın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-1309344327422023736?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/1309344327422023736/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=1309344327422023736&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/1309344327422023736'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/1309344327422023736'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2009/09/bir-yaz-sezonunun-da-kazasz-belasz-ve.html' title='PİSİKOTERAPİK'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SsId3ruFK2I/AAAAAAAABmY/XcX9DCIszMQ/s72-c/asss.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-2367917395054466011</id><published>2009-09-28T10:02:00.000+03:00</published><updated>2009-09-28T10:30:38.453+03:00</updated><title type='text'>BEDEL</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SsBiYSFEn5I/AAAAAAAABmQ/x7VJ9mDEvRo/s1600-h/KAYA.png"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 241px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SsBiYSFEn5I/AAAAAAAABmQ/x7VJ9mDEvRo/s400/KAYA.png" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5386413323644608402" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yedi direk arasından kızıl dökmekte gök; yakamoz ağlamakta. Deniz, mavi gözlerini yummuş, işveli gamzelerine gözyaşı biriktirmekte hala. Bir yelken beyazı sürülüyor aniden gecenin karasına. Süzülüp geçiyor kırmızı gemiler, demir atmıyor hiçbiri  bu limanda.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzak yolculuklar düşüyor aklıma birden. Ve ıraklar değiyor yüreğimin ucuna. Bir anı yumağı oluyor sayfalar, bir bir koparıp uçurtmalar uçuruyorum bulutlara. İsyanım asılıp kerhen yapıştırılmış kuyruğuna, bırakıyor kendini bilinmezlerin kucağına. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir avuç bulut yağıyor damarlarıma. Derinlikler buz gibi köpükleniyor ayaklarıma. Ama hezeyanlı bir dalga vuruyor  darmaduman yüreğime en fazla. Kurcaladıkça kanıyor insan. Susmalı belki. Yeniden ve hep konuşmamalı. Belki sadece yola dökülmeli. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilir misiniz açık denizleri? Suyla gök bir noktada birleşiverir.  Haşrolur iki ezel-ebed sevgili. Hangisinde kaybolacağını ayıramazsın. Ne yana  baksan, gözlerin,  karanlığın hükmünü yok etmeye çalışan ışıklara çarpar. Dileğinin yıldızları bir başka geceye sözlenip gitse de dönmeye yeminlidir. Sonu olmayan koca bir boşluk olur evren. Ve sen orta yerinde bir zerreye dönüşürsün. Gönüllü… Sevdalı… Zavallı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atlas gibi dünyayı sırtından indirdiğin andır. En hafiflediğin… Gevşeyiverir güverte demirini tutan serçeden ellerin. Gözlerin, ufuk çizgisinin gaybına dalar. İşte şimdi sınırların yoklara vardığı yerdesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rojin’in maviye sevdalandığı an şimdidir sanmayın. Sarp kayalıklar, sarı, çorak topraklar, menekşelere hasret dağlar… Bir yudum suyu değil, sonsuzlukları özletir. Siz bilmezsiniz. Karların eksik olmadığı yerde, namluların göz hapsinde güne uyanırken çocuklar, sıcağı değil güneşi arar. Ama siz onları görmezsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu şehre ilk gelişimi böyle hayal etmemiştim oysa. Yine de ağaçların rüzgarın müziğindeki eşsiz dansını, Boğaz’ın narin tenine düşen grubun  kızılını içime doldurup saklamalıyım. Sonrası, tekrarı olmayan tüm anlar gibi… Paha biçilemeyen tüm yaşanmışlıklar gibi… Bununla avunmalıyım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık yola çıkma vaktidir. Bilmem ayaklarım ilerlerken, yüreğimin geri gitmesi nedendir. Helalleşip öpemediğim ana elinin kokusu mu bu rüzgarın getirdiği? Saçlarıma dokunup kaçan bir çocuk haylazlığında, acıyan kayalar düşüyor içime. İşte külçe külçe olmuş omuzlarımda ağırlığı, beni çağırıyor sessizlik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olsun be!.. Ölümse bir ölüm. Nasılsa olacaksa; olmasın aşkı, sevdayı tüketenlerin elinde. Bedelse canım, sizin töre dediğinize; ödemeyeceğim. Hiçbir borcum yoktur kendimden gayrı kimseye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gitmeli artık! Açık denizlere ilk yolculuk böyle olmasa da düşlerimde; gitmeli şimdi, düşmeden son kaya üzerime. On sekizi göremeyecek ömrüm, yasak sevdasını da alıp bitmeli artık. Bir taş daha inmeli dağların tepesinden derin maviliklere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydi Rojin!.. Uğurlar ola!.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://oykuatolyesi.blogspot.com/"&gt;Atölyemizde&lt;/a&gt; fotoğrafı dillendirmeye devam ediyoruz...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-2367917395054466011?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/2367917395054466011/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=2367917395054466011&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/2367917395054466011'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/2367917395054466011'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2009/09/bedel.html' title='BEDEL'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SsBiYSFEn5I/AAAAAAAABmQ/x7VJ9mDEvRo/s72-c/KAYA.png' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-1262967817267652962</id><published>2009-09-09T00:21:00.001+03:00</published><updated>2009-09-09T00:31:40.050+03:00</updated><title type='text'>BU ÖDÜLÜ GÜZEL VE YALNIZ GÜNLÜĞÜME İTHAF EDİYORUM!..</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SqbK8ENuQsI/AAAAAAAABmI/jotO_VMvtdM/s1600-h/%C3%96D%C3%9CL.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 185px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SqbK8ENuQsI/AAAAAAAABmI/jotO_VMvtdM/s400/%C3%96D%C3%9CL.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5379209938212897474" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Beni sevin yine de sevgili dostlar. Damacanadan su boşaltırken bileğini kesebilen, sofraya çorba götürürken göbeğini yakabilen kaç kişi tanıyorsunuz ki? En azından hayatınızda böyle abuk bir karakter var diye sevinin. Hadi bi mutlu olun bakayım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://yasaminkiyisinda.blogspot.com/"&gt;Sevgili ablam&lt;/a&gt;, güzeller güzeli yüreğiyle yüreğimin içindeki sarayında yaşarken, nasıl mutlu etmiş beni bu içten ödülüyle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efenim ödülümüzün kurallarına şöyle bir göz gezdirelim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Sizi ödüllendirene teşekkür edin&lt;br /&gt;Canımın canıdır, teşekkür yetmez. Sonsuzca sevgilerimi gönderiyorum.&lt;br /&gt;2- Sizi ödüllendirenin blog linkini yayınlayın.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://yasaminkiyisinda.blogspot.com/"&gt;Ahan da buradadır. &lt;/a&gt;Keyifle, zevkle okuyunuz. İki hayat dersi alınız. Yaşamın kıyısındayım diyenden, yaşamın orta yerinde nasıl muhteşem durulur öğreniniz. &lt;br /&gt;3- Ödülün logosunu yayınlayın&lt;br /&gt;O da resim bölümündedir efenim. Buyurunuz buradan yakınız. &lt;br /&gt;4- 7 yaratıcı blogeri ödüllendirin.&lt;br /&gt;İşte işin zor kısmı budur. Bir süredir uzak kaldığım blog camiasında (Bu da ne şeker bir şey yahu. Yirim ben o camiayı. ) kimler geldi, kimler geçti. Kimler ödüllendirildi bilemiyorum. Bu yazıyı okuyan herkese dağıtıyorum ödülü. Bu da benim tarzım, ne edelim? Aşağıda ilginçliklerimi yazarken değineceğim üzre, kurallar ben denizin yakıp yıkması için icat edilmiş şeylerdir. &lt;br /&gt;5- Bu 7 bloğun linklerini yayınlayın.&lt;br /&gt;Arkadaşlarım linklerinden bilgi edininiz. &lt;br /&gt;6- Ödüllendirdiklerinizi bundan haberdar edin.&lt;br /&gt;Bu yazıyı okuma gafletinde bulunan herkes haberdar olacaktır gayri ihtiyari. &lt;br /&gt;7- Kendiniz hakkında 7 ilginç şey yazın.&lt;br /&gt;Hııı, işte geldik gırnatanın ah İstanbul çaldığı deliğe. Nerden başlasam, nasıl anlatsam? Kaç kişiydik o zaman. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varan biiir… Asla va kat’a tek bir işle yetinme huyum yoktur benim. Çorba karıştırırken, bir yandan tek elimle domates doğramaya çalışırım; makineye çamaşır atarken, diğer elimle küveti temizlerim; yemek yerken, bir yandan boşalan tabakları temizlerim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varan ikiii… Yemeğe önce tatlıyla başlarım, sonra canım isterse diğerlerinden yerim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varan üüüç… Asla yalnız yatamam. Eğer koca kişisi yok ise, küçük sıpamı; o da bulunamıyorsa, herhangi bir oyuncak ayı, panda, köpek, artık Allah ne verdiyse onu alırım koynuma. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varan dööört… Günlük koşturma sırasında kendimi öyle kaptırırım ki; bacağımdaki morlukları, kolumdaki şişlikleri, sağımda solumdaki kesikleri, ancak uyuyacağım sırada, acırsa fark ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varan beeeş… Bana göre yanlış ve veya güzel bir şey gördüğümde, yeri, zamanı, kişisi hiç fark etmez. Pat diye söyleyiveririm. Sonra da “len ben bunu sesli mi söyledim?” diye kendime şaşırırım. Dayak yeme, karakola çekilme, ya da linç edilme tehlikesi olsa bile umursamam. Ah ben bu dilimi ne edeyim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varan altııı… Dağınıklığa, düzensizliğe tahammülüm yoktur. Koltuk yamulmuştur mesela. Ve üzerinde misafir oturuyordur. Kibarca rica eder, insanları kaldırır, onu düzeltir, öyle huzura ererim. Yoksa zehir olur bana hayat. Yerlerde gördüğüm çul çaputu da hiç acımam camdan aşağıya atıveririm. Hatta anacığım bir gün camın altında don, çorap bulup kapıya getirmiş “bizim deli atmıştır bunları dediydim” diye kim bilir kimlerin kokulu çullarını elime tutuşturmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varan yediii… Bilmediğim pencerelere bakıp hayatlarla ilgili hikayeler uydururum. Yolda bir kız görürüm, ona bir roman yazıveririm mesela. Köyünden kaçmıştır, ne acılar çekmiştir,  bu şehirde yaşam savaşı veriyordur. Halbuki zavallımın hiçbir şeyden haberi yoktur. Ben onun için ağlarken, o gayet mutlu bir şekilde evine gidiyordur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tutmazsanız daha anlatırım. Lakin artık kalkıp çamaşırları makineden çıkarmalı ve asmalıyım. Sahur için yemek pişirmeli, ortalığı toplamalı, temiz kap kacağı yerine yerleştirmeli, sonra biraz uyumalıyım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydin dostlar, görüşürüz yeniden. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nur ablam, tekrar teşekkür ederim. Seni sanal değil, hakiki seviyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-1262967817267652962?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/1262967817267652962/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=1262967817267652962&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/1262967817267652962'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/1262967817267652962'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2009/09/bu-odulu-guzel-ve-yalniz-gunlugume.html' title='BU ÖDÜLÜ GÜZEL VE YALNIZ GÜNLÜĞÜME İTHAF EDİYORUM!..'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SqbK8ENuQsI/AAAAAAAABmI/jotO_VMvtdM/s72-c/%C3%96D%C3%9CL.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-6217996962723212872</id><published>2009-08-21T00:48:00.000+03:00</published><updated>2009-08-21T01:01:27.016+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ARAŞTIRMA SORUŞTURMA'/><title type='text'>YÜZELİM AÇILALIM...</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/So3FfFtvrWI/AAAAAAAABmA/jxjHR8wDeVI/s1600-h/plaj.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/So3FfFtvrWI/AAAAAAAABmA/jxjHR8wDeVI/s400/plaj.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5372167068423531874" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İstanbul gibi cosmopolit şehirlerin nabzı yaz geldi miydi plajlarda atar sayın okuyan. Her türden insanı bir arada görme imkanı bulabileceğiniz yegane mekanlardır buralar. Hele halk plajları… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmacı, soruşturmacı kişiliğim yine rahat durmadı ve sizler için biiçlerin ve dahi şehrin nabzını tuttu. İşte İncegül kişisi ve tam techizatlı kameramanı günlükün halk plajı güncesi ve plaj insanlarıyla ilgili izlenimleri. De haydi buyurun hep birlikte bir alt paragrafa inelim.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle inceleyeceğimiz tür Hanzogiller olup, bu tür hem piknik, hem yüzme aktivitelerini bir güne sığdırmak niyetiyle burada bulunmaktadır. Hanzogiller hazırlıklara bir gün öncesinden başlar. Kekti, börekti, geçen kandilde alınıp bitirilemeyen simitlerdi… Hepsi bir çantaya doldurulur. Bu türün biraz daha becerikli dişileri, sarma, içli köfte; hatta va hatta gözleme yapmak suretiyle işi abartmakla birlikte, diğer plaj sakinleri tarafından gıpta va hayranlıkla izlenirler. Hatta bazı hemcinslerinin, “Gız hatça gözün körolmaya. Bi guru köftenyen ağşam ettirecen bize. Bah Ayşagil neler hazırlamış.” şeklinde, erkekleri tarafından feci şekilde rencide edilmesine neden olurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oldukça iştahlı olan bu türün vazgeçilmez besin kaynaklarından biri de karpuzdur ki; kendisinin o güneşin altında pörsümesini önlemek adına türlü yollar geliştirilmiştir. Bunların başında “Garpuzu suya gomak…” diye adlandırılan yöntem gelir. Kimi zaman bir dalga tarafından açıklara taşınma riski taşısa da bu yöntem daha uzun yıllar kullanılacak gibi görünmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genelde plajın denize uzak bölgelerinde yuva yapan Hanzogillerin dişileri suya elbiseyle girerken, erkek Hanzo, beyaz donuyla ortalıkta salınmayı tercih eder. Bol kıllı ve göbek kısmı oldukça yağlı olan vücut yapısı yüzmeye çok elverişli olmayan erkek Hanzo, derin sularda şamrel diye adlandırılan bir çeşit alet kullanarak bu açığı kapatır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hanzogiller üreme konusunda oldukça aktif olup hemen hemen her yıl yaz aylarında yavrulamak suretiyle yaşamlarını devam ettirirler. Erkek Hanzo dişisine, omzuna sümsük atmak, dürtmek, çimdirmek diye adlandırılan hareketlerle kur yaparken; diğer türlerin dişilerine de görüş mesafesi oldukça iyi olan gözlerini dikmekten kaçınmaz. Ekonomik sebeplerle tek eşliliği tercih etseler de akıllarının ve uçkurlarının bir yanı hep başka çöplüklerdedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hava kararmadan kuytudaki yuvalarına sığınmak üzere kalktıklarında, arkalarında karpuz kabukları, yiyecek artıkları, gazete kâğıtları, pet şişeler, çocuk bezi ve bilumum pislik bırakan Hanzogiller, güneşten kavrulmuş vücutlarına yoğurt sürüp rahatladıktan sonra huzur içinde uykuya dalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahsedeceğimiz bir başka tür ise Kokoncanyuslardır. Bunlar pullu, taşlı bikini ve veya mayolarıyla, kocaman sallantılı küpeleriyle, kuaförden yeni çıkmış saçlarıyla, yüzünde halakızının düğününe gidecekmiş ağırlığında makyajıyla, diğer türlerden hemen ayırt edilebilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu türün temsilcileri bundan birkaç yıl öncesine kadar bütün bir yazı doğal ortamları olan Bodrum, Marmaris, Çeşme gibi trend mekanlardaki biiçlerde malak gibi güneşlenerek, dans ederek geçirirlerdi. Ancak koloni içindeki etkileşim sürecinde, önce İstanbul’un sosyetik biiçlerinde, daha sonra da halk plajlarında boy göstermeye başladılar. Magazin programlarının da tetiklemesiyle çok hızlı üredikleri ve soyları asla tükenme tehlikesi altında olmadığı için avlanmaları serbesttir. Lakin av olmaktan ziyade avcı olmayı tercih eden Kokoncanyuslar, plaja yalnız gelir ve çiftleşmek için bir eş bulmadan asla ayrılmazlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet sayın okuyan… Bol yağlı ve kalori oranı oldukça yüksek olan Suanaları, kapkara tenleriyle bütün ömrünü plajda geçiriyor izlenimi veren Kurtaranmarsıklar, slip mayolarıyla nostalji rüzgarları estiren Kıromsuncanımsınlar, denizin tuz oranını yeterli görmeyip hacetini içine gidermek suretiyle katkıda bulunan Çişimitutamayomnebokyiyemgiller, heyvansever kişilikleriyle göz dolduran Köpeemiçimdirmeyegeldimilişmeyenuslar, Kumdibindeunelertımbıltımbılmemeler ve daha neler neler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bize ayrılan sürenin yine dibini bulduk, bizden şimdilik bu kadar efenim. Bir başka programda buluşmak, gülüşmek, ya da ağlaşmak üzere, günlük ve ben birbirimize yoğurt sürerken, bir yandan da size mutlu günler, umutlu yarınlar dileriz. Bu fedakarlığımızı da unutmayın gari… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydin kalın sağlıcakla…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-6217996962723212872?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/6217996962723212872/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=6217996962723212872&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/6217996962723212872'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/6217996962723212872'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2009/08/yuzelim-acilalim.html' title='YÜZELİM AÇILALIM...'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/So3FfFtvrWI/AAAAAAAABmA/jxjHR8wDeVI/s72-c/plaj.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-6521408844872156811</id><published>2009-08-05T10:35:00.000+03:00</published><updated>2009-08-05T12:21:49.267+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SEVDİCEKLERİM'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='OĞLUSUMUN DOĞUMGÜNÜSÜ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BELİRLİ GÜN VE HAFTA VE AY VE YILLAR'/><title type='text'>DİKKAT ON YEDİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SnlOAXyCN8I/AAAAAAAABl4/9k9XQINQSTM/s1600-h/doom.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 227px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SnlOAXyCN8I/AAAAAAAABl4/9k9XQINQSTM/s400/doom.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5366406199279499202" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ay oğlum, ağlamak istiyorum. Çok duygulandım, çok. Bak gözlerim nasıl da nemli nemli. Evi toplamışsın. Antrenman formaların kapı önünde değil kirli sepetinde, sonra koltuk minderleri yerlere dizilip üzerinden kamyon geçmiş gibi ezilip büzülmemiş, ne bileyim işte kostümlerin ranzaların üzerine idam edilmemiş, mutfak tezgahına üç takım bardak dizilmemiş. En önemlisi; ben söylemeden çöp dışarıya çıkartılmış.  Bu gün tarihi bir gün, not etmeliyim bunu bir kenara. Allah’ım, bu günü de gördüm ya; gayrı ölsem de gam yemem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne var ya, nankörsünüz siz he… Her gün arkanızı ben topluyorum, temizlik yapıyorum, çocuğunuza bakıyorum, futbolcu olup geleceğinizi garanti altına alayım diye günde kaç saat antrenman yapıyorum, bu şartlar altında bir de iyi karne getiriyorum, yine de yaranamıyorum he.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hööö?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;N’oldu anne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dumur oldum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olma…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oldum bile…&lt;br /&gt;_______________________________________________&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne, ‘Küçük Kadınlar’ diye bi’ dizi varmış biliyo musun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Var galiba oğlum. Ne bileyim ben. Dizi mi seyrediyorum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varmış varmış… Bizim çocuklar hep seyrediyolarmış. Bana da söylüyolar, sen seyretmiyo musun, bak mutlaka seyret, çok güzel diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eeee, seyret o zaman!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi küçükler ya bu kadınlar… &lt;br /&gt;Eeee?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyüsünler öyle seyredicem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ehi ehi ehi… İlahi çocuk…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komik mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hııı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence değil…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kütsün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kütüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olsun ben seni bu halinle seviyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırnaşma anne…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_____________________________________&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne yaaa… abime bi’şey söyle ya…  Babamla sen git yarışmaya katıl diyoo. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E ne var ki bunda. Gidersin oğlum işte ne güzel. Hem yeşil alan, çuval yarışı filan da varmış.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anneeee… bu yarışma BABA-KIZ yarışması yaaa…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya oğlum ısrarla bu çocukla uğraşıyorsun. Kızdırmasana kardeşini. Bak sen ağabeysin, kocaman adam oldun, delikanlı oldun, oysa  senin tam yarı yaşında. Dikkat edersen, artık kendimi paralamanın anlamsızlığını fark ettim ve sakin sakin anlatıyorum, hem de binlerce kere, ama olmuyor. Öyle diyorum olmuyor, böyle söylüyorum olmuyor… dır dır dır… vır vır vır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annee… bi susmayı denesen, belki olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olur mu dersin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olur olur…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence olmaz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence de…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi… Ne haliniz varsa görün o zaman.&lt;br /&gt;________________________________&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bak benimle dans etmezsen gebertirim seni. (Önce sert yapılıp, gözü korkutulmaya çalışılır)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anneee, böyle tehditlere pabuç bırakmam bilirsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi be oğlum, bak kaç yaşına geldin, daha bi’ kere bile dans etmedik seninle. (Sökmeyince, tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır yöntemine geçilir.)&lt;br /&gt;Ya anne. Bunlar bize ters hareketler. Öyle dans, mans. Layt mıyım ben ya?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya Memuzin, bi’şey söyle şuna ya. Bu düğünde dans etsin benimle. (Araya hatırlı tanıdıklar sokulur)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dans edilecek anneyle. Höööyyt… (Dayı mafyaya bağlamıştır) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yengesiyle de etsiiiin. (Yüz bulunmuş astarı istenmektedir)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yengeyle de edilecek. Höyyyyt… (Dayı coşmuştur)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya dayı yaaa… Olmaz ki ama… (Fısıltıyla) Anne bak hayatta etmem, haberin olsun. Hiç dayıma güvenme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cep telefonun gitti ya… Üzme beni, en güzelinden alayım. (İllegal yollara sapılır. Rüşvet en geçerli akçedir)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dört çekirdekli leptop isterim. (Ohaaa… ulen bu kadar rüşvete Bretle dans ederim ben be.) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşk olsun oğlum, uçma istersen. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamam tamam bi Ayfona olur. Yengemle etmem ama. (Bir de pazarlık yapıyor sıpa)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş dakika benimle, beş dakika yengenle dans et, Ayfonun en kısa sürede cebinde. (Salak kadın, bi’ de en kısa sürede demez mi?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz ama bak tamam mı? ( Uyanık sıpa bilir ki; yapamayacağım şey için asla söz vermem, söz verdiğim şeyi de muhakkak yaparım.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Sonunda danslar edilir, saftronik anne  muradına erer.) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne ayfonumu istiyorum bak. Söz verdin, unutma.  Yalnız küçük bir ayrıntıyı atlamışız annecim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Teknolocik gelişmelerden bihaber , piyasa araştırması sıfırın altında olan anne saf saf sorar) Neyi atlamışız canımın içi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fiyatı 1000 dolarcık cık cık cık cık…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ooohaa…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok ayıp anne…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demiyim mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deme…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki… Yuh diyim o zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamam onu de…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;________________________________&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi sen On Yedi oldun diye, öyle istediğin saatte eve girip çıkacağını, istediğin yere gideceğini, istediğini yapacağını sanıyorsan yanılıyorsun şekerim. Hem burası Türkiye ve ben de klasik bir Türk annesiyim. On Sekizinde de hiçbir şey değişmeyecek ki…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zaman ben de seneye doğum günümde evlenirim. Hem düğüne de gerek olmaz, ikisi bir arada, evlen ve çık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sefer oha diyecem, çıkarı yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;De… Bunca yıl besledin büyüttün, o kadarına hakkın var. Heheheheee…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıpasın işte…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O benim işte… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günün Dip Sosu: Daha dündü, hatırlıyorum.  Beyaz boyalı, dar bir hastane koridorunda vermişlerdi kucağıma. Öylesine küçüktü ki, tutmalara korktum önce. Şaşırdım, kaldım.Yüzüne baktığımda, yabancı bir duygu gelip yerleşiverdi yüreğimin tam ortasına. Boğazıma koca bir yumru oturdu kaldı. Kirpiklerimin ucundan analık denen o acı ama doyumsuz su akıverdi onun kara gözlerinin bebeğine. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir vakit tombik, pamuk ayaklarını ısırdığım bebek, şimdi Kırk Üç numara ayakkabı giyiyor.Minicikti bir zaman, artık camış kadar oldu.Boyu boyumu aşalı hayli zaman var. Lakin, salına salına geçti mi önüm sıra, şöyle baktı mıydı o kara gözleriyle yüzüme, içimden bir şeyler akıyor hala ılık ılık. “Aşk” diyeceğim ama az gelecek, hafif kalacak biliyorum. Ben bu On Yedilik çıtırı çok seviyorum yahu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-6521408844872156811?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/6521408844872156811/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=6521408844872156811&amp;isPopup=true' title='19 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/6521408844872156811'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/6521408844872156811'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2009/08/dikkat-on-yedi.html' title='DİKKAT ON YEDİ'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SnlOAXyCN8I/AAAAAAAABl4/9k9XQINQSTM/s72-c/doom.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>19</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-6029795077882545002</id><published>2009-07-30T18:12:00.000+03:00</published><updated>2009-07-30T18:18:08.053+03:00</updated><title type='text'>BİR ÇİFT KUŞ KANADIDIR MUTLULUK</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SnG490WG1hI/AAAAAAAABlw/ipN2iJXvH1s/s1600-h/da%C4%9F.gif"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SnG490WG1hI/AAAAAAAABlw/ipN2iJXvH1s/s400/da%C4%9F.gif" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5364272003337868818" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Öyle kıymetli şeyler vardır ki yaşamımızda, ölçüp biçmeye kıyamayız. Üzerine ne kelam etsek, az gelir, eksik kalır. Ömrümüzün cevahiri, altını, zümrütüdür. Kardelenden de nadide, koklamaya kıyamadığımız gülüdür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aile deyince sözcükler ne kadar da aciz kalıyor. Bir ağız dolusu söylesen sesin ne kadar cılız… Annenin sarmalayan şefkati, babanın kollayan gölgesi, evlatların şenlikli  neşesi… Huzur, güven, hiç bitmeyecek sevda... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki kişilik bir dünya kurarsın önce, kimse ilişmesin diye de sıkı sıkı duvarlar örersin. Sanırsın ki, burasıdır hayatın orta yeri. Çiçekler büyütürsün yaprakları tülden. İncinmesin diye sakınırsın onu herkesten. Yeşiller ekersin taş duvarların her yanına. Umudu, mutluluğu çoğaltırsın günle geceyle. Emek damlar toprağa, ıslanırsın yağmurların en güzeliyle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altın başakların hasat zamanı gelince, kuşlar konar dallarına cıvıl cıvıl. Alır avucunun içinde saklarsın. Dudakların her değdiğinde narin gagalarına, çiçeğe dolanır, rengarenk açarsın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Az biraz kanatlanınca, çırpınışlarıyla yüreğinin yandığını hisseder, bir yanı yaralı kalırsın.   Kuşlar, canının parçası; canının ta kendisidir. Dünyanın tüm siyahlarını alır, ebemkuşağının renklerini bir bir onlara sunarsın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyürler sonra, iyi ce palazlanır da; sen saçındaki akları yıldızlara sorarsın. Sancılı bir kanat darbesidir gidişler. İçini oyan bir fırtına göçü gibi ardından baka kalırsın. Parmaklarının ucundan dökülür yıllar bir bir… Gidenin ardından el sallarsın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çift spor ayakkabı kalır, bir çanta, bir gömlek; iki düğmesi eksik… Kalanın acısını saklar besbelli, kapı önünü bekleyen bir çift yanı yırtılmış terlik. Kirpiklerinin ucundan dökülür yıllar bir bir… Masmavi göklere umut salarsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra yine başladığın gibi kalırsın hayatın orta yerinde. Zannedersin ki, iki kişilik koca bir yalnızlık… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa çoğalarak çalar kapını mutluluklar zamanla. Önce ikiler üç olur, üçler dört… Sonra bir bakmışsın çiçeklerin kaplamış bütün taş duvarları. Yeşiller sarmış dört bir yanını. Gülüşler açmış yüreğinde ebemkuşağından da çok renkte ve gerçekleşmiş her rüya. Bir bakmışsın avuçlarında koca bir dünya. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedim ya; ne yazsak yarım, ne söylesek eksikli… Çiçekleri solmasın duvarların hiçbir zaman. Ve o kuşlar, her göç zamanı geri dönsünler beklendikleri yere, sevgiyle… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://oykuatolyesi.blogspot.com/"&gt;Öykü Atölyesi &lt;/a&gt;Kelime Oyunu: Aile&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-6029795077882545002?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/6029795077882545002/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=6029795077882545002&amp;isPopup=true' title='50 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/6029795077882545002'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/6029795077882545002'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2009/07/bir-cift-kus-kanadidir-mutluluk.html' title='BİR ÇİFT KUŞ KANADIDIR MUTLULUK'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SnG490WG1hI/AAAAAAAABlw/ipN2iJXvH1s/s72-c/da%C4%9F.gif' height='72' width='72'/><thr:total>50</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-8687352751586332512</id><published>2009-07-29T09:19:00.000+03:00</published><updated>2009-07-29T09:38:46.341+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÖYKÜ ATÖLYESİ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FOTOĞRAFIN DİLİ'/><title type='text'>YÜREKTEN GİDİŞİME DOKUNDU MAVİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/Sm_qRiefk9I/AAAAAAAABlo/ZiYkzfnLnIs/s1600-h/PENCERE.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/Sm_qRiefk9I/AAAAAAAABlo/ZiYkzfnLnIs/s400/PENCERE.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5363763268254929874" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bir asi dalga saçlarımda salınırken tel tel, yağlı urgan gibi boynuma dolanıyor en sevdiğim mavi. Son nefeslerim köpükleniyor yaşamın kıyısına. Yaban bir siyaha sarılıyor tüm renklerim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çırpınmayı bırakıyor içimdeki kuşlar. Martıların sesi de duyulmuyor artık. Ruhum teslim ediyor kendini bedenlerin ağırlığına. Usulca dibe çöküyorum. Sesler suskunluğun toprağına kök salıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra seni düşünüyorum. Gülüşlerin damlıyor kapalı gözlerime. Yüreğimde bir yudum yeşil sürgün veriyor. Bembeyaz, minicik çiçekler açıyor dallarımda. Uzatıyorum gökyüzüne; çaresiz ellerime güneşler yağıyor.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa sen sol yanımdaki ağrı, yaraların kapanmayışıydın. Karanlık gecenin korkulu sanrısı, ıssızlığım, yıldızsızlığımdın. Koşup gelemeyişim, özleyip ulaşamayışımdın sen. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uğraşımdın demirden perdeleri yıkmak için. Terimdin tenimde tuz tuz. Nafile çabalarımdın. Yine de siyaha akan mavilerim, en kapalı kapılarımdın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitiyor son rüzgarları isyanın. Tüm sevinçlerini toplamış da terk ediyor bahar dalı yaprağı. Çiçeklerim soluyor. Bir kez daha koklayabilseydim diyor yürek toprağı. Pencere bir daha açılmamak üzere kapanıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heyhat!.. Yelkenlerini almış da gidiyor gözlerimin önünden hayat. Yalanlarımdan usandım, yeter… Sana geliyorum ey en hakikat!.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="http://oykuatolyesi.blogspot.com/"&gt;Öykü Atölyesi'nde &lt;/a&gt;fotoğrafı dillendirmeye çalıştı kalem... &lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-8687352751586332512?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/8687352751586332512/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=8687352751586332512&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/8687352751586332512'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/8687352751586332512'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2009/07/yurekten-gidisime-dokundu-mavi.html' title='YÜREKTEN GİDİŞİME DOKUNDU MAVİ'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/Sm_qRiefk9I/AAAAAAAABlo/ZiYkzfnLnIs/s72-c/PENCERE.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-831457816957110191</id><published>2009-07-23T21:59:00.000+03:00</published><updated>2009-07-23T22:16:35.003+03:00</updated><title type='text'>SİGARASI YALDIZLI GELİYOR NAZLI NAZLI</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/Smi1qIxQBRI/AAAAAAAABlc/7mHhHaclxJY/s1600-h/rey_mysterio_1594.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 250px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/Smi1qIxQBRI/AAAAAAAABlc/7mHhHaclxJY/s400/rey_mysterio_1594.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361735091897763090" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Geri sayım bitti, sigara yasağı başladı güzel yurdumda. Vatana, millete hayırlı olsun. Öncelikle belirteyim ki tiryaki olmama ve yasaklara karşı alerjim olmasına rağmen, dumansızlaşma çabalarını desteklenesi bir hareket, hiç değilse iyi niyetli bir çaba olarak görmek istiyorum. Ne kadar manyak bir bünyeye sahip olursam olayım, oturup “tütüne övgü” düzecek değilim. Belli ki zararlı bir şey bu... Bunca doktor, bilim insanı yanılıyor olamaz ya. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lakin, kimse kusura bakmasın, bunun dakka başı gözüme sokulması, burnuma dürtülmesi hiç hoşuma gitmiyor doğrusu. Her aklı başında(!) insan evladı gibi ben de içtiğim zıkkımın nelere mal olabileceğinin farkındayım. Salak da olmadığıma göre “Sigara içiyorsun sen. Gebereceksin!” denilip durmasının bir anlamı da yok. “Ulen at kafası, ben geberecem de sen kazık mı çakacaksın?” diyerek bir tane daha yakmama neden olmaktan başka da bir işe yaramıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlköğretimden itibaren Fen kitaplarında gösterimine başlanan ve vizyondan asla indirilmeyen, kararmış ciğer fotoğraflarının bile bizi yıldıramadığını düşünürsek; her yerde karşımıza çıkan kuru kafalı afişlerin caydırıcılığı da tartışılır değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeye rağmen bırakmayacağım bu mereti. Zaten “Yapçaksın!” dendi miydi yapabilitemin bittiğini düşünürsek iyice zora giriyor bu iş. Biliyorum; yüzüncü yaş günümde rap yapamadan gebereceğim. Bir gökdelenin otuz sekizinci katına asansörsüz tırmanırken tıkanacağım yine. Kırklı yaşların ortalarına geldiğimde kaz ayağı kırışıklarım belirmeye başlayacak. Hatta saçlarımı boyamam gerekecek ellilerde. Belki altmışlara geldiğimde ağrı kesici bile kullanmaya başlayacağım kim bilir? Yine de ayrılmayacağım ondan, üzgünüm. Dönen dönsün ben dönmem yolumdan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamak dediğin şeyin amacı ne ki? Nedir nefes almanın en büyük ereği? Haz ise ruhun besleyeni; nadir hazlarımdan vaz mı geçeyim? Yavrumla sarmaş dolaş olmak, denizde dalgalarla boğuşmak, çok sevdiğim bir kitabı yudum yudum okumak… Kahvenin yanına iliştirilivermiş bir balkon keyfinde bulutlara biraz duman yollamak… Çok mu yani?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bırakın siz beni… Elleşmeyin… İyiyim ben böyle… Tamam, evlatlarımızı koruyun bu meretten. Ona laf edenin ağzı burnu yamulur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önümüz kış… Mekânların müşteri kaybettiği için düşeceği durumu, kulağında fasılla buz gibi rakısını yudumlarken bir cıgara tellendiremeyecek akşamcının çilesini, balığının ardından iki nefes dumanı Boğaz’a savuramayacak deniz aşığının mutsuzluğunu, kahvesinin yanında yoldaşı olmayan ehl-i keyfin keyifsizliğini hiç dile getirmeyeceğim. Sigara içmeyenlerin hakları, içenlerin haksızlıkları mevzuuna da elimi sürmeyeceğim. Eminim bunlar tartışılmış ve bitirilmiştir bunca zaman. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim derdim, zaten olması gerekenleri, bilinçli bir toplum yaratmak yerine,  “yassah hemşerim” mantığıyla oldurmaya çalışanlarla. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslına bakarsanız, bir vapurun güvertesinde, martılar tepemde uçuşurken, mavi derinliklere dalıp püfürdettirmedikleri gün, benim için sigara yasağı çoktan başlamıştı. O gün, açık alandaki sigara dumanından rahatsız olunabileceğini düşünecek duyarlılıktaki, vur deyince öldüren zihniyetin, pisikomanyak bir bünyenin sigarasını elinden alırsan neler yapabileceğini hesap edememesi çok şaşırtmıştı beni. Elimde yakamadığım sigaram, dilimde sayıp dökemediğim küfürlerle kala kalmıştım öylece. Ve yemin ettim; piyangodan para çıksın, sırf bunun için bir vapur almayan ne olsun diye. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten çocuklarımla gittiğim yerlerde, onların duman altı olmasına asla müsaade etmemek babında sigara içilmeyen bölümü tercih ettiğimden, “çocuklarım olmadan asla”cıların başında geldiğimden dolayı benim için çok şey değiştirmeyecek bu yasak. “Ulen çabuk yiyin de dışarı çıkalım, boğazınıza dökecem şimdi he!” diyerek yediklerini zıkkım ediyordum yavrucaklara, yine etmeye devam edeceğim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;He yalnız mı çıktım? Kendi çocuğum olmasa da çocukların olduğu hiçbir mekânda zaten sigara içmem. Hızlı hızlı tıkınırım, sonra atıveririm kendimi denizin kıyıcığında bir sandalye olur, bank olur, hatta bir taş olur, açık bir yere. Elimde çayım ya da kahvem. Buyur işte; bana her yer Paris. Kış geldi mi de; ne işim var soğukta sokaklarda kardeşim. Otururum mis gibi evimde. Balkonumda sıcak çayımla, kitabım eşliğinde tüttürürüm. Senin yassağın bana söker mi be? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii ki “Bana dokanmayan yılan bin yaşasın!” sözünü düstur edinmiş bir insan değilim, bilen bilir. Bu yasağın ne kadar işe yarayacağını merak etmekle birlikte, türlü şekillerde delineceğinden de emin olarak, nasıl uygulanacağı konusunda ciddi endişelerim var(dı) doğrusu. Lakin hepsi geçti gitti çok şükür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün akşam haberlerde gördüğüm kadarıyla denetimler süper. Kuş uçurtulmuyor. Neredeyse sigara yakanın üzerine tazyikli su sıkacaklar, o kadar yani. Güzel yurdumda katiller, hırsızlar, tecavüzcüler sokaklarda çok da rahat gezerken, neredeyse tiryaki başına bir emniyet mensubu tahsis etmeleri, sigara içiyor diye insanları kollarından tuttukları gibi karakola götürmeleri içimi rahatlattı diyebilirim.  Denetleyiciler yeni gelin hevesiyle sıkı sıkı yapışmışlar işlerine. Ellerinde kalmamasını umut etmekten başka yapacağımız bir şey de yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara içilebilen açık alanı, kapalı bölmeden ayırmaya yarayan camı tam örtmediği için ceza yiyen işletme sahibinin, kara gözlüklü, iri yarı denetleyiciye söylediği “Abi içeride oturan müşteri sıcaktan bunalıyor, kapattırmıyor camı.” sözüne karşılık ağır abi “Şu yanları aç da cereyan yapsın.” dedi sinirli bir şekilde. “Bırak gebersinler sıcaktan, ya da aç iki tarafı cereyanda kalıp zatürre olsunlar. Madem sigara içmiyorlar, müstahak bunlara her şey.” Demesini de bekledim, ne yalan söyleyeyim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hele sigara içerken yakaladığı iki zavallı kafe çalışanına yaptıkları takdire şayandı doğrusu. “Gelin bakayım buraya, nerde sigaralar? Nereye attınızsa çabuk getirin onları!” diye bir çemkirmesi vardı ki gözlerim yaşardı. “Bastır be! Kim tutar seni be!” diye bağırmamak için zor tuttum kendimi. Yalnız o sigaraları attıkları yerden aldırmamasını çok kınadım. Ne olacaktı canım. Klozete elini sokup alabilirlerdi pekâlâ. Çok mu zordu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra onları kamera önüne getirip öyle bir edayla teşhir etti ki, sanırsın kırmızı bültenle aranan, uzunca süredir kendisine ulaşılmaya çalışılan çetenin elebaşlarını bulmuş da ulusal kahraman ilan edilmeyi bekliyor. Yıllardır işlenen faili meçhullerin failini yakalamış da tüm karanlıkları aydınlatmış sanki. Ya da çocuk katili, tecavüzcü, üstelik de hırsız olan azılı bir suçluyu yakalamış gibi kasım kasım kasılıyor. Sağa sola da höt zöt nidalarıyla gözdağı veriyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zanlıların(!) yüzlerinde ise “Eyvah, şimdi b.ku yedik olum. Kesin asacak bizi bunlar.” ifadesiyle, “Ulen sigara içerken yakalandık. Toplumdan dışlanacaz lan. Nasıl çıkacaz insan içine?” salaklaşması arası bir şey. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alın işte size, paranoyak, ruh hastası, pisikosomatik manyak olmak için bir neden daha… Her an ensene yapışmaya hazır, besili camış kıvamında sigara denetçileri, üstelik de bu adamlar öyle sıradan vatandaş da değil, polis be, polis… Geceyi nezarette geçirmek var işin ucunda. Sonra potansiyel ispiyoncu, ihbarcı gözüyle bakılacak komşular, arkadaşlar, dost bilinenler… En kötüsü de “Haydi bakalım kameralara el salla!” modunda peşinde dolanan haberciler… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tek, sigara yüzünden televizyonlarda cümle aleme rezil olmadığımız kalmıştı, o da olacak yakında. Haydi hayırlısı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Televizyon demişken; uzun zamandır uygulanan sigara buğulandırma uygulamalarına siz de benim gibi bayılmıyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela ekranda hırtlar vadisi… Kan gövdeyi götürüyor. Silahların her çeşidi resmi geçit yapar gibi salınıyor. “Hadi Hayati, çok daraldım, gel bi kaç adam vuralım, olmadı başını kesip Salla dayıya götürelim.” diyen adamın elindeki sigaraya prizma…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam hatuna yapmadığını bırakmamış. Tec.a.vüzün, sap.kın.lığın her çeşidini uygulamış. Kadın kanlar içinde yerde yatıyor. Adamın yaktığı sigaraya prizma…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Testereyi çoluk çocuğun ayakta olduğu bir saatte yayınlamakta hiçbir sakınca görmeyen, moderen yayıncılık anlayışımıza tek kelime etmiyorum dikkat ederseniz. Yaptıkları uygulamayadır vurgum. İçeride oğlu can çekişen polisin yaktığı sigaraya prizma…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Motosiklet savaşlarına seksenli yıllardan itibaren birçok gençlik filminde rastlamışsınızdır. Lakin bu seferki öyle böyle değil. Tekerlekler cesetlerin üzerinde geziniyor. Köşede durmuş olaya ağlayan amcanın yaktığı sigaraya prizma…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle bir fettan hatun düşünün ki, entrikanın bini bir para. Her yol var bunda. Adamlardan kiminin işini batırmış, kiminin ailesini yıkmış, kimini de intihar ettirmiş. Öyle cadı. Ama onun elindeki sigaraya prizma… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen çok yaşa emi rütük amca. Sen olmasan nice olurdu halimiz? Haydi karart bütün sigaraları da dünya tertemiz olsun. Sevgi, barış, dostluk alsın yürüsün. Prizmanın altında dumanı tütenin ne olduğunu anlamayalım ki, ırzımız, namusumuz korunsun. Töre cinayetleri, kapkaç, terör, tec.a.v.üz, hırsızlık … Hepsi bir bir son bulsun. Karart hadi sigaraları rütük amca. Karart ki, sevgi kelebeği olalım hep birlikte. İnsanlar el ele tutuşsun, hayat bayram olsun. Hem sen o sigaraları karartmasan, halkımız sigaranın dünyanın en kötü şeysi; tiryakilerin de iyrenç, uzak durulası, nefret edilesi, tiksinilesi varlıklar olduğunu nereden anlayacak değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen çok yaşa emi rütük amca. Sen beni güldürdün ya, Allah da seni güldürsün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu yazının üzerine bir sigara yakılır.” diyorsanız; (1) yazıp mesaj atın, sizi tükkanımızın yan tarafındaki açık bölümde ağırlayıp bir de kahve ikram edelim. (Malum beşbin altıyüz bilmem kaç telaa cezası var. )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yok ya bu nasıl yazı, duman altı oldum.” diyorsanız; (2) yazıp mesaj atın, gaz maskeleriniz adresinize gelsin.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ulen tütünü övmeyecem dedi, iki saattir bıdı bıdı ediyor.” diyorsanız; (3) yazıp mesaj atın, İncegül’e canlı yayında çemkirme şansını yakalayın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yahu bu yazalak hatunu bi daha okumayacam diyorum ama, dayanamıyorum işte. Gözlerim bozulacak bunun yüzünden be!” diyorsanız; (4) yazıp mesaj atın, ücretsiz göz muayenesi ve İncegül’ün sınırlı sayıda bulunan kısa yazısından bir adet kazanın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydin dostlar sağlıkla, sağlıcakla ve hep mutlu kalın…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-831457816957110191?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/831457816957110191/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=831457816957110191&amp;isPopup=true' title='17 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/831457816957110191'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/831457816957110191'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2009/07/blog-post.html' title='SİGARASI YALDIZLI GELİYOR NAZLI NAZLI'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/Smi1qIxQBRI/AAAAAAAABlc/7mHhHaclxJY/s72-c/rey_mysterio_1594.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>17</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-5398549849361250068</id><published>2009-07-20T12:16:00.000+03:00</published><updated>2009-07-20T12:33:40.221+03:00</updated><title type='text'>İÇİMDE BİR GELİNCİK KANIYOR</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SmQ3rb66OQI/AAAAAAAABlU/U-XSHg1JjhU/s1600-h/GEL%C4%B0N.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5360470675846478082" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 233px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SmQ3rb66OQI/AAAAAAAABlU/U-XSHg1JjhU/s400/GEL%C4%B0N.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SmQ2mJlkPgI/AAAAAAAABlM/eMZnDlglKnA/s1600-h/gelincik.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hayatın orta yerindeyim, İstanbul’un en karanlık vaktinde… Adım adım turluyorum geceyi rüyaların öldüğü saatte. Uzakta bir yıldız gülümsüyor halime. Korkuyorum dönecek yolumdan ya; vefalı bir dost gibi geziniyor peşimde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yapsam önü sonu sana dolanıyor çıplağı ayağımın. Bir alaca havale oluyor evren üstüme. Yine karma karışık bir yaşamak görücüye çıkıyor İstiklal’de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha diyorum, ha!.. Beslemeliyim ruhumu biraz şarkı, bir parça şiirle. Haşim olmalı oğlum; onun gibi aşka gelmeli her akşam gündönümünde. Sevdaya coşmuş dizeler savurmalı gecesine kavuşan düşsüzlere. Ya da Nazımca isyan etmeli de; su, yosun, balık olmalı… Hatta belki kızılla mavi olmalı gruba âşık denize.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçimden uzağa düşüyor yine yaşamak. Bir parça Beyoğlu çikolatasıyla dilleniyor çocukluğum, uçurtmalar uçuruyor göğe; tam da balonların olduğu yere. Hani az daha küçülebilsem ah; sığınıverirdim anamın rahmine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir türkü tutturuyorum inceden; duyar mısın bilmem. Duyma da zaten. Ben öyle orta yere söylüyorum. Kendime mesela; ya da şu hüzünle saz çalan köre... Namelerimiz dökülüyor taşlara ya hani, düşüyor damla damla önümüze ve karışıyor birbirine. Ama öylesi hızlı akıyor ki yaşamak… Ezip geçiyorlar her birini haince.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir zaman, şu kaldırımda oturmuş sevdiği saça dokunan el kadar, parmaklara dolanan tel kadar masumdu aşk. Tükettiğimiz her şey kadar günahsız… İrin akıtan nefeslere düşmeden evvel saf ve katıksız… Nasıl gizli saklı ve tenha… Ve bir zaman sen kadar masumdu aşk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayıp sövüyor asi dilim sevdiğini tutamayan ellere. Biliyor musun?.. Sana şiirler yazmaktı niyetim. Şiire yazmak seni belki de. Avucumdan yere düşüyor kalem acıyarak. Bir kuytuya siniyor dizeler hasrete tutunarak. Ve susuyorum artık, karanlık geceden de çok bağırarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cadde kızları geziniyor sokakta, etekleri zilden. Hani az daha işve bilse âşık olunacak türden. Kara gözlerini dikiyor üstüme bir tanesi, kırmızı bir gül çıkarıp uzatıyor sepetinden. İçimi yakıyor gülüşleri “Abi sevdiğin için alsana bi’ tane.” derken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir görsen, ne çok aşk yağıyor tepemize. Gelinciklerin saçları ıslanıyor bu hengâmede… Değil mi ki; ne işi var o ipek kanatlıların caddenin orta yerinde? Ama bir görsen ah, bir bilsen; nasıl boyamışlar her bir taşı o eşsiz kızıl renge.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taş toprağa dolanıyor, toprak çiçeğe sarılıyor ansız. Hani denizle güneş olsa; yakamoz doğuracak sevda. Çile çile bebekler ağlaşacak neşeli beşiklerde sonra. Balıklar oynaşacak çıkmamış, kıvırcık saçların arasında. Geleceği dişleyecek emek emek hep amansız. Ve ilerleyecek erken gülüşleri parmaklarımın ucunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir katran kuyusundan yeni çıkıyor bulutlar şimdi; göğün bağrını sancılı bir sağanak temizliyor. Hayatsa ılık ılık, yudum yudum içime kanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görmüyor musun? Kalleş bir darağacında sallanıyor şafak. Bir daha gelmeyecek sabahlar ey hain bak! Karanlığa hüküm giyiyor güneş. İlmekler kusuyor gece yüzüme. Şu saniye gözlerimdeki son ışık da sönüyor acıyla kıvranarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa umuttu senin adın be! Bembeyaz kanatlı bir sevdaydı ellerin, düşüvermişti karanlık ömrüme. Ve usulca, güzel gözlü, akça bir güvercin bırakıvermişti yüreğime. Sen gittiysen de; ben uçurmalara kıyamadım, sakladım onu göğsümün altın kafesinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heyhat, var mıdır acep bu külliyen yalan neşriyatta ölümüne inanmak; hatta sevmek ölümüne?..&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Biliyor musun ne? Aslında acıtan, kanatan, yüreğimi çizen keskin hançerin de değil. Öyle değilse bile… Ne bileyim ne! Söz dedi evet… Dil söyledi yine kemiğini bırakıp yere… Can yanığı azalır mı ey zalim; yalanları boyasan da pembeye?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ah ne kadar usta kendini kandırmada gönül... Beyhude çırpınışlarının son kuruşunu da bir pamuk şekere harcamada gönül…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senin için ağlıyor şimdi bu taş bu demir. Diyor ki; gittin de iyi mi ettin? Neydi zorların? Söyle ne için doğmamış çocukları feda ettin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senin yüreğin başka sevdalara açarken şimdi; kalbimin bir yanı öyle sızlıyor ki sevgili… Bir bilsen!.. Sen küçücük ellerini yaban sevişlere teslim ederken… Kavruk bir Temmuz gecesi, çorak topraklarda bizim çiçeklerimizi hasret sularken… Ve itirafsız vakitlerde, bana ait kaçamak bakışlarla apar topar saklanırken sen… Ya ben seni hala böyle deli severken…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyle gelinciğim, senin de içinde bir yerler acımıyor mu sahi? &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-5398549849361250068?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/5398549849361250068/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=5398549849361250068&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/5398549849361250068'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/5398549849361250068'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2009/07/icimde-bir-gelincik-kaniyor.html' title='İÇİMDE BİR GELİNCİK KANIYOR'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SmQ3rb66OQI/AAAAAAAABlU/U-XSHg1JjhU/s72-c/GEL%C4%B0N.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-2492605093418920081</id><published>2009-07-14T09:33:00.000+03:00</published><updated>2009-07-14T09:59:56.749+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SIYIRMIŞ İNCEGÜL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BEŞ YILDIZLI TATİL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HAYAL KURANI DA'/><title type='text'>HAYDİ KIZLAR TATİLEEE</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SlwqFxWEROI/AAAAAAAABk8/ZniKKLqotwg/s1600-h/tatil+2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5358203935297651938" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 376px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SlwqFxWEROI/AAAAAAAABk8/ZniKKLqotwg/s400/tatil+2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Memleketimin diğer güzide illerini bilemiyorum ama İstanbul İstanbul olalı böyle sıcak görmemiştir sayın izleyici. Hal böyle olunca İstanbullu da alıcılarının ayarlarıyla oynayıp frekansını tatil kanalına çoktan ayarladı. Bazısının ekranında palmiye ağaçları çıkarken, kimisine de necefli maşrapa görüntüsü kaldı yazık ki. Bakınız şekil a, İnce kişisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yıl sevgili eşcağızım, evimin direği, sıpalarımın babası, hayatımın anlamı koca kişisinin iznini ev mevzuuna feda etmesi, benim de iş yoğunluğundan kış izni kullanacak olmam hasebiyle, bizim tatil işi yine dibe yattı anlayacağınız pek sayın izleyici.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa ne hayaller kurmuştum. Herbişey dahil sistemli, nur topu gibi bir tatil rezervasyonumuz olacaktı en afillisinden. Cümbür aile dokuz yıldızlı bir otelin kapısından, üzerimizde en çiçekli şortlarımız, kafamızda kenarları en büyüğünden pempe şapkalarımız, gözümüzde yüzün üçte ikilik kısmını tamamen kapatan kocaman güneş gözlüklerimizle muhteşem bir giriş yapacaktık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karga ailesi ile birlikte uyanıp, “Saçmalama İncegüül!” “Anne burda bari yapma yaa!” “Bıraksana onları, delirdin mi?” cümleleri arasında yatakları bir bir düzeltecektim mesela. Sonra ben ve kabak çekirdeği ailem gözümüzün çapakları daha toprağa düşmeden koştura koştura kahvaltıya inecektik. Tabağıma doldurduğum kırk çeşit kahvaltılıktan sadece bir iki bisküviyi yerken, gerisinin çöpe atılacağını bilmek hiç içimi acıtmayacaktı belki de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra belimde turuncu simidim, yanı başımda camışlarım bi koşu plaja gidecektim. Şezlongumuzu kapma gafletinde bulunmuş bir iki gariban turisti, heybetli yavrularımla birlikte tartaklayıp malak kıvamında yayılacaktım güneşin altına. Saçımın fönünü bozmadan denize girmenin yollarını ararken, yan şezlongda konuşlanmış süt gibi urus hatunlara gözü ilişen koca kişisinin gözlerini oyduktan hemen sonra, kıyıdan kenardan azıcık suya değip çocuklara “Açılmayın len sıpalar, boğulursanız gebertirim valla!” şeklinde çemkirip güneşin en ultraviyole ışınlarının altında uykuya dalacaktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten çok yemekten hoşlanmayan bünye, o sıcakta asla acıkmamış olacaktı ama, ulen onca para boşa mı gitsin mantığıyla, sabahkinden daha hallice bir kuyrukta bekleyip öğle yemeği saatini de sağ selamet atlatacaktım. “Biraz da havuzda eğlenelim!” diyen aile içi iç sesimize kulak verip mutlu mesut kaydıraklardan kayacak, bir dünya kloru mideye indirip burnu, genzi yaktıktan sonra biraz dinlenmek amacıyla şezlonglarımıza geri dönecektik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben tam gözlerimi kapattığım anda olacaktı ne olacaksa. Yüzümün orta yerinde kocaman, kırmızı bir şeyle irkilecektim. “Töbe bismillah…” deyip fırlayıverecektim yattığım yerden. “Haydi bakalıııım… Hep birlikte eğleniyoruuuz… Yatmak yoook…” diyen o gerzek sesli, şapşal palyaçonun elimden tutmasıyla neye uğradığımı şaşıracak, kendimi yüz tane koca g.tlü Dingiliz turistle birlikte havuzda halay çekerken bulacaktım. Yokluğumdan istifade edip uruslarla muhabbeti iyice koyultmuş olan koca kişisinin diğer gözüne uygulanacak işlemi ise geceye bırakmak suretiyle, kendisine sadece tehdit içerikli bakışlar atacaktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam oldu muydu “Yine mi yemek yahu!” diyerek kendimi açık büfenin önünde, tam da eni boyu bir büyümüş dört kişilik Alaman ailenin but yağlarının hemen arkasında bulacaktım. “Bunlardan birinin gerdanından, bütün İstanbul’u evlendirmeye yetecek kadar düğün çorbası çıkar he!” şeklinde tiksindirici bir şaka yaptıktan sonra, tabağıma üç beş tane ot atacak, “Ya ben geberiyorum yorgunluktan, üstelik de midem bulanıyor, odaya çıkıp dinlenelim yaaa!” diye mızıkçılık edecektim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heyhat, eğlence ve gece hayatının aranan şahsiyeti, tatil beldelerinin ele avuca sığmaz peleyboyu koca kişisi, beni çekiştirmek, ittirip kaktırmak ve hatta yerlerde sürüklemek suretiyle, üstelik de nedense tam da çilekli süte dönmüş urus kızlarının tam karşısına götürüp oturtturacaktı. Oyuk olmayan tek gözünü çipildete çipildete etrafı kesmesini, son derece sabırla karşıladığım bretim pitimi, güneşe dayanıksız teninde oluşan kızarıkların en acıyan yerine kallavi bir çimdik atmak suretiyle kendisine getirecektim. “A benim dünyalar güzelim, benim gözlerim senden başkasını görür mü hiç?” sözleri ise, öteki gözünün de o gece odada oyulacağı gerçeğini değiştiremeyecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birden kaynını sevdiğimin gürgeninin bir parçası çalmaya başlayacaktı. O ana kadar bütün eziyetlere katlanmış, bütün yapılanlara göğüs germeyi başarmış bünyem bunu kaldırabilecek miydi? Bunun da altından kalkmayı başarabilecek miydim? Ben böyle düşüne korken birileri kolumdan tutup ortalığa doğru çekiştirecekti. Sanırsam otelin en katnem karıları yarışması yapılıyor olacaktı ve beni de aday seçmiş bulunacaklardı. Şabalaklar gibi ortalık yerde tepinerek geceyi noktalayacaktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonraki günleri de aynı rutinde tamamlayıp “Evim güzel evim…” diyerek, kara sarı marsık gibi yanmış tenim, yemeklerden bozulmuş midem, koca kişisini soyu sopu kuruyasıca, adı batasıca ilik gibi urus hatunlardan koruyacam diye laçka olmuş sinirlerimle mutlu-mesut yuvama dönecektim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazının cekli geçmiş zaman kipinde yazılmış olmasından da anlayacağınız üzere, bu sadece bir öngörü idi sayın seyirci. Artık pelte kıvamına gelmiş beynimin bana oynadığı bir oyun sadece. Karpuzun kabuklarını sofraya getirip içini çöpe atmamı, ketılı içine çay koyup ocağın üzerine bırakmamı; ya da mali müşavirimi arayıp bir porsiyon salata istememi sağlayan, artık kullanıma kapanmak üzere olan muhteşem beynimden bahsediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde programımızı son günlerin dillere pelesenk olan, listelerde bir numaraya fırlayan, en sevdiğim sloganıyla kapatıyoruz sayın seyirci. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;“BABA BENİ TATİLE GÖNDEEER…” &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-2492605093418920081?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/2492605093418920081/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=2492605093418920081&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/2492605093418920081'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/2492605093418920081'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2009/07/haydi-kizlar-tatileee.html' title='HAYDİ KIZLAR TATİLEEE'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SlwqFxWEROI/AAAAAAAABk8/ZniKKLqotwg/s72-c/tatil+2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-7917732986289338223</id><published>2009-07-07T23:23:00.000+03:00</published><updated>2009-07-07T23:53:13.781+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='EĞİTİM ŞART'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DÖK İÇİNİ RAHATLA'/><title type='text'>NE İŞ OLSA YAPARIM YETER Kİ SİGORTASI OLSUN</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SlOvPNPPwQI/AAAAAAAABks/jX4gioQ62Xc/s1600-h/abuzittin.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5355817057660158210" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 366px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SlOvPNPPwQI/AAAAAAAABks/jX4gioQ62Xc/s400/abuzittin.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Vakti zamanında, daha taş devrinin son demlerine yeni adım attığımız yıllarda, bendeniz gencecik bir hatun kişi idim. Okul hayatımın sonuna gelmiş, artık mesleğimi elime almış, hayallerimin peşinden koşma kıvamına ulaşmış idim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha tekerleğin icadını bile tahayyül edemediğimiz zamanlarda, takdir edersiniz ki teknolojinin bu boyutlara ulaşacağı aklımızın ucundan geçmezdi. Lakin ateşin bulunmasına çok sevinen annem, babamın avladığı bizonları, dinozorları misler gibi pişiriyor, kardeşlerim bu sırada ellerindeki koca sopalarla birbirlerinini kafasına vurmak suretiyle eğleniyorlardı. Velhasıl mutlu bir yaşantımız var idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama heyhat, meslek seçimi tantanası, ailede küçük çaplı bir kriz, bir huzursuzluk yaratmıştı. Ben, her ne kadar iktisatla ilgili bir okul bitirmişsem de, kendi çapımda sanatla uğraşmak, mağara duvarlarına yazılar yazmak, resimler çizmek, ormanda yaşayan arkadaşlarımla amatörce kurduğumuz tiyatro grubunu geliştirmek; hatta profesyonel oyuncu olmak istiyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa annem, yeni kurulan taş ocakları genel müdürlüğünde memur olmanın benim hayatımı kurtaracağı kanaatindeydi. “A benim şabalak kızım, bak mis gibi memuriyet… Sosyal imkânları güzel, saatleri belli… Hem kömür bile veriyorlar. Gel he de!” deyip duruyordu. Kömürün henüz icat edilmemiş olması ise annemi asla durduramıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Direniyordum tüm gücümle. Saçlarımı yoluk yoluk ediyordum. “Hayır!” diyordum. “Özgür ruhumu dört duvar arasına tıkmaya kimsenin gücü yetmeyecek. Benim bile…” Ofis mahkûmu olmaya hiç niyetim yoktu aklımca. Ofis henüz icat edilmemiş olsa da…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradan yıllar geçti. Teknoloji akıl almaz bir hızla ilerledi. Sıra sıra gökdelenler, mavilikleri gizledi. Cebinde dokunmatik bir telefonun, evinde en az bir laptopun yoksa öl dönemiydi. Artık ne toprak eski toprak; ne deniz eski denizdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kardeşlerim sopaları bırakmış pleysteyşın coystikleriyle eğlenir olmuştu. Annem taze av eti yerine organik brokoli pişiriyor, avokadodan salatalar yapıyordu. Sevgili babam ve ben bu değişimlere bir anlam veremiyor, hâlâ bir sahil kasabasına yerleşip balık yakalamayı hayal ediyorduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben kendimi çoktan icat edilmiş bir ofiste bulduğumda bütün hayallerin aslında birer martının kanadında uçup gittiğini de görmüş oldum ya; yine de gölgesini yitirmedim bir şeylerin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman zaman devlet dairelerinde yada resmi bir işleme gittiğim herhangi bir yerde olay çıkartmam, ortalığı ayağa kaldırmam ise, işte bu tarihi memuriyet hikayesine bağlanır beni bilenlerce. “O kadar dedik sana. Olaydın bir memur, böyle kene yapışmış it eniği gibi koşturup durmazdın hayat içinde. Böyle gıcıklık, kıllık yapmazdın insancıklara.” şeklinde, kibar yorumlara maruz kalırım her daim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi de benim gıcığım memurlara değil ki. Hatta çok sevdiğim memur arkadaşlarım var. Benim tepkim, bunca değişime rağmen iyiye doğru değişmemekte direnen o zihniyete. Örnek mi dediniz? Ne demek efenim, derhal! Ben de ne emsal teşkil edecek yaşanmışlık biter, ne de misal öyküleri. O halde bakınız alt paragraf.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç kadın, taşınma telaşlarının en yoğun yaşandığı günlerin, en fazla yoğununda, herkes için sıradan ama kendisi için asla böyle olmadığını sonraki cümlelerde anlayacağımız bir iş gününde, amele olarak çalışmakta olduğu şirketten izin alıp telekomun yolunu tutar. Malum, telefon, internet, kıl, tüy bütün faturalar onun üzerine olduğundan ve bunların nakil işlemlerinin şahsen müracaatla yapılması gerektiğindendir bu yolculuk. Lakin dal dal kiraz, hava sıcak, yaz canımdır. Ve kadın, sıcaktan hiç hoşlaşmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olsundur fakat. Ne de olsa ev işi çözülmüş, çekirdek çerez işler kalmıştır artık. Halledilebilirdir. Hem nasılsa artık iyice onlayna bağlanmıştır her şey. Bilgisayarda hoop diye alacaklardır bağlantıları, zııp diye öteki tarafa aktaracaklardır. Ne kadar sürebilirdir ki buncacık işlem. Neden çalışan insanların hiç düşünülmediğini, bu tür işlerin internet üzerinden yapılabilmesi gerektiğini, teknoloji çağında hala taş devri zihniyetiyle, sıra bekletilerek üstelik, insanların zamanlarından çalındığını kafasına bile takmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sevgi kelebeği gibi uçuş kokuş bulur yerinin neden üçüncü kez değiştirildiğini anlayamadığı binayı. Bir kuğu edasıyla süzülür içeriye. Bütün çalışanlar kafalarını ona döndürecek, acaba hangi şanslı memur kendisine yardımcı olacak diye yarış edeceklerdir birazdan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heyhat, hayat… Acımasızdır bilirsiniz. Orada dinelmekte olan görevli, “Şurdan fiş alacan apla.” diye seslendiğinde, bir yandan telefonu acı acı çalmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İncegüüül, bulaşık makinesi servisçilerini ara, gelmesinler bugün. Halledemedik tesisatı.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir elinde koca bir bavul çanta, diğerinde bir kısım evrak; bir yandan fiş almaya çalışırken, kulağıyla omzu arasına kıstırdığı telefondan servisi arar kadın. “He annem gönderme bugün çocuğu, pazartesi şettiririz.” Elindeki fiş 499 u gösterirken, sıranın henüz 426 larda olması bile, bunca iş varken hafta sonu makinesiz kalması kadar üzmemiştir onu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de olsundur yahu! Pozitif olmak, laylaylom yaşamak gerektir hayatı. Nasılsa bitmeyen sıra, geçmeyen sıkıntı yoktur. Her günün ardında kalır insanoğlu. Her kışın ardından bahar geldiğini çok iyi bilmektedir kadın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzunca bir bekleyişin ardından sıra gelmiştir sonunda kahramanımıza. Ne kadar özelleşirse özelleşsin, güzelleşememiş memura yaklaşır. “Efenim nakil işlemleri için şettirmiştim ben.” der, kendisinden beklenmeyecek bir kibarlık ve en tatlı gülümsemesiyle. “Form doldurmuş muydunuz?” şeklinde hiç beklemediği bir cümle duyması bile yüzündeki birazdan erecek, hatta erdikden sonra uçuşa geçecek bilge ifadesini silememiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yok!” der, saf saf. “Ne formu kardeşim? Teknoloji yakında hepimizi ışınlayarak yolculuk ettirecekken, internetten her türlü işlem on saniyede halledilebiliyorken, kıytırık bir nakil işlemi için form doldurmak da neyin nesi? İstersen elime bir çivi ver de tabletlere kazıyayım.” demez, dikkat buyurursanız. “Şu arkadaki masalardan birinde lütfen…” diyen memura uçan tekme atma isteğini de metanetle bastırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapar her koyun vatandaş gibi istenileni. Formları doldurup geri döndüğünde, masada son derece hoş, son derece mini etekli ve son derece Yunanlı ana kızın form doldurduğunu gördüğünde, önce derin bir nefes alıp bütün psikologların önerdiği ona kadar sayma metodunu dener. Ama başarılı olamaz. Ok yaydan fırlamak için fırsat kollamaktadır zaten. İyice gerilen yay da “Koy gitsin!” deyince, patlar hatun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bana baksana sen, ulen beyefendi, ben de burada oturup kendi sıramı ona buna kaptırmadan bu gereksiz kağıt parçasını doldurabilirdim. Nedir yani, bu memlekette işini yaptırmak için dayın olmasından sonra, şimdi de Afrodit olmak mı lazım?” diye psikopata bağlar. Bu sırada çalan telefona cevap vermez. Memur, hatunun panter kesilmiş halinden fazlaca etkilenmiş olacak ki, kem küm etmeye başlar ve bunu fırsat bilen kahramanımız daha da coşar. “Höööyyyt!” diye kükrer. Sayar, döker taş devrinden beri biriktirdiklerini. Bu sırada ardında duran öğretmen emeklisi bir vatandaş da kendisine sıkı destek verir. “Gurban ne edek, daga mı çıkak?” diye bombayı orta yere koyar geçer. Ortalık iyiden iyiye karışmıştır artık. Okun yaya geri dönmeye niyeti de yoktur. Yine de memur kişisinin insanüstü çabalarıyla ve kahramanımızın uzaktan hemşosu çıkmasıyla biraz yatışır, durulur sular bir süre sonra.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Az evvel arayan koca kişisine dönüş yapar sakinleşmek için oturduğu koltukta kadın. Lakin sakinleşmek, dinginleşmek, durulmak uzaklardadır. Bilir ki kadın; hayat buna izin vermeyecektir. “Şeeyy… Hayatıımmm…” Konuşma sevgi sözcükleriyle başladığına göre, devamı hayra gitmeyecektir. Tecrübelerinden bilmektedir bunu hatun kişisi. “Çamaşır makinemiz var ya… İşte onun hortumu koptu da. Sen bi servis ayarlasan.” der karşıdaki kibar ses. Bulaşık makinesinden sonra, çamaşır makinesi de zortlamış, kahramanımız bütün bir hafta sonu pislik içinde yaşamaya mahkûm edilmiştir. Zira günlerden Cuma’dır. Ve bütün servisler de onun yolunu gözlememektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Telekomu birbirine kattıktan, nakil ve makine servisi işlerini çözümledikten sonra binayı terk eder kahramanımız. Hala okumaya takatiniz kaldıysa devam edelim dışarıda yaşanan olaylarla. Edelim edelim. Dökülesim var bu gece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine telefonu çalmaktadır acı acı. “İnceee, kız bulaşık makinesinin tesisatı tamamdır, ara gelsinler. Bu arada çamaşır makinesi servisini de ara, gelmesinler. Hortumu hallettik biz.” Önce çamaşır makinesi işi çözülür. Sonra bulaşık makinecisi aranır. Telefondaki güzel sesli kız “Hanfendü elemanımız o möhütten ayrılmak üzere, dilerseniz telefonunu verem de arayın.” der. Kahramanımız çantasından bir kalem çıkarmak için hamle eder. Bu sırada koltuk altına sıkıştırdığı evrakların bir kısmı yerlere saçılır. Hain bir rüzgar uçuşturur onları. Birden aklına kalemini formu doldurmak için oturduğu masada bıraktığı gelir. Bir yandan uçuşan kağıtları ayağıyla tutarken diğer yandan etrafta kalem tedarik edebileceği birilerini aramaya başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte aranan kahraman oradadır. Standında sakin sakin çalışmakta olan anketörden kalem alınır, kağıt aramakla ise hiiç uğraşacak hali yoktur doğrusu. Hatun koluna yazar numarayı koca koca rakamlarla. Şaşkınlıkla kendisine bakan çocuğun son sözleri “Apla kağıt da verseydim!” olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu esnada eşyaları getiren kamyonun şoförü de evi bulamamış, hatundan yardım istemektedir. Heyhat bilmez midir gafil adam, kahramanımız kaybolma ve kendisine yol soran insanları kaybetme konusunda doktora yapmıştır. Bütün işler bir bir halledildiğinde, midesinden gelen gurultuları fark eder. Şimdi hatırlamıştır, kahvaltı bile etmemiştir kadın ve saat dört sularıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen bir pideciye dalınır. İki tane kaşarlı pide istenir. “Apla paket mi olacak?” diyen yavrucağın şaşkın bakışları altında çoktan pidelere yumulmuştur bile kahramanımız. “Hommm, yoğğ… yüycum bevvn bunlaruu…” şeklinde garip garip sesler de çıkarmaktadır bu arada. Pideci çocuğun “Allah kimseyi açlıkla terbiye etmesin.” dileğine, kocaman bir “Amin” der içinden. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sonra mı? Sonra önünde uzanan o uzuun yolda, yeni maceralara doğru yürümeye devam eder kahramanımız. &lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="justify"&gt;Haydin sağlıkla kalın dostlar... &lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-7917732986289338223?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/7917732986289338223/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=7917732986289338223&amp;isPopup=true' title='16 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/7917732986289338223'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/7917732986289338223'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2009/07/ne-is-olsa-yaparim-yeter-ki-sigortasi.html' title='NE İŞ OLSA YAPARIM YETER Kİ SİGORTASI OLSUN'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SlOvPNPPwQI/AAAAAAAABks/jX4gioQ62Xc/s72-c/abuzittin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>16</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-5553494780554898008</id><published>2009-07-02T10:59:00.000+03:00</published><updated>2009-07-02T11:12:01.575+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TEKNOLOCİ HARİKALARI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TEŞEKKÜR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BİLİMSEL KONULARA PARMAK TEMASI'/><title type='text'>İLETMEZSEN ÖLÜMÜ YE</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SkxqhSh26fI/AAAAAAAABkk/-76JnkYhun8/s1600-h/20080518_2_1211124137_g8m0.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353771177178753522" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 354px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SkxqhSh26fI/AAAAAAAABkk/-76JnkYhun8/s400/20080518_2_1211124137_g8m0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Canparelerim, cevizli lokum dolmalarım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni bilen bilir. Cep telefonuyla arkadaşlığım ekran poşetini bile çıkarmayacak kadar görgüsüz, bilinçsiz ve üstünkörü; bilgisıyırla dostluğum sadece yazmak amaçlıdır. Msn’yi dosya alışverişi için açar, bir iki arkadaşa selam verir, sonra yok olurum. Feyisbok desen hermime uğramaya çekinir. Maillerimi sorarsanız gelen kutusunda dörtyüzkırkbir okunmamış ileti olmasından da anlaşılacağı üzere aklıma gelmez kontrol etmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hal böyle olunca da şu “Bak iletmezsen bir gözün kör olur, bu iletiyi doksan dokuz arkadaşına göndermezsen yamulursun, ölümü gör ilet, bunu bana da göndermezsen arkadaş değiliz…” şeklindeki milyon tane FW mesaj da güme gitmekte elbette. Yani yakında çarpılırsam, başıma bir felaket gelirse, tümden arkadaşsız kalırsam şaşırmayın diye söylüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göndermesem de okuyorum bazılarını. Okuduklarımdan çok faydalandığımı da belirtmeden geçemeyeceğim. Beni bilinçlendirip gözümü açtı bu mesajlar. Bu nedenledir ki, gönderen arkadaşlarıma teşekkürü bir borç biliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Börtü böcek, fare parçalarından oluştuğunu öğrendiğim kolayı artık sadece klozeti temizlemekte kullanıyorum. Meyve sularını zaten içindeki bin şekil katkıdan dolayı içmiyorum. Sular desen mikrop yuvası. Bu sıcakta ağzım dilim kuru dolanıyorum ama çok sağlıklıyım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;P.poma virüslü iğneler acep nerede batacak tırsmasından, sinema, tiyatro, restoran gibi sosyal etkinlikleri tamamen bıraktım. Eve kapanıp antisosyal kişilik bozukluğumu tedavi edecek bir doktor arıyordum ki, son gelen sahte diplomalı doktorlar mesajı yüzünden kendi kendimi iyileştirmeye karar verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemeklerime artık tuz neyin atmıyorum. Bir çeşit saman yiyoruz ailecek. Tuzlu yemek seven koca kişisi çok yakında boşanma davası açacak ama olsun. Tuz gölüne s.çan Konya’lıların boynunadır yıkılan yuvamın günahı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gülümseyip selam vermeye kalkan her yabancıyı potansiyel organ mafyası üyesi zannediyorum. Hatta öylesine paranoyak oldum ki, geçen sabah “Günaydın” diyen komşu kadını saçından sürüyüp polise götürmeye kalktım. Ama haklıydım. Ya beni bu tatlı sözlerle kandırıp evine götürür, çayıma ilaç koyar ve ben buz dolu bir küvetin içinde inleyerek, bir böbreğimin yok olduğunu fark ederek uyanırsam. Size gelmedi mi böyle bir mesaj? Aman dikkat diyeyim, benden uyarması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deterjan, deodorant, parfüm ve bilumum temizlik maddelerindeki kimyasallardan dolayı artık sadece sirke kullanıyorum. İğrenç koktuğum için kimse yanıma yaklaşmıyor, koca kişisi kendine soyu tükenesice bir urus hatun bulup urusyaya yerleşti. Çocuklarım anneannelerinde kalıyorlar ve onları sadece pencereden görebiliyorum. Ama mutluyum. Kanser olmayacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göndermediğim mesajlar yüzünden başıma ne bela gelecek diye beklemekten helak oldum. Odanın ortasına uçak mı düşecek, penceremden tır mı girecek, ağaca yuva yapan kuşlar yüz tane yavrulayıp üzerime mi saldıracak düşüncelerinden uyku uyuyamıyorum. Bilgiden, bilinçten sersem oldum. Doldum doldum taştım. Hatta şiştim, yeter artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beleş kontür istemiyorum, zaten hattımın dakikalarını bile bitiremiyorum ay sonuna kadar. Bilgisayarıma virüs bulaşma riski yok, ben onu her gün çamaşır suyuyla silip, haftada bir de dezenfektanla temizliyorum. Ülkemin zenginliklerinin farkındayım. Çevre örgütlerine üyeyim. Lakin, kendini korkuluklara zincirlemek gibi eylemleri gençlere bıraktım. Zira iki evladıma kim bakacak ben hapislerde çürürken? Üstelik ben gibi psikopatı üç günde şişlerler oralarda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatın anlamını o çipil Çinlilerden çok daha evvel çözmüş bir milletin evladıyım ben. Onlar dedi diye sokmadım yüreğime sevgiyi, iyiliği, duyarlılığı. Beni tutmasalar, Nirvana’nın zirvelerinde otluyor olurdum şimdi. Üstelik Maykılla birlikte çocukluğum falan da ölmedi yahu. Bütün zıpırlığıyla yerli yerinde duruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle sevgili dostlarım, çok rica ediyorum ben gibi teknoloji özürlü, internet yoksunu hatuna bu mesajlardan artık yollamayın. Listelerde bir adres olarak değil de selamlaşılacak bir dost olarak görülmek, başıma gelebilecek en büyük zenginlik ve en yüce bilgelik olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi ve dostlukla… &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-5553494780554898008?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/5553494780554898008/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=5553494780554898008&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/5553494780554898008'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/5553494780554898008'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2009/07/iletmezsen-olumu-ye.html' title='İLETMEZSEN ÖLÜMÜ YE'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SkxqhSh26fI/AAAAAAAABkk/-76JnkYhun8/s72-c/20080518_2_1211124137_g8m0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-148629676227460190</id><published>2009-06-30T10:49:00.000+03:00</published><updated>2009-06-30T11:00:49.267+03:00</updated><title type='text'>YAZAR NE YAZAR NE YAZAMAZ</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SknFpHm3rbI/AAAAAAAABkc/gAfQwGV9V0E/s1600-h/bebek+b.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353026942313934258" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 306px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SknFpHm3rbI/AAAAAAAABkc/gAfQwGV9V0E/s400/bebek+b.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SknFBeX_SqI/AAAAAAAABkU/jmh6a5AjsEA/s1600-h/35200745041PM.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Erkek milletinin “yazan” kısmı şanslı kitledir dostlar. “Yooo” demeyin hemen. Hele bir bakın etrafınıza. Yüreğimizi cızır cızır kebap eden, aşık eden, maşuk eden şiirlerin, öykülerin yazarlarına bakın bir. En hakiki şarkıların bestecilerine, güftecilerine bakın. Erkek değil mi çoğu? “Sezen, Sezen…” diye çemkirmeyin suratıma. O başka bi şey. O insan üstü, kadın üstü bi şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki neden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ellerinde karmakarışık, tutarsız, beyin kıvrımları labirent gibi, estetiği tartışılmaz, güzel, narin, duygusal, en önemlisi de algılanabilirliği çok yüksek bir ilham kaynağı var ve bu kaynak sınırsız çünkü. Onlar kadına yazıyorlar. Kadın için yazıyorlar daha da önemlisi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya hatun milleti ne yapsın? Sorarım size; kime şiirler yazsın, şarkılar bestelesin? Kimin öyküsünü anlatsın? Kütlükte sınır tanımayan, höt zöt etmeyi şanından sayan, üstelik kel, göbekli, kıllı erkek ırkına mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi tutup, Bret’i, Corç’u falan örnek vermeyin. Onlar “Bakın aslında böylesini de yapabiliyorum. Lakin, elma mevzuundan hala kızgınım size. Bunlardan ancak tadımlık görebileceksiniz, bakıp bakıp iç geçireceksiniz.” cezasıdır. Kabahatinizle oturun işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben size aslen rüyamı anlatacaktım. Bakınız nerelere geldim. Her konunun gelip kadın-erkek mevzuuna dayanmasını ben de tasvip etmiyorum. Heyhat neylersin ki, hayat buna zorlamakta bizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendim gündüz niyetine, hayırlar olsun ben şimdi BKM oyuncusuymuşum. Başımda da erkek yazan tayfasının en fırlak, en tırlak, en laf canbazı, en sözcük sihirbazı şahsiyetlerinden Yılmaz varmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu Yılmaz hoca oturmuş oyunculara rol yazıyor ve yazdığı rol anında gerçekleşiyor. Şöyleki; çocuğun bi tanesine ayyaş yazıyor, hemen sarhoş dolaşmaya başlıyor, birine yaşlı rolü yazıyor, saçları beyazlıyor, kırış kırış oluyor falan… Şaşkınlıkla seyrediyorum onları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra ben duruyorum önünde. Diyor ki “Sana kız çocuk yazacam.” Ben de “Ollleeey… Yeniden çocuk olacam.” diye seviniyorum. Lakin iş bildiğim gibi çıkmıyor. Adam bana “kız çocuğa hamile hatun” rolü yazıyormuş meğersem. Benim karnım şişmeye başlıyor birden. Oluyorum bildiğin tır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinirleniyorum “Yılmaz bağa bak." diyorum. "Kimin kaynı olduğun umrumda değil, seni her halükarda seviyorum. Amma hemen şu bebeyi silmezsen karnımdan, oyarım ona göre!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hayır…” diyor, en sert sesiyle. “Doğuracaksın bu kızı. Hem başbakanın da öyle istiyor.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben İncegül gişisi tırsıyorum. Gerisin geri dönüyorum, elimde kandil, gözümde mendil, karnımda İdil…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu rüyadan çıkarılabilecek ana fikri maddeler halinde çiziktireyim, siz kendi şıkkınızı seçin lütfen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A- Yaz bile olsa üzerimiz açık uyumamalıyız…&lt;br /&gt;B- Bilinçaltı bize bazen olmadık oyunlar oynar…&lt;br /&gt;C- Kız çocuk aslında hiç fena fikir değilmiş…&lt;br /&gt;D- Kadın kısmı yazmayı, oynamayı, hayatın içinde olmayı bıraksın, doğursun üç beş çocuk evinin karısı, yavrularının anası olsun…&lt;br /&gt;E- Yılmaz beni kıskanıyor… &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Haydin selametle kalın canlar... &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-148629676227460190?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/148629676227460190/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=148629676227460190&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/148629676227460190'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/148629676227460190'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2009/06/yazar-ne-yazar-ne-yazamaz.html' title='YAZAR NE YAZAR NE YAZAMAZ'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SknFpHm3rbI/AAAAAAAABkc/gAfQwGV9V0E/s72-c/bebek+b.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-2358158633381699338</id><published>2009-06-18T17:09:00.000+03:00</published><updated>2009-06-18T17:17:48.975+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DÖK İÇİNİ RAHATLA'/><title type='text'>ARA SIRA BAZI BAZI...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SjpLkPxYxBI/AAAAAAAABkM/vsYZN_NCYA8/s1600-h/yorgun.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5348670593536934930" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 267px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SjpLkPxYxBI/AAAAAAAABkM/vsYZN_NCYA8/s400/yorgun.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SjpLdKyKRuI/AAAAAAAABkE/cS-nij0WExU/s1600-h/yor.jpg"&gt;&lt;/a&gt; &lt;div align="justify"&gt;&lt;div&gt;Size de olur mu bilmem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı bazı bir öteleme, iteleme, erteleme isteğiyle doluyorum. Yığılmış evrakları, birikmiş ütüleri, hazırlanacak sofraları, mutlu edilecek insanları… Elimle ittiriversem diyorum. “Siz hele bi durun!” demek istiyorum. “Asıl yapmak istediklerimin önüne set çekmeyin! Söyleyin, kim şımarttı sizi böyle? Kim çıkardı tepeme? Kim yığdı önüme?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra korkuyorum. Hep bir ağızdan “SEN…” diye bağırıp üzerime çullanmalarından, beni yok etmelerinden korkuyorum. Nefesim daralıyor. Azar azar azalıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koşmaya başlıyorum daha da hızlı. Bomboş bir yolda buluyorum kendimi. Ayakkabılarım sıkıyor. Ama öyle düğümlemişim ki, çıkarıp yalınayak kalamıyorum. Yolun sonu hiç görünmüyor. Ben hızlandıkça yol uzuyor, yol uzadıkça ayaklarım daha da çok acıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Dursam!” diyorum kendime. “Bari yavaşla!” diyor kendim, kendime.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yavaşlamak değil, oturup şu taşa biraz dinlemek istiyorum kendimi. Yapamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra başka sesler karışıyor bir rüzgar uğultusuna. Rengarenk sesler. Kimi mavi, çekiyor beni denizlerin en dibine; kimi siyah, salıyor gecenin en karanlık saatine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuşlar geçiyor, öbek öbek, sürü sürü… “Gitsen!” diyor kendim, “Takılsan şunların peşine!”&lt;br /&gt;“Ama kanatlarım yok ki benim!” diyorum kendime. Ağlıyorum gücüm yettiğince.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan yüzünü göremiyor ya yaşam süresince. Herkesin, her şeyin yüzü var da kendinin yok sanıyor. Aslında benim yüzüm var. Görmesem de bir yüzüm var. Ancak o küçük eller gözyaşlarımı sildiğinde anlayabiliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra, kocaman bir gülümseme yerleşiveriyor yüzümün orta yerine. Alabildiğine çocuk… Alabildiğine masum… Bir ayna beliriyor önüme. Ve işte uyanıyorum. “Ancak gülerek bakabildiğinde o aynaya, işte ancak o zaman görebiliyorsun yüzünü.” diyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vazgeçiyorum. “Ötelemek, itelemek sana göre değilmiş…” diyorum kendime. Hak veriyor kendim, kendime. Tutuyorum o küçük elleri sımsıkı. Koşmaya devam ediyorum. Koştukça genişliyor ayakkabılarım. O kadar da acıtmıyor artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yol kenarındaki çiçekleri fark edebiliyorum hem şimdi. Sesler, kuşlar daha sevimli…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana oluyor bazı bazı böyle… Size de olur mu bilmem!.. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-2358158633381699338?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/2358158633381699338/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=2358158633381699338&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/2358158633381699338'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/2358158633381699338'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2009/06/ara-sira-bazi-bazi.html' title='ARA SIRA BAZI BAZI...'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SjpLkPxYxBI/AAAAAAAABkM/vsYZN_NCYA8/s72-c/yorgun.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-6999227395653754631</id><published>2009-06-16T12:22:00.000+03:00</published><updated>2009-06-16T12:31:25.333+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SÜS PÜS NEYİN İŞTE'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DÖK İÇİNİ RAHATLA'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SjdlPgNUL9I/AAAAAAAABj0/HBSM1OyzBqE/s1600-h/25.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5347854399543979986" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 350px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SjdlPgNUL9I/AAAAAAAABj0/HBSM1OyzBqE/s400/25.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SjdlLYYv-XI/AAAAAAAABjs/LdojEOsU7Kg/s1600-h/22.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5347854328724978034" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 350px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SjdlLYYv-XI/AAAAAAAABjs/LdojEOsU7Kg/s400/22.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/Sjdkrp5D6dI/AAAAAAAABjU/YMo92jwKCCY/s1600-h/22.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Güneş en kırk beş derecesinden, bu yazın harbiden yapış kokuş geçeceğini müjdeliyorken, Gülcen Sergen’in koltuk altından aşırı derecede midemiz kalkmışken ve hatta rüyalarımıza bile giriyorken, elbise- etek- bermuda- şeytan üçgeni sokakları etkisi altına almış iken, bendeniz moda kokoncanınız incegül şahsiyeti, elbette ki boş durmadım. Araştırmacı, soruşturmacı ve de biliştirmeci kişiliğimden ahalinin de sebeplenmesi babında sizin için yazın moda şablonunu çıkardım. Ahan da buyrun burdan okuyun efenim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komşu kızı Itırsu, bir karış bacak boyuna bakmadan giyecek mini eteği, bir de altına yarım tıyat yaptı mıydı ne eksiği kalacak Adriana’dan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koca p.polu Menşure, daracık kotlarıyla yine kasıp kavuracak ve mahallenin tüyü bitmemiş bebelerine tüy dikecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osurcan, saçlarını elektriğe tutulmuş karga yavrusu modeli yapıp her genç kızın korkulu rüyası olmaya devam edecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nülgüzar abla, en güllü dallısından basma eteklerini yine en cart renginden şık bir yelekle tamamlayarak bakkal murteza amcaya inceden cilve yapacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Verengül, vücudundaki yağ oranının bir ineğinkinin iki misli olmasına hiç aldırmadan, en yapışan bodylerini, en sıktırıcı şortlarını üzerine çekip fit vicuduyla göz dolduracak. Hem de epeyce dolduracak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayrettin amca, kışın favorisi olan oduncu gömleklerinin aynı renk, aynı modelinin yazlık versiyonlarıyla “ulen bu adam bunu nasıl başarıyor” nidaları arasında hayranlarından tam not almayı başaracak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahallemizin en sarışın peynirlerinden Haspanaz, muhtemelen sıcaklardan çok bunalıp üzerine bir şey giymeyi unutarak, balkon ve camlarda salınıp, yine mahallelinin yüreklerini hoplatacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırmacan, dekoltenin ölçüsünü Pınar Yağtuğ ablasından örnek aldığından, alttan ayrı, üstten ayrı çatal açıp bütün açları doyuracak. E yardımsever insanlara bu memleketin ihtiyacı var değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu da İncegül kokoncanından naçizane birkaç öneri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızlars eteklerinizin, elbiselerinizin altına o bileği dantelalı taytlardan giymeyin yahu. Hakikaten çok çirkin oluyor. Etek çıplak bacağa giyilir kardeşim. En fazla incecik bir çorapla… Yemiyorsa, pantolon giyin. İlla tayt giyecekseniz bari uzun tunikle falan giyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstten dekolte verdiyseniz, lütfen bacaklarınızı to.toya kadar açmayın. Ya da mini giydiyseniz, üstü biraz edepli tutun. Fazla dekolte hakikaten algıyı bozuyor. Siz bakmayın Pınar Yağtuğ’a. O, ekranda görüntü kirliliği yaratıyor farkında değil. Benden demesi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boyunuz ne kadar uzun olursa olsun, eğer totonuz yayık gibi, bacaklarınız da ince ve arasından tır geçecek kadar çarpık ise, rica ediyorum vicudunuzu sarmalayan parlak kaprilerden uzak durun. Mek Damıldsın verdiği o hilkat garibesi uzay oyuncaklarına benziyorsunuz arkadan bakınca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırf moda diye abidik gubidik bir kıyafete, ayaklarınızın tüm damarlarını fırlattıran bir ayakkabıya, asla kullanmayacağınız bir çantaya dünyanın telaaasını vermeyin. Yazıktır, günahtır. O parayı kazanmak için neler çekiliyordur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok dar paça ve çok bol paça pantolonlar, yetmişlerde-seksenlerde de benim gibi kısalara yakışmıyordu, ikibinlerde de yakışmıyor, üçbinlerde de yakışmayacak. Zorlamanın alemi yok. Bırakın dağınık kalsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Malum yaş kemale ermeye başladıkça, biz hatun milletini b.k sinekleri sarar ufaktan. Amanın da yaşlanıyorum, amanın da gitti gençlik elden diye ahlanır vahlanırız. Lakin kaçan tren geri gelmeyecektir heyhat. İstediğin kadar son demlerini renk cümbüşü içinde geçirmeye çalış. Boşa çaba kardeşim. Her demin ayrı bir havası, ayrı bir güzelliği ve ayrı giyim tarzı vardır ve olmalıdır da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O nedenle, lütfen sevgili yaşdaşlarım ve de yoldaşlarım, yirmilik çıtırlarla s.dik yarışına girmeyelim. Gençlere yakışır. Gençliğe her şey yakışır. Lakin g.tlü göbekli, menapozlu hatunların, yağlarını ortaya föşkürtüp bir de son derece ağır makyajlarla, o cart renkli ve üzerlerine üç beden dar gelen kıyafetleriyle salınmalarından hakikaten ahaliye öğk geldi. Kalıbınızın adamı olun yahu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet gençleeer, özellikle on beş, on sekiz arası, liseli, sivilceli ergen sıpacanlaaar… Kotların yıkama talimatında “Yıkamadan önce mümkün olduğunca fazla giyin!” yazıyor olabilir. Ama lütfen cılkını çıkarmayın. Üzerinizdeki pantolon kayış gibi olmuş, üzerine milyon tane bakteri ev; hatta site kurmuş, pislik paçalarınızdan akıyorken, “Yemişim yıkama talimatını, onu yazan da nasıl bir zihniyetse artık… Ay onların evinde kabuklu ceviz bile yenmez be. Çıkar len velet o üzerindekini, hemen dezenfekte etmem lazım, hatta çamaşır suyuna basıp kaynatmam lazım. Iyykkk… Allaaam, benim gibi hatunun, böyle iğrenç evlatları olsun ya. Olacak iş mi ya?” diye kriz geçiren pipirikli ve tırlak analarınızın sözünü dinleyin. Vallaha taş olursunuz karışmam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer ananızı dinlememiş ve hala o pis musibeti çıkarmamış iseniz, bizim mahalleden geçerken dikkatli olun. Dediklerine göre eli deterjanlı bi manyak kol geziyormuş. Nerde böyle vıcık kirli kot görse “Çıkar leyynn… Yıkıycaaam işte bana ne yaaa…” diye bağırıyormuş. Ben diyenlerin yalancısıyım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse efenim, bir moda programımızın daha sonuna gelmişken, hepinize trendiii ve mutlu ve Gülcen koltuk altısız günler diliyorum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;strong&gt;Dipçik Soscuk: Resimdekileri de muhteşem kişilik, zevkli insan, sevgili arkadaşım &lt;/strong&gt;&lt;a href="http://olmadibastan.blogspot.com/"&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;strong&gt;DENİZ&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;'e havale ediyorum. &lt;/strong&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-6999227395653754631?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/6999227395653754631/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=6999227395653754631&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/6999227395653754631'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/6999227395653754631'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2009/06/gunes-en-krk-bes-derecesinden-bu-yazn.html' title=''/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SjdlPgNUL9I/AAAAAAAABj0/HBSM1OyzBqE/s72-c/25.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-7403098994114917461</id><published>2009-06-05T14:40:00.000+03:00</published><updated>2009-06-06T12:05:29.968+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DÖK İÇİNİ RAHATLA'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DOMATES BİBER PATLICAN'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BİZİM EVİN HALLERİ'/><title type='text'>SONUNDA, NİHAYET, VE NETİCE İTİBARIYLE...</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SikGQmNpzPI/AAAAAAAABjM/gohCpNjb3es/s1600-h/G%C3%9CNBAT+KOM%C4%B0K.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5343809315057290482" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 299px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SikGQmNpzPI/AAAAAAAABjM/gohCpNjb3es/s400/G%C3%9CNBAT+KOM%C4%B0K.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;Genç ve de çoook güzel bir hatun, sıcağın kavurduğu bir öğlen vakti, yorgun ve de argın ve aynı zamanda pörsümüş vaziyette dışarıdan gelip kendini narin bir çuval edasıyla kanepeye bırakıverdi. “İlişeni gebertirim, azıcık dinleneyim, her yanım sızlıyor.” şeklinde çemkirip, 933 numaralı tehdit bakışlarını etrafını saran camış sürüsüne gönderdikten az bir zaman sonraydı. Bilmiyordu ne kadardı yatmasıyla, yattığı yerden ok gibi fırlaması arasında geçen süre…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Anneee…” diye hönkürüyor, bir yandan tuhaf sesler çıkararak böğürüyordu evin en iri kıyım camışı.&lt;br /&gt;“Elinin körüüü… Ben size az evvel gözdağı vermemiş miydim. Size dağ da yetmiyor mu ki? Hangi coğrafi şekille korkarsınız beee!” diye yanıtladı nazik ve de pek kibar hatun.&lt;br /&gt;“Kız anne, ev buldum bak sana.”&lt;br /&gt;“Çok mersi yavrum, sen olmasan ne ederdim, sokaklarda kalacaktım, sürüm sürüm sürünecektim neredeyse. Bana buldun de mi? Artık yalnız başıma yaşayacağım de mi?”&lt;br /&gt;“Hee sana tabii… Ben evimden gayet memnunum.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii memnun olacaktı. Mutfağı, sadece kapısından “Anneee yemek ne zaman hazır olacak?” gibi temel cümleler kurmak, odasını k.çını yapıştırdığı sandalyeden çet yapmak ve dolabını üstünden çıkardıklarını mıncıklayıp tıkıştırmak için kullanan birinin evle ne zoru olabilirdi ki? Üstelik dağıtıp, pisletip, çamura bulanmak için bu Çarşamba pazarından daha uygun bir yer bulunabilir miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bitkinliğine rağmen, artık şu ev işini çözmeye kararlıydı kahramanımız. Belli ki bu adamların evi boşaltmaya falan niyetleri yoktu. Ve o da artık bu pasağın içinde yaşamını sürdüremeyecekti. Ya iyice çıldırıp kapatılması gerekecekti; ya da ölüp gidecekti pislikten. Eşek gribi, timsah nezlesi, orangutan enfeksiyonu kapabilirlerdi çok yakında. Zaten akrep, yılan ve bilumum haşaratın kendilerini ziyarete gelmesi, hatta birlikte yaşamayı teklif etmesi an meselesiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir hışımla evden çıkıp verilen adrese gitti. Evin telefonda anlatıldığı üzere çook geniş bir mutfağı vardı. hemen hemen bir buçuk salon büyüklüğündeydi. Balkonu ise denize sıfır bir manzarayla şenlenmişti. Deniz aşığı bir hatun için kaçırılmayacak bir evdi aslında. Lakin o üç oda yok muydu? Her biri “o piti piti karamela sepeti” minicikliğindeydi. Tamam, kahramanımız bir küçücük fıçıcık, içi dolu turşucuk bir kadın idi. Kıvrıldı mıydı her yerlere sığışıverirdi, ama aynı evde yaşaması zorunlu üç adamdan en ufağı altmış okkaydı. Onları nereye tıkıştıracaktı. Mümkünatı yoktu bunun. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Zira bu hatun, genç ve çook güzel ve zeki ve aynı zamanda çok becerikli bir insan olmasının yanında, fedakar, cefakar, çilekeş bir anne idi. Yememiş yedirmiş, içmemiş içirmiş, sonunda yavrularını balta girmemiş orman kütükleri kıvamına getirmişti. Koca kişisi ise ona geldiğinde zaten böyle olduğundan, özel bir bakım uygulamamıştı. Sadece arada suyunu, gıdasını vermesi yeterli oluyordu. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak bu evin kendilerine dar geleceğini düşünerek, dünyanın kendine dar olacağını bilerek vurdu yollara. Selem seplek yürüyorken birden bire bir şey oldu. Durdu. Aman allahımdı, o da neyin nesiydi öyle? Cama yapıştırılmış bir “Kiralık” yazısıyla bütün vicudunun sarsıldığını hissetti. Zaten son günlerde bütün mekanlara, hatta insanlara bile “kiralık ev” gözüyle bakar olmuştu. Aklına koymuştu bir kere, artık öldür Allah kimse durduramazdı kendisini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lakin bir sorun var idi. Zaten olmasa şaşar idi. Gördüğü evi bir türlü bulamıyordu. Döndü, dolandı, sıcaktan bunaldı. Ev buhar olmuştu sanki. Acep ruhsal durumu pek de iyi olmayan, hele ki son yaşadıklarından sonra iyice psikopata bağlayan kahramanımız, halüsinasyon mu görmüştü? Çölde serap olayına mı girmişti. Yoksa yön duygusu her Karadenizli kadar muhteşem olan, kendi evinin önünden üç kere geçmiş olmasına rağmen, “Burası değil yahu… Salak mıyım ben?” diye bir de artislik yapıp kayboluveren kahramanımız yine bir tayinsizlikle mi karşı karşıyaydı? &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;Heyecanlı takip sonuçsuz kalınca, her zamanki taktiğe başvurmuş, adım başı birini bulup sorularla taciz etme yoluna gitmişti. Lakin sorduğu insanların büyük kısmı kendisi gibi Karadenizli olduğundan mıdır nedir, abuk subuk yollara giriyor, yıkık merdivenlerden iniyor, tenhalarda sıkıştırılma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor, yine de evi bulamıyordu. Ama azmetmişti bir kere. Bulacaktı kardeşim. Ulaşacaktı oraya. Ona kimse mani olamayacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonunda evi ilk gördüğü yere geri dönmeye karar verdi ve döndü de… Amcanın biri, elinde koca bir çuvalla, tam da apartman kapısından içeriye giriyordu. Kahramanımız bir amcaya, bir uzaklardaki “kiralık” yazısına, bir de kapanmakta olan demir kapıya bakıyor, çelişkiler içinde debelenip duruyordu. Sonunda bir cesaret, yüzüne kapanacak olan kapıyı tuttu. Amca şaşkındı. Neler oluyordu? Daha önce hiç karşılaşmadığı psikopat bir manyakla mı yüz yüzeydi şimdi? Çuvalı tutmayan diğer elindeki baltaya daha da sıkı yapıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahramanımız ise, ondan daha fazla tırsmıştı. Bu adam, belki de az evvel, işte tam da bu baltayla parçalara böldüğü, kendisi gibi genç ve çoook güzel bir hatunu elindeki çuvala tıkıştırmış, buzdolabının derin dondurucusunda, kurufasulye, nohut, patates gibi bilumum bakliyata katık etmek için saklayacaktı. Patatesin bir bakliyat olmaması, kahramanımızı asla rahatlatmıyordu, hatta umrunda bile değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sormalıydı… “Amca o çuvaldaki kızı niye öldürdün?” demeliydi. Hayır hayır, manyaklaşmamalıydı. Amcanın şaşkın bakışlarına aldırmadan, sağ eliyle kapıyı tutmaya devam edip, sol elinin işaret barnağını ufuklara uzattı. Uzaklarda ona göz kırpan yazıya doğru yönlendirdi o narin parmağını. “ Ahan da amca, şurdaki eve gitmeye çalışıyorum ve muhtemelen kayboldum. Yardım etsen ya bana.” Az evvel karındeşen cek senaryolarından birinde başrol layık gördüğü adam, son derece sevimli ve sevecen bir ifadeyle onu alıp evin önüne kadar bıraktı. Oh beydi. Nasıl da rahatlamıştı kahramanımız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonrası evi beğenip ev sahipleriyle görüşmeye, kendisinin bu ev için biçilmiş kaftan olduğuna onları inandırmaya kalmıştı ki, bu da bizim kahramanımız için hiç zor değildi. Onu sevmeyen ölsündü be! Bu kadar şirin, tatlı, güzel, zeki, becerikli, yetenekli ve daha sayamayacağımız bir çok iyi özellikle donatılmış bu insan evladına ev vermeyecek sahip daha anasından doğmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çoğunun saflık olarak değerlendirdiği “insanlara hala ve inatla güven duyma” konusundaki inancını perçinleyen amcaya teşekkür edip, saçlarını savurarak, rüzgarlara bırakarak, en karizmatik haliyle binadan içeriye daldı kahramanımız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonrası mı? Sonrası, hayallerindeki eve kavuşmuş bir kadın kişisi, balkon ve camlardan azıcık uzandın mıydı görünen aşık bir deniz… Ve kocaman bir mutfak… Evet evet… Artık börekler daha leziz, kekler daha kabarık, şarkılar daha bir anlamlı olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydin dostlar, şen kalın, esen kalın…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahramanımız mı? Tabii ki hayal ürünü. Sizce böyle biri gerçek olabilir mi? Alla allaaa… Çok alemsiniz valla…&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-7403098994114917461?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/7403098994114917461/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=7403098994114917461&amp;isPopup=true' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/7403098994114917461'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/7403098994114917461'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2009/06/sonunda-nihayet-ve-netice.html' title='SONUNDA, NİHAYET, VE NETİCE İTİBARIYLE...'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SikGQmNpzPI/AAAAAAAABjM/gohCpNjb3es/s72-c/G%C3%9CNBAT+KOM%C4%B0K.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-249215218819349978</id><published>2009-06-01T12:14:00.000+03:00</published><updated>2009-06-01T12:27:04.178+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÖYKÜ'/><title type='text'>GİDERKEN</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SiOeTENRbaI/AAAAAAAABjE/eEEiFdV5D2Y/s1600-h/bulut+resmi+(12).jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5342287633375653282" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 305px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SiOeTENRbaI/AAAAAAAABjE/eEEiFdV5D2Y/s400/bulut+resmi+(12).jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;&lt;div&gt;Ellerindeki koku ne kadar uzaklardan geliyordu. Gelin beyazı korkulukların arasındaki fesleğenleri sularken kurduğu düşlerin artığı, çeyrek asırlık bir koku… Bir yandan aşağıdaki telaşı anlamlandırmaya çalışıyordu, diğer yandan yaşamını... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Son model arabasından inene değdirdi gözlerini belli belirsiz. Sonra yanındakine baktı uzun uzun. Ne kadar da hoş görünüyordu. Bir de kendisinin camdaki yansımasına ilişti bakışları. Ondan en az on beş yaş gençti oysa. “ E bakımlı kadın!” diye geçirdi içinden. “Bizim gibi değil ki!” Kapılar açıldı, kapandı. Topuk sesleri bahçenin huzurlu sesine karıştı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Her yıl tam da bu vakitler, hınzır Mayıs’ın yeşil elbisesi serseri rüzgârlarda savrulurken, deniz nazlanmayı bırakıp kendini güneşe teslim etmek üzereyken gelir, yaz sonuna kadar kalırlardı bu evde. O da Ayşegül Hanım’ın bütün özel işleriyle ilgilenir, rahat etmesi için elinden geleni yapardı. Kendini bu kadına katmıştı, yirmi beş yıldır. Bütün anılar onun adına mühürlüydü hafızasında. Ben sözcüğünü kullanmayalı da olmuştu bir o kadar… &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Severdi aslında hanımını. Elinde büyümüştü neredeyse. On beşinde yoktu annesi elinden tutup “Artık burası senin evin.” dediğinde. Çocuk sayılırdı henüz bahçenin salkım söğütleri kınalı saçlarına ilk değdiğinde. Ne yapsındı onun da huyu böyleydi. Hem zengin kısmının azıcık şımarık olması yadırganacak bir şey değildi ki!.. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Havuz başına kadar gelmişlerdi. “Fatoş nerede?” diyordu. Oysa başını yukarı kaldırsa görecekti onu. Ama burnunun ucundan başka yere bakmazdı ki. Çekti kendini pencereden içeriye. Buradaydı işte. “Hem nerede olacaktım ki?” diye söylendi. Elleriyle yatağın ipek örtüsünü okşarcasına düzeltip koridora inen merdivenlerden usulca aşağıya süzüldü. Hayatın saçlarından koparıp basamaklara bırakıverdiği tellere aldırmadı bile. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Geçmişin uğultusu karışıyordu kuşların şarkısına. Bahar çiçekleri kadar körpe bir ilk sevişin kokusu yayıldı ortalığa. Gözler ansızın değdi ve bir kaçamak bakış buluştu gizli bahçenin en kuytusunda. Saklı gülüşler sarkıyordu Mayıs dallarından rengârenk. Şiirler yazılıyordu toprağa. Bir andı. Ama koca bir yaşamaktı o tek an. Ve sonra sustu tüm bakışkan sevdalar kaderin cilveli kalem ucunda. Uzandı, kavuşamadı hasret; yaban bir eli tutarcasına. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Hoş geldiniz.” dedi, eski zamanlardan kalma çekingen bir hüznü saklamaya çalışarak. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;“Fatoş, nerdesin kuzum?” dedi Ayşegül Hanım. “Seni göremeyince kaçıp gittin sandım.” Keyfi yerinde olduğunda hep böyle takılırdı ona. “Eee, kız yok mu?” &lt;/div&gt;&lt;div&gt;“Biraz uzandıydı hanımım. Kırgınlığı var üzerinize afiyet. Hemen kaldırırım şimdi.” “Havalardandır.” dedi öteki, yaşanmışlığın verdiği bilge bir tavırla. “Bahar güneşi böyle çarpar adamı. Dokunma şimdi yavrucağa. Uyanınca getirirsin yanıma.” &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Çocukları yoktu. Belki de bu yüzden böylesi seviyordu, bunca düşkündü Fatoş’un kızına. Babası öldüğünde alıp yurt dışına bile götürmüşlerdi. “Allah razı olsun, haklarını ödeyemem de…” derdi hep. “Ayşegül Hanım’ın yersiz kaprisleri, huysuzlukları da olmasa…” &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hiç gerçek olmayacak bir şeye düşeyazacakken bir şamar gibi inmişti evlilik sözcüğü suratına. Hanımının onu layık bulduğu yolun bir başka adımıydı bu da. Hiç âşık olamamışsa da huzur bulmuştu kocasıyla. Hem aşk meşk neyineydi hizmetçi kısmının. O da razı gelmişti ona biçilen yazgıya. Bu yazlık eve göndermişti hanımı Hasan’la evlendikten sonra. İri bal rengi gözlü, dalgalı saçlı mitini saklamış, ışıkları söndürüp bırakıvermişti genç heyecanlarının bir kenarında. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Köşke sık gelip gitmelerinde görüp salmıştı yüreğini onun avuçlarına. Ayşegül Hanım’ın annesini tedavi ediyordu Doktor Demir. Büyük Hanım öldükten kısa bir süre sonra da Ayşegül Hanım’la evlenmişlerdi. Düğünlerinde hüzün döke saça hizmet etmişti şen kahkahalar atan kalabalığa. Sonrası hayat harala gürelesi; sonrası ilk aşk sancısının üzerini yeni hikâyelerle ört bas etme çabası… En sonrası unutuş ilacının bütün yaraları sarıp sarmalaması… &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kafası karma karışıktı uzunca zamandır. Şimdi tek derdi kızıydı Fatoş’un. Günlerdir düşünüp duruyordu. Belki yılların endişesinin taşma zamanlarıydı; belki uyuyan bir şeylerin uyanma telaşı. Yaşamını satır satır okuyor, tek bir güzel cümle bulmaya çalışıyordu. Yitip gidenlere yanmıyordu da aslında; en fazla kızının da kendi yazgısını paylaşmasından korkuluydu. Gül yüzlüsü aynı hayatı yaşamamalıydı. O farklı olmalıydı. Kaybedenlerden değil, kaybettirenlerden… O Fatoş değil Ayşegül olmalıydı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Oysa gücü yetmiyordu onu kendinden uzağa taşımaya. Onun öyküsü de yazılmıştı şimdiden, ayandı bu. “Babası yaşasaydı…” dedi kendine. “Ne değişecekti ki? Neresinden baksan; hizmetçiyle bahçıvanın kızı…” dedi kendi, kendine. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Geçen yazdan kalma, gizli bir misafirliğin artıklarını yine, yeniden önüne döküyordu kulakları. “Annesi olmasaydı…” diyordu Ayşegül Hanım. Demir Bey de ona hak veriyordu. Baştan razı gelse bile, sonradan sorun çıkarabilirdi ona göre de. Ne de olsa ana yüreğiydi. “Çok güzel ve akıllı bir kız…” diyordu. “Ne çok isterdim onu büyütebilmeyi aslında. Onun biricik annesi olabilmeyi ne çok isterdim. ” &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Yarınki tekne gezisinde söylesem…” diye düşündü. “Sizin çocuğunuz olsun. Zengin ve mutlu bir hayat yaşasın. Ölünceye dek susarım ben. Hep susmadım mı? Bu kez onun için, kızım için sustururum yüreğimi.” desem. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sahi vazgeçebilir miydi hayatının en güzel unvanından? Dayanabilir miydi “Anneciğim…” seslenişlerini bir başka kadına emanet etmeye. İlk sevdadan; hatta hayatından caymak kadar kolay mıydı, evlat kokusundan caymak? Kalbini çıkarıp atmayı başarabilir miydi sahi? “Yapabilirsin…” dedi kendine. “Onun mutluluğu için yapmalısın da.” Pekiyi kaç paraya satın alınabilirdi çocuk sevinçleri. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Türkuaz bir yol uzanıyordu önlerinde boylu boyunca. Bir tutam tuz yakıyordu gözlerini. Dalgalar ayaklarına dolanıyor, ilerlemesini engelliyordu. “Söylemelisin…” diyordu kendine. Kendi, kendini dinlemiyordu. Uzaklaşıyordu tüm gemiler bir bir. Sessiz bir hüzün yağdırıyordu gök üzerlerine. Martıların çığlıklarında bile bir başkalık vardı. Dünya omuzlarının üzerine çökmüş, ağırlaştıkça ağırlaşıyordu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Neyin var kuzum?” dedi Ayşegül Hanım, kucağındaki minik kızın saçlarını okşarken. “Hadi bize limonata getiriver. Sonra da bu güzel gezintinin tadını çıkar.” &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Nasıl da sevgiyle sarmalamışlardı onu. “Benim kızım.” dedi kendine. “Canımdan vazgeçmeden, canımdan vazgeçebilir miyim?” Kendi, kendini dinliyordu bu kez. “Cay kendinden o halde!..” diyordu. “Bırak yavrucağın gözlerindeki ışık hiç sönmesin. O bunu hak ediyor. Bırak hadi! Can dediğin nedir ki? İzin ver ona. Bırak o Fatoş değil Ayşegül olsun.” &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Usulca ilerledi teknenin ucuna doğru. Türkuaz bir yol uzanıyordu önünde boylu boyunca. Adım adım yaklaşıyordu her yanı fesleğen kokan o yola. Kararlıydı. Sadece bir adım kalmıştı. Sadece küçük, son bir adım… Ve o, ömründe ilk kez cesaretle attı adımını. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Nerede kaldı bu limonatalar?” diye söyleniyordu Ayşegül Hanım. “Fatoş nerede?” &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Belki başını yukarı kaldırsa görecekti onu kim bilir? &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-249215218819349978?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/249215218819349978/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=249215218819349978&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/249215218819349978'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/249215218819349978'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2009/06/giderken.html' title='GİDERKEN'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SiOeTENRbaI/AAAAAAAABjE/eEEiFdV5D2Y/s72-c/bulut+resmi+(12).jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-4870124734471058204</id><published>2009-05-12T17:59:00.000+03:00</published><updated>2009-05-13T10:03:37.636+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BİZİM EVİN HALLERİ'/><title type='text'>BİR TAŞINMA(MA) ÖYKÜSÜ</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SgmPJoSQssI/AAAAAAAABi0/8-MDdF-G1HM/s1600-h/G%C3%B6r%C3%BCnt000.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5334952629192667842" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SgmPJoSQssI/AAAAAAAABi0/8-MDdF-G1HM/s400/G%C3%B6r%C3%BCnt000.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hayatımın hiçbir döneminde beklentim, başıma normal şeylerin gelmesi şeklinde değildi tamam. Bir çeşit absürd olaylar paratoneri olan şahsiyetimin, fantastik hayatının, içsel haykırışlarının dışavurumsal hönkürüşlerine sizler de uzun zamandır şahit olduğunuzdan, artık bu abukluklara alışmış olduğunuzu var sayıyorum. Lakin bünye, hani şöyle ilaç için, arada bir de olsa, rutin bir şeyler yaşamak istemiyor da değil yahu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle şu artık yılanlıktan çıkıp, dinozor hikayesine dönüşen taşınma işinden bahsetmek istiyorum canlar. Bendeniz, hani şu bir çeşit at çiftliği büyüklüğündeki evimin bu ihtişamına inat, hep şikayet ettiğim k.ç kadar mutfağından kurtulup şööyle ferah ferah çalışabileceğim, börekler, baklavalar açabileceğim (nasıl yalan), camışlarımı rahat rahat besleyebileceğim geniş mutfaklı bir ev hayali kurar idim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günlerden bir gün, güneşli bir bahar Cumartesisi ve de öğle vaktisi, her zamanki gibi amele olarak görev yaptığım iş yerimden çıkmış sallan seplek yürümekte ve dinlenceli bir hafta sonu hayali kurmakta idim. Bunun boş bir hayalin peşinde koşmak olduğunu bilse de gönül, ne etsin, umut fakirin ekmeği, ye Mehmet ye idim. Sonra birden onu gördüm. Evet oydu. Arkası dönüktü ama ben onu düşlerimden çok iyi tanımıştım. O narin elleriyle bir kağıt yapıştırıyordu dükkanının camına. “Pardon.” dedim en zarif ve nazik sesimle. Bana döndü. Aman allahımdı, o ne dönüştü. “Buyrun hanfendi.” dedi en iltifatkar sesiyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu kiralık daireyle siz mi ilgilenmektesiniz aceba?” diye sordum. “Evet.” dedi. “Göster bana.” dedim. “Memnuniyetle.” dedi. Birlikte Boğaz kıyılarındaki yalıdan bozma, köşkten devşirme muhteşem eve girdik. Evin seksen sekiz yatak odasını gezdikten sonra, mutfağa bakmak istediğimi söyledim. Elimden tutup beni yüz altmış iki metre kareden az büyük mutfağa götürdü. “Evet, evet…” dedim. “Tuttum gitti.” E para var huzur var kardeşim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evime gidip havyarı ocağa verip, şuşiyi fırına attıktan hemen sonra, her zaman olduğu gibi küveti sütle doldurup içine girdim. Tam şampanyamı yudumlayacaktım ki koca kişisi her zaman olduğu gibi elinde güllerle içeriye girdi. Ona da evi tuttuğumuzun müjdesini verdikten hemen sonra, minik yavrularımızla birlikte sofraya oturup Allah ne verdiyse yedik mutlu mesut. Dedim ya “para var huzur var.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra ben saf aşık, her zamanki hipermanyak halimle, başladım evi toparlamaya. E taşınacaz ya. E ben artık mutfakta at koşturacam, hatta  buzdolabındaki meyve sebzeyi ocağın yanına at arabasıyla taşıyacam ya. Bir heves iki günde torladım topladım evi. Bir haftaya da boşalacak nasılsa bizim yeni yuvamız. Ama beni görmeniz lazım dostlar, balkona koyulacak sedirleri bile sipariş etmiş, saksılara dikeceğim çiçeklerin tohumlarını almış eve koymuşum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir heves sonraki hafta geldi. Adamı aradık. “Bir hafta sonraya kaldı.” dedi. Ne edelim. Bu kadar beklemişiz, bir hafta daha bekleriz dedik. Ben de kalan ıvır zıvırı toparlamaya başladım bu sürede. Giyilmedik bir sürü çul çaput attım, verdim. Bitirebildim mi; hayır tabii. Biraz daha taşınmasak, belediye nasılsa çöp ev mahiyetinde taşıyacakmış bizi topluca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse efendim, aradan bir hafta daha geçti. E artık göçmenin vaktidir mi diyorsunuz? Hele ne aceleniz var dostlar? Siz de mi benim gibi hipermanyak oldunuz? “Efenim kusura kalmayın, sizin ev ay sonuna boşalacak.” dedi bizimki. Takdir edersiniz ki, onu ilk gördüğüm günkü kadar hoş görünmüyordu artık gözüme. Israrla sordum. “Bak, bu ay sonu, son ay sonu de mi?” dedim. “Bi daha kelek olmaz, benim deli damarımı attırmazsınız de mi?” dedim. “Yok.” dedi. “Bu kez tamamdır.” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ay sonuna az bir zaman kala, biz evdeki koltuk takımını bir arkadaşa transfer ettik. Yeni eve, yeni eşya olsun dedik. E para var huzur var dedik. Çocukların yataklarını söktük. Çekmeceleri boşalttık. Mutfağa dörder servis bırakıp evi bir çeşit mülteci kampı görüntüsüne bürüdükten sonra, başladık ay sonunu beklemeye. Evde oturacak, yatacak, kap kacak, giyecek yok… Son üç, iki, bir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kardeşim, neden hala boşalmıyor bu ev?” “Kem, küm, şeyyy…” “E ben şimdi ne halt edeceğim?” “İki üç gün daha müsaade rica ediyoruz.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sırada biz yer minderlerinde oturuyor, çamaşırlarımızı poşetlerden kolilerden karıştırıp bulup buluşturup giyiyorduk. Artık elimize ne geçirebilirsek. Çocukların hali ise içler acısıydı. Benim biricik yavrucaklarım, tek yer yatağı olduğundan ve kendileri de camış kıvamında oldukları için bu yatağa sığışamadıklarından, sabah kalktığımda birini kapı önünde, ötekini duvar dibinde kıvrılmış buluyordum. Şuşimizi aynı tabaktan yiyor, şampanyamızı aynı kadehten bölüşüyorduk. Hey gidi günler hey diyorduk. Diyelim hizmetçi o gün izinli ve bulaşıklar yıkanmadı. O zaman tencerede kaynatıp, kapağından yiyorduk wasabimizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En son, evimin er kişisi, çocuklarımın babası, müstesna koca gişisi, benim dantelalı bluzumla işe gitmek zorunda kalınca şalterler attı. “Hööööyyyyt…” dedim. Başlarım evine de mutfağına da yalısına da… “Taşınmıyorum uleyyn. Daatırım burayı. Çıkın leyyyyn önümden..” Ben böyle tırlatmış vaziyette ortalarda dolanırken, bana ev bulanlar mı istersiniz, teselli verenler mi, yoksa “amaaan boşver yerleştiriver geri evini” diyenler mi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradım yine adamı. “Ya amca, manyak mısın sen. Benim gibi bir deliye bu yapılır mı? Aynı renk askıya, aynı renk çamaşırlar asılacak diye kendini yırtan bir hatunun evi, böyle Çarşamba pazarına çevriltilip, sonra içinde yaşa denilir mi? Bu kadın kafayı sıyırmaz mı? Sıyırıp da seni elli sekiz yerinden bıçaklamaz mı?” dedim en nazik ve kibar sesimle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çık çık çık çıkk… Adam… Ortalarda görünmemek suretiyle, kendisini kurtardığını zannetmekte ama en kısa zamanda yakalanıp kendisine gereken ceza verilecektir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çık çık çık çıkkk… Koca kişisi… Hayatını gayet sakin bir şekilde, kolilerin, poşetlerin üzerinden zıplayarak, mutlu mesut sürdürmekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çık çık çık çııkkk… Camışlar… Doğal ortamlarına kavuştukları için gayet memnun, dağınıklığın üzerine, her gün başka pislikler ekleyerek yaşamaya devam etmekteler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çık çık çık çııkkk… İncegül Gişisi… Zaten normal olmayan bünyesi, bu olayların ardından iyice zıvanadan çıkmış, kendini evin en düzenli yeri olan banyoya kilitlemek suretiyle, istemiyorum, taşınmıyorum… diye diye kendini yemekte. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dostlar, lütfen dua edin, şu adamı bulup vurayım. Sonra siz hapishaneye temiz çamaşır ve sigara getirin emi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydin görüşürüz yine.&lt;br /&gt;Sevgiler benden en kocamanından size… &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-4870124734471058204?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/4870124734471058204/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=4870124734471058204&amp;isPopup=true' title='22 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/4870124734471058204'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/4870124734471058204'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2009/05/bir-tasinmama-oykusu.html' title='BİR TAŞINMA(MA) ÖYKÜSÜ'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SgmPJoSQssI/AAAAAAAABi0/8-MDdF-G1HM/s72-c/G%C3%B6r%C3%BCnt000.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>22</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-4495879546818116762</id><published>2009-04-19T17:00:00.000+03:00</published><updated>2009-04-19T17:16:47.933+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÖYKÜ'/><title type='text'>BEKÇİNİN DÜĞÜNÜ</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/Sesx7L_6htI/AAAAAAAABis/qFopF2VywsE/s1600-h/kizkulesi20070630037.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5326405877198653138" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 266px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/Sesx7L_6htI/AAAAAAAABis/qFopF2VywsE/s400/kizkulesi20070630037.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Koca bir boşluğa bakar gibiyim. Kimim ben? Neyim? Neredeyim? Önüme dökülen bu parça parça, tutam tutam beyazlar da ne? Karşıdan bana yüzüm yansımalıydı oysa. Işıl ışıl, tan kızıllığı mutluluğuyla gülüşün ya da… İçim hüzünlü bir vazgeçişi kabullenmeye hazırlanıyor. Uçmak, yüzmek, koşmak, sevmek… Yaşamaya dair ne varsa kaybolup gidiyor bir bir. Mavilerimin üzerine örtüler seriliyor. Kanatlarımda altından bir kelepçeyle usul usul teslim oluyorum; sesim çıkmıyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Hey gidi kardeşim…” diyor çocukluk arkadaşım. “Damat tıraşını yapmak da bana kısmetmiş.” Öyle ya, bu gün benim düğünüm var. Sevinmeli, halaylara ortaklık etmeliyim. Sahte gülüşlere, aynı ikiyüzlülükle cevap vermeliyim. Hatta tüm bitirilenlerimin hatırına neşeli şarkılar söylemeliyim!.. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Saçıma sakalıma dokunan bu ellerle bir zamanlar bir kıyıda nasıl da kenetlenmiştik. Ayaklarımıza dalgalar değerken, denize yeminlenmiştik. Onun yolunda, hiç görmediğimiz ufuklar keşfedecek, her şafakta başka güneşlere yanacaktık; söz vermiştik. Sonra o baba mesleğini, bense baba yadigârı bir acıyı sahiplenerek koparıldık mavinin yüreğimizi kilitleyen gönüllü tutsaklığından. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Şimdi kesse ya elindeki usturayla yüzümün her zerresini; hatta indirse şah damarıma, akıtsa kanımı oluk oluk… O gün birbirimizin bileğinden içtiğimiz al şerbet gibi. Gıkım çıkmaz! Zaten bir ölüme hazırlıktır bugünüm. Heyhat, kendi cenazeme süslenmektir düğünüm. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İşte geçiyor camın önünden salınarak. Deli sarıları güneşi kıskandırıranım, buklelerini tel tel gözlerime fırlatıyor; oradan da yüreğimin en derin yarasına. Ah ana, ah! Mualla’nın siyah saçları deler mi adamı böyle? Acıttıkça acıtır, acıttıkça sevdaya kandırır mı? Sen beni kor kor bir ocaktan alıp soğuk sevişlerin koynuna mı atacaksın? Yanmalarımın üzerini kapatıp küllerimi mi savuracaksın? İşte gidiyor!.. Düşlerimin tek sahibi, şimdi ömrümün orta yerinden geçip gidiyor. Ben çaresiz gözlerimi ardından yola bırakıyorum. Kör olmuş sesim içime haykırmada söz söz… Yumruğumu sıkıyorum, kanıyor avuçlarım. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Peki ya “Dur…” desem. “Terk et her nereyeyse bu gidiş. Gel benimle fenere. Ben yıldızlar toplayayım saçlarından geceleri; sabah olunca da yerlerine narçiçekleri takayım kıpkırmızı.” İşte gidiyor, kızıllığıma hiç değmeden. Ben bir hayalin ardında darmadağın, bir ömrü böldüm yarıya. Onu buldum ve yeniden kaybettim her gece düş limanlarında. Hiç silinmesin diye denize, kuma çizdim. Adını haykırdım her tan ağarışına, çığlık çığlık; sessizce!.. Maria… &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ah ana, ah! Ak sütün zıkkım olmasın diye, yıllarca didinip bir başına büyüttüğün oğlunu siyaha mı salacaksın? &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;“Bak bakalım, nasıl olmuş?” diyen can dostumun sesi, aynada görünmeyen yüzüme çarpıp ortalığa yayılıyor. Teşekkür edip çıkıyorum, acelem varmışçasına hızlı… Yollar ne kadar dar ve karanlık. Ortalık yaz, vakit öğlen, güneş tepede… İliklerine kadar titremede yüreğim. “Böyle mi olmalı sahi?” diyor sol yanım. “Bitirmek mi olmalı erek tüm düşleri; yoksa gerçeğe çevirmek mi?” &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Gidip dayansam kapısına… “Gel sevdiceğim, kimsenin bize ilişemeyeceği bir evren yaratalım. Senin ışığın benim rüzgârıma karışsın, Samanyolu olalım.” desem. Tutsam elini bilinmediklere inat… “Gel hadi…” desem. “Kanatlarımızda fısıltılarla, maviye sevdalıların yolunu tutturalım.” O savursa yıldızlarını yüreğime, kör edercesine baksa gözlerime. Ellerimde saçlarına asılmayı bekleyen narçiçekleri… &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Cesur muyum bu kadar sahi? Kendimi ve herkesi geçip ona varabilir miyim? Yoluma ördüğüm tüm o ağları düğüm düğüm sökmek ne kadar zaman alır? Bir aslanın gözü pekliğiyle, bir çocuğun unutkanlığına erişebilecek kadar bilge miyim? Ya da o kadar deli olabilmeyi başarabilir mi bu aşınmış ruh? Belki hayallerim itiverir beni şu yeşil kapıya kim bilir? &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Umutla yaklaşıyorum ellerinin dokunacağı bir zamana. Oysa ayaklarım yola devam çabasında. Dinlemiyor usum deliliğimi; kıramıyor solum zincirlerini. Önce eve gidip annemi almalıyım. Sonra da Mualla ve garabet tayfasını… Zorla güzellik olmuyor ki a kuzum. Kaç saatte Maria olur bir kadın; ya da bir ömür geçirsen o boya küplerinde, yeter mi hayal olmaya? Düşlerim parça parça, adım adım ölüyor; gözyaşlarım ağla(ya)mıyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Akşam o da gelir mi acaba? Anam “Gelmez mi oğlum hiç? Nasıl soru bu?” dediydi dün. Yüzüme de garip garip baktıydı. Sanki dünyanın en tuhaf şeyini söylemişim gibi. Ah gelse… Evet evet… Bu gece gelmeli ve bitmeli her şey; ya da en yeniden başlamalı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu kez tüm cesaretimi toplayıp baştan ayağa ağız kesilmeliyim. Sözler akıtmalıyım yüreğine oluk oluk ve anlatmalıyım gün günden çok sevmeyi; olmazı, olacağı, her şeyi. Ve o kana kana içmeli devirdiğim tüm cümleleri. Sonra bütün o kalabalığı siyaha boyayıp önümüzde açılan mavi yoldan yürümeliyiz ellerimde elleri. “Sahile gidelim sevdiğim.” demeliyim. “Bak deniz de bu kavuşmanın yolunu gözlemede hanidir. İlk ona verelim müjdemizi.” &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İçimde dingin, yapayalnız bir göl var, kuytularda gizlenen ve gün gün acıyla beslenip büyüyen. Duru bir gök altında ışıldayıp coşmayı bekleyen bir pınar belki de. Onu sevda nehrinin akışı sürükleyecek en derinlere, biliyorum. Akarsu olur da bulmaz mı denizinin yolunu? Öz düşmez mi toprağın bağrına, yeşersin diye kök iyiden iyiye? Er ya da geç kavuşmaz mı bekleyen özlediğine? &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gel bu gece benimle. Ne varsa önümüzde yıkıp geçelim. Ömrümün kalanında ak göğsün olsun yatağım. Tepeden tırnağa aşka boyanayım seninle. Çiçek çiçek açayım teninde. Parmaklarım tek tek dokunsun narin yapraklarına ve incitmeden doyayım sana. Yapabilirsek sevdiğim, yaşamak budur; böyle yaşarız birlikte. Yaşayamazsak da ölürüz kalanlar için, elin elimde. Bırakırız mavi derinlere, artık gereksiz, tutsak bedenlerimizi tüm zincirleriyle birlikte. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Soğuk sular, dalgalar olur özgürlükte yoldaşımız. Martılar şahitlik eder bize çığlık çığlık… Sonsuzluğa haykırır ruhlarımızın geç kalmış nikâhını. Saçların omzumda güneşi düşleriz. Hiç doğmasa da gecemize; bekleriz. Ala, beyaza keser siyahlarımız an an… Ve duvağında narçiçekleri… &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Söyleyeceğim evet… Bu gece, kendi düğünümde!.. Ya annem? Ya Mualla? Hatta kocası? Işıklı bir cana kavuşmayı hayal ederken, acıyor mutluluğum, toyluğunu yitiriyor, alevi köreliyor bir anda. Yine de dönmeyeceğim yolumdan. Bir hınzır fırtınaya atladım artık, deli deli uçuyorum. Ve ben bu çıldırma nöbetlerim kadar büyüyorum. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bekle Maria! Birlikte kırbaçlayacağız doru atlarını arabamızın. Göğsüm gibi yaman kabaracak yelkenlerimiz nefes nefeseliğimizde. Bu gece sevdiğim… Ya gülecek yıllarca aldandığım düşler; ya göçüp gidecek ömrümden ve bir daha hiç görünmeyecek yüzüme. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Annemi alıp kuaförün yolunu tutuyoruz. Ne çok şey anlatıyor yol boyunca. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Çok iyi ettin oğlum.” diyor, durup durup. “Huyu güzel, kendi güzel… Bak ne iyi anlaşacaksınız.” &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ah ana, ah! Bilsen ben bu gece kaderimin tüm çizgilerini silip yeniden çizeceğim göklere… Gözlerin yine böyle ışıl ışıl bakar mıydı? Yine böyle sevinçler giyinir, torun hayalleri kurar mıydın? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Anla beni ne olur. Yıllarca içimi sancılara kesen bu hasret bitmeli artık. Ha diri, ha ölü… Ya kazanacağım ben beni; ya da kaybedeceksin biriciğini. Affet annem, affet beni! &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kapıda bekliyorum kalabalıkça kadın güruhunun çıkışını. Arkadan beyazlar içinde gelen!.. Bu olabilir mi sahi? Yine bir gündüz düşünde sınanıyor muyum yoksa? Anne bu kez uyandırma beni. Bırak son seferimi yapayım ve artık maviye düşüp kaybolayım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir peri gibi süzülüyor basamaklardan tek tek. Değneğindeki tozlar adam hallerime yayılıyor. Ortalık yaz, vakit akşam, ömrümün ikindisi… Güneş gitmede uzaklara… Ama o saçlar… Gideni de kıskandıracak kadar sarı… Her zamankinden daha ışıltılı… Günbatımı kızıllığında bir mutluluk asılmış yanaklarına. Dudağının kıvrımlarında gülümseyen tane tane narçiçekleri… &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İşte kavuşmanın günü gelmiş. Ne olmuş, nasıl olmuş; umurumda mı? Ömrümün kalan yarısını da sokaklarına terk edebilirdim; tek üzerine basarak da olsa gelsin diye. Oysa şimdi kuşanmış en güzel gülüşünü sımsıcağın, yıldızlarını döke saça bana doğru yaklaşıyor. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Düş bile olsa ne çıkar? Geliyor işte… Bana geliyor. Siliniyorum. Zerre zerre eriyorum. Karışıyorum taşlara. Sadece âşık bir maviyim, bir kelimeyim, bir isimim şimdi… “Maria… Maria!..” &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“A benim şaşkın oğlum!.. Maria deyip durmasana şu kıza. Mualla o Mualla.” diyor annem. “Tutturdun bi deniz, bi Maria. Ömrümü yedin, ömrümü. Bir ara da kocası var diye dellendiydin. Hâlbuki çocukluğundan beri sana yanıktır bu Sarı Mualla. Kimselere varmayıp senin akıllanmanı bekledi kızcağız. Hem bak ne kadar da güzel olmuş, saçının rengini biraz daha açınca.” &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Düş değil, gerçeğin ta kendisi bu. Ama Mualla esmer değil miydi yahu? &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-4495879546818116762?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/4495879546818116762/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=4495879546818116762&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/4495879546818116762'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/4495879546818116762'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2009/04/bekcinin-dugunu.html' title='BEKÇİNİN DÜĞÜNÜ'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/Sesx7L_6htI/AAAAAAAABis/qFopF2VywsE/s72-c/kizkulesi20070630037.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-6239721364188734501</id><published>2009-03-25T17:15:00.000+02:00</published><updated>2009-03-25T17:28:35.415+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÖYKÜ'/><title type='text'>FENER BEKÇİSİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/ScpMgrncn6I/AAAAAAAABik/Ll9NeKlz_y0/s1600-h/D0204_1739.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5317146434411995042" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/ScpMgrncn6I/AAAAAAAABik/Ll9NeKlz_y0/s400/D0204_1739.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Bir martı kanatlanıp uçarsa başının üzerinden &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bırak kendini &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Denize düş &lt;/div&gt;&lt;div&gt;İşte o zaman anlayacaksın ki &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aslında hayat kocaman mavi bir düş &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Halatlar hora! Çapa vira! Vira bismillah! &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir sabah vakti, gün aydınlanırken düştük mavinin yoluna. Hey gidi kocamış hatun; nasıl da aldı bizi koynuna. Güverte lostraması emirler yağdırıyor tayfaya. Dümen avuçlarımda, belirlenen rotaya doğru ilerliyorum. Şimdi sakin, dingin sevdiğimin mavi saçlarını okşuyorum. Bir gemi değil sadece denizde süzülen, titreyen bir yelken gibi sulara saldığım; bütün hayatım. Bilen, anlayan olmadı. Olmasın da zaten. Hayaller üzre bir yuva bizimki, kuşlarınkinden de yükseğe kurduğumuz… Aşk içre bir yolculuk masmavi… Martılar kadar kanatlı usumuz. Bilen, anlayan olmasın. Bedenleri tutsak eden sahte bilgelikler dokunamasın uçuşumuza ve bana bağışladığı tarifsiz mutluluğa. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bendeki bu deniz aşkı küçücük bir çocukken başladıydı ilk. “Baba, denizci olacağım ben” dediğimi kendim bile hatırlamam. Ne zaman canım sıkılsa bir sahilde alırdım soluğu; ya da ne zaman içim içime sığmayacak kadar neşelensem ona koşardım. İşte bu yüzden bütün hallerimi bilir. Çoktu hallerimiz ya; hepsini bir bir bölüşürdük biz. Hayallerime kaç olta iğnesi batırdım onun kıyılarında ve kaç balıkla birlikte öldüm çırpına çırpına. Gemiler geçerdi beyazlı morlu gövdeleriyle uzaklardan, ben düşümü onların peşine takar bilmediğim ufuklara yollardım. Anacığım ne kadar “A oğlum, yer yutar adamı o kahpe, gel vazgeç” dediyse de çıkarı yoktu. Varsın onun elinden olsundu her dert; ne gamdı! Kavuşmalıydım sevdalıma; kavuştum da… &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Okulu dereceyle bitirdiğim gün ilk seferin düşü gözlerimde uçuşmaya başlamıştı çoktan. Birincilikle de bitirirdim ya; o sarışına fena tutulduydum son senemde. Ah o saçları yok muydu? Her teline ayrı ayrı bağlamıştım gönlümü. “Düş!..” dese, onunla en dibine dalardım denizin.Öyle yaman sevmiştim haspayı. Adı başkaydı ama ben Maria derdim ona. O hiç bilmedi, hiç… Ne sevdamı; ne de adını. Anam “Hele işini gücünü bir yoluna koy da Mualla’yı alacam sana.” der dururdu ama benim deli yüreğim konmuştu bir kez olmayacak dallara. Kocasını öğrendiğimde dünya dar gelmişti heyhat! Ama deniz, öyle uçsuz, öyle bucaksız ve öyle sonsuz kucakladı ki beni, bu da geldi geçti dedim; hiç unutmasam da… Genç heyecanlarımın en coşkulusuydu, en kıpır kıpırıydı. Gündüz yanı başımda, gece koynumda, ama hep benimleydi yıllar yılı; kavuşma umudum olmasa da!.. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonra… Çok uzunca bir zaman sonra, saçımın aklarında çözülmeye yüz tutmuş düğümlerimle onu tanıdım uzak diyarlarda. Sayamadığım kadar çok yolculuklarımın hangisiydi bilmem? Ben gemiyi yanaştırıyordum, o limanda durmuş öylece bize bakıyordu. Dili başka, dini başka… Kendisi bambaşka… Belki o da benim gibi hayallerini uçuruyordu bir yekenin ucundan bir yelkenin kanadına. O da benim gibi, çıpaya sapladığı yüreğini bırakmıştı besbelli; en derin sulara. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yıldızlardan tokalar takmıştı deniz kadar dalgalı saçlarına. Ben bir martı kuşuydum umarsız, umursamaz… Ve maviye âşık... Uçuyordum göçebe Samanyolu misali kararsız. Peri tozları döktü gözleri çocuk hallerime ve gerçeği yok ediverdi bir hayal dünyasında. Oysa ne çok olmuştu masallara inanmayı bırakalı. Işıklı yüreği nasıl da kayıverdi sahillerime. O an bütün ezberlerim yeniden alt üst oldu. Ben kendimden ırağa göçmek çabasındayken, karanlık yollarımı aydınlatan deniz fenerim oldu o. Çiğ bir aydınlık değildi ha! Hiç batmayan bir güneş, çetin bir siyahı yarıyor ve zerre zerre evrenime dağılıyordu. Her şaşırdığımda dümeni kırdım, rotamı çevirdim ona. Ah Maria! Gülümseyişi ömrüme eş kadın. Sarıldım hiç bırakmayacakmışçasına… &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Pamuk tarlasında rençber olduğum geceler, terim terine karışırken kavruldum böyle gün yanığı ben. Karanlığın sonu o ışığa varsın diye uğurlandım kendi limanımdan her sefer. Gün günden çok sevmek nasıl bir duyguymuş böyle? Hasretle yanarken sulak kavuşmaları düşlemek… Yıldıza doymuş özlem gecelerine açlığım; ılıktan, soğuktan bezginliğime denkti. Avuçlarıma dolan sonsuz sıcak ve bir canda iki gövde sevdaya karışan. Ve narin bir tenin beyazlığına boyanıyordu mutlu zamanlarda tertemizliğim. Yolculuklarım işte o en aydınlık fenereydi bundan sonra… Sadece deniz, o ve ben… &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Mavi siyaha, gün akşama kesmiş uzunca yolda. Şimdi açık denizlerin orta yerinde bir kargaşa… Radyo istasyonu S.O.S diyor. Telsizden yolumuz üzerinde fırtına uyarısı geliyor. “Yıldızdan Poyraza gün doğrusu yön değiştiriyoruz.” diyorum ikinci kaptana. “Emredersiniz süvari bey” derken yıllar evvelki heyecanımı görüyorum onun genç bakışlarında. Bütün gücümle dümeni çeviriyorum. Çok geç!.. Rotayı değiştirmeye fırsat bulamadan yakalıyor bizi sert bir rüzgâr önce. Sonra âlemin bütün siyah bulutları toplanıyor tepemize. Tayfa sırılsıklam; bir yandan yağmur, bir yandan deniz… Boş bir çaba ve alabildiğine karanlık… Sevdiğimin gözlerinden başka ne bir fener, ne de çakar var. Döküyor saçlarını kara geceye; bir ben aydınlanıyorum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Elimde dümen, yüreğimde aşk, kırmaya çalışıyorum öteki sevgilimin inatçı dalgalarını. Biliyorum kıskançlık en tehlikeli zehirdir, onu da yakıp kavuruyor. Hınçla saldırıyor üstüme. Koca gemiyi bir o yana bir bu yana sallayıp duruyor hışımla. O sakin mavi hallerinden eser kalmamış, kara bir kâbus gibi çöküyor üzerimize. Köpük köpük, parça parça kin kusuyor. Oysa bir bilse, ben ikisini de nasıl seviyorum. Ne denizden geçer bu gönül, ne de sarı saçlardan. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Babamı da böyle bir fırtınada çekip almıştın çocuk ellerimden. Oysa teri karışmıştı tuzlu suya, senden çıkan ekmeğine yudum yudum emeğini damlatmıştı Kenan Usta. Ne vefasız, ne vazgeçilmez sevgiliymişsin; sana tutkun yürekleri bir bir tükettin karanlık diplerinde. Daha ne yapabilirsin ki bana? Kaç kere daha ölebilir ki bir çocukluk ve kaç kere daha düşleri bitirilir acıyan gözlerin. Ve yine de seni sevmemi engelleyebilir misin? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ah Maria, bize yine ayrılık göründü fırtınalı bir gökyüzünde. Buraya kadarmış; bitti. Ne yapsam olmuyor, ne desem inanmıyor bana. Alacak kollarına beni, kendini tüketen kıskançlığıyla. Bitirecek ömrümü bir solukta. “Sadece benimsin…” diyecek her âşık gibi. “Yoksa öl!” &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ah sevdiceğim! Gülüşüne ömrüm feda... Artık sana kavuşma umudum kalmadı. Yıldıza karışmış saçlarına yeniden dokunamayacağım. Ve iki ak güvercin arasına yaslayıp başımı, çekemeyeceğim o tuzlu kokunu içime. Böyle olmamalıydı biliyorum. Ama sonları baştan yazamıyor ki en kuvvetli kalem bile… &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Canımı veriyorum şimdi ilk aşkımın koynunda. Acı çekenler için ondan rahat bir döşek yoktur ya; en çok sensiz düşmek yakıyor canımı. Ellerin avuçlarımda olsa, dipler vız gelirdi bana. Bir sevdalıma kavuşurken sonsuzca; diğerinden vazgeçmek çizilmiş alnıma. Sen giden bedenimi değil, sonsuza bıraktığım aşkımı aydınlat bundan sonra. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Elveda Maria… Maria!.. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;“Ne Maria’sı tembel, uyan artık, gün batacak neredeyse. Geç kalacaksın fenere.” diyor anam, hiç değişmeyen sesiyle. “Bak kaç yaşına geldin, Mualla’yı da kaçırırsan, sütümü helal etmem sana. Kız beklemekten helak oldu yavrum. He de, gidip isteyelim hemencecik.” &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yarı uykulu gözlerle kalkıyorum yataktan. Kan ter içinde kalmışım. Yeni demlenmiş çayın kokusu doluyor genzime sıcacık. Cevap vermiyorum anneme. Ne diyeceğim ki hem? Aklına koymuş, evlendirecek beni o karta kaçmış kız kurusuyla. Sabah sabah türkü söylüyor baş ucumda. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Fenere gidiş yolunda, elimde sefer tasım, tepe taklağım şimdi. Ama benim denize düş yolculuklarımda Mualla’ya yer yok ki! Üstelik de o esmer yahu!..&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#990000;"&gt;Dip Not:Bu öykü de perilerin en muhabbetlisine hediyem olsun. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-6239721364188734501?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/6239721364188734501/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=6239721364188734501&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/6239721364188734501'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/6239721364188734501'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2009/03/fener-bekcisi.html' title='FENER BEKÇİSİ'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/ScpMgrncn6I/AAAAAAAABik/Ll9NeKlz_y0/s72-c/D0204_1739.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-5902594072265722116</id><published>2009-03-09T23:14:00.000+02:00</published><updated>2009-03-09T23:35:25.037+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DÖK İÇİNİ RAHATLA'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BELİRLİ GÜN VE HAFTA VE AY VE YILLAR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TELEVİZYON MELEVİZYON'/><title type='text'>ORTAYA BİR SERZENİŞ...</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SbWKyN98TFI/AAAAAAAABiU/BHEbzWY5D4Y/s1600-h/DSC00551.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5311303930900925522" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SbWKyN98TFI/AAAAAAAABiU/BHEbzWY5D4Y/s400/DSC00551.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ey benim güzel hemcinsim, hatun milletinin insanı! Yaklaş hele yamacıma bir iki diyeceğim var sana.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Şu beş taşın yanına, bir de tek taş hediye eden reklamı diyorum... Bildin mi? Merak ediyorum; niye sesin soluğun çıkmıyor? Bekliyorum hala umutla, bir kadın kişisi de çıkıp "uleyn ne diyorsunuz siz be, ben tek taşımı kendim alırım, tek başıma kendim takarım" diye sahne alır diye. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sen ki, şu zavallı 'Taç' reklamları için yeri, göğü inlettin. Sen ki 'ben evimde oturup, havlu katlamam, bornoz koklamam, ruhuma da yer açmam' diye yırtım yırtım yırtındın. Şimdi niye susuyorsun?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Niye çıkıp 'bu reklam kaldırılsın, valla tozu dumana katarım' diye bağırmıyorsun? Bu daha mı az incitti kadınlık gururunu? Daha mı az sarstı senin, ayakları üzerinde duran, kariyer sahibi, kimselere muhtaç olmayan, kocasına değil, dünyaya pirim vermeyen güçlü kadın imajını?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Fark ne? Neydi 'Taç'ın kadınlarının, o adama dünyayı dar eden, 'bak almazsan kendine ülkelerden ülke beğen' diyen döpiyesli hatunlardan eksiği? Neyini beğenmedin ki? Üstelik pek de güzel dans ediyorlardı. Etmiyorlar mıydı? &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;'Ev hanımı işte' diye küçümsediğin, üretime katkısı olmayan, keneden hallice bir çeşit parazit muamelesi yaptığın o hanımlar, bir tek taş için hayat arkadaşını 'sürgün' etmeyi düşünen hemcinslerinden daha mı az onurludur sence?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tepki verirken bile çifte standardın dibine vuruyoruz hep birlikte değil mi? Bir tanesi bize kendimizi değerli hissettirirken, diğeri otur oturduğun yerde, senin yerin evindir'diyor değil mi? Oysa her iki reklamın verdiği mesaj birbirine o kadar yakın ki. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ben fark göremiyorum. Ya sen?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Çalışmadan yapabilir miydim bilmiyorum. Böyle bir şansım olmadı. Küçüklüğümüzden beri 'okuyun, mesleğiniz olsun, kimsenin eline bakmayın'diye yetiştirildik. Belki de yapardım kim bilir? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Okuldan eve dönüşlerimi hep gülümseyerek, içimde garip bir huzurla hatırlarım. Kışın üşümüş burnumu anneciğimin daha kapıda hohlayarak ısıtması, ellerimi avucunun içine alıp, çıtır çıtır yanan sobanın üzerine yaklaştırması, hasta olmayayım diye ısıtıp ısıtıp giydirdiği yünlü pijamaların yumuşaklığı gibi yumuşacık gülüşü hala içimi sıcacık yapar. Daha kapıda bizi karşılayan taze pişmiş limonlu kekin kokusu o günlerimin unutamadığım anılarının da kokusudur sanki.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Oysa benim çocuklarım bomboş bir eve giriyorlar. Dolaptaki akşamdan kalan yemekleri ısıtıp ya da dışarıdan ne idüğü belirsiz fast foodlar söyleyip yarım yamalak karın doyuruyorlar. Onları kapıda karşılayan bir gülümseme yok maalesef. Okulda öğrendikleri şarkıları tekrarlayacakları bir 'anne' de yok evde. Böyle sıcak anıları da olmayacak muhtemelen.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Ben yapabilir miydim bilmiyorum. Ama annem yaptı. Annem ben bildim bileli 'ev hanımı'dır. Ama, ben onun beş dakika boş durduğunu görmedim. Şöyle rahatça uzanıp, dinlendiğine hiç şahitlik etmedim. Eviyle, bizimle, biz büyüyünce çocuklarımızla uğraşıp durdu garibim. Hala da didinmekte. Koca aileyi çekip çevirmekte hala. Bu kadar emeğinin yanında, kimseden beş taş yanına bir de tek taş beklemeden hem de...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Elbette kimse çalışmasın, herkes evinde oturup çoluk, çocuğunu büyütsün demiyorum. Herkes kendi tercihini yapar. Yapmayana da hayat nasılsa yaptırır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ben nacizane derim ki; eleştirirken, tepkilerimizi dile getirirken biraz daha tartalım. Kimseleri kırar mıyız, üzer miyiz diye azıcık daha düşünelim. Nalına vururken, mıhını da ihmal etmeyelim. Nalıncı keseri gibi, hep kendimize yontmayalım. İşimize gelene eyvallah, işimize gelmeyene yallah demeden önce, şöyle bir durup düşünelim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Ofiste, okulda, tarlada, sokakta, dükkanda... Ve evinde çalışan, emekçi kadınların günü kutlu olsun. Dilerim kadının en büyük sorunu bu olabilsin bir gün.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Haydi sağlıcakla, selametle, güzellikle kal kadın kişisi...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-5902594072265722116?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/5902594072265722116/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=5902594072265722116&amp;isPopup=true' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/5902594072265722116'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/5902594072265722116'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2009/03/ortaya-bir-serzenis.html' title='ORTAYA BİR SERZENİŞ...'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SbWKyN98TFI/AAAAAAAABiU/BHEbzWY5D4Y/s72-c/DSC00551.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-1341434540361172279</id><published>2009-02-27T09:17:00.000+02:00</published><updated>2009-02-27T09:32:42.431+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÖYKÜ'/><title type='text'>KARA BONCUK GÖZLERİNDEN ÖPERİM</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SaeU8AUZU4I/AAAAAAAABiE/hc7Kw73bGeE/s1600-h/karagoz-bebek-001_resim.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5307374444478026626" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 395px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SaeU8AUZU4I/AAAAAAAABiE/hc7Kw73bGeE/s400/karagoz-bebek-001_resim.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;İncecik bir horoz ötüşü çınlıyordu kulaklarımda. Yağmurun sesine karışıp sabahı müjdeliyordu toprak ve sarıçiçek kokularının arasında. Dal, yaprak ve ıhlamurlar teslim olmuştu çoktan ferahlatan dokunuşlara. İçim kıpır kıpırdı. Çocuk yüreğim ıslanmak istiyordu bulutların tatlı ve serin mutluluk gözyaşlarıyla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“N’olur anne!..” dedim. “Dışarıya çıkmak istiyorum.”&lt;br /&gt;Önce anne oldu, çattı maviş gözlerinin üzerindeki iki hilal gölgesini; sonra bir zamanlar çocuk olduğunu hatırlayıp uzattı ellerime bitmeyecek sandığım sevincimi.&lt;br /&gt;“Git hadi deli kız!” dedi. “Sakın hasta olayım deme ha! Sonra bakmam sana.”&lt;br /&gt;Sağ gözünün ortasına, sol tarafımdan kopan bir kiraz çiçeği bıraktım sevgiyle.&lt;br /&gt;“Öpme gözlerimden demedim mi kaç kere sana? Ayrılık getirir.” dedi.&lt;br /&gt;Uçar adım merdivenleri inerken, “Ben senden hiç ayrılabilir miyim?” dedim, annelerin sultanına.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Bahçenin yağmurla yoğrulmuş toprağında, ayağımdaki tor lastikler nasıl da kayıyordu. Dönüp baktım; ahşap beyaz pencerede hüzünle beni seyrediyordun. El salladım sana. “Gelsene!” diye bağırdım hatta. Küçücük omuzlarını silktin. Belli ki annem izin vermemişti. “Üzülme küçüğüm.” dedim içimden. “Üzülme benim kara boncuğum. Yaz yağmuru bu, nasılsa birazdan diner. Nasılsa birazdan güneş, bulutların ardından hem sana, hem bana, hem de tüm yeşillere gülümser.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyaz horozumuzun yanına gittim sonra. Beni görünce dolanıp durdu etrafımda. Dünden beri görmemişti ya; o da seni özlemişti belli ki. Sanki haber soruyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte güneş de açmış ıslak saçlarımı kurutmak için dikilmişti tepeme. Sesini duyup ardıma döndüm, kapının önünden koşarak bana doğru geliyordun. İki kolum iki tarafa olabildiğince açık, seni sarmalamak için bekliyordum. Horoz da bekliyordu. “Sana emanet kardeşin ha!..” dedi annem. Emanetimi kucakladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne çok seviyordun o beyaz horozu. “Bak abla, saçlarını ne biçim kesmişler…” dediğinde nasıl gülüşüyorduk. Sahi, hangi berberdi onu böylesi ilginç bir hale sokan?.. Köy yerinde bizden başka seveni de yoktu garibin. Vakitsiz öterdi çokça. İhtiyarlamıştı da artık. Anneannem “Size vereceğim onu, götürün giderken!..” dediğinde ne sevinmiştik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bavullar düzeltilmiş, yükler yüklenilmiş, yolluklar hazır edilmişti artık. Dönüş vaktiydi bir yandan; bir yandan hüzün vaktiydi hazan… “Okullar açıldı, açılacak yavrum” diyordu annem. Bıraksalar; köyde okul mu yoktu? Ah, bir bıraksalar; burada geçirirdik kalan ömrümüzü. “Anneanne, horozumuzu unutmuyorsun değil mi?” diye sordum. Ocak başının isi eline, teri yüzüne bulaşmış bir halde koşturuverdi merdivenlerden aşağıya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vedaları sevemedim hiç. O zaman da sevmezdim. Kavuşmalar uzun, ayrılıklar kısa sürsün isterdim. Bu nedenle dönüp bakamazdım da hiç ardımda kalanlara. Ruhum gözyaşlarıma karışıp geride kalacak sanırdım. Gidenlerin peşine takılıp ayrılacak gibi gelirdi yüreğim bedenimden. O yüzden hep küçük tuttum “hoşçakal”ları. O nedenle hiç uzatmadım vedaları. Bir an olsun ve gelsin geçsindi işte!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevenlerle bir bir gönülleri koparmadan ayrıldık. Herkese bu yaz için, son defa el salladık. Anneannem, yine koşturuyordu köy meydanına doğru. Elinde bir poşet vardı. Belli ki; yol için bir şeyler daha hazırlamıştı. “Yetmedi mi artık, kim yiyecek bunca şeyi?” dedi annem. “Sen karışma bakayım!” diye payladı onu da. “Bu kuzularımın…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Anneanne ya” diye mızmızlandın. “Hani amerikan tıraşlı, beyaz horozu verecektin bize?”&lt;br /&gt;Yüzünü yine her zamanki gibi şefkatle okşayarak “Getirdim ya kuzum” dedi. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Elindeki poşeti uzatıp “İşte burda!.. Pişirmeye fırsatım olmadı, gidince anneniz bir güzel kızartır, afiyetle yersiniz emi?” &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;O an gözlerin kocaman olmuş, fırtına patlatmaya hazır kara bir buluta dönmüştü. Seni mi sakinleştireyim, acıyan yüreğimi mi bilemedim. Neden ağladığımızı hiç kimse bilmiyordu; sadece sen ve ben… Etraftaki bizsiz kalabalık şaşkınlıkla bakınıp söyleniyordu. Sarıldım sonra sana, sıkıca. “Ağlama artık, kadıncağız ne bilsin...” dedim. Gözyaşların yakamdan içeri kalbime akıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka bir hazan vakti annemizi babamızın yanına uğurlarken, genç heyecanlarımıza en büyük acıyı katmıştık hatırlarsın. Giderken yine mavi mavi bakıp seni bana emanet etmişti. “İyi bak ona” demişti. “O narin küçük bir dal daha, sakın kırılmasına izin verme kızım” olmuştu son sözleri. Ben ki; paramparçaydım. İçimde bir yerler kırık dökük olmuştu. Dışarıdan görünen o deli, o güçlü hallerimi onun gözlerinden alıyordum. Anlamıyordu hiç kimse; kendisi bile. Bilmiyordum hiç, onsuz nasıl yaşanır, o olmadan nasıl ayakta kalınır… Ve onun omzu olmadan nasıl ağlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen kara boncuğum, sen öğrettin bana nasıl anne olunacağını. Sana ablalık ederken bildim, hayata karşı nasıl durulacağını. Güçlendim, yıkılmaz bir çınar gibi ayakta kalabildim seninle. Liseye yazdırırken, “Veliniz gelsin kızım.” demişti ya müdür. Zor ikna etmiştik öksüz-yetim oluşumuza. “Yok mu bir akrabanız falan?” diye diretmişti. Vardı da sen istememiştin. “Sadece sen gel yanımda.” demiştin. Nereden bilecekti ki? Bizi birbirimizden başkası hiç bilemedi ki!.. Nasıl bakmışsam o gül yüze; askeriyeye ziyaretine geldiğimde komutanın sevgilin zannetmişti beni. Kahkahalarla gülmüştük o gittikten sonra. “Aman abla, terhis olunca çok yanımda dolanıp da kısmetime mani olma ha!..” demiştin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben sevgilerin en büyüğünü de hayatın ta kendisini de senin kara gözlerinde buldum. Ve ne kadar istesem de onları hiç öp(e)medim. Hem de hiç!.. Ayrılığın gölgesi bile aramıza düşsün istemedim. Annemin gidişinden öpüşlerimi sorumlu tuttum diye çok kızardın bana. Uzatırdın dudaklarıma siyah incilerini, “Korkma ablam, ben seni hiç bırakmayacağım.” derdin. “Gözlerimden öp beni…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne işin var şimdi o buzlu camın ardında? Her şey yakışır da benim kardeşime, bunlar yakışmış mı bir baksana. Bu vücudundaki kordonlar ne? Peki ya kıvır kıvır saçlarını kazıyıp kafanın içine soktukları kablolar? Kolundaki şişeden gencecik bedenine zerk edilen damlalar yeşertecek mi seni? Solgun yüzünde yeniden renk bulacak mı kır çiçekleri? Gülüşünle aydınlanacak mı yine iki kişilik kocaman dünyamız? Söyle, açacak mısın bana o kara gözlerini? Yoksa o arabayı aldığım güne lanet ederek, “Keşke ben… Onun yerine ben…” haykırışlarıyla, karanlıklar içinde yaşamaya mahkûm mu edeceksin beni?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz veriyorum annemin emaneti, sana söz veriyorum; buradan el ele çıkalım hele bir, evimize gidelim… Amerikan tıraşlı, beyaz bir horoz alacağız. Her sabah onun vakitsiz ötüşü uyandıracak bizi. Senin çocukların olacak sonra boy boy, kızlı erkekli. Onların da arkadaşı olacak çocukluğumuzun en güzel sesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçim gitse de, yüreğim coşup istese de, sırf ayrılık bizi bulmasın diye; ben hiç güzel gözlerinden öpmedim seni. Ablanı bırakıp gitme kara boncuğum... Haydi tut elimi!.. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;Not: Bu öykü, her ne kadar bir erkek kardeşe olan sevgiyi anlatıyor olsa da sadece siteye girebilmek için koca gün uğraşıp didinen, hiç doğmamış kız kardeşlerimden biri olan Sevgili Suzem'e yürekten sevgimle, nacizane armağanımdır. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-1341434540361172279?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/1341434540361172279/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=1341434540361172279&amp;isPopup=true' title='15 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/1341434540361172279'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/1341434540361172279'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2009/02/kara-boncuk-gozlerinden-operim.html' title='KARA BONCUK GÖZLERİNDEN ÖPERİM'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SaeU8AUZU4I/AAAAAAAABiE/hc7Kw73bGeE/s72-c/karagoz-bebek-001_resim.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>15</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-1229909855854609472</id><published>2009-02-25T11:20:00.000+02:00</published><updated>2009-02-25T11:40:44.655+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BİLİMSEL KONULARA PARMAK TEMASI'/><title type='text'>KORDONA DOLAN DA GEL...</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SaUQaX-OCBI/AAAAAAAABh8/KJmKeoPGCvg/s1600-h/ozzzz.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5306665781223622674" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SaUQaX-OCBI/AAAAAAAABh8/KJmKeoPGCvg/s400/ozzzz.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Geçenlerde büyük gazetelerin birine röportaj veriyorum; isim vermeyeyim şimdi, nasılsa okursunuz… Dediler ki: “İncegül Hanımcığım, nereden buluyorsunuz bunca şeyi. İki yıldır yazıktırıp çiziktiriyorsunuz, konu sıkıntısı çektiğiniz zamanlar olmadı mı?” Güldüm!.. “Siz de onca zamandır yakın takiptesiniz, adım adım peşimdesiniz, her yaptığım, her söylediğim manşet… Daha öğrenemediniz mi; ben arayıp bulmuyorum ki… Konu beni buluyor.” &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Acele etmeyin,  bağlıyciim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günlerden bir gün işyerindeyim, yine gömülmüş vatanım, milletim için çalışıyorum, bir telefon geldiği söylentisiyle şirket çalkalanıyor.&lt;br /&gt;“İncegül Hanım’ı kordon bankasından ariyilermiş”&lt;br /&gt;“Aha da İncegüül, koş koş, seni kordon bankasından arıyolaar kızzz.”&lt;br /&gt;“İncegül Hanım, hamile kalacağınızı firmamıza önceden bildirmeniz gerektiğini bilmeliydiniz. Bu yaptığınız hiç şık değil.”&lt;br /&gt;“Aaaaa, hamile miymiiş, ayol bu menapoza girmemiş miydi be? Yüz yaşında vardır anam bu.”&lt;br /&gt;“İncegül aplaaa… anlayalım hee…”&lt;br /&gt;Şekli cümleler havada uçuşuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağlayın anasını satayım. Bakalım ne çıkacak altından. Hem ne zamandır, bilim teknik programı yapmayı düşünüyordum, al sana bedava done… Bu görüşme oldukça faydalı ve bir o kadar da verimli geçeceğe benzer. Buyrun buradan bilgilenin efenim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Alo buyrun ben İncegül…&lt;br /&gt;- Merhabalar İncegül Hanım, ben deniz gordon bankası veznedarı ve aynı zamanda hemşiresi Batanay. Biz yirmi bir-kırk yaş arası karıları arıyoz ve bilgilendiriyoz da…&lt;br /&gt;- Buyrun hanımefendiciğim, sadede gelin… Nasıl yardımcı olabilirim? Gerçi henüz yirmi buçuk yaşındayım ama, neysee...&lt;br /&gt;- Şey… Kem… Küm… Bebe diyorum… Bebe yapmayı düşünüyonuz mu aceba?&lt;br /&gt;- Hemen şimdi mi?&lt;br /&gt;- Yok be annem… keh keh keh… hani bu aralar… Var mı böyle bir niyet… Eşiniz beyefendiyle de bir görüşüp önce bu konuda bir şettirseniz bizi.&lt;br /&gt;- Koca kişilerine ne oluyor ki be. Onlara düşen görev işin en basit kısmı. Hem öyle ha deyince olmuyor biliyonuz, bunun için belli bir süreç gerekli, aş ermesi var, bulantısı var, habire tuvalete taşınması var, doğumu var, vırtı var zırtı var. Sonrasında gece uykusuzluğu var, işten izin alma telaşı var, büyüdükçe büyüyen sıkıntıları var. Koca kişisine sormama hiiç gerek yok hanımefendi. Böyle bir şeyi düşünmek için aklımı peynir ekmekle yemiş olmam gerekli ki; daha yapmadım çok şükür.&lt;br /&gt;- Hanfendü, ama önyargılı olmayın. Bak bebe çok sevimlidir, agucuktur, gugucuktur, pötürcüktür.&lt;br /&gt;- Senin çocuun var mı bakem?&lt;br /&gt;- Yok…&lt;br /&gt;- E senin için öyledir tabii…&lt;br /&gt;- Ama biz doğacak bebelerinizin gordon ganını saklayacaz… E siz de bize epey yüklü bir miktar yetaale bayılacaksınııız… Böyle geçinip gidecez işte.&lt;br /&gt;- Yok anam, düşünmüyoruz biz. Eşim beyefendi de böyle bir şey düşünürse, uygulama için başka bir hatun bulacak artık kendisine bi zahmet. Hadi size ey günleeer…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte ben bu görüşmeyi yaparken çok sevdiğim, benimki gibi tescilli! olmasa da zeka küpü, bir arkadaşla sohbet ediyordum. Kendisi ve onun çok değerli cinleriyle konuyu istişare etmek niyetiyle çok verimli bir konuşma gerçekleştirdik. Şimdi kendisinin yüksek müsaadeleriyle onu da buradan buyrun efenim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ne istiyorlarmış İncegül?&lt;br /&gt;- Bebe yapmayı düşünüyonuz mu diye soruyor?&lt;br /&gt;- Sana ne diyeydin.&lt;br /&gt;- Demedim. Yok anam bizden geçti artık dedim.&lt;br /&gt;- Kordonumun hemşiresi…&lt;br /&gt;- Düşünsene bunların veznedarları ne korkunç tiplidir, tırnakları upuzun, elleri kan içinde, yüzlerinde korkunç bir ifade…&lt;br /&gt;- Beni de sperm bankasından ararlar herhalde&lt;br /&gt;- Aaa bak ordaki veznedarlar hoştur ama, son derece sarışın, uzun boylu, alımlı, mini etekli falan…&lt;br /&gt;- Hesabınıza bişey yatırmak ister miydiniz derler.&lt;br /&gt;- (İncegül kopar)&lt;br /&gt;- Faiz oranlarını öğreneyim de bir… &lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Bu ara yastık altında saklamayı yeğliyoruz tasarruflarımızı deriz artık.&lt;br /&gt;- Yok yok gömmek en iyisi. Çocuklarımıza miras kalsın.&lt;br /&gt;- Evet, yoksa yorgan yastık ooo…&lt;br /&gt;- Acaba bu bankalar TMSF güvencesinde midir?&lt;br /&gt;- Ya bizim ülkenin hortumcalarına TMSF ne eder ki?&lt;br /&gt;- Yatırımlarımın yurt dışına kaçırılması tehlikesi de var tabii…&lt;br /&gt;- Aaa… yerli sermayenin yurt dışına çıkarılması beni de üzer bak. Yine ne varsa eski yöntemlerde var. Gömelim gitsin… &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ne demiştik başta, ben konuyu bulmuyorum, konu gelip beni buluyor. Bunları bana sayıyla, parayla değil, sebil sebil veriyorlar. Bir çeşit deli deliyi dakkada mevzuu işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umarım sizler de bizim kadar aydınlanmışsınızdır. Evet bu bilimsel ve de çok teknik programın ardından, sizlere şimdilik veda ediyorum pötürcüklerim, balböcüklerim...  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soru, görüş ve önerileriniz için, yorum yazan kısmı tıhlayabilirsiniz. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-1229909855854609472?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/1229909855854609472/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=1229909855854609472&amp;isPopup=true' title='16 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/1229909855854609472'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/1229909855854609472'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2009/02/kordona-dolan-da-gel.html' title='KORDONA DOLAN DA GEL...'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SaUQaX-OCBI/AAAAAAAABh8/KJmKeoPGCvg/s72-c/ozzzz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>16</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-9118230717147848698</id><published>2009-02-20T13:16:00.000+02:00</published><updated>2009-02-20T13:22:33.893+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='AŞK MEŞK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BELİRLİ GÜN VE HAFTA VE AY VE YILLAR'/><title type='text'>MÜBAREK SEVGİLİLER GÜNÜNÜZÜ KUTLARIM...</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SZ6RaFo7GtI/AAAAAAAABhk/FuCxxBTKY0k/s1600-h/g%C3%BCl+2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5304837288465472210" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SZ6RaFo7GtI/AAAAAAAABhk/FuCxxBTKY0k/s400/g%C3%BCl+2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Pek kıymetli viaypi ve de förüst klas misafirlerim. Her yıl olduğu gibi bu yıl da bir sen valentayn gününü hep birlikte idrak etmiş, onun yüreğimize doldurmuş olduğu derin hislerle harap ve bitap düşmüş bulunuyoruz. Geçmiş sevgililer gününüz mübarek olsun, hayırlara vesile olsun dilerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendim, yine yer gök kırmızıya boyandı, yine pırlanta reklamları gözümüze gözümüze sokuldu. Yine her türlü hırdavatın üzerine, kalpler, çiçekler, börtü böcekler kondurulmak suretiyle, kelebek kıvamına getirildi. Hayır, kamyon lastiğinin üzerinde o pembiş kalplerin ne işi var değil mi? Bizim anlamadığımız konu bu. Hangi adam, tutup da sevdiceğine o lastikleri hediye edecek, hangi hatun kişisi o gelen hediyeyi adama yani kafasına geçirmeyecek değil mi? Yoksa, bir muhalefetimiz yoktur bu müstesna güne. Aksine, odun mamülü erkek kişilerini bile romantik bir don juan’a çevirdiğinden mütevellit minnetar bile olabiliriz bu günü icat eden tükettirici kesimine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi gelelim benim koca kişisine. Kendisi bildiğiniz üzere son zamanlarda ne kadar romantik etkinlik varsa hepsinin içinde olmak suretiyle hepimizi dumura, şaşkınlığa, heyecana ve hezeyana uğratmaktaydı. Son zamanlarda da bunu abartarak, söylemesi ayıp bir yandan hediyelere boğarken, diğer yandan ilgili sevecen yaklaşımlarla hayretime tavan üzeri karton piyer yaptırıyor. Bu adam kesin bi haltlar karıştırıyor ya; çıkar yakında kokusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bittabi ki bu kutlanası günü de boş geçmedi. İşyerime göndermiş olduğu, elbette ki kırmızı, elbette ki, kalpli ve elbette ki içinde güller olan kutunun içerisine, bir de ayıcık yerleştirmek suretiyle –aklınca- son derece şirin ve de pötürcük bir jest yaptı. Ben ne yaptım. Hemen telefona sarılıp kendisini aradım, son derece sevgi dolu bir sesle “neyin peşindesin oolum sen, ironi mi yapıyon, çağrışım mı gönderiyon, sen bu hayvan fügürüyle bana ne ima etmek isteyyon itülmüüş” şeklinde güzel bir fırça çektim elbette.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonrasında bir ara yerimden ayrılmış idim ve geri dönmüş idim ki; bir de ne göreyim beğenirsiniz. Masamın üzerinde bir çiçek daha. Ahan da… “Bu ne leyyn” dedim kendi kendime. Malumunuz bizim güruh genelde kendiyle hasbıhal üzredir ya. Düşündüm… düşündüm… Yine malumunuz üzre düşünmek, kaşınmaktan sonra en fazla yaptığımız eylemlerdendir. Ne olabilirdi, bu çiçeği kim göndermiş olabilirdi, gizli bir hayranım mı var idi, ya da fark etmeden kendi kendime yollamış olabilir miydim? İşte bu karmaşık, bir o kadar da dolaşık olayı çözmek için hemen araştırmacı, soruşturmacı ve bir o kadar da tescilli zeki kişiliğimi ortaya koymalıydım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şımartılmışlığın dibine vurmuş vaziyette koca kişisini aradım, deminki kabalığından! ötürü özür babında eylem tekrarı yapmış olabilirdi. Ağız yokladım, açıkça da soramazdım ya! Adam, “elün herüflerü ot mu yolleyya sağa len” diye depmüğü yapıştırabilirdi güzel ve de gül yüzümün orta yerine. Ama yoktu işte. O değildi. Hem o olsa idi, bu sefer içine şöyle bir iki parça mücevher de atması gerekmez miydi? Ne de olsa yıllardır kendisine hayatı zindan etmek suretiyle onca emek vermiş idim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra şirket içi bir keşif gezisine çıkmaya karar verdim. Ahan daydı. Bu da neyin nesiydi? Gözlerim pörtlemiş, yarım aklım yerinden fırlamıştı. Neler oluyordu? Bu esrarengiz adam neyin peşindeydi böyle? Şirketin bütün hatunlarının masasında aynı çiçeğin farklı renk versiyonları konuşlanmış idi. Olayın gizemi daha da artmıştı şimdi. Soruşturmama erkek zanlılar üzerinde devam etmeliydim. Bulmalıydım bu terbiyesiz suçluyu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte tam karşımda oturuyordu. Muhtemel suçluyu bulmuştum. Yüzündeki gevrek gülümseyiş, ayağının üzerine ayağını pervasızca atıp yüzüme “bahhh ne ormantik ve de düşünceli bir herüfüm” şeklinde bakan çipil gözleri onu ele vermişti. Bu bir suçlunun bakışından başkası olamazdı, nerede olsa tanırdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Len allaan gastımonulusu, o çiçeği almışsın, masaya koymuşsun, bari temizleyeydin be, bütün her yer toprak olmuş” demedim tabii. “Teşekkür ederim hemşom, ne varsa yine torpağımda var” diyerek kendisine bu sevimli jest için teşekkür ettim. Diğer kaba hatunlar ne yaptı bilemem tabi. Benim gibi nezakette sınır tanımayan bir hanımefendiye de bu yakışırdı değil mi ama?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydin şimdilik kalın sağlıcakla… He o kalp şeklindeki balonları patlatabilirsiniz anacığım, sevgililer günü geçti. Ben öyle süs olsun diye şettirdiydim. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-9118230717147848698?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/9118230717147848698/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=9118230717147848698&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/9118230717147848698'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/9118230717147848698'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2009/02/mubarek-sevgililer-gununuzu-kutlarim.html' title='MÜBAREK SEVGİLİLER GÜNÜNÜZÜ KUTLARIM...'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SZ6RaFo7GtI/AAAAAAAABhk/FuCxxBTKY0k/s72-c/g%C3%BCl+2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-6846466588346997651</id><published>2009-02-17T20:54:00.000+02:00</published><updated>2009-02-17T21:02:54.601+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BELİRLİ GÜN VE HAFTA VE AY VE YILLAR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DOMATES BİBER PATLICAN'/><title type='text'>MANDA YUVA YAPMIŞ SÖĞÜT DAAALINAAA...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SZsJfzV4q6I/AAAAAAAABgs/fBvl3nakuAU/s1600-h/D0111_1418.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5303843428121488290" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 240px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SZsJfzV4q6I/AAAAAAAABgs/fBvl3nakuAU/s400/D0111_1418.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Aman da… aman da… aman daaa…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canlarım, ciğerparelerim, şeker şerbet, ballı lokma tatlılarım gelmiş. Hele yerleşin bi annem. Hıhh… Kızlar dağılın şöyle boş koltuklara serbest serbest… Yerimiz müsait. Ahan da salon geniş, koltuklar rahat. Sizin için yeni dekorasyon da yaptıracam anacım. Az bekleyin, şimdi kilidiydi, onca anahtarıydı, çok para harcadım. Hele bütçeyi bir ayarlayım, bakın ne güzel olacak buralar. Beyler siz de serpişin aralara şööle bi, görüntü güzelleşsin. Yok öyle haremlik-selamlık. Ahan da hepimiiiz gardaşııız…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Valla heyecan da yapmadım değil ha. Şimdi biletli, davetli seyirci tabii… Locasıydı, viaypisiydi, klas bir okuyucu kitlesine sesleniyoruz. Bittabi ki kendimize çeki düzen verelim dedik. Sizin için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadık, bizim mahallenin en sarı peyniri Haspanaz’la, dünyalar şekeri, kalbi fesat ay pardon ferah Nülgüzar aplayı da transfer ettik buralara. Zaman zaman onlar da size seslenecekler bu sahneden. Şimdi birisi kuliste, kameramanlarla fingirdeşiyor, öteki de yarına dedikodu bülteni hazırlıyor, rahatsız etmeyelim dedik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanısıra yeni karakterlerimiz de var. Bastırdım annem yetaaleyi getirttim hepsini, size feda olsun be…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine tv eleştirme ve suyuna çorba pişirme köşemiz, bizim evin çatlakları belgesel programımız sizlerle birlikte olurken, bir çok yenilik de düşünmedik değil. “Film izle, gerekirse izleyemeyen garibana anlat, finalini mutlaka söyle ki; sonra günün birinde seyretmek isterse, hiçbir tat alamasın” adlı bir program hazırlıyorum ki; bayılacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayılanlar için, limon, tütün her türlü kolonyamız, koltuklarınızın yan tarafında bulunan gözde mevcuttur. Ayrıca, bir adet ıslak mendil, bir top kek, bir küçük meyve suyu, çekme halatı, şamrel, ikişer adet dübel ve vida da yine siz değerli okurlarımız pardon seyircilerimiz için, yan tarafta hazır tutulmaktadır. Fotosunu gördüğünüz, çok yakışıklı yer götürü konuksal herifleriniz Mini ve Maksi kişileri de her türlü ihtiyacınız için hazır ve de nazır beklemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Helalar, hemen girişte olup, siz değerli förüst klass misafirlerimiz için cillop gibi tertemiz temizletilmiştir. Laf arasında gitmeye kalkan olursa fena yaparım ona göre.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bak başta aman da aman da deyip durmuşum ya aklıma geldi be. Şimdi bu yıl “manda yılı”ymış, haberiniz var mıydı anam. Benim de yoktu. Penceremin tam karşısına koca bilboardlar koymak suretiyle haberdar ettiler. İstanbul’un en büyük kültür merkezlerinden birinde etkinliklerle kutlanacakmış. Bak gülüyorlar ya… İnanmazsınız şimdi siz bir de… Yahu adımız komiğe, deliye çıktı ya; ciddiye de almıyorlar bizi. Valla bak ya. Bildiğin etkinlik yapıyorlarmış. Bu şahane olaylara katılması için, tüm mandaları, ay ne mandası, tüm halkımızı davet ediyorlar. He gı. Allah canımı alsın ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlatayım, anlatayım… Ahhh… ne edersin, kültür elçisi olmak da zor şekerim. Bak şimdi; malum kültür merkezi, öyle pazardan on yetaleye aldığın dandik kazakla, çakma kotu giyip gidemezsin. Belli bir kaliteyi gözeterek, şık şıkıdım giyineceksin. Sonra cüzdanını hafifleten bir meblağ yetaaleyi sayıp içeriye giriş yapacaksın. (Bu arada o para diye bize kakaladıkları cipis çıktısı kağıt parçalarına bilahere değinicem elbette. Şimdi konumuz manda.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heh girdin mi içeriye. Muhtemelen loş bir ortam, böyle mumlar falan, fenkşuyi öğretisi ya, ona göre de abuk bir dekorasyon. Akvaryumda oynaşan balıklar, tuhaf şekilli alet edevatlar… Sahnede bir abla, üzerinde çok büyük ihtimalle çuvaldan bozma bir entari, altında don da yok tabii, fenkşuyiye aykırı biliyorsunuz. Yoksa siz giderkene giymiş miydiniz? E aşkolsun ya… Çok cahalsınız, çook…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abla önce iki elini çenesinin altında birleştirip, şu Uzakdoğu kültürünün malum hareketini yaparak ommmlamaya başlıyor, bu esnada içinizden görünmez bir yere elini uzatıp güzel yurdumun meşhur ve de malum hareketini çeken olursa çok kınarım ona göre. Kültürlü olun azıcık caanımm, aaaa…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra abla anlatıyor siz dinliyorsunuz, abla söylüyor siz tekrarlıyorsunuz. Bak uyuyan, hatta esneyen olursa hakkımı helal etmem ona göre. O kadar yetiştiriyoruz sizi yahu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En sonunda baş kuMANDAn apla, yayılın diyor. “Höööö” diye karşılık vermeyin diye söylüyorum, o sırada entarili ve kel bir takım adamlar o mis gibi yerleri, çamur, kirli su, b.k, püsür bir sürü şeyle etkinliğe hazır etmişlerdir bile. Siz komutu aldığınız anda kendinizi bu pisliğin içine bırakmalısınız. Ya ne olacak kıyafetiniz versaceymiş, vırtmış, zırtmış. Bedenlerinizi ıslah edeceksiniz be. Heee… manda gibin işte. Ruhlarınızın temizlenmesi için bu elzem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok annem size de yaranılmıyor ki… hem üç kuruş pahalı olsun, hem şoför mahalli olsun istiyorsunuz. Manda diyorum mandaaa… ne bekliyordunuz ki? Jakuzide esmer uzunboylu yağuşuklu adamlarla, çekik gözlü kızlar mı? Ben burda gerçekleri anlatıyorum, gerçekleriii… Yemiyorum, içmiyorum, tam techizatlı kameramanım günlükle gündüzümü geceme katıyorum, kültür etkinliklerinden bahsediyorum, şu sizin yaptığınıza bakın bir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bak hala domates atıyorlar. Len mevsimi değil bikere be, tadı tuzu yok atmayın. Bari ıspanak, brokoli neyin atsaydınız yahu. Yavrularıma yemek pişirirdim. Tamam be gittim işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;He gitmeden hepimizin manda yılını kutlar, hayırlı uğurlu olmasını temenni ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ısınma turundan sonra, şimdi siz güzelce yerleşin hele koltuklarınıza, anahtarını paspasın altından almayan tembeller de bi toplaşsın hele… Yayınımız “sevgililer günü” özel programıyla devam edecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E HAYDİ HOŞGELDİNİZ BE… &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-6846466588346997651?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/6846466588346997651/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=6846466588346997651&amp;isPopup=true' title='15 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/6846466588346997651'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/6846466588346997651'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2009/02/manda-yuva-yapmis-sogut-daaalinaaa.html' title='MANDA YUVA YAPMIŞ SÖĞÜT DAAALINAAA...'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SZsJfzV4q6I/AAAAAAAABgs/fBvl3nakuAU/s72-c/D0111_1418.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>15</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-1021906730013361423</id><published>2009-02-16T17:59:00.000+02:00</published><updated>2009-02-16T18:05:53.494+02:00</updated><title type='text'>DUYURULARA DOYMADIM BEN...</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SZmOk3DUvDI/AAAAAAAABgk/YaVYwLa5TME/s1600-h/20071028_664868_1193574549_zp8d.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5303426800109796402" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SZmOk3DUvDI/AAAAAAAABgk/YaVYwLa5TME/s400/20071028_664868_1193574549_zp8d.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;EVEEEET... ANAHTARLARINIZ PASPASLARIN ALTINA BIRAKILMIŞTIR.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;BEN ANAHTARIMI ALAMADIM, DAVETİYEM GELMEDİ, MAİL ATTIYDIM AMA CEVAPLANMADI DİYEN VARSA DİYE İKİ ÜÇ GÜN DAHA BURALARI BÖYLE TALAN BIRAKIYORUM... &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;BU ZAMAN ZARFINDA SİTEM, İNTİZAR, SEVGİ BİLDİRMEK İSTEYEN...  BAĞIRIP ÇAĞIRIP "HANİ LEYN BENİM DAVETİYEEEM" DİYEREK SİTİRESİNİ ATMAK İSTEYEN ARKADAŞLARIM MAİL ADRESİM BİR ÖNCEKİ YAZIDA MEVCUTTUR...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;SONRA DEKODERLİ, ŞİFRELİ, YEPYENİ BİR YAYINLA HUZURLARINIZDA OLACİİM...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ÇOK BİRİKTİM BE...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;TE O KA...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-1021906730013361423?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/1021906730013361423/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=1021906730013361423&amp;isPopup=true' title='15 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/1021906730013361423'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/1021906730013361423'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2009/02/duyurulara-doymadim-ben.html' title='DUYURULARA DOYMADIM BEN...'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SZmOk3DUvDI/AAAAAAAABgk/YaVYwLa5TME/s72-c/20071028_664868_1193574549_zp8d.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>15</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-872718021500049245</id><published>2009-02-12T08:51:00.001+02:00</published><updated>2009-02-12T09:18:04.493+02:00</updated><title type='text'>AHAN DA BİR BAŞKA DUYURU</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SZPMrPoiorI/AAAAAAAABgc/qNdX-UWyj9c/s1600-h/9713861_396_01.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5301806229648220850" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 330px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SZPMrPoiorI/AAAAAAAABgc/qNdX-UWyj9c/s400/9713861_396_01.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; BU DAVETİYELİ GİRİŞE GEÇİŞ EN ÇOK NE İŞE YARADI BİLİYOR MUSUNUZ?.. SEVGİYİ SESSİZCE BÖLÜŞENLERİ DE BİLDİM VE BUNDAN DA ÇOK MUTLU OLDUM. &lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;MAİLİME VE YORUMLARA, GEREK "BENİ TANIMAZSIN AMA BEN DE İSTEREM" DİYE, GEREK "YOLLA LEN İŞTE, NE TRİP YAPIYON" ŞEKLİNDE DAVETİYE İSTEĞİYLE GELEN, SEVGİ DOLU YÜREKLERE DİYORUM Kİ; ANAHTARLARINIZ EN KISA SÜREDE PASPASIN ALTINA BIRAKILACAKTIR. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;BU TÜKKAN, BENİM DEĞİL Kİ; ONU SEVGİSİYLE, İLGİSİYLE, SICAKLIĞIYLA VAZGEÇİLMEZİM KILAN SİZLERİN. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;SEVİYOM BE SİZİ ALLAAN DELİLERİ... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Not: Şu habire bir yıldıza basıp, aklı sıra bu yazı kötü olmuş diyen şahsiyet!.. Bu sözüm de sana; Sen bilmiyor musun ki, iyi niyeti, sevgiyi, dostluğu ne yıldızlarla, ne rakamlarla ölçemezsin. Haydi ver bu yazıya da bir yıldız. Elini çabuk tut yalnız... &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-872718021500049245?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/872718021500049245/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=872718021500049245&amp;isPopup=true' title='25 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/872718021500049245'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/872718021500049245'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2009/02/ahan-da-bir-baska-duyuru.html' title='AHAN DA BİR BAŞKA DUYURU'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SZPMrPoiorI/AAAAAAAABgc/qNdX-UWyj9c/s72-c/9713861_396_01.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>25</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-5202618439473410313</id><published>2009-02-11T08:26:00.000+02:00</published><updated>2009-02-11T08:35:32.835+02:00</updated><title type='text'>İHTİYAÇTAN DEVREN DUYURU...</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SZJxQ_snOVI/AAAAAAAABgE/PWrL5e7x9xY/s1600-h/ALI%C5%9EVER%C4%B0%C5%9E.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5301424248158894418" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 333px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SZJxQ_snOVI/AAAAAAAABgE/PWrL5e7x9xY/s400/ALI%C5%9EVER%C4%B0%C5%9E.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;SEVGİLİ ARKADAŞLARIM, &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;GEREK MAİLLERLE GEREKSE MESAJLARLA SİTEMLER ETMEYİN BANA. NİYE SAYFAYA GİREMİYOM, YOKSA BENİ SEVMİYON MU DİYEN ŞİRİNELERİM. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;MAİLİ OLAN ARKADAŞLARIMA DAVETİYE YOLLAYACAĞIM. OLMAYANLAR İÇİN DE AHAN DA MAİL ADRESİMİ AŞAĞIDA YAZIYORUM. BUNDAN SONRA BİZ BİZE YAZALIM, OKUYALIM, EĞLENELİM, GÜLELİM, BELKİ DE AĞLAYALIM. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;BİR HAFTA BOYUNCA AÇIK KALACAK TÜKKAN. BU SÜRE ZARFINDA LÜTFEN DAVETİYENİZİ İSTEMEYİ UNUTMAYINIZ.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;HEE... AŞAĞIDAKİ ADRES, SADECE ARKADAŞLARIM İÇİNDİR. MSN'SİNE EKLEMEYE FALAN KALKAN ÖKÜZLER OLMASIN. HER SLM DİYENE EYVALLAH DEMİYORUZ. ZATEN CİNLERİM TEPEMDE, OYARIM. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;TE BU KA... &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="mailto:ayvazovski_kaos@hotmail.com"&gt;ayvazovski_kaos@hotmail.com&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-5202618439473410313?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/5202618439473410313/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=5202618439473410313&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/5202618439473410313'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/5202618439473410313'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2009/02/ihtiyactan-devren-duyuru.html' title='İHTİYAÇTAN DEVREN DUYURU...'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SZJxQ_snOVI/AAAAAAAABgE/PWrL5e7x9xY/s72-c/ALI%C5%9EVER%C4%B0%C5%9E.gif' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-1897923148916212708</id><published>2009-02-03T11:30:00.000+02:00</published><updated>2009-02-03T11:56:58.602+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='VEDA HÜZÜN FALAN FİLAN İŞTE'/><title type='text'>HOŞÇAKALIN...</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SYgTXBAc2UI/AAAAAAAABf8/N3sS1OKGxO4/s1600-h/brad_pitt_300.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5298506247729633602" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 300px; CURSOR: hand; HEIGHT: 384px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SYgTXBAc2UI/AAAAAAAABf8/N3sS1OKGxO4/s400/brad_pitt_300.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;SEVGİLİ ARKADAŞLARIM,&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;UZUNCA BİR SÜREDİR BİRLİKTEYİZ. BİR ÇOK ŞEYİ, BİR ÇOK HALİ BÖLÜŞTÜK. KİMİ HÜZÜNLENDİK, KİMİ GÜLDÜK. AMA HEP HOŞGÖRÜ VE SEVGİ HAKİMDİ PAYLAŞIMLARIMIZDA. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ZAMAN ZAMAN BAZI KÖTÜ YORUMLARI YİNE KENDİ ÜSLUBUMUZLA BERTARAF ETTİK. BUNDA DA BUGÜNE KADAR SIKINTI YAŞAMADIK. KİMSEYE ÜZERİMİZDEN PİRİM YAPTIRMADIK. VE KİMSEYİ DE BURALARDA KIRIP DÖKMEDEN AĞZININ PAYINI VERDİK. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;BİR ÖNCEKİ YAZIMA GELEN ALAKASIZ YORUMLAR, BU KEZ ÇOK AMA ÇOK SEVDİĞİM BİR DOSTUMU ÜZMÜŞ, KIRMIŞTIR. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;KENDİSİYLE ASLA ALAKALANDIRMADIĞIM, AKLIMIN UCUNA BİR AN BİLE ONUN BUNLARI YAZABİLECEĞİNİ GETİRMEDİĞİM, SEVGİLİ ARKADAŞIM, SARI ŞEKERİM FERHANIMA, TOZUN ZERRESİNİ KONDURAMAM. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;YİNE DE ONUN İNCİTİLMESİNE, HELE Kİ BENİM MEKANIMDA, ASLA MÜSAADE ETMEM. VE BUNUN BURADA OLMASINDAN VE BENİM DE BU KONUYU ONA KONDURMADIĞIM İÇİN DE OLSA, GEÇİŞTİRMİŞ KONUMDA OLMAMDAN DOLAYI SEVGİLİ ARKADAŞIMDAN ÖZÜR DİLİYORUM. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ZATEN ZAMANSIZLIKTAN ÇOK İLGİLENEMEDİĞİM SAYFAMI(ZI) BELİRSİZ BİR SÜRELİĞİNE ASKIYA ALMAK İSTİYORUM İZNİNİZLE. HEPİNİZE İLGİNİZDEN VE SEVGİNİZDEN DOLAYI TEŞEKKÜRLERİMİ SUNUYORUM. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;VE SON SÖZ; DOSTLARIMIN KIRILMASINDANSA GEMİLERİ YAKMAYI YEĞLERİM...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;SEVGİLERİMLE&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İNCEGÜL&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Dip Sos:&lt;/strong&gt; Resim ne alaka demeyin yahu! Bakıp bakıp iç geçirirken, beni anar; İncegül delisinin bize son kıyağıydı dersiniz a dostlar!..&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-1897923148916212708?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/1897923148916212708/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=1897923148916212708&amp;isPopup=true' title='25 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/1897923148916212708'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/1897923148916212708'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2009/02/hoscakalin.html' title='HOŞÇAKALIN...'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SYgTXBAc2UI/AAAAAAAABf8/N3sS1OKGxO4/s72-c/brad_pitt_300.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>25</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-8780246653152180554</id><published>2009-01-20T08:51:00.000+02:00</published><updated>2009-01-20T09:14:57.519+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='OFFFFF OFFF'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DÖK İÇİNİ RAHATLA'/><title type='text'>YAŞAR MI SAHİ?..</title><content type='html'>İstanbul, kış güneşini yudum yudum içerken, uzaklardan bir türkü doluyor kulaklarıma. Sanırsın, şuracıkta; belki de bir dağın ardında. Gülmekle ağlamak arası hallerdeyim; yerim yurdum yok. Yüreğin bedeni terk ettiği saatteyim. Dalıp gitmek belki en güzelidir bazen. Bakıp görememek; ne maviyi, ne yeşili, ne bahar kaçkını sarıları…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukluğun neresine rast gelir bilmiyorum ama zamanın en hovarda harcandığı yıllardı. Öyle boldu ki; ne gün biterdi, ne ay… Hiç bitmeyecek sanırdık!.. Kâh bir ağaç tepesinde, kâh gelincik tarlalarında onunla mutluluk satın alırdık. Bu yüzden avare yazları severdik en çok. Köyde geçirilecek doyumsuz bir mevsim… Her birimiz başka şehirlerde özlemi yaşar, haşlanmış yumurta ve köfte kokan uzun yolculukların ardından bir araya gelir, ömür sandığında unutulmayacak anılar biriktirirdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geceleri bir lüküs ışığı aydınlatırdı çay şekeri sohbetleri. Çardakta toplanırdı onca evin ahalisi. Dedem, ak sakalını sıvazlayarak anlatırken, sessizce bir köşede oturur, savaşı, kıtlık zamanlarını, çekilen sıkıntıları masal gibi dinlerdik. Gündelik yaşamdan, tarlalardan, öküzlerden bahsedilmeye başlanıp, yabancılaşınca sözcükler, tekrar kendi dünyamıza dalar, gülüşür dururduk. Televizyonsuz da yaşandığını işte o gecelerde anladık. Yorulmadan dinlenilen vakitlerde, Hollanda malı bir teypte, eski bir kasetten türküler çalınırdı. Karıştırmamamız, el sürmememiz sıkı sıkı tembihlenmişti. Çocuklukta yasak olmadığını, büyükler bilmez miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün doğup da azığını alan, iş başı etti miydi; meydan bize kalırdı. Nurdan, en delişmenimizdi. “Haydi…” derdi. “Vakittir. Kimse yokken…” Yaşar, her zamanki uysal tavrıyla “Yapmayın kızlar, başımıza iş açılacak.” diye caydırmaya çalışırdı. Bizden topu topu bir iki yaş büyük olmasına karşın, ağırbaşlı, olgun bir çocuktu. Gözlerinde derin, durgun bir deniz taşırdı. Ağaçtan her düşmemde, elimden tutup kaldırır “Bak bir daha doruklara çıkarsan, teyzeme söylerim ha!” diye tehdit ederdi. Onun beni ele vermeyeceğini bildiğimden, hiç umursamaz. “Tamam abicim, söz bir daha çıkmam.” diye şirinlik yapardım. Huriye en küçüğümüzdü. Zavallıcık, doğuştan talihsizdi. Ne kabahat yapsak, döner dolaşır, kabak onun başına patlayıverirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Dur hele kaseti nasıl döndürüyormuş bir bakalım!” diyerek parmağını soktu Nurdan. Biz de orasını burasını kurcalamaya başladık. Yaşar, “Ellemeyin, şimdi bozacaksınız, yapmayın, etmeyin…” diye kendini paralıyordu. Ne olacaktı ki? “Niye bozulsun? Bir şey olmaz, meraklanma!” diyerek sakinleştiriyordum onu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düğmeleriyle oynuyor, kaseti koyup çıkarıyorduk. Türküler çalıyor, susuyor, sonra yeniden çalıyordu. “Aklıma bir oyun geldi.” dedim. Hepsi bir anda bana döndüler. Hemen gidip dayımın fötr şapkasını aldım. Köy yerinde tüyden bol ne var? “Yan tarafına kondurduk muydu şunu; al sana Alamanya’dan gelmiş Hasan Emmi.” Gülüştük. Bu tiplerden televizyonda çok görmüştük. “Bir şey unutmadık mı?..” dedim. Hemen teybi alıp omzuma yerleştirdim. Kahkahalar havada uçuşuyordu. Yaşar’ın yüzü yine asıktı. Ah, bu çocuk! Hep eksikliydi neşesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte yine o sevdiğim türkü çalıyordu. Bir yandan eşlik ediyor, bir yandan Hasan Emmi taklidine devam ediyordum. Saçlarımı burnumun altına kıstırarak yaptığım bıyıklarımı buruyor, “Hatçaaa, gız şu benim Alamanya’dan getürdüğüm gayfelerden ikram et müsafürlerümüze!” diye sesleniyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şey oldu sonra. Bir gürültü. Birden o beyaz duvarlar kararıp üzerime yıkıldı. Gülüşler olduğu yerde donup kalmıştı!.. Teyp yerdeydi ve türkü susmuştu. Uzunca bir süre hepimiz birbirimizin gözlerine değmeden ona baktık. “Belki bozulmamıştır ha!” dedi Nurdan, yerlere dağılmış parçaları toparlarken. Yasak meyveyi koparmış, üstelik üzerimizi de lekelemiştik. Bu işin içinden nasıl çıkacaktık. Gelen geçen paylayacaktı. Hele annem, demediğini bırakmazdı şimdi. Bir şey söylemese ne olurdu sanki? Gülüp geçse… Nasılsa bu ne ilk yaramazlıktı; ne de son olacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün akşama dönerken, herkes yerli yerine geliyordu. Hayvanların sesi uzaklardan duyulmaya başlamıştı. Bir ara hep birlikte dağa kaçmayı bile  düşünmüştük aslında ama işin ucunda kurda kuşa yem olmak da vardı. Kızılca kıyamet vaktine az kalmıştı. Kapılar açılacak, cezamız kesilecekti. Kurtuluş yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Huriye ağlıyordu. Biz Nurdan’la bir köşeye sinmiş, kaderimize razı, bekliyorduk. Korku ve belirsizlikten kaskatı olmuştuk. Oysa neydi ki? Alt tarafı bir makine. Anılara acı katmaya değer miydi? Yaşar sakindi yine her zamanki gibi. Öne atılıp “Ben yaptım!” dedi. “Kızların suçu yok. Kurcalarken düşürdüm. Onlar gürültüyü duyup geldiler.” Gözlerindeki deniz dalga dalga, köpük köpük olmuştu. Bir kartal olup kanatlarının altına almıştı bizi. Onu hiç böyle görmemiştik. Hepimiz şaşkındık. Bir ölüm sessizliğinde sustuk. Türkülerle birlikte bizim de sesimiz kesildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen dalıp gitmek, en güzelidir sahiden. Görememek; yeşili, maviyi ve bahar kaçkını sarıları… Şimdi onu, haşlanmış yumurta ve köfte kokmayan bir otobüsle yine o topraklara götürüyorlar. Sarı çiçeklere ve gelincik tarlalarına yakın bir yerlere yatıracaklar. En güzel anılarımızın orta yerine. Bu yaz yine buluşacaktık halbuki. Yine ağaçtan düşecektim ben. Ve yine tutup kaldıracaktı. “Koca kız oldun artık, çıkma o doruklara!” diyecekti gülümseyerek. Ama gözlerindeki deniz, erkenden dondu. Oysa anacığı ona bu ismi, uzun yaşasın diye vermemiş miydi?..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teyzem, “Kuzular koyunların önünden gitmez a oğul” diye haykırırken, benim içime yine o türkü doluyor usul usul. “Ama senden ayrı gezen, yürek değil beden oldu. Beden oldu.”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-8780246653152180554?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/8780246653152180554/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=8780246653152180554&amp;isPopup=true' title='19 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/8780246653152180554'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/8780246653152180554'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2009/01/yaar-mi-sahi.html' title='YAŞAR MI SAHİ?..'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><thr:total>19</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-1330994510642179070</id><published>2009-01-10T08:04:00.000+02:00</published><updated>2009-01-10T09:15:40.202+02:00</updated><title type='text'>YENİ YIL YENİ YIL YENİ YIL YENİ YIL SİZLERE KUTLU OLSUUUNNN</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SWhIN-jSxVI/AAAAAAAABdQ/p5GRk_pVRkM/s1600-h/25555.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5289557167313175890" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 290px; CURSOR: hand; HEIGHT: 230px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SWhIN-jSxVI/AAAAAAAABdQ/p5GRk_pVRkM/s400/25555.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Haspanaaazzzz... Hele goş gızııımm! Bah ne diyecem sağa.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Söyle Nülgüzar aplam. Koşarak geldim valla. Zati bu Ceyar kılıklı Tuğkucan bütün sinirimi sündürdü. N'ooldu aplam ya. Ay rengin de bi tuhaf olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hııı... Ah gızım, dün ağşamdan beri söyleyemedim, yüreeme oturdu. Hele bah, bu İncegül garısı var ya, bahhalınan gaçacahmış diyurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aaaa... vah vah vah! Sonunda iyice tozuttu hatun. Ayol o bakkal seksen yaşında be. Ne yapcekmiş ki onu. Marketteki kasiyer çocuk olsa neyse. Ay aplaaa, bi görcen ama, yavru bir içim su.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bilmem, diyenlerin yalancısıyım. Geçen sabbahınan apartuman gapısında, hemi de güççük oğluna söylerken duymuşlar. Abboovvvv...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok artık! Oha diyorumm, çüşşş diyorumm, bu kadar da olmaz diyoruumm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vallaha guzuum, bu yavrıcak "anacıım" dimiş, "nireye gidiyon" dimişş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eeeee...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hatın da "bahhala gidiyom yavrım" dimiş. Sonra oğlan "gelecen mi" deyin sormuş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eeeee...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yoh" demiş gavurun dölü. "Gelmeyecem, bahhalınan gaçacam" demiş. Hemi de "Murteza amıca, beni Havayilere götüreceh" diye de itiraf etmiş. Vışşş... Hemi amıca diyur, hemi adamla elin gavur memleketlerine gidiyur. Bir de bunu minicik bebeye söylüyur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ay hiç ar-namus kalmamış bundaaa... Valla şaşırmadım yaneee. Bu hatun zati ezelinden manyaan teki. Delidir, ne yapsa yeridir aplam. Sen üzülmeeaa. Ay kıyamaammm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uy, yavrıım, ben üzülmeyem de kimler üzülsün. Bu hatın şimdi alır başını Havayilere neyin giderse, bize gonuşacah mevzu mu galır, a benim alık gızım. Sen de azıcık gıt mısın ne? Huh, dıhandım... Vallaha dıhandım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya bu Nülgüzar cadısıyla, Haspanaz kaşarından kurtulamayacak mıyım ben? Kız ben ikinizi de veririm bakkal Murteza'ya. İster Havayi, ister tavayi... gezer durursunuz, boş gezenin boş kalfaları sizi. Ulen sizin benden başka derdiniz yok mu be! Gidip işinizi gücünüzü yapsanıza. Hadi yallah! Bi daha buralarda görürsem, fena yapıcam, haberiniz olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok kıymetli, biricik, dünya tatlısı okuyucum. Sizlerden uzak olduğum zamanlarda, ben de sizin beni özlediğiniz gibi özledim sizi. Bu bakkal mevzuuna takılmayın siz. Murteza amcamın, raftan alıp iki çikolata verecek hali kalmamış yazık. Bizim sıpanın işleri işte. Eee... Ne demiştim, "deli inekten akıllı buzağı olmaaaz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok güzel bir yılbaşı akşamı geçirdim. Umarım siz de benim kadar eğlenmişsinizdir. Yeni yıl hepimiz için, eskisini aratmayacak güzellikte geçsin dilerim. Ve fekat, bizim işimizde, yeni yıla geçebilmek öyle kolay bir şey değildir azizim. Eski yılın artıklarını, pülünü pürsüğünü toparlamadan, ondan kalanları çöpe yollamadan, yenisine hoşgeldin diyemeyiz. O da biraz zaman, emek ve çalışma gerektirir. İşte ortadan kaybolma nedenim de budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;He ne diyordum, yılbaşı akşamı; ah pek güzeldi, pek eğlendik. Lakin, bretim pitim benimle dans etmediği için bir ara kendisini mahkemeye vermeyi, adliye koridorlarında sürüm sürüm süründürmeyi, "ben ettim, sen etme gülüm, gel affet" diye ayaklarıma kapanmasını seyretmeyi düşündüm. Yaklaşık bir saatlik bir zaman diliminde, kendisine epeyce bir eziyet de ettim. Ama sonunda dayanamayıp cezasını hafifletmeye karar verdim. Ne de olsa, yavrularımın babası, evimin er kişisi değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim bu cadı gelinin evinde kalmaya karar verdik o gece. Lakin ortada beş aile var, en az iki kişiden oluşan bu toplum birimine koy birer, ikişer de sıpa. Etti mi sana on beş kişi. Ev desen topu topu iki nohut, bir bakla. Ortaya bir şişme yatak geldi ki evlere şenlik. Şişiriyon şişiriyon, şişmiyor. Başında en az beş kişi. Saat sabahın bilmem kaçı. Herkesin gözünden uyku bal olmuş sızıyor. Neyse sonunda şişti, şişesice. Yattı benim ortanca kardeş, onun hatunu ve nazar boncuğum, bızdığım. Ben de onların bir derece üstündeyim. El, ayak rahat durmuyor ki. Bir ara, çıkarıverdim yatağın hava kapağını. Sabah uyandılar ki yatak inmeye başlamış. Tamam, kabul ediyorum, hoş değildi. Bana yapsalar, kafalarını kırardım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse işte, neşe içinde, hep beraber kahvaltılar edildi. Böylece yeni bir yıla, sevdiklerinle, seni sevenlerle bir arada olmanın mutluluğuyla girildi. Sonrası da eski yıldan farklı olmayan bir koşturmaca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili &lt;span style="color:#990000;"&gt;Bendenizim,&lt;/span&gt; kuzum, bal peteğim, yine bir mimlemiş, pir mimlemiş. "&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Ben göremiyceeem"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela, büyük camışımın "anneciim, lütfenn, bu gün maça gitmek istemiyorum, herhangi bir spor programı, yorumu da görmek istemiyorum, bitirmem gereken kalıın bir kitap var, ondan sonra bir yenisine başlıyciim" dediğini,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük sıpamın, "ya annee, az öteye kayy, sıkıldım artık böyle şap şup öpüşüp koklaşmaktan, saçlarını ellemekten, tuvalet kapılarında bile senin çıkışını beklemekten, ay biraz mesafe koyalım aramıza, bu ilişki nereye gidiyooo" diye sitem ettiğini,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ömrüm boyunca bir akşam, işten geldiğimde evin toplu, çöplerin atılmış olduğunu,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydi çocuklar, bakkala gidilecek dediğimde büyük camışımın, "annecim, ben gideyim" küçüğün "yok abicim, sana zahmet olmasın, ben giderim" dediğini&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asla, asla, asla göremeyeceğim. Ömrüm yetmez annem...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutturmayın da size bir ara, romantik komedili yeşil mercimek ve bulgur pilav tarifi vereyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydi öpüldünüz canlarım. İyi davranın kendinize.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar mutlu yıllar diliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dip Not:Bir önceki yazıyı bilerek kaldırmadım. Tamamen sakar kişiliğimin bir yansıması olarak gelişti olaylar. Yedeği de yok. Yeniden yazmaya çalışıyorum. Bilgilerinize sunar, mutlu bir haftasonu dilerim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-1330994510642179070?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/1330994510642179070/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=1330994510642179070&amp;isPopup=true' title='17 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/1330994510642179070'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/1330994510642179070'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2009/01/yeni-yil-yeni-yil-yeni-yil-yeni-yil.html' title='YENİ YIL YENİ YIL YENİ YIL YENİ YIL SİZLERE KUTLU OLSUUUNNN'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SWhIN-jSxVI/AAAAAAAABdQ/p5GRk_pVRkM/s72-c/25555.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>17</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-6066524736874010797</id><published>2008-12-25T08:55:00.000+02:00</published><updated>2008-12-26T08:12:26.449+02:00</updated><title type='text'>MERHABAYIN YENİDEN veee MASAÜSTÜ GÖRÜNTÜM</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SVRnEH2iOPI/AAAAAAAABdA/-1_otDArvF8/s1600-h/ekran.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5283961583337355506" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SVRnEH2iOPI/AAAAAAAABdA/-1_otDArvF8/s400/ekran.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SVM2zETPGzI/AAAAAAAABc4/wEd7mpHxi4U/s1600-h/Candy%2520Candy%2520395.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Nülgüzar aplaaaa! &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Hııı ne var gızııım, ne var guzuum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gel az gel, bak sana ne dedikodular verceem...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abovvv, gızıım, biliyin, ben dedigoduyu heç sevmem, kamuoyunun merak ettiği gonuları aydınlatırım, hepisi o. Bir çeşit amme hizmeti beemkisi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilmem mi aplacııım. Bak şimdi, bu İncegül manyaa var ya, hastaymış biliyon muu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anaaam, gız o hasta neyin olmaaz, bi yanlışın olmasın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok aplam, yook. Elinde bi torba ilaçla eczaneden çıkarken görmüş bizim Mühimcan. Bana dedi, Haspanaz bebeğim, bu sizin manyak İncegül var ya, harbi manyak ha... Gitmiş bi dünya ilaç almış... Vuaaavvv, akşam ortamlara mı akacek ne... diye aplacıım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abbovvvv, hemi de ilaç gullanacak he mi? Vışşşş... Dimek durum ciddi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;He valla apla, eczacı da benim eski kırıklardan ya, ona sordum, hem bronşit olmuş, hem sinüzit.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Garda mı yatmış bu garı, ne etmiş bu kadar yaff.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ay Nülgüzar apla, bilmiyon mu, yalın ayak, başı kabak, ay ben sevgi pötürcüğüyüm, amanda uç uç kelebeğim, yağmurlarda ıslanırım diye diye şemsiyesiz dolaşmıyo mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;He vallah dolanıyur...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabahları duşunu alıp saçları kurutmadan, savura savura sahilden doğru yürümüyo mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;He vallah yürüyur...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatun kendini, benim gibi çıtır falan zannediyo heralde... hahaaay...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;He vallah zannediyur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kocası da her akşam elleri kolları dolu geliyomuş, meyve falan alıyomuş, hatta geçen akşam hediye paketiyle gitmiş eve diyolar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vah vah vahhh... Son günlerini mutlu geçirsin diye zaar. Bi de adama güt-müt diyurdu zalımın gızı. Bah adamcağız gözünün içine bakıyur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aman bırak apla ya... Nankör bu, nankör. Ahhh benim öyle kocam olceek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Höööööyyyyyt..... Ulen cadılar, biraz boş bırakmaya gelmiyor ha. İşgal etmişsiniz hemen. Ben sizi buralarda görmeyeyim demedim mi ? Hadi yaylanın da parçalatmayın kendinizi, gamlı baykuşlar sizi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ah sayın okuyucum, bilemezsiniz neler geldi başıma. Bir ince hastalığa yakalandım ki sormayınız. Türkiye'nin en meşhur mütehassısları geldi de bir teşhis koyamadılar rahatsızlığıma. Sonunda dünyada bu hastalığı tedavi edebilecek tek bir doktor olduğunu ve onun da bir aşk acısı sonucu, mesleği bırakmış, kendini içkiye vermiş bir adam olduğunu öğrendik. Neyse ki minik yavrum, bütün sevimliliğiyle gözlerini devire, devire "amcacığım, ne olur, annemi yalnızca siz kurtarabilirsiniz" diye onu ikna etti de ben de aranıza yeniden dönebildim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahalardan uzak kaldığım süre zarfında beni, gerek telefonla arayıp "dön artık, sen olmadan hiçbir şeyin tadı tuzu yok" diyen, gerek mail yağmuruna tutup "geri gelmezsen, toplu eylem yapar, hatta Taksim Meydanı'nda yürüyüşe geçeriz" diye kendini kaybeden, gerekse başlattıkları "İncegül bloona dön" imza kampanyalarıyla yoğun ısrarlarını esirgemeyen değerli halkıma, "İncegül hanım, ne zaman geliyorsunuz" diye röportaj isteğinde de bulunan basın mensuplarına teşekkürlerimi bir borç bilirim. (Hastalıktan değilse de, yalandan kesin gidecem ya neyse...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu esnada bir mim daha geliyor yan masadan. Sevgili &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Bendeniz&lt;/span&gt; hanımefendi ve değerli bloglarından "masaüstünde ne var" yar koynuna bir çift güvercin konmuş... adlı güzel eseri hemen seslendirelim efenim. Şu anda masamın üstünde bi dünya evrak, bir fincan çay, kalem, çer-çöp var, diye iyyrenç bi espri yapmıyciim kuzum meraklanma. Masaüstümde kız kulesinin nefis bir görüntüsü var. İçinde öykülerim olan bir klasör ve köy resimlerimin olduğu bir klasörden başka bana ait hiçbir şey yok. Yavrularıma ait tümüyle. Ben fedakar ve cefakar bir anneyim. Ağşamınan fotoğrafını da çektirip koyacam, şimcilik şeker kız ile onun bir türlü vuslata eremediği yakışıklı sevgilisinin resmiyle idare ediverin... Demiş idim ama gördüğünüz gibi resmi de bi koşu ekleyiverdim. Ah ne becerikli bir hatunum yahuu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efenim ben buralardayım, şimdilik... Yine görüşürüz... Şimdi gidip şu zümüklerimi sileyim. O arada mimi de &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;P&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;erilime&lt;/span&gt; gönderivereyim. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-6066524736874010797?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/6066524736874010797/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=6066524736874010797&amp;isPopup=true' title='36 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/6066524736874010797'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/6066524736874010797'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2008/12/merhabayin-yeniden.html' title='MERHABAYIN YENİDEN veee MASAÜSTÜ GÖRÜNTÜM'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SVRnEH2iOPI/AAAAAAAABdA/-1_otDArvF8/s72-c/ekran.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>36</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-193400471913285304</id><published>2008-12-13T17:50:00.000+02:00</published><updated>2008-12-13T18:43:07.762+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DÖK İÇİNİ RAHATLA'/><title type='text'>NAZLA BENİ AZICIK</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SEPK-ihMwJI/AAAAAAAAAz0/105XN_UICV8/s1600-h/606e0318c65fd0010cff2fdd0e57dc7f.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SEPKvShMwII/AAAAAAAAAzs/Yfu3-mk29FA/s1600-h/c5d9cd9f8453402183dd203a70f455a4.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207228507944173698" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SEPKvShMwII/AAAAAAAAAzs/Yfu3-mk29FA/s400/c5d9cd9f8453402183dd203a70f455a4.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hiç nazlı bir hatun olamadım ben.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa anneciğimin biricik kızı, kara kuzusu, kimselere yakıştıramadığı nadide çiçeğiydim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İt gibi koşturup yorulsam da yorgunum diye ayağıma kadar hizmet beklemedim. Üst raflara yetişemiyorum diye uzun boylu erkek vatandaş aramadım. Zira bu minik halimle mutfak tezgahının üzerine bir şempanze misali tırmanıp sonra oradan düşüp çanağı çömleği kırdığımda, belimden aşağısı mosmor aylarca gezdiğimde bile şikayet etmedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastayken de kendi işimi kendim gördüm, kimseden yatağıma kahvaltı beklemedim. Azıcık burnu aksa yatak döşek yatan narin hatunlar gibi, kocayı maymun etmedim etrafımda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki çocuk doğurdum, hamile kaprisi yapmadım. Son günüme kadar evimin işini kendim yaptım. Karnım burnumun dibinde cam silerken, pencere ile burnum arasına sıkışan bebemin tekmeleri ve o sırada bana gelmekte olan arkadaşımın beni o halde görüp aşağıdan doğru “manyak karııı, allaaan geri zekalısııı, madem cam silinecekti, niye alo demiyon da tırmanıyon oralaraaa? Düş, geber. Sana acırsam namerdim. O yavrucağa üzülürüm” şeklindeki dostça ve nazik yaklaşımlarıyla kendime gelip bir daha çıkmayacağıma yemin ettirilmek suretiyle bundan vazgeçtim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aş erme neymiş, insanın canı gece bir şey ister de milleti sokaklara döker miymiş bilmedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kış günü, rüyamda çilek gördüğümü anneme söyleme gafletinde bulunduğum ilk hamileliğimde, babacığım gidip bulmuş, bembeyaz çilekleri getirip bana vermişti. Sabahın kör saati işe gitmeden aç karnına hepsini lüpletince yollara pempe pempe kusturuvermiştim. Bir onu bilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de yine o dönemlerde, annemlerde yemekteyken, şöyle serin serin bir karpuz olaydı ne güzel giderdi demiştim de yine babacığım kabak bir karpuz bulup buluşturmuştu. O buz gibi kış günü serin karpuzu ne edecektim? Neden böyle bir şey söylemiştim? Ve bundan on altı yıl evvel, insanlar kış günü yaz meyvelerini nereden bulacaklardı bunları bilemiyordum. Sadece o an öyle ağzımdan çıkıvermişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonrasında hep dikkat ettim ki canım bişey çekmesin. Çekse de ağzımdan kaçmasın. Aş erdiğimi zannedip benim için bulmaya çalışmasınlar. Zira insanın canının bir şey çekmesi için illa da hamile olmasına gerek yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapris yapmayı hiç bilemedim. Mağazada, kuaförde, orda burda kendileri yerde, burunları gökte olan insanlara da anlam veremedim. Manasız geldiler bana. Onlar gibi manasız olmak istemedim.&lt;br /&gt;Hep nazladım karşımdakini, asla nazlatmadım, pohpohlatmadım benliğimi. Oysa ben annemin vadideki zambağı, siyah lalesi, erişilmez kardeleniydim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Poşetimi, çantamı tek başıma taşıdım hep. Ellerim acıdı, omzum çöktü kimi zaman, yine de yükümü kimseye yükletmedim. Kendim, kendime bile ağır gelirken bazen, kimseyi yüksündürmek istemedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapmayacaklarından değil, kıyamadığımdan. Karşımdakine değil kendime kıymak daha kolaydı çünkü. Ben bana küsüp, darılmazdım. Ben beni anlardım. Ben beni, onları sevdiğim kadar sevememiştim çünkü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa ben annemin nazlı ceylanı, koklamaya kıyamadığı gül goncasıydım. Ona sorsan ben tahtımda oturup, başımdaki tacı düşürmeden taşımaktan başka hiçbir şey yapmadan yaşamalı, sarayımdaki hizmetkarlara emirler yağdırmalıydım. Çünkü ben annemin güzel gözlü, minik prensesiydim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa rollerimizi annemiz değil, hayat belirliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sitemim, serzenişim yok kimselere. Şikayet de değil. Belki bir iç döküş. Bu gün nedense içim darlandı biraz. Yorulduğumu hissettim sanki. Yüküm sanki biraz daha ağır geldi bugün. Sanki omuzlarımda dünyanın tasası, hayat çok üzerime geldi bu gün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gün nedense nazlanmak istedim biraz. Biraz pohpohlanmak, biraz kapris yapmak. Onu yemem, bundan pişir demek istedim. Çocuk muzurluğuyla şakalar yapmak, sonra kahkahalarla ağlamak istedim. Biraz da şımartılmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yargılamadan, yorumlamadan en önemlisi yanlış anlamadan dinlemesini istedim birilerinin beni. Yaslanacak bir omuz, saçlarımı okşayacak bir el istedim. Bu gün hiç hesapsız, çıkarsız, olduğum gibi, sonsuz ve sonsuz ve sonsuz ve sonsuz sevilmek istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anneee, babaaaa dönün artık yaa... &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-193400471913285304?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/193400471913285304/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=193400471913285304&amp;isPopup=true' title='38 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/193400471913285304'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/193400471913285304'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2008/08/nazla-beni-azicik.html' title='NAZLA BENİ AZICIK'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SEPKvShMwII/AAAAAAAAAzs/Yfu3-mk29FA/s72-c/c5d9cd9f8453402183dd203a70f455a4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>38</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-2447444548193115790</id><published>2008-12-04T21:50:00.000+02:00</published><updated>2008-12-04T21:55:55.436+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TIPSAL DURUMLAR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TELEVİZYON MELEVİZYON'/><title type='text'>SİZE ANA DİYEBİLİR MİYİM...</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/STg1dV48dsI/AAAAAAAABcs/3zU8a3pI8Vk/s1600-h/GR%C4%B0P.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5276025741673002690" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 286px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/STg1dV48dsI/AAAAAAAABcs/3zU8a3pI8Vk/s400/GR%C4%B0P.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Otuz dokuz derece ateşliyken gidip odanda sessiz sedasız uyumak varken, salondaki kanepede zıbarıvermenin yan etkisi nedir biliyor musun sayın okur? Halüsinasyon! Evet, evet, tam da bu işte! Hele acele etme, anlatıcam elbet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben gözlerim yarı açık, yarı kapalı, her türlü kötülüğe karşı tam savunmasız, gariban, öksüz, zavallı, hasta halimle, üzerimde battaniye, ter, her bi yanımdan ağır ağır süzülmekteyken, Nurü Yalço, en şehvani bakışlarını kuşanmış, elindeki taylot kadehini uzatıyor bana. “Nal” diyor, “senin için kaynattım, nihohahahaaaa…” Yanıma doğru iyice yaklaşırken, ropdöşambrının cebinden çıkardığı hapı üzerinden dumanlar tüten kadehin içine bırakıveriyor. O anda, “o elindeki zıkkım insanı zaten yarı baygın bir hale getiriyor, daha niye içine ilaç atıyon salak” diye düşünsem de bunu söyleyecek takatim yok. Çaresiz alıp içiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam da bu sırada, ne zaman aldığımızı hatırlayamadığım piyanonun başında, koca g.tüne zorla tıkıştırılarak giyildiği belli olan, pilili mini eteğini çekiştirerek “demiyciiim işte, vursan da öldürsen de ona anne demiyciiim” diye çemkiriyor kırmızı rujlu esmer küçük kız. Demezsen deme beee! Manyağa bak! Çok meraklıydım sanki… Ukalaa… Ne bağırıyon dimi? Peki bu mutfaktan gelen sesler de ne? Birileri höykürüp duruyor. Bir tanesi “bu yengeç çorbası hiç başarılı olmamış Suzidil, üstelik ahtapotun kıllarını da iyice tıraşlayamamışsın güzelim, sana bu yüzden bir puan vericim” diye yırtınırken, ötekisi “ay bu sofrada Nepal mor hindibasıylan, Papuayenigine mısır koçanı yok, o yüzden puanını kırdım şekeriim” diye bas bas bağırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerim beni yanıltmıyorsa, şu başımda terimi silen herif Murro… Ulen saçını başını uzatmış, bir de küpe takmış ki pırlanta… İçindeki gotik sevgisine lanet okuyor. Ortalıkta bir sürü mavi gömlek, krem rengi pantolonlu hatun oradan oraya koşturarak neşe içinde temizlik yapıyor, güççümen emrayh “hımmmm… benim anamın hiç kosla oksi ekşın meni olmadı ki amca” diye ağlıyor. Acur, kitaplığımı boşaltıp yerine mavi, kırmızı, yeşil, sarı renk renk kutular yerleştiriyor, bu sırada Hasbi Bey, koca kişisine son teklifini yapıyor. “Verelim sana Keristinayı, daha uğraşma bu pisikopat hatunlan. Yarışmaya katıldığı gün rehin aldıydık kendisini. Elimizi öpene beş milyona veririz ama sen yabancı değilsin, sana bi tekliğe olur.” Diyor. Benimkisi pişmiş kelle… Hiç düşünmüyor o kadar parayı nerden bulacam…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ah işte! Geldi cesur erökooo! Şimdi atacak beni atının terkisine, kurtaracak bu viral cehennemden. Sana da keristinayla mutluluklar dilerim koca kişisi. Ama heyhat, tam elimi uzatıp tutacakken, kış, kıyamet, belinden şambreli, k.çından mayoyu çıkarmayan embesil kız, “tatilden vazgeçmiyciiim, cesur erökooo, sigortala beniii, hemen bu kış günü denize atliyim de bi taraflarım buz kessiiin” diye böğürüyor. Çok sıcak… Perdeyi aralayıp sokağa bakıyorum. Rıza baba, Adanalıyı evlat edinmiş, kendi ekibine almış, bizim evin önünde havaya ateş ediyorlar. Beni parmaklıklar ardına atacaklar, sonra da ipsiz recepe ip eğirme işi yaptıracaklar. Çok korkuyorum. Ağlamaya başlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birden karanlıklar içinden bir ışık peydah oluyor. Evet, işte yolun sonu. Şu meşhur ışık göründü. Şimdi b.ku yedin kızım. Gitmez misin doktora, olacağı buydu işte. Hadi bakalım son duanı et. Sonra birden yanağıma tatlı bir öpücük konuyor. Kocaman kara gözlerinde alışık olmadığım bir hüzünle kuzum bana bakıyor. Yanaklarımdaki teri silip saçlarımı okşuyor. “Korkma bebeğim” diyorum. “Annen hiç sizi bırakıp bir yere gider mi?” &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-2447444548193115790?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/2447444548193115790/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=2447444548193115790&amp;isPopup=true' title='35 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/2447444548193115790'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/2447444548193115790'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2008/12/size-ana-diyebilir-miyim.html' title='SİZE ANA DİYEBİLİR MİYİM...'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/STg1dV48dsI/AAAAAAAABcs/3zU8a3pI8Vk/s72-c/GR%C4%B0P.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>35</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-4424025792384193575</id><published>2008-11-27T20:51:00.000+02:00</published><updated>2008-11-28T16:02:09.266+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SOBE'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SIYIRMA'/><title type='text'>MİM MİM MİMİ MİMİ HANIM...</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SS7tYWdJjOI/AAAAAAAABck/5Jr1iPR_quc/s1600-h/ancestors.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5273413216297913570" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 278px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SS7tYWdJjOI/AAAAAAAABck/5Jr1iPR_quc/s400/ancestors.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ah benim güzel okuyucularım! Yoğun ısrarlarınıza “ah bize bir yeni yazıııı” diye inlemelerinize daha fazla dayanamadım ve hasta yatağımdan kalkıp sizin için, sızlayan parmak uçlarıma aldırmadan, kâh o harfe, kâh bu noktalama işaretine basıp duruyorum bu gece vakti. “Ne işin var hasta hasta bilgisayarın başında, git yat zıbar da iyileş bir an önce, manyak mısın be hatun!” Dediğinizi duyar gibiyim benim duyarlı ve de sevgi dolu okuyucu kitlem. Lakin mimine yandığımın dünyasında, gün geçmiyor ki yeni bir mim dalgası hepimizi uçsuz bucaksız evrenin sonsuzluklarında bir o yana bir bu yana savurmasın, gün geçmiyor ki bir mimin kolundan ötekine kızıl bir yaprak gibi titreye titreye düşmeyelim. O kadar çok mim geçti ki elimden şu âlemde, yakında mahallede adım çıkacak diye korkmuyor da değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Anaaam, gız Haspanaz, aha bunun bööle, aile gadınıyım, yavrılarımın anasıyım pozlarına bahma heç. Benim oğlan geçen, teceviz sahneleri ararkene, sitesini mi neyini bulmuş, günahı boynuna habire mimliyolarmış bunu gııız.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Aboooovvv! Sahi mi diyon Nülgüzar aplaaa… Ay bi de utanmadan dolanıyo ortalardaaaa… Boyundan büyük oğlu var ayoll… Yazıklar olsun bunaaa…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Haspanazııımm, gene benden duymuş olma yavrıııım… Bi de takma ad koymuş kendüne tikimin gonca gulü müymüş neymiş…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ay aplaaa, hakketen utanmazın biriymiş. Hayır bi de bana akıl veriyodu geçenlerde; yok efendim ayda iki sevgili değiştirilmezmiş miş, yok efendim o yanımda dolanan Isırcanla, Batırcan pek tekin tiplere benzemiyomuş muş, yok bana Osurberk’den koca olmazmış da… Felan, filan işte… Kendine baksııın bi kereem…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağılın lan Nülgüzar cadısıyla, Haspanaz kaşarı. Yoldurmayın kendinizi durduk yerde. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://nurhanozkan.com/"&gt;Tatlıkuzum&lt;/a&gt;, yeni evinden bana hediye olarak “takıldıklarınız, uyuz olduklarınız” mimi göndermiş. Ben de paylaşıyorum şimdi. Haydi sıradaki mimimiz hale lale jale ve de bütün mahalle için gelsin. De haydiii:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önceki nadide bir mimimizde cevapladığım gibi düzen, nizam, intizam üzerine hastalıklı bir karakterim ben. Şimdi bu şahsiyeti, koy üç tane dağınık, pasaklı, vurdumduymaz-kör ayvaz adamla aynı eve… Koydun mu? Heh işte; Şimdi bir de bu hatunun ruh sağlığının yerinde olmasını bekle. Bekledin mi? Yok sen bana bakma ve sakın bekleme. Ah anacım, insan kolayına manyak olmuyor ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşıma oturt şöyle kokoş, yüzünde bir kilo makyaj, kılık kıyafet yerinde bir hatun, boş boş konuşsun. Ben şöyle harikayım, böyle mükemmelim, kolejler bitirdim, kitaplar hatmettim… Ve daha neler. Sonra bunun çocuğu da ortalıkta beslemeler gibi dolaşsın, sümükleri birbirine karışsın, ortalığı darmaduman etsin, bu arada hatun, sanki hayatında doğum yapmamış gibi, hiiç oralı olmasın, hala konuşsun. Ama hala boş konuşsun. Şimdi de benden kalkıp bu kadının o röfleli, yeni fönlenmiş saçlarını yolmamamı, dudağındaki bir kilogram kırmızı boyayı bütün yüzüne dağıtmamamı bekle. Yine mi bekledin? Amma da safsın sen yahu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ben, şahsım için çok önemli bir konuyu sevdiğim biriyle konuşuyorum farz et. Diyelim ki bu en sevdiklerimden biri, yani koca kişisi olsun. Ben gözlerinin bebeğine bakarak heyecanlı heyecanlı anlatırken, bu herif gözlerini bir an bile olsa kaçırıp televizyona, pencereye, duvara, ya da ne bileyim o anda Adriyaana Liyma gelmiş bizim eve diyelim ona dahi kaydırsın. (Ki normal zamanda, bakmasa kızarım) Sonra benden çıldırmamamı, bretim pitimin tipini kaydırıp noterdaymın gamburu şekline sokmayı hayal etmememi, duvardan duvara çarpıp bütün kemiklerini kırmak istemememi, etlerini lime lime doğrayıp kuru fasülyeme katık etmeyi arzulamamamı bekle. Bekliyor musun? E artık beklemiyorsundur herhal.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günün yirmi beş saati it gibi koştururken, dinlenme için kendime ayırdığım yarım bilemedin bir saat içinde, tam da böyle keyifle uzanmış bir şeyler okumaya çalışırken, ya de ne bileyim öyle boş boş tavana bakarken, yavrılarımdan birinin, üstelik tam da yanında bir sürahi dururken, “anneeee su verir misiiin” şeklinde böğürdüğünü hayal et. Ettin mi? Pekiyi şimdi benim bu yavruyu bacaklarından tutup pencereden sarkıtmamamı, ensesinden portmanto kancasına asmamamı, kulaklarına parmak sokmamamı bekle. Bekliyon mu? Çoook beklersin canım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi gidip biraz yatmalıyım. Şu İsviçreli bilim heriflerine söyleyiverin de gribe bir çare bulsunlar anacığım. Haydi kendinize dikkat edin. Gözle bile görülmeyen aptal bir virüsün esiri olmayın sakın. Aman da ben yandım siz yanmayın canlarııımmm...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilik bu kadaaar... Görüşürüz sayın okur… &lt;a href="http://cadilarkampi.blogspot.com/"&gt;Belginciğim&lt;/a&gt; haydi canım mimlendin. Dikkat et de mahalleli görmesin. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-4424025792384193575?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/4424025792384193575/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=4424025792384193575&amp;isPopup=true' title='25 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/4424025792384193575'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/4424025792384193575'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2008/11/mim-mim-mimi-mimi-hanim.html' title='MİM MİM MİMİ MİMİ HANIM...'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SS7tYWdJjOI/AAAAAAAABck/5Jr1iPR_quc/s72-c/ancestors.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>25</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-1808622885947539025</id><published>2008-11-21T10:28:00.000+02:00</published><updated>2008-11-21T11:36:59.459+02:00</updated><title type='text'>PEMBE ELDİVENLER MASALI</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SSZzdgahfvI/AAAAAAAABcc/SWuGbN7vvtQ/s1600-h/ahmet.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5271027364638326514" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 300px; CURSOR: hand; HEIGHT: 299px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SSZzdgahfvI/AAAAAAAABcc/SWuGbN7vvtQ/s400/ahmet.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sonbahar çoktan bohçasını toplamış, kış, elinde bavulu kapıdan girerken, İstanbul’un ayaza çalan sabah serinliğini pek severim. Gecenin sisi daha kalkmamıştır şehrin üzerinden; bir ince tül gibi efil efil uçuşur. Esmer gövdelerinin olanca güzelliğiyle bir o yana bir bu yana dans eder yarı çıplak ağaçlar. Deniz bazen yalpalayıp dalgalansa da çoklukla dingindir. Bir duru genç kız gibi ürkek… Yeşil saçlarına çiğ damlamıştır toprağın. Akşam sefaları henüz boynunu bükmemiştir.&lt;br /&gt;Ama ortalık kararıp da ışık el ayak çekince sokaklardan; bu şiirsel tablonun silinme vakti gelmiştir. O zaman, sabahın o büyülü, soğuk güzelliği gider, lanetli bir hayalet gibi, gösterir kara yüzünü kış. Çile olur. Can yakar. Üşütür. Hele de içinde sobası yanan bir odada, kardeşlerinle koyun koyuna ısınma ihtimalin yoksa… Gecenin kara basanları üzerine çullanırken, seni saklayacak bir çatı hiç olmamışsa…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte böyle karanlık, soğuk sokakların çocuğudur Ahmet. Kimi bir duvar dibinde; şanslıysa, bir bankamatik kabininde kıvrılıp direnir gecenin iliklerine işleyen ayazına. Bazen yağmur, bazen kar olur yağar üzerine hayatın erken yükü. Kızarmış burnu, titreyen dizleri bir yana da en çok elleri üşür çocukların böyle zamanlarda. “Annem olsaydı…” diye geçirir içinden Ahmet. Bir de yüreği üşür.&lt;br /&gt;---------------------------&lt;br /&gt;“Kalk hadi, küçük tembel! Uyanma vakti.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmet uyuşmuş dizlerini kıpırdatmaya çalışırken; bir yandan da sabahın ilk ışıklarıyla kamaşan gözlerini ovuşturdu. Tepesinde dikilen Hikmet’e baktı. Boyu olduğunun iki katı görünüyordu sanki. Daha çok erkendi. Sokağın ayak sesleri duyulmaya başlamamıştı bile. Yine de o gün kısmetlerine düşen işi yapmak, rızkı ne kadarsa ekmeğini kazanıp yemek gerekti. Genelde taşıma işleri yaparlardı. Bazen boyundan büyük çuvalları sırtlanır, kimi de alışverişini yapmış bir hanım teyzenin poşetlerine yardım ederler; aldıkları harçlıklarla karınlarını doyururlardı. Ama kış günü en güzel iş mendil satmaktı. Burnu akmayan yok gibiydi bu mevsimde. Hoş burnu akmasa da Ahmet’in bebek yüzünde ışıldayan kocaman kara gözleri, minicik elleri kimin yüreğinde merhamet uyandırıp bir paket almasını sağlamazdı ki? Bazısı da “Haydi bakalım yaylan, duygu sömürüsü yapma!” Diye kovalardı yanından. E, her kişi bir olmuyordu. Her tür insan geçerdi sokaklardan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arada bir de caddenin kalabalığından arta kalan ganimetin içinde, kazara düşürülmüş on-yirmi lira bulurlardı. O zaman bayram ederlerdi işte. Döner bile alabilirlerdi. Oysa çoğu kez önünde satış yaptığı dükkanın camekânında, bu lezzetli yiyeceğe iç geçirerek bakardı Ahmet. Hainler, çocuğun yutkunarak baktığını görürlerdi de insaf edip bir lokma tattırmazlardı. Her tür insan vardı işte. O kadını düşündü birden. “Ne kadar da yumuşak, nasıl güzel bir yüzü vardı.” Çocuğu için aldığı eldivenleri, onun mora çalmış ellerine giydirirken tıpkı bir anne gibi bakmıştı yüzüne. Sahi anneler nasıl bakardı? Bilmezdi ki Ahmet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hadi oğlum, uyan artık sen de! Tabii bulmuşsun mis gibi bankamatiği keyif çatıyorsun.” Dedi Hikmet. Bir yandan küçük çocuğun yırtık pabuçlu ayağını dürtüyordu. “Bu gün mendilleri çabucak bitirmeliyiz. Çocuklar akşam acayip bir iş ayarlamışlar, çabuk kalk da anlatayım sana.”&lt;br /&gt;-----------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Mezarlık mı?” Dedi Ahmet, simidinden bir lokma daha ısırırken. “Ben korkarım Hikmet abi.”&lt;br /&gt;“Oğlum korkacak ne var ki?” Dedi. “Onlar yapacaklar zaten işin çoğunu, biz sadece yardım edeceğiz. Çocuklar belirlemişler açılacak mezarları. Birkaç saatte tamamdır. Bir sürü paramız olacak lan! Sabah simidin yanına şöyle en sarışınından eski kaşarla, bir bardak çay bile alabiliriz oğlum.”&lt;br /&gt;“Ben gelmesem?... Ölülerden çok korkarım.”&lt;br /&gt;“Olur mu hiç? Bunca zaman yanımdan hiç ayırdım mı seni? Hem hepimiz öleceğiz oğlum bir gün! Ölüden korkulur mu hiç? Ölüden zarar gelmez; asıl diriden koruyacaksın kendini!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahi ölecekler miydi günün birinde? Çocuklar ölmezdi ki! Çocuklar yaşarlardı inadına. Güler, ağlar, oyunlar oynar ama illa yaşarlardı. Sonra büyür, yaşlanır ve en sonunda; belki ölürlerdi. “Hem mezarlıkta ne işimiz var ki bizim?” Diye fısıldadı. O çocukları zaten hiç sevmezdi. Hikmet Abi’si de sevmezdi. Nereden çıkmıştı ki bu şimdi? Akşam olmasını hiç istemiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karanlık ve soğuk iyiden iyiye kaplamıştı şehrin üzerini. Yumuşak toprak altından kayıyordu Ahmet’in. Ayağının altında yüzlerce çürümüş ceset olduğunu hatırladıkça yürümesi güçleşiyor, yüreğini tarif edilmez bir duygu kaplıyordu. Bir tanesi yattığı yerden fırlayıp üzerlerine atlayıverse; ne yapacaklardı? Gündüz gözüne bayram ettiren türlü çeşit ağaç, sanki üzerine devrilecek gibi, ürkünç birer canavara dönüşmüşlerdi. Titriyordu. Korku, kıştan da soğuktu şimdi; iliklerini donduruyordu. Sıcacık yatağında yatan çocukları düşündü. Çıtırdayan bir sobanın yamacında, koyun koyuna uyuyan kardeşler hayal etti. Hikmet ve kendisi bile olabilirdi bunlar. Omuzları üşümesin diye yorganı yukarıya çekiyordu anneleri. Eldiveni ona veren kadını ve o arife gününü hatırladı yeniden. Kızı nasıl da şımarıklık etmiş “Benim onlar!” Diye yaygara koparmıştı. Oysa bir sürü poşet vardı ellerinde. Belli ki bayram için alışveriş yapmışlardı. Üstelik kızın mantosu, atkısı, eldivenleri de tam takımdı. Kadının gözleri ne kadar da güzeldi. Yavaş yavaş içinin ılıdığını hissediyordu Ahmet. Neredeyse mezarlıkta olduğunu bile unutacaktı. “Keşke benim annem olsaydı.” Dedi usulca. “Onu hiç üzmezdim.” Sonra, cebinden çıkardığı pembe eldivenleri giydi. Dalga geçerlerdi ya; neyse! Elleri çok üşümüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birden anlamlandıramadığı bir karışıklıkla kendine geldi. Oldukça geride kaldığını da o anda fark etti. Hikmet ve diğer çocuklar epeyce ilerlemişler, tepede bir yerlerde yüksek sesle tartışıyorlardı. Neden bağrıştıklarını anlamaya çalışıyordu. Hikmet’in sesini duyuyordu en çok. Belki en bildik ses olduğundan, sadece o yer etmişti kulaklarında. Sonra hiç tanımadığı sesler de duydu. Öylesine karanlıktı ki hiçbir şey göremiyordu. Seslere doğru yürümeye başladı. Hızlanmak, koşmak istese de yırtık pabucundan dolan soğuk, ayaklarının hareket etmesini engelliyordu. Yine de onlara yetişmeliydi. Kavgaysa; kavga… O da pekala dövüşebilirdi. Küçüktü belki ama güçlüydü. Kolay mı; sokaklarda bunca zaman geçirmişti. Hem Hikmet Abisi yıllardır ona kol kanat germemiş miydi? Şimdi destek sırası kendisine gelmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ahmet, kaç buradan! Çabuk git!” Diye bağırıyordu Hikmet. “Git çabuk!” Hiç istemese de onu dinlemeliydi. Bu güne kadar sözünden hiç çıkmamıştı. Git diyorsa; bir bildiği vardı elbet. Gerisin geri var gücüyle koşmaya başladı. Orada neler olduğunu Hikmet Abisi sabah olunca anlatırdı nasılsa. Yine başına dikilir “Kalk bakalım tembel!” Diye gülümserdi. Hatta “Yine giymişsin o kız eldivenlerini.” Diye dalga bile geçerdi. Koştu. Korkusunu geceye yoldaş edip olabildiğince hızlı... Hikmet’in inleyen sesi kulaklarında çınlıyordu şimdi. “Yok canım” Dedi. Bir şey olmamıştı ona. O sapasağlam gelecekti yine. Sabahın en temiz, en el değmemiş zamanlarında, susamlı, çıtır çıtır bir simidi bölüşmek için uyandıracaktı onu. Hatta yanında en sarısından eski kaşar bile olacaktı. Bir bardak da sıcak çay…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yumuşak toprak ayağının altından kayıyordu. Soğuk, bir kara düşman gibi zulmediyordu çelimsiz bacaklarına. Ardından gelen ayak sesleri bir ölüye ait olabilir miydi? Kızgın bir hayalet, kendisini takip mi ediyordu yoksa? Ne demişti Hikmet; “Ölülerden kimseye zarar gelmez!” Ya bu kez yanıldıysa?... “Keşke annem olsaydı o kadın. Şimdi tekmelediğim yorganı üzerime örtüyor olurdu belki de. Omuzlarıma çekerdi sonra. Bir de öpücük kondururdu saçlarıma. Hem ben onu hiç üzmezdim ki. Şımarıklık da etmezdim.” Ayak sesleri gittikçe yaklaşıyordu. Nereye gittiğini bile bilmeden, olabildiğince hızlı koşuyordu Ahmet. Bu ıssız ölüler şehrinden çıkıp kalabalığa karışabilseydi; ışıl ışıl caddede, yaşamın içine bir dalabilseydi. Gücü iyiden iyiye tükeniyordu. “Keşke bir parça daha ekmek yeseydim.” Diye düşündü. Sonunda küçücük ayakları, bu kaçışa daha fazla direnemedi. Yüz üstü kapaklandı yaşamsız toprağın üzerine. Onun sonsuz, yumuşak koynundaydı şimdi. Hiç yadırgamadılar birbirlerini. Hikmet Abi’siyle birlikte sıcacık bir yatağa uzandıklarını hayal etti. Bıraktı kendini karanlığın kollarına. Korkusuzca. Gece kanlı bir yorgan gibi örttü minik bedenini. Sıcak bir el sardı yüreğini. Uyudu Ahmet. Elleri üşümüyordu artık.&lt;br /&gt;-------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul’un ayaza çalan serin sabahlarını kim sevmez ki? Esmer gövdesinin olanca güzelliğiyle bir sağa bir sola salınarak dans eder yarı çıplak ağaçlar. Deniz bütün renkleriyle rüzgarı selamlar. Simit kokuları, sıcak çayın buğusuna karışır. Sonbaharın bohçasından dökülen son yeşillerin arasında, çöpçüler, gecenin karanlık artıklarını süpürür sokaklardan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıcacık bir evde, bir anne, kızının pembe atkısını sarar boynuna. Televizyonda, bu sabah çöpte, parçalanmış halde bulunan iki çocuğun haberi verilir. Kimse bahsetmez pembe eldivenlerden. Göz ucuyla ekrana bakan anne, kızına, elleri de yüreği de üşümesin diye onların bir eşini giydirir. Sonra, gönül rahatlığıyla servise bindirir ve salar; temizlenmiş sokaklara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Günün Notu: &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Tüm çocukların, “Dünya Çocuk Hakları Günü” kutlu olsun. Ve dilerim bir gün bütün çocuklarımızın yüzünde gülümseme, kalbinde mutluluk olsun. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-1808622885947539025?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/1808622885947539025/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=1808622885947539025&amp;isPopup=true' title='25 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/1808622885947539025'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/1808622885947539025'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2008/11/pembe-eldivenler-masali.html' title='PEMBE ELDİVENLER MASALI'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SSZzdgahfvI/AAAAAAAABcc/SWuGbN7vvtQ/s72-c/ahmet.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>25</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-1984613651464704422</id><published>2008-11-19T12:01:00.000+02:00</published><updated>2008-11-19T12:32:20.152+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÖYKÜ ATÖLYESİ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FOTOĞRAFIN DİLİ'/><title type='text'>VE ADAM... VE KADIN... VE YAĞMUR... VE KEDİ...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SSPlOINcbhI/AAAAAAAABcU/JfI1-pYfkW4/s1600-h/YA%C4%9EMUR.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5270308019838414354" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SSPlOINcbhI/AAAAAAAABcU/JfI1-pYfkW4/s400/YA%C4%9EMUR.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sonbaharın turunç renkleri bir bir griye dönerken, iskelede oturmuş İstanbul’un kışa kesilmesini seyrediyorum. Elimde, bir zamanlar az daha büyük göstersin diye başladığım sigaram.  Uzaklarda bir vapur feryat ediyor. Başımın üzerinden martılar geçiyor. Yağmur önce usul usul, sonra tutkuyla öpüyor Boğaz’ın solgun, yeşil gözlerini. Kıpır kıpır oluyor yaşlı, hayran olunası kızın kuleye kilitli yüreği. Ancak âşıkların görebileceği bir ışıltı var bu puslu manzarada; görüyorum. Dilimde acemaşiran bir bestenin hüzünlü nameleri…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir balıkçı, nasırlı elleriyle ipini çözerken mavi teknesinin, acıyarak yüzüme bakıyor. İhtimal ki “Deli zahir” diyor. “Değilse, bu yağmurda, bu soğukta, ihtiyarın işi ne sabah sabah burada?” Çırılçıplak kalmış ağaçlar gibi titriyorum. Elimdeki yumuşak, kaygan kumaş parçası yüzüme değiyor. Saçlarının kokusu karışıyor iyot ve yosun kokusuna. İnce belli bir bardakta tavşan kanı çay oluyor kızıllığı; ısınıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayaklarımın dibinde bir kedi ağlıyor. Sırılsıklam olmuş, donmuş yavrucak. Kucaklayıp paltomun altına sokuyorum. Minnettar gözlerle bakıyor kırışmış yüzüme. Belli ki kimsesi yok. Şimdi birlikte seni bekliyoruz. “Belki” diyoruz. “Bir umut...” Vapur giderek yaklaşıyor. Mavi tekne gözden kayboluyor. Bu sırada iskelede birer ikişer yolcular birikiyor. Birazdan sahil iyiden iyiye kalabalıklaşacak. Gitmeler gelmelere karışacak. Sen de gelsen. Hiç değilse şu emanetini almaya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevsimlerden gençlik, hava alabildiğine bahar. Kedi ağlamıyor artık. Vapurdan iniyorsun. Beyaz, topuklu pabuçların, incecik bileklerinin altında eziyor sahili. Ilık bir rüzgar havalandırıyor allı-morlu elbisendeki tüm desenleri. Ortalık çiçeğe kesiyor birden. Uçuşuyor menekşe, gül, hanımeli. Her yan mavi, beyaz, hercai… Her yer sen oluyor. Narin boynundaki safir kolyeden de berrak gözlerin… Öyle mağrur ve umursamaz bakıyorsun ki dünyaya. Ben zavallı, genç, aşık… Koşup ellerine sarılmak, haykırmak istiyorum; yapamıyorum. Uçuşuyor haleli kızıl saçların. Buklelerinin kıvrımlarına yüreğimi hapsediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bir sevdalı bakışa, bir umutlu gülüşe genç ömrünü vermeye hazır, bıyıkları yeni terlemiş mektepli oğlan… Her Cuma, o vapurdan salınarak inmeni bekliyorum. Az daha büyük göstersin diye; elimde sigaram. Sen iskeleden çıkıp babamın dükkanına, tiril tiril esen kumaşlar seçmeye... Ben bir garip gölgeyim peşinde; görmüyorsun. “Çiçeği bolca olsun!” Diyorsun. Çoğunu rüzgara katık edip sahile dökeceksin nasılsa. Sonra, geldiğin esintiyle geri gidiyorsun. Önümden geçerken, yokmuşum gibi, yanmıyormuşum gibi… Her zerrem sana tutkun değilmiş gibi; umursamaz… Dudağının kıyısında haylaz, pembe bir gonca gülümsüyor. Hatırıma saçlarının kokusunu bırakıyorsun. Sen yine gelene kadar avunayım diye belki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllardan kavak yeli, bahar alabildiğine zalim. Ah o vapur! Bir hain zıpkın saplanıyor bedenime. Gümüş hareleriyle güzel, turuncu bir balık ölüyor. Boğaz kan-revan... Hoyrat bir rüzgar bütün çiçekleri denize döküyor birden. Kanıyor menekşeler. Maviler hızla kızıla dönüyor. Kalbimi bağladığım saçların kadar kızıl… Can yanığı şarkılar söylüyor dilim. Hüzünlü bir acemaşiran ağlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ardından uzanıp omzuna dokunan el benim olmalıydı oysa. Yanındaki altın saçlı çocuk bizim oğlumuz… O safir kolyeyi ben takmalıydım gül beyazı boynuna. Ah, sevdiğin ben olmalıydım! Kıskançlık kasıp kavuruyor benliğimi. Bir alev topu olmuş, yakıyor ha yakıyor. Çelimsiz bedenim kaskatı şimdi. Eline bir başka el uzanıyor. Öfkem, acıma karışıp parmaklarımın ucundan sızıyor. Rüzgar üzülüyor halime, kendince bir iyilik yapıyor. Hınzırca önüme düşürüverdiği saç bandını, bir hırsız gibi, gizlice cebime atıyorum. Kimsecikler görmüyor. Yalnızca kedi ve sen... Utanıyorum. Sen ise yine mağrur… Saçlarının kokusunu bırakıyorsun avucuma. Haylaz, pembe gonca, kıvrılıp güle yazmış. Eteğinin ucundan bu kez sarı hüzün çiçekleri dökülürken, ben paramparça olmuş gözlerimle son defa, gidişini(zi) seyrediyorum. Beyaz, topuklu pabuçların yüreğimi eziyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi İstanbul, ömrüm gibi kışa teslim olurken, sonbaharın turunç renkleri bir bir siyaha dönüyor. Koynumda hâlâ titreyen kedicik. İhtiyar ellerim üşüyor. Vapur, kulağımın dibinde tiz bir çığlık koyuveriyor. Yabancı kalabalık telaşta. Gitmeler, gelmelere karışıyor. Kimsesizliğimin koluna girip insan yığınının arasından sıyrılıyorum. Yağmur, yüzlerce yıllık bir aşkın tutkusuyla öpüyor Boğaz’ın solgun, yeşil gözlerini. Ellerimde ipek saç bandın… İyot ve yosun kokusu saçlarının kokusuna karışıyor. Usul usul içime çekiyorum; avutmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gün Cuma. Yine gelmedin. Haftaya kedi ve ben, bu âşık denizin kıyısında bekleyeceğiz. Söz veriyorum sevgilim, eğer gelirsen; emanetini geri vereceğim. Ve sonra öleceğim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.oykuatolyesi.blogspot.com/"&gt;Atölyemizdeki fotoğraf&lt;/a&gt;, &lt;span style="color:#990000;"&gt;nacizane böyle dile geldi benim için. Kabul ediniz. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7699124541381417664-1984613651464704422?l=fikriminincegulleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/feeds/1984613651464704422/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7699124541381417664&amp;postID=1984613651464704422&amp;isPopup=true' title='20 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/1984613651464704422'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7699124541381417664/posts/default/1984613651464704422'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikriminincegulleri.blogspot.com/2008/11/ve-adam-ve-kadin-ve-yamur-ve-kedi.html' title='VE ADAM... VE KADIN... VE YAĞMUR... VE KEDİ...'/><author><name>[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14463982070237585599</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='30' src='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/S7XzxIfa6YI/AAAAAAAABpY/LmxKpKMPIW0/S220/8mart.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SSPlOINcbhI/AAAAAAAABcU/JfI1-pYfkW4/s72-c/YA%C4%9EMUR.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>20</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7699124541381417664.post-2516504387969588689</id><published>2008-11-18T09:29:00.000+02:00</published><updated>2008-11-18T09:36:59.719+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DÖK İÇİNİ RAHATLA'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ZENGİNLİK BAŞA BELA'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BİZİM EVİN HALLERİ'/><title type='text'>NE ALIRSAN Bİ' MİLYON</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SSJwNV5SdaI/AAAAAAAABcM/yRSmq80Z1Og/s1600-h/alisveris.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5269897888494941602" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 282px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_342uhjqlBIA/SSJwNV5SdaI/AAAAAAAABcM/yRSmq80Z1Og/s400/alisveris.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kadın milletinin yüzyıllık tutkusudur alışveriş. Baze
