[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]


Hayat sık sık şöyle kallavisinden tokatlar yapıştırmış, omzumdan tutup tutup sallamış, sallandırmış, dost kazıklarının, ihanetin en dibini yaşatmıştı eyvallah.  Lakin, incegül, incegül olalı böyle eziklenip dışlanmamış, böyle paçavra muamelesi görmemişti sayın okur.

Genel-geçer kural şudur ki; biz amele hatunların bebeleri kendi işini kendi görmeye alışır. Okuluna yek başına gidebilir, karnını doyurabilir, urbasını yardım almadan giyinebilir. Bundan hareketle, biz de kendimizi yatıştırır, kendine güvenli, geleceğe şimdiden hazır sıpalar yetiştirmedeyiz diye seviniriz ya… O iş öyle olmuyormuş ey ensesi kalın okuyan kitlesi.

Sabahınan tıraşını olmuş, bugün evlendirsen dokuz ay sonra kucağına torun tepiştirecek kıvamdaki kazık kadar oğlanı, ben gibi minnak insan kişisine eli çarpsa iki gün yerinden kalkamayacak hale getirecek koca popolu kızı elinden tutup okul bahçesine kadar getirmek, boğazına okunmuş pirinç dökmek olmazsa olmazmış, bilemedik.  

Anlatayım:

Hikayemiz bundan yıllar evvel bir güz sabahı, henüz kargalar kahvaltı masası düzenlerken geçmede sayın okur.

Profesyonel Öğrenci Veliliği Ana Bilim Dalı Öğretim Üyelerinden “Dip Boya Nilgüzar” o sabah da her sabah olduğu gibi çapağını tam olarak yıkamadığı gözlerinin üzerine bir kilo üçyüzelli gram mavi boya  çekmiş, dudağına en parlak pempe rujunu sürüştürmüş, dizi yenik eşortmanının üzerine pırıltılı buluzunu giyinmiş, kapı komşusu olan ve kendisiyle aynı işi yapan “Sümsürüklü Okşanaz” la birlikte okul yoluna koyulmuştu.

Aralarında hararetli bir tartışma yaşandığı gözle görülüyordu. Bu aydınlatıcı görüşmenin, bir bebesi üniversiteye, diğeri  sekizinci sınıfa devam etmekte olan ve henüz “velii” olabilme hususunda bir arpa boyu yol kat edememiş, “öğrenciyi salacan çayıra, mevlam elbet kayıra” felsefesini düstur edinmiş olan İncegül kişisinin dikkatini celbetmemesi beklenemezdi.

Zira o gün, o da küçük sıpasıyla birlikte okul yolunu arşınlamaktaydı. Ve yavrusunun “Anneee, uzağımdan yürü, yaaa elini omzuma koyma, rezil ettin beniii…” şeklindeki çemkirmelerine maruz kalmaktaydı. Bu iki ulvi insandan, bu iki “harika velii” kişisinden öğreneceği çok şey olabilirdi. Nitekim oldu da.

Buyrunuz, konuşma paragrafları aşağıdaki gibidir. İlginçtir, şaka gibidir, kabus gibidir, mizahın ta kendisidir. Lakin, bire bir gerçektir. Sözüm senettir.

“Sekiz yıllık veliyim böyle cahil örtmen görmedim kardeş. Konuyu işledikten sonra test çözdüreceğine kitap okutuyormuş çocuklara.”

“Şekerim, bizimkinin örtmeni de ha bire müzelere, sergilere götürüp gezdiriyordu çocukları. Neymiş efendim, tarihimizi yerinde görsünlermiş, hayatı yaşayarak öğrensinlermiş. Ben de aldırıverdim  başka sınıfa. Sen de öyle yap tatlım. Şimdi gece gündüz test çözüyor valla. Süper oldu.”

“Haklısın canım ya, geçenlerde de şahane bir ödev hazırladım verdim eline. Çocuğa, gelsin sunumu da anan yapsın, deyivermiş haspa. Yok yok bu çok fazla oldu artık. Abuk subuk kitaplar okutuyomuş bacım bir de. En son “Portakal Reçeli” mi “Portakal Şekeri” mi ne? Alcam çocuumu başka sınıfa.”

Bu sırada epey bir yol kat edilmiş, hatunlar, diplerinden ayrılmayan, her an patlak vermeye hazır görünen İncegül kişisini fark etmişlerdir. Önce renk renk farlarla korkunçlaştırdıkları gözlerini genç! ve güzel! kadına diktiler. Özel mülküne girilmiş çiftlik sahibiyle, inine çomak sokulmuş ayı arası bakışlarını bir an bile ondan ayırmadan, soruları ardı ardına sıralamaya başladılar. Belli ki onun bu tıfıl, çömez veli halleri kendilerine yabancı gelmiş, okul bahçesine girmeye çalışan bir düşman, özel alanlarına bir tehdit olarak algılamalarına neden olmuştu. Biz buna halk arasında “algıda sıçıcılık” diyorduk ve bu durumu çok citti’ye alıyorduk. Şimdi sorgulamadan enstantaneler efenim. Sıkılmadıysanız, alttaki paragrafa alalım sizi.

“Hııımmmm… Seni buralarda daha önce görmedik hiç. Yeni mi düştün gülüm sen?”

“Kem… Küm… Ben Ozi’nin şeysi oluyom da…”

“Demek Ozi’nin annesi sensin. Biz bu zamana kadar onu öksüz biliyoduk müsadenlen. Sabah uykusunu seviyon anlaşılan?”

“Şey ben, kendine güv…”

“Eee sınıf anaları toplantılarında da rastlaşmadık hiç. Yoksa deniz anası toplantısını mı bekliyodun? Hahahahaaaa… Ay gülüm alınmıyon de mi? Çok espiriliyimdir ben.”

“He valla, Nilgüzar aplamız kırıp geçirir bizi okul bahçesinde. Hele o sabah törenlerinde…”

“Şey çalışıyom da ben…”

“Hııııı…. Ay canııımmm… Beyin yok mu?”

“Ben sizde yok diye düşündüydüm daha ziyade.”

“Kız Okşanaz, bu karı bana laf mı çarptı şimdi.”

“Pardon ya! Varmış. En azından bunu algılayabildiniz. Sizin kadar olmasa da ben de az espirikli değilimdir hani. Hadi size iyi günleeer.”

Ozi’ye bir höööyt çekip elinden tutuşum, o okul yolunu İncegül Bold şeklinde, iki dünya, bir olimpiyat rekoru kırarak arşınlayışım vardı ki, görülmeye değer, takdire şayandı sayın okur.

Haydin sağlıcakla kalın, eğitimsiz kalmayın…











[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]




Benim biricik maviş gözlüm, analık konusunda mastır, yüksek lisans ve hatta doktora yapmış, anneannelik hususunda ise üstün hizmet madalyası almış bir hatun olmasının yanı sıra; komşuluk ilminin kitabını yazmış, üstüne imzasını çakmış ve konuyu kapatmıştır sayın okuyan.

Bana sorsan, apartman girişinde bir "merhaba nasılsınız" dan ibaret olan bu mevzuyu, sınırlı algımın, kıt aklımın, pörçük havsalamın alamayacağı boyutlara getirmiş, kendince,  kendi içinde kanunları, kuralları olan bir müessese haline getirmiştir benim sultanım.

Anneeeee, dolmaya pirinç yetmedi. Alıp geleyim ben hemen.

Yok kızım Safinur teyzene çık, onda var. Bir kilo kadar aldıydı, birazını sarmaya koydu, nerdeyse 750 gram kadar kalmıştır. Bu akşam sütlaç yapacak. Bir 250 gram kadar bırak ona, Gerisi sana yeter.

Höööö ?????!!!! Bari nereye konuşlandırdığını da söyle, tam kuş konsun.

Üst ikinci dolabın alt rafının arka tarafında...

Pazar sabahı sekizde kapı çalınıyorsa, bil ki komşular kahvaltıya davetlidir. Haftanın 7 günü görüşmek kesmemiş, haftanın tek tatil günü,  bu İnce kişisini uyutmayalım da gebersin konulu sempozyum için tüm komşu teyzeler bir araya toplaşmışlardır. Çatal, kaşık sesleri yetmezmiş gibi, hint dizisi de son ses izlenip eziyet katmerlenmektedir.

Canımın içi, gözümün nuru anacığım, neden sabah sabah bir araya geldiniz. Bu önemli toplantıyı daha geç bir saatte yapsanız olmaz mıydı acep.

Baklava yapıcez kızım. Bıraksınlar da tek başıma mı yapayım? Kollarım kopsun, belim çürüsün, etlerim dökülsün ister misin.  Zaten siz hiiiç bana acımayın. Vıdı vıdı vıdı, bıdı bıdı bıdı...

Tamam bidenem, tamam. Demedim bişey. Hadi size iyi günleeer...

Bir de saklama konusunda kendini aşmış, dağları aşmış, ünü ülke sınırlarını aşmış, fezaya taşmıştır hatunun. Ölümüne saklar, bir daha mümkün değil, evi talan etmeden bulamazsın.

Anne, nüfus cüzdanımı ne yaptın? Tam da buraya koymuştum, bulamıyom.

Ya öyle ortada duruyordu, ben de saklayıverdim.  (Komodinin üstü orta yerdir, malumunuz.)

Tamam da nereye sakladın işte.

Ne biliyim ben.

Su damacanasına entari giydiren, buzdolabı raflarını nazar boncuklu örtülerle süsleyen, bir kanepe için tüm şehri turlayıp ve turlattırıp, onun rengi kötü, bunun modeli berbat diye diye ayaklarımıza kara sular indirdikten sonra, heh bu tamamdır alalım diyen, sonra eve getirttiği kanepeyi tesettüre sokan, tül perde rüzgardan yamuluyor diye Temmuz sıcağında camı çerçeveyi sımsıkı kapatıp bize cehennem provası yaptıran canım annem...

Sen varken ne aç ne de sevgisiz kalırız...











[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]


Çapkın! Türk erkeklerinin aldatma denemeleri neden hep hüsranla sonuçlanır hiç düşündün mü sayın okuyan. Tabii ki cevval Türk kadınının zekası, ön görüsü, daha da önemlisi araştırmacı kişiliği sayesinde.

Ben ve araştırmacı kişiliğim, tam techizatlı kameramanım günlükle birlikte kamuoyunu bilgi yağmurunda yıkamak babında,  yine bir kıyak yaptık ve "Koca kişisi bir halt karıştırmaya kalkarsa nasıl yakalanır, anasından emdiği süt burnandan nasıl fitil fitil getirilir ve dahi sürüm sürüm süründürülür" konulu bir yazı dizisi hazırladık. Buyrun burdan okuyun.

Ava giden çaylak çapkın öncelikle kendi doğal ortamı dışında önizlenir. Bunlar bi bakımlara girmelere, bi kılına kılçığına dikkat etmelere başladı mıydı anla ki bi b.k yiyor benim sevgili hemcinsim. Hemen kolları sıva, üstüne paltonu giy, kafana şapkanı, gözüne gözlüğünü tak, eline büyütecini al ve başla takibe. Yürü be yavrum,  Şerlokum yürüüü...

Telefonunu kurcalayabiliyorsan işin kolay zaten. Bu saftrikler mutlaka birşeyleri silmeyi unutacaklardır. Şifre mi koymuş. Yılma. Ya birinizin doğum tarihidir, ya da 1234. Ne olacaktı ya, davinci nin şifresi mi.? Değişik bişey yapsa kendi unutacak camış b.ku kafalı.

Heee, baktın yavru uyanık çıktı ve şifreyi çözemedin. Yine de yılma, bu sefer de mail adresine musallat ol. Mail şifresi kırmak kolaydır. Güvenlik sorusu ilkokul öğretmeninin adıdır çoklukla. Bilmiyorsan ara anasından öğren.

Maili de temiz çıktıysa, sosyal medya hesaplarına dadan. Gönderilerini kim sıklıkla beğeniyor. Gülücükler, emojiler hangi mecralardan yağıyor takipte ol. O s.rtük mutlaka bi yerde açık verecek. Zeki kadınsın sen, bulacaksın dayan.

Yine mi bir şey çıkmadı. Hala mı yakalanmadı senin embesil.  E o zaman daha ne istiyon sayın okur. Melek gibi adam bulmuşsun, kıymetini bil. Diyeceğimi bekliyorsan çok yanılıyorsun.

Bekle hele bekleee... Daha bitmedi. Bir sonraki bölümü bekle...

Hadi kal sağlıcakla sayın okuyan...