Kayıtlar

EĞİTİM ŞART etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

BİR TUHAF DELİ, BİR GARİP VELİ

Resim
Hayat sık sık şöyle kallavisinden tokatlar yapıştırmış, omzumdan tutup tutup sallamış, sallandırmış, dost kazıklarının, ihanetin en dibini yaşatmıştı eyvallah.  Lakin, incegül, incegül olalı böyle eziklenip dışlanmamış, böyle paçavra muamelesi görmemişti sayın okur. Genel-geçer kural şudur ki; biz amele hatunların bebeleri kendi işini kendi görmeye alışır. Okuluna yek başına gidebilir, karnını doyurabilir, urbasını yardım almadan giyinebilir. Bundan hareketle, biz de kendimizi yatıştırır, kendine güvenli, geleceğe şimdiden hazır sıpalar yetiştirmedeyiz diye seviniriz ya… O iş öyle olmuyormuş ey ensesi kalın okuyan kitlesi. Sabahınan tıraşını olmuş, bugün evlendirsen dokuz ay sonra kucağına torun tepiştirecek kıvamdaki kazık kadar oğlanı, ben gibi minnak insan kişisine eli çarpsa iki gün yerinden kalkamayacak hale getirecek koca popolu kızı elinden tutup okul bahçesine kadar getirmek, boğazına okunmuş pirinç dökmek olmazsa olmazmış, bilemedik.   Anlatayım: Hika...

KAKAOLU FINDIK EZİĞİ

Resim
Bu sabah yarım kavanoz nutellayı ince dilim kepek ekmeğimin üzerine boca ederken  fikrim geldi sayın okuyan. Düşündüm. Normaldi bu. Ne de olsa insan, düşünen hayvandı. Neden İnce de düşünen öküz olmasındı? Neyse lafı fazla uzatmadan, millet galeyana gelmeden ben sadede geleyim. Malum okullar açıldı, mini mini bebeler sınıfları doldurdu. Mini mini dediğime bakmayın siz. Lafın gelişi o. Maşallah hepsi zebellah yutmuş gibi yavrucakların. Her yerlerinde lömbür lömbür yağ öbecikleri. Oğlanların memeleri benimkilerden büyük, kızların ardından selodit dağları takip etmekte. Sanırsın, bayıla bayıla yedikleri o yağlı vıcık cipslerin, iğrenç hamburgerlerin, şarküteri dolu pizzaların hepsi isyan edecek, birazdan dışarıya fırlayıverip ortalığa dağılacak. Bir dilim beyaz peynir, üç-beş zeytin, kokusu tüm sınıfı saran haşlak yumurta ve meyve olarak da elma ihtiva eden o beslenme çantalarının yerini, kantin tostlarının, patates kızartmalarının almasından mütevellit, bebelerimiz maalesef po...

GÖZÜN KÖROLMAYA DÜLDÜL

Resim
Yıllar evvel o ödevi hazırlarken aklıma geldiydi. Vallaha da billaha da düşündüydüm. Bunlar gemi azıya alsalar, işi iyice abartıp seralarda, gemilerde mercimek yemeği pişirseler hemi de fırında, sonunda da beraber kaçıverseler dediydim. İki gözüm önüme aksın ki ilk benim aklıma geldiydi. O zaman ödevimi bu minvalde düzenleyip hocanın önüne atıverseydim ne mi olurdu? Ya “Cins-i sa.pık mıdır nedir? Hiç de öyle görünmüyo yahu! Ne etsek acaba?” diye disiplin kurulunda geleceğim hakkında toplantılar yapılırdı. Ya da arlanmaz, rezil, kepaze öğrenci damgası yiyip eğitim hayatım boyunca bu utançla yaşamak zorunda kalırdım. Bunların bilincinde, çalışkan, dürüst, kendini bilen bir insan evladı olduğumdan; kendi halinde, gayet de namuslu bir dosya yaptım bu romandan ve gönül rahatlığıyla ödevimi teslim ettim. Ama yirmi küsur yıl sonra bir senarist çıktı ve benim o zaman cesaret edemediğim şeyi yapıverdi işte. Ben aldığım “On” ile ve biraz övgüyle sap gibi ortada kalırken, elin adamı milyonları...

NE İŞ OLSA YAPARIM YETER Kİ SİGORTASI OLSUN

Resim
Vakti zamanında, daha taş devrinin son demlerine yeni adım attığımız yıllarda, bendeniz gencecik bir hatun kişi idim. Okul hayatımın sonuna gelmiş, artık mesleğimi elime almış, hayallerimin peşinden koşma kıvamına ulaşmış idim. Daha tekerleğin icadını bile tahayyül edemediğimiz zamanlarda, takdir edersiniz ki teknolojinin bu boyutlara ulaşacağı aklımızın ucundan geçmezdi. Lakin ateşin bulunmasına çok sevinen annem, babamın avladığı bizonları, dinozorları misler gibi pişiriyor, kardeşlerim bu sırada ellerindeki koca sopalarla birbirlerinini kafasına vurmak suretiyle eğleniyorlardı. Velhasıl mutlu bir yaşantımız var idi. Ama heyhat, meslek seçimi tantanası, ailede küçük çaplı bir kriz, bir huzursuzluk yaratmıştı. Ben, her ne kadar iktisatla ilgili bir okul bitirmişsem de, kendi çapımda sanatla uğraşmak, mağara duvarlarına yazılar yazmak, resimler çizmek, ormanda yaşayan arkadaşlarımla amatörce kurduğumuz tiyatro grubunu geliştirmek; hatta profesyonel oyuncu olmak istiyordum. Oysa annem, ...

BENİM YAVRUM ARTİZ OLACAK

Resim
Blog aleminin şimdilerdeki sobe mevzuu 'özenti, özenmek ve gençlik'. Pas Mehtap'tan geldi. Değerlendirelim efenim. Medyanın körüklediği, sosyal ortamın fişeklediği, teknolojinin desteklediği ‘özendirme’ vukuatları evvel zamanda, evden kaçıp artiz olabilitesi mevcut kız çocuklarımızın ve onların ailesinin çok canını sıkmıştır. Onlar, ses dergisinde okudukları, bohçasını sırtlayıp Yeşilçam yolunu tutmuş olan bir iki nadide örneğe özenmişlerdir masumane . Lakin herkes siyah-beyaz artizler kadar şanslı olmayabilirdir. Kiminin karşısına, Göksel Arsoy çıkarken, bir çoğunu da elinde gazozuyla Nöri Alço karşılayabilirdir. Nice Türk filmine de konu olmuş bu hikayede, bu saf kızlardan kimi uyuşturucuya alıştırılmış, bazısı tecavüze uğramış ve sonunda çoğu hayatın yazdığı senaryolarda ancak figüran olarak birer rol kapabilmişlerdir. Neyse ki günümüzde yavrularımız tek başına bırakılmamaktadır. Onlara başka yöntemlerle ünlü olmanın yolları el birliğiyle anlatılmaktadır. Bu kadar çabay...

SIKI YÜZÜCÜ

Resim
Bu Oğuz şahsiyeti her konuda pek bi cesur, pek bi yürekli, pek bi maharetlidir de iş su sporlarına geldi mi tırsar(dı) az biraz. Hepimiz denize girerken, bu minik kuş şezlonga sinmiş, havlusuna da sımsıkı sarınmış vaziyette oturmuştu deniz maceralarımızdan birinde. Biraz kendini aşıp, kumdan kale yapmaya karar verdi sonra. Lakin bunun için su lazımdı. Su alması için de denize yaklaşması gerekmekteydi. Yavrucak önce sevgili ailesinden yardım istedi. “Annecim, lüffen kovama su doldurabilir misin..” “Babacım, kovamı doldurur musun lüffen..” “Abiii ya n’olursun şu kovamı doldur ya lüffen yaaaa…” Ama hiç kimse yavrucağa yardım etmedi. Oysa o kadar da “lüffen” demişti. Baktı ki kimseden fayda yok. İyisi mi ben kendi işimi kendim göreyim düşüncesiyle ufaktan yanaştı suya. Lakin hafif de dalgalı deniz. Yavru mümkün olduğunca uzaktan, ayaklarını suya değdirmemeye özen göstererek doldurdu kovasını. Üstelik hain ve de gaddar aile bireyleri onu gülümseyerek izliyorlardı öylece. “Hadi bebeğim gel b...

OLUR BÖYLE VAKALAR

Resim
Zırrrrrrr….. (Telefon acı acı(!) çalmaktadır. Açar İncegül kişisi kibarca. ) Heee… Ne var oğlum, işim başımdan aşmış, çabucak söyle! Anneeee… Heeee… nasıl geçti maçınız çocuuum? Berbat anne yaaa. Niyekine çocuuum? Fark mı yediniz? Yok da… Telefonum çalındı. Nasıl yani? Soyunma odasından yürütmüşler anne. Çüşşşş! Bak yürüyen telefonmuş. Sen kıymetini bilemedindi, elin evladı nasıl da yürütmüş. Efferim. ____________________________ (Bir karakol) Şey bu karakol taşınıyor mu? Çocuk şubesi olduk hanfendü. İyi ya, alın bu sıpayı o zaman. Yatsın bi kaç sene içeride de, telefonunu çaldırmak neymiş öğrensin. Anneeee… _________________________ (Bir başka karakol) Pardon memur bey, bizim telefonumuz çalındı da, başımızı hangi taşlara vursak diye size danışacaktık. Hanfendi, savcılığa müracaat edin. Bizim yapabileceğimiz bi’şey yoktur. E iyi ya... Düşelim o halde yollara da, halledelim ne zıkkımsa. ___________________________ (Yollar aç kurtlarla, tehlikelerle doludur) Bak şu terbiyesize, nasıl da...

KÖYLÜ GÜZELİ

Resim
Cumartesi çalışan amele güruhunun en büyük tesellisi, Pazar günü dinlenebilmektir. Ben de bu amele takımının müstesna temsilcilerinden biri olduğumdan dolayı, bu teselliyle avunur dururum her hafta sonu başlangıcında. Ama, heyhat! Her seferinde bu hayallerin suya düşmesi kaçınılmaz, şaşırılmaz ve de şaşmaz bir gerçek olarak, ‘dan’ diye vurur bu garip başıma. O Cumartesi de, her seferinde olduğu gibi işten gelmiş, evin dibini bucağını, köşesini, yuvarlağını elden geçirmiş idim. Bütün kemiklerim sızılanmış, ellerim deterjandan, çamaşır suyundan Nütrüciina reklamında oynayacak kıvama gelmiş, yorgunluktan kımıldayacak halim kalmamış idi. Olsundu. Üzülmeyeyimdi. Nasılsa yarın Pazar’dı. Bütün işlerim bitmiş ve o günü dinlence etkinliğiyle geçirebileceğimdi. İşte bu düşüncelerle koltuğa yığıldığım zaman, akşam saatlerine denk düşüyordu. Minik yavrucuğum sevgi dolu, şefkat dolu, dolu dolu seslendi: “Anneciğiiiim” “Söyle yavrum, oyun oynayalım diyorsan, kıpraşacak halim kalmadı. Yarın çocuum.” ...

ŞİİRSEL BİR ANLATI

Resim
Sevgili Günlük, Dün, vücudumun tüm hücrelerine stres yüklediğim, yorgunluktan tırnak uçlarımın bile sızladığı, beynimin sol yarısının uyuştuğunu hissettiğim, sıradan ve güzel bir gündü. Bazı kişilik(siz)lere sinir olduğum, kimi şahsiyet(siz)lerin haddini bildirmek istediğim öyle mutlu mesut bir gün işte. Akşam iş çıkışı rutin Anneye uğrayıp, yavruları toparlama ve “haydi çocuum, haydi ooluum, yahu üzerinizi giyin, çantalarınızı toparlayın, itişmesenize yavrum, koca danam, kardeşine yardımcı olsana” şeklinde sinir harbi yaşadığım, kan ter içinde kaldığım harika ötesi bir akşamla da tamamladım günü. Evim güzel evime geldiğimde baş ağrım tavan yapmış, artık bitsin bu muhteşem, tarihi gün diye dua ediyordum ki, sevgili yavrum, mini mini oğlum yanıma geldi. “Zihinden çıkartma işlemi yapalım mı anne?” Yapalım peki oğlum. Zihnimden çıkarmak istediğim o kadar çok şey var ki, belki de faydası olur bu işlemlerin. Ben kendimi toparlayıp, yavrucağa çalışma ortamı hazırlamak için debelenirken, (Lis...

OKULDAN AL BENİ SANALDA BUL BENİ

Resim
Merhaba Günlük, Nasıl anneyim ben değil mi? Yavrular karne aldı, iki satır bir şey demedim bununla ilgili. Küserler mi bana? Yok küsmezler zannımca. Zira benim büyük sıpa geçen sene ilk dönem karnesini kayıp etmişti de. Biz notlarını karnem.net’ten öğrenmiştik. Hee valla Günlük, teknoloji bazen çok işe yarıyor. Yoktu bizim zamanımızda böyle şeyler. Şimdi yavrular ne etse haberimiz oluyor. Okula gitmedi mi? Cebe mesaj gelsin, sor neredeymiş, ne halt karıştırıyormuş. Kırık not mu aldı? İnternetten öğren hemen, çek fırçanı. Yani bu yavrucaklar, ağız tadıyla, karneye çamaşır suyu müdahalesi bile yapamıyorlar yahu. Hayır yayıla yayıla okul kıramıyorlar en kötüsü. Şöyle bahar geldi miydi, okulu mokulu boş verip, kırlara, parklara, sinemalara, kafelere hücum edemiyorlar bizim gibi. Hele bir denesinler. Babanın cebi dııtlayıveriyor hemen. “Sizin hayta bu gün okula gelmedi valla. Anam okulda bi sürü öğrenci var. Biz hangi biriyle uğraşalım? Sahip çıkın sıpanıza.” Al işte enselendi yavrucak. Yan...

ANLATAMADIM DERDİMİ

Resim
Liselimi tanımayan kaldı mı bilmiyorum Günlük, Hani şu benim on beş sene evvel kucağıma aldığım, o zamanlar minik bir şempanze yavrusu kadar çirkin olup, zaman geçtikçe serpilip güzelleşen, şimdilerde karizmasıyla genç kızların gönlünü fetheden, dünyalar yakışıklısı oğlum. İşte bu yavrunun sorunu “Dil Anlatım” dersi. Evet evet.. benim çocuğum. Ya da ben bunu kocaya bi sorsam mı acep? Hayır başkasından olabilir desem, kocam yapmaz öyle şey. Yapmaz değil mi? Neyse efenim, bu yavrucak bu dersten ya hoşlanmıyor, ya da gerçekten beyninin sözel bölümünü yeterince kullanmıyor. Yoksa ki matematik, fizik, biyoloji gibi topluca nefret ettiğimiz derslerden çok yüksek notlar alıp, dil anlatımda şaşalaması beni gerçekten şaşırtmakta. O halde birlikte çalışalım dedik. Bu kez ciddi olacağımız konusunda sözler de verdik birbirimize. Tutabildik mi? Yaşayalım ve görelim. Anne gündüzden bu dersle ilgili gerekli dokümanları hazırlamış, yazılı sorularına kadar bulmuş buluşturmuş, yavrusunun eğitimi için g...

OKU DA ADAM OL ÇOCUUUM...

Resim
Matematik, Fizik, Edebiyat, İngilizce, Biyoloji… bu ve benzeri derslerden üst üste, bıkmadan, usanmadan yazılı olmuş, bu vesileyle beyni jöle kıvamına gelmek üzere olan Liseli bir yavrucak ve onun liseyi yeniden, ikinci kez, tekrardan okumak zorunda kalan, bu nedenle inceden kafayı kırmakta olan tatlı, güzel, muhteşem ötesi, harika annesi tarih dersine çalışmaktadırlar. Önce biraz motive edelim yavruyu. Bilinçli bir annenin kuracağı şöyle bir cümle onu ders çalışma konusunda yeterince ikna edebilir: Bak yavrum.. bakıyooo.. şimdi çok ders çalıştığın için sana inek diyebilirler... derler de yani acımazlar... lakin ileride, okumuş, başarılı bir adam olduğunda... inşallah... bütün çıtırları sen kapacaksın ve o seninle kafa bulan ve popüler olduğunu zanneden hıyarlar, sadece lisede çıktıkları sümüklü kızların anılarıyla abaza bir hayat geçirecekler. Haydi başlayalım. Anadolu’daki Türk Devletlerini biliyon mu sen? Sular seller gibi anne.. Peki söyle bakalım o zaman, Hitit Devleti’ni kim yıkm...

OKULUMUN YOLLARI DAŞTAN

Resim
Sabahın en karanlık saatlerinden biri. Daha kargalar bile kahvaltı sofrasını yeni hazırlamakta. Biz cümbür aile ayağa dikilmiş hep bir elden hazırlanıyoruz. Şehrin bir ucuna gitmemiz lazım geliyor. Benim, tercihine kurban olduğum yavrum uzak diyarlardan okullar seçmiş, üstüne üstlük bir de gidip en uzak olanını ikinci tercihten kazanmış olunca, bize de “gör gözüm yolları” düştü . “Yavrumcuğuuum, hadi hızlı hareket et. Bak geç kalıyoruz. Bugün trafik ne biçimdir biliyon mu?” Yavrunun gözlerinin bir yarısı kapalı vaziyette. Beni duyup duymadığından hiç emin değilim. Sanırım o bir “uyur-okula hazırlanır” . Öyle böyle attık kendimizi yollara. Anam yol dediğin biter değil mi? Bir nihayeti olur. Bir sona erer. Gidiyoruz da gidiyoruz. Hani toplasan kırk beş dakikalık yol ama, malum İstanbul ve malum Pazartesi ve yine malum okulların ilk günü. E daha ne diyeyim. Benim yavru uyanmaya yüz tutmuş. Yollara bakıyor. Belli ki heyecanlı. Ben yine her zamanki sevecenliğimle soruyorum: “Oğlum çantanı n...

LİSELİM KARA GÖZLERİNDEN ÖPERİM

Resim
Günlükçüm, neden hayatımızın en güzel dönemidir lise yılları? Oysa şimdi düşününce ne kadar da çok sıkıntımız vardı o günlerde. Saçların ne kadar güzel olursa olsun örmek zorundasındır. Erkeksen, bir lokma uzadı mı hemencecik bir tren yolu inşa ederler kafanda. Yüzün gözün sivilce içindedir. Patlatsan olmaz. Patlatmasan bi türlü. Zaten vücudunda organlar gelişme aşamasında olduğundan, elin kolun başka tarafa gider. Ayağın bacağın ne edeceğini bilemez. Bir de sakar damgası yersin. Halbuki o ergenliktendir, kimselere anlatamazsın. Üniversite imtihanları yüzünden stresin doruklarında geziyorsundur. Ders çalışsan inek olursun. Çalışmazsan tembel teneke. Hayatı bir sınava adanmış kurbanlık koyun gibisindir. Öğretmenlerin gözdesiysen arkadaşların hoşlaşmaz. Popüler karaktersen öğretmenlerin takar. Aşık olsan açılamazsın. Zaten hoşlandığın zat pek havalıdır ve okulun tüm kızları ya da oğlanları ondan hoşlanmaktadır. Onların da hiçbiri aşkını itiraf edecek kadar güvenli olmadığından o çok beğe...

HAYAT DESTAN OLSA

Resim
Günlükçüm, dün sabah postacı gelip evrakları kutuya bırakırken, çok hislendim ben ya. Postacılar artık mektup getirmez oldu. Mektuptan vazgeçtim, bir kartpostal olsa. Bayramlarda bayramım olsa. Postacılar, kredi kartı extreleri, trafik cezaları ve faturalar getiriyor artık. Postacı geliyor, selam bile vermiyor. Herkes ona bakıp, merak ta etmiyor. Başına gelecekleri biliyor. Postacının getirdiklerini kimse sevmiyor. Eskiden yollarını gözlediğimiz postacıları da, artık kimsecikler beklemiyor. Mahalle bekçileri vardı eskilerde. Düdüklerini öttürür, gecelerimizin güvencesi olurlardı. Ne kadar karizmatik yürürlerdi. Gururla. Korkmayın, endişe etmeyin. Ben varım. Ben sizi korurum der gibi. Şimdi ne yapıyorlar acaba. Bakkallarımız vardı bizim. Onlar teker teker kapattılar o minicik sevgi dolu dükkanlarını. Koca koca marketler aldı yerlerini. Hipermarketin onlarca çeşidine rağmen, tek çeşit peyniri vardı onların. Ama, o bir kalıp peynirin yanında, tatlı bir gülümseme ve sıcak ekmek eşliğinde, ...

EĞİTİM ŞART

Resim
Akşam, Mini pijamalarını giyiyor, günlük. Bir baktım, ayak bileğinin biraz üstünde kocaman bir şişlik ve mosmor.. -Yavrum ne oldu buraya böyle? -Yok bi şey anne ya… abartma. -Ya lı be li konuşma anneyle.. taş olursun taş.. söylesene oğlum ne oldu? -Arkadaşım tekme attı anne.. hem acımıyo, merak etme. -Yahu, arkadaş hiç tekme atar mı? Nasıl arkadaşmış bu böyle? Nasıl acımıyo yani? Acımaz -mı bu hiç? Yavrum ya... -Tamam anne ben hallettim zaten durumu.. -Neyi hallettin? Nasıl hallettin? Anlat bakalım… -Ya şimdi bu çocuk tekme attı ya.. -Eeeeeeee? -Sonra ben de ona kafa attım. -E iyi halt ettin.. oğlum öğretmenine söyleseydin ya.. şiddetle hiçbir şeyi çözemezsin. -Ben ispiyoncu muyum anne? Hem çözerim, öyle bi çözerim ki… Anam anam.. neler oluyor bu çocuklara böyle. Nasıl başa çıkmak lazım. Şiddet artık küçücük çocukların bile çaresi mi olmuş. Çocuk, benim Mini’nin sıra arkadaşı. Problemli bir yavrucak. Aileden yeterli ilgiyi görmüyor. Öğretmenimiz de çok uğraştı ama, bazı şeyleri düzelte...