Kayıtlar

SOBE etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

MİM MİM MİMİ MİMİ HANIM...

Resim
Ah benim güzel okuyucularım! Yoğun ısrarlarınıza “ah bize bir yeni yazıııı” diye inlemelerinize daha fazla dayanamadım ve hasta yatağımdan kalkıp sizin için, sızlayan parmak uçlarıma aldırmadan, kâh o harfe, kâh bu noktalama işaretine basıp duruyorum bu gece vakti. “Ne işin var hasta hasta bilgisayarın başında, git yat zıbar da iyileş bir an önce, manyak mısın be hatun!” Dediğinizi duyar gibiyim benim duyarlı ve de sevgi dolu okuyucu kitlem. Lakin mimine yandığımın dünyasında, gün geçmiyor ki yeni bir mim dalgası hepimizi uçsuz bucaksız evrenin sonsuzluklarında bir o yana bir bu yana savurmasın, gün geçmiyor ki bir mimin kolundan ötekine kızıl bir yaprak gibi titreye titreye düşmeyelim. O kadar çok mim geçti ki elimden şu âlemde, yakında mahallede adım çıkacak diye korkmuyor da değilim. “Anaaam, gız Haspanaz, aha bunun bööle, aile gadınıyım, yavrılarımın anasıyım pozlarına bahma heç. Benim oğlan geçen, teceviz sahneleri ararkene, sitesini mi neyini bulmuş, günahı boynuna habire mimliyo...

SÖYLE BAKALIM İNCEGÜÜÜL... NİYE BLOG YAZIYON

Resim
Bu, şu anda linkine tıkladığınız güzel hatun , "incegül gişisi, ne içün blog yazıyon, nedir derdin, ne yapmak istiyon, maksadın, niyetin nedir senin, hangi örgüte çalışıyon, bre mel'un de bi git ya, bi rahat bırak bizi ya" manasında bi' sobeyle beni sahnelere davet etmiş. Elbette ki bu nazik daveti geri çevirmek, benim gibi hanımefendi gişiliğinden ödün vermeyen bir şahsiyet için düşünülesi bile olamaz diyor, londranın yukarı köylerinden birinden bildirmeye başlıyorum efenim. De haydin okuyak hep barabar! Daha küçücük bir kız çocuğuyken, sürekli konuşan, geveze mi geveze bir şahsiyettim. Hatta konu-komşu konuşturup kasede alırlardı sesimi. O kadar çok söyleyecek sözüm vardı ki… Sonra okullu oldum, sınıfları doldurdum. Şaka değil; gerçekten doldurdum. Canım örtmenim, artık canına tak ettiği anlardan birinde, beni kapının önüne çıkarmıştı susayım diye, hiç unutmam. Bizim sınıfın tahta kapısının üst tarafında, böyle gemilerin kamara penceresi gibi yuvarlak bir cam var. B...

ANADOL'UNU SATMAYAN ASABİ BİLGE

Resim
Bendenizim demiş ki: “Söyle bana a canım, nedir ev hali içinde nefret edilesi durumlar? Yanıtlayalım efenim; dilimiz döndüğünce, elimiz erdiğince! Bir hatun kişisi düşünün şimdi! Düşünün ki, kargalar henüz kahvaltı için sıcak ekmek, poğaça, börek tedarik etme derdindeyken uyanır, yavrularını selametle okula uğurlar, koca kişisini işine postalar, evini derler toplar, sonra da kös kös yollara dökülür. Bu esnada karga ailesi çayı yeni demlemiş kahvaltı masasına bile oturmamıştır henüz. Belki baba karga daha eve bile varmamış, pastanededir kim bilir? Mesaisi bitince ağzı kulaklarında, gidip şöööyle ayaklarını uzatmayı, çayını, kahvesini, soğuk bi’ drinkini, - artık Allah ne verdiyse- alıp eline, yorgunluk atmayı düşleyerek, yeniden, geldiği yoldan evine geri dönmeye başlar hatun. İşin tuhafı; bu anlamsız hayali, istisnasız her akşam, bıkmadan, usanmadan kurmasıdır. Salak mıdır; değildir. Hatta yaşına göre zeki bile sayılabilir. Lakin ‘umut fakirin ekmeği, ye Mehmet ye’dir. Heyhat! Hayat a...

HAYAL KURANI DA KURMAYANI DA SEVERİM

Resim
Sabahın erken saatleri, güneş henüz yeni yeni ısıtıp aydınlatıyor yerküreyi. Pencereden sızan ışıkla gözleri kamaşıyor kadının. Efil efil esen sabah rüzgarının ritmine kaptırmış raks eden dallara ilişiyor ilkin gözleri. Bir çırpıda fırlıyor yataktan. Mis gibi kaynak suyuyla yüzünü yıkayıp bahçeye çıkıyor usuldan. Yeni yeni kızarmış domatesleri, mis kokulu salatalıkları koparıp dalından, ahşap bahçe masasına güzel bir kahvaltı hazırlıyor. Ortancalar, nergisler, sardunyalar rengarenk... İçi açılıyor kadının. Toprağın ve denizin kokusunu ciğerlerine çekiyor derin derin. Alabildiğine yeşil, alabildiğine mavi ve alabildiğine huzur... Bir yol lokantası işletir kadın hayat arkadaşıyla birlikte. Yolcular... Gelirler... Giderler... Kalıcı değildir hiç biri. Her gün yeni yüzler, başka seslerle, yeni bir maceradır onun için. Her gün başka başka hayatlar tanır ve bunu sever kadın. Sahilde uzun yürüyüşler yaparlar kendilerine kalan vakitlerde. Geçmişi konuşurlar. Çocuklarını anlatırlar birbirlerine...

BENİM YAVRUM ARTİZ OLACAK

Resim
Blog aleminin şimdilerdeki sobe mevzuu 'özenti, özenmek ve gençlik'. Pas Mehtap'tan geldi. Değerlendirelim efenim. Medyanın körüklediği, sosyal ortamın fişeklediği, teknolojinin desteklediği ‘özendirme’ vukuatları evvel zamanda, evden kaçıp artiz olabilitesi mevcut kız çocuklarımızın ve onların ailesinin çok canını sıkmıştır. Onlar, ses dergisinde okudukları, bohçasını sırtlayıp Yeşilçam yolunu tutmuş olan bir iki nadide örneğe özenmişlerdir masumane . Lakin herkes siyah-beyaz artizler kadar şanslı olmayabilirdir. Kiminin karşısına, Göksel Arsoy çıkarken, bir çoğunu da elinde gazozuyla Nöri Alço karşılayabilirdir. Nice Türk filmine de konu olmuş bu hikayede, bu saf kızlardan kimi uyuşturucuya alıştırılmış, bazısı tecavüze uğramış ve sonunda çoğu hayatın yazdığı senaryolarda ancak figüran olarak birer rol kapabilmişlerdir. Neyse ki günümüzde yavrularımız tek başına bırakılmamaktadır. Onlara başka yöntemlerle ünlü olmanın yolları el birliğiyle anlatılmaktadır. Bu kadar çabay...

HADİ KAÇTIM BEN!

Resim
Blog milletinin güzel insanları! Hele bi gelin yanıma, toplaşın yamacıma! İyice bi yaklaşın monitörlerinize! Elsidisi, boynu bükük gariban eski ekranlısı fark etmez… Yanaşın yanaşın da resimlere bakın hele bi önce. Sonra da bu resimler arasındaki 7 farkı bulup, bağlantıyı kurun bakalım benim dünyalar tatlısı arkadaşlarım. Hani bu İncegül gişisi, sayıklayıp durur ya “köyüm de köyüm” diye. Hani bulut olup, yağmak ister toprağına her daim. Aha da gidiyor. Hem valla, hem billa. Yalanım varsa, nimete videofon reklamındaki kedi gibi bakayım. Bu akşam, nasip, kısmet ise köy yolları göründü bize. Benim küçümen sıpa, ilk defa gidecek olduğundan pek heyecanlı kaç gündür. “Anneee, uçakla mı gidiyoz?” diye sordu bana. “He oğlum uçakla gidiyoz. Bizim köyün harmanına indirecez uçağı da.” dedim kendisine. Bu yılki tatil planımız, koca kişisiyle ve arabayla yola çıkmak, Ankara ve Bartın’daki dostlara (Onlar kendini biliyor, link vermeme lüzum yok sanırsam) sürpriz yapmak, bir kahve içimi de olsa yan y...

BİR FİNCAN KAHVE OLSAM

Resim
'Bazen daha fazladır her şey' demiş ya kraliçelerin kraliçesi; doğru demiş. Yine böyle her şeyin daha fazla olduğu, duvarların üzerime yıkılırcasına eğildiği, yüreğimin mengeneye sıkıştırıldığı günlerden birinde bir mektup aldım bu çılgın kadından . 'Niye bana yazmıyon, yoksa beni beğenmiyon mu' diyordu, özetle. Ben de ona anlatmaya çalıştım ayrı dünyaların insanları olduğumuzu; Ben sosyetenin gülü, o kenarın dilberi! Siz hiç, bir fincan kahveyi karşılıklı höpürdetmediğiniz birinin dost sıcaklığını iki cümlede yüreğinize kadar hissettiniz mi? Ben hissettim. Sonra dedi ki bu hatun kişisi bana; 'Kız senin şu Nuh Nebi'den hatıra kalan şablonu değiştirelim mi?' Yavrum ben teknolocinin en özürlüsü, daha maillere bile yeni yeni bakmaya başlamışım. Bilen bilir; aylarca mail okumam da bloke olur durur adresim. 'Kem, küm... e zahmet neyin olmasın bacım.' Yan cebime koy yani. Ne zamandır istiyorum da. Ne vakit, ne de kapasite müsait değil buna. Bu da bi' n...

BENİM RUHUM GENÇ

Resim
Kız Allah müstahakkını versin İncegül. Çıkma dedim kaç kere sana şu tepelere. Bak yine kaldın. Hadi bakayım nasıl inecen aşağıya… Bak koca kişisi, beni sinirlendirme! Valla atarım elimdeki sabunlu bezi kafana. Duvarlar leş olmuş leş. Silmeyim mi yani? Yeni boyamadım mı ben o duvarları yahu? Ne çabuk kirlenmiş. Heee boyadın doğru… gözün de iyice görmez oldu senin. Birazını boyamışın da, bir kısım yerini es geçmişin işte. Duvarlarımız sayende Pikaso’nun tabloları gibi rengarenk oldu. Haydi iki renk neyse de, nasıl gidip dokuz ayrı renk boya almayı becerdin, onu hala anlamış değilim zaten. Sen kendine bak bi kere. Geçenlerde caaanım yün hırkamı, doksan derecede yıkayıp, düdük gibi çektiren sen değilsin sanki. Benim gözlerim görmüyo ya… sen artık iyiice bunadın. Hadi hadi çok konuşma da, inmeme yardımcı ol şu merdivenden. Sana kaç zamandır söylüyorum dimi, doğru dürüst bi merdiven alalım diye. Bak inip çıkması da zor oluyo işte. Yoksaaa… ben bunun tepesinde maymun gibi oynarım be. Tut elim...

İSTER TANIRIM İSTER TANIMAM

Resim
Sevgili can kuşu Tabiat Ana beni sobelediğinden beri düşünmekteyim. Hangi çılgın hatunlar bu bünyeyi etkilemiş, kimler kanıma girmiş olabilir diye. Zira normal, standart, öyle hanım olayım, etliye, sütlüye karışmayayım, amaaaan dünya yansın, yeter ki benim bir kalbur samanım sağlam kalsın derdinde, haydi benim güzel sürüm, sen nereye ben oraya rahatlığında bir kadın kişisi olamadım hayatımın hiçbir evresinde. İstemedim mi? İstedim. Bazen bünye ihtiyaç duymuyor mu rahat bir nefes almaya? Duyuyor elbet. Ayrık otu kıvamında bir tatla yaşamak da zor iştir vesselam. İlkokulda çekilmiş şu toplu katliam resimlerinin hepsinde ilk bakışta ‘ahan da bizim deli’ diye teşhis edilebilecek bir farklılık yaratmışımdır mesela. Bunu bilinçli yaptığımı düşünmüyorum. Siz de düşünmeyiniz. Yaratılış böyle ne edersin! Benim normalim de bu olduğundan, birisi çıkıp ‘sen niye böyle yapmışsın, bak burada herkes böyle, sen şöylesin’ demeden, o farkı fark etmem bile ben! ‘Mükemmel, harika, süper ve de hiper biriyi...

KİTAP BEN

Resim
Okumak ve yazmak çocukluğumun oyunu, kitap, kalem, defter de oyuncaklarımdı. Dört-beş yaşlarındaydım. Komşu kızlarının genç kız sırlarını duymak için peşlerinde dolaştığım, sonrasında ellerinden düşürmedikleri aşk romanlarının kapaklarındaki yazıları okumaya çalıştığım günlerdi. Severlerdi beni. Kovmazlardı çoklukla yanlarından. Lakin bu tolerans şımartırdı kimi zaman, işi azıtırdım. O zaman “Hadi bakalım evine” der postalarlardı... İadeli, taahhütlü! Yine o günlere rast gelir okuma aşkıyla yanıp tutuşmaya başlamam. Harf denen şeylerin eğri büğrü şekiller halinde gözlerimin önünde uçuşması, bu ikircikli, küçük şeyleri anlamlandırmaya çalışmam da tam bu zamanlara denk gelir. Yalvar, yakar, kavga dövüş komşu ablaların da yardımıyla okumayı sökmemle, okuma manyaklığım start almış oldu böylece. Ne kadar mutluydum. O güne kadar ona buna minnet edip okuttuğum kitaplarımı artık kendim okuyabilecektim. Elime geçen her şeyi okuyabilirdim artık. Hatta okumamam gerekenleri bile! Kaymaklı dondurm...

KELİMELERE SINIR KOYUN

Resim
Anlatıcı yaşadıklarından, yaşananlardan beslenir çoklukla. Ve ya yaşanılması olasıları anlatır bilene, bilmek isteyene. İşte anlatıcı bu gün sizlere kendi yaşamından ve belki her gün yaşanan ve bizim bilmediğimiz hayatlardan çok çok kısa öyküler anlatacak. Kısa derken mecazen söylemiyorum, gerçekten kısacık. Kural gereği, toplam elli beş kelimeyi geçmeyecek hikayelerim. Bu projeyi daha evvel duyduğumda acaba sen de yapabilir misin ki, diye sormuştum kendime. Yazmaya başlayınca kendimi tutamadığım gün gibi aşikar iken, elli beş kelimeyle anlatabilir miyim derdimi diye düşünmüş, sonra kendime güvenemeyip vazgeçmiştim. Oysa Dileklerin En Yıldızlısı sen yaparsın deyip sobeleyivermiş beni. Şimdi bana benden daha fazla güvenen dünya güzeli arkadaşımın bu güvenini umarım boşa çıkarmam diyor ve anlatmaya başlıyorum. Bakalım neler çıkacak. Ben de meraktayım. Martılar çığlık çığlığaydı. Yüreği gibi hop oturup hop kalkmaktaydı dalgalar. Aylardır açık denizlerde, ekmek peşindeydi. Gemi limana vard...

KİM ÖĞRETTİ ALFABEYİ??? AAAA... BEEEEE... CEEEE...

Resim
Gün geçmiyor ki bloglar aleminde bir ebelemece, sobelemece olayı gerçekleşmesin sayın okuyucu. Sevgili Muhabbet Çiçeğim sobelemişti beni bir zamanlar. Geç oldu ama çok yoğunum. Kendisinin anlayışına sığınıyor ve yanıtlıyorum harf sobesini. Zevkle. İki arada bir derede oldu. Zaten harflerin ilk çağrıştırdıkları idi konumuz. İyi oldu. Üzerinde fazlaca düşünmeden, öylece aklıma geliverenleri yazdım işte. Aha da buyurunuz okuyunuz efenim. A- ANNE.. tatlı sert, yumuşak, sınırsız sevgi, şefkat, gülümseyen mavi gözler. B- BABA.. sağlam, güçlü, direk, bir çift kırılmaz kanat, istediğin kadar yiyecek. C- CENNET.. sevdiklerimin yanımda olduğu her yer. Ç- ÇARŞI… her şeye karşı. D- DEDE… bembeyaz saçlar, bembeyaz sakallar, sinirli ve aksi görüntünün altında her an ağlamaya hazır masmavi gözler. Bir de cepten çıkan şekerlemeler tabii. E- ERKEK.. ?????? F- FARE… ıyyyyykkkk G- GIRGIR… gelin-kaynana kavgalarını bitireceği iddia edilen süpürge çeşidi. Ğ- ÖĞĞĞK.. iyyyrençççç H- HOR HOR.. ilk aklıma gel...

MİMLENDİNİZ

Resim
http://doctus.org/banner/banner300x250.jpg Mim deyince hep Biyomun mim yazısı gelirdi aklıma.. suçüstü yapılmış, polis otosuna bindirilmiş bir hatunu yüzünü kapatırken hayal eder çok gülerdim. Ama ben de mimlenmişim işte. Okuyan herkesin mimlendiği bir konu bu. Şu dakika itibarıyla sen de mimlenmiş oldun ey okuyan!!! Kafa bulma yazanla... Gülmeeee… Bakmayın benim cıvık bir başlangıç yaptığıma, mevzu önemli. Bendenizimin sayfasında okuyup buraya taşıdığım bir konu. Öncelikle bu mimin üç kuralı var: Birincisi çocukken dinlediğiniz bir şarkı ve şu anda hissettirdikleri ile ilgili. Mimimizin ikinci şartı “çocuk istismarı”nı bir şekilde dile getirmek. Üçüncü şart ise yandaki banner. Onun hissettirdikleri, göğsüme saplanmış bir bıçak kadar ince, sert ve keskin bir acı. Çocukken dinleyip söylediğim ve en fazla etkilendiğim şarkının sözlerini yazayım iyisi mi. Nereden bulunup yüklenir bilemedim şimdi. Aha da aşağıda.. Buyrun birlikte söyleyelim… Dahaa biir ballanır uykuuu Çocuklaar kaardeş o...

NEFES KESEN BİR SOBE

Resim
Her hamarat, becerikli, yetenekli ve de süper marifetli hatun gibi ben de!!!! bir gün, tatlı tarifi ararken düştüm bir yemek bloguna ve tabii bloglar alemine. Hayır benim gibi üç öğün tatlıyla beslenen birinin başka bir tarif aramasını beklemiyordunuz herhalde. Yemek önemli mevzudur. Hayatımız yemek üzerine kurulu değil midir zaten? Sevgili Yaşamın Kıyısında ne güzel anlatmış bitmek bilmeyen yeme, içme telaşlarımızı. İşte yemek blogları, bu anlamda hem tatlı tatlı sohbetler edebileceğimiz, hem yeni tarifler öğrenebileceğimiz, beceremezsek “bacım benim kek kabarmadı, ne etsem ki” diye anında yardım alabileceğimiz, koca kişileri “bütün gün şu aletin başında ne ediyon” diye sorduğunda, “nankööör.. bak sen okküz gibi yiyesin diye akşama kadar tarif arıyom, ettiğin lafa bak” şeklinde zeytinyağı gibi üste çıkma şansı bulabileceğimiz mekanlardır. Biyom Kedim , acaba onlar da bizi okuyorlar mı diye sormuş ya.. okuyorlar bence. Hatta geçenlerde içlerinden biri bize “günlükçüler” demiş. Pek hoş...

YENİ YAZI DEĞİL... AÇIKLAMA NOT BÖLÜMÜNDE

Resim
Selam Günlük, Özledin mi beni? Ben seni pek bi özledim ne yalan söyleyim. Yokluğumda neler yaptın bakalım. Gelen giden oldu mu? Datlu neyin ikram edeydin arkadaşlarıma. Bi çay yapaydın ya da. Hiç mekana gelen ikramsız gönderilir mi? Cık cık cık.. Beni soracak olursan çalıştım bolca. Arada kaçamak yapıp arkadaşlarımı ziyaret ettim. Neler yapmışlar şöyle bir yokladım. Biraz fırsat bulunca hemen gelip sevgili arkadaşım Perilimin Takıntı sobesine cevap yazayım dedim. Kendisine teşekkür ediyor ve belli başlı takıntılarımdan bahsetmek istiyorum. E hepsini yazarsam üç gün sürer şimdi. Günlükçüm, kabul ediyorum. Obsesif bir kadınım ben. Zaten takıntılı olmak, kadın olmanın olmazsa olmazıdır değil mi? Taktı mı takarım kardeşim. Bir şeyi arıyorsam.. ki bu çok önemsiz bir şey olabilir… bulana kadar rahat edemem. Gecenin üçünde, sırf aklıma takıldı diye market fişi aradığımı bilirim Bir yere gideceksem evim derli toplu tertemiz olmalıdır. Bu yakın yerler için de geçerlidir. Yoksa kendime de, mille...

BİR SOBE BİR ANKET VE RENKCİĞİMİN DOĞUM GÜNÜSÜ

Resim
Ebesini sevdiğimin blog aleminde bir “sobelerden sobe beğen, beğenemezsen beğendirirler” köşesinde yine sizlerle birlikteyiz efenim. Öncelikle bu sobeyi bana layık gören çok sevgili arkadaşım Renkciğime çook teşekkür ediyorum. Sonra da bana kalbi kadar temiz bu sayfayı ayırdığı için Günlükçüğüme de teşekkür ediyorum. Bir de desteklerini esirgemeyen Londra’ya bağlı Aşağı Şemdürüklü Belediyesine ve bütüüüün Mançesterli hemşerilerime teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Bilmezsiniz siz. Benim soyum taaaaa İngiliz kraliyet ailesine dayanır. Büyük büyük büyük büsbüyük dedelerim sarayda b.kyedibaşıymış. Kibarlığım, asaletim ve hanımefendi çizgim de buradan geliyor şekerim. Dağıtmayalım konuyu.. konumuz “Gece ve Karanlık” Geceyi severim. Yalnızlığın, sessizliğin tadını çıkarabildiğim yegane saatlerdir. Geceleri şöyle elime sıcak ya da soğuk bi drink alıp, “ne anlıyon bu cangıl cungul şeylerden” takılmaları olmadan, kumandayı elimden çekiştiren kimsecikler yokken televizyon karşısında pineklemeyi...

KÜÇÜKTÜM UFACIKTIM

Resim
Ben var ya bu blog aleminin ebesini…. Dur yahu ne sinirleniyosun? Ebesini, sobesini pek seviyorum diyecektim. Sevgili kardeşim Figenim sobelemiş beni. Zevkle efenim. Buyrun başlayalım. Ben Güccükkene…. Çok mutluydum çoook. Bu mutluluğum benim çocukluğumda her şeyin daha güzel olmasından mıydı yoksa ben çocuk olduğum için her şeyin daha güzel görünmesinden mi bilmiyorum. Ya da çocuk olmanın kendisi güzel ve mutluluk verici bir şeydi de ondan belki . İşte ben o yüzden hep bir yanımı çocuk tutuyorum. Saf, temiz, masum, iyi niyetli, bazen öfkeli ama öfkesi saman alevi, öylece pat küt işte. O çocuğu büyütmedim hiç. Büyütmeyeceğim de. O yüzden ben güccükkene ne isem, şimdi de oyum. Afacan, geveze, huysuz, sevgi arsızı, gönül hırsızı, ota b.ka ağlayan, ağladıktan hemen sonra kahkahalar atabilen, tehlike sezdiğinde annesinin kucağına sığınan, incitildiğinde yüreği paramparça olan ama asla kin tutmayan, koşup, düşüp her tarafını yara bere yapan yine de kalkıp koşmaya devam eden, yeri geldiğin...