Kayıtlar

BİZİM EVİN HALLERİ etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

PANPİNİ PANPİNİ DASTANA PAN.PİŞLER GİRMİŞ BOSTANA

Resim
Bir zamanlar fakir ama onurlu, çatlak ama keyifli, nice ağlasa da hep gülen bir hatun vardı hatırlar mısınız? Ahan da o benim işte. Ve geri döndüm. Evet sevgili ve oldukça ihmal ettiğim okuyan milletinin insanları. Program açılışını nasıl yapacağına karar veremeyen, manken bozması, sunucu kırması hitabı gibi oldu ama idare edin. Malum, evvelimiz eskiye dayanır sizlerle. Hakkımız hukukumuz karışmıştır düne bugüne. Biz bizi biliriz… Küsmeyiz birbirimize. Bundan kelli, yoğunum, yorgunum, hayatla cenkteyim teranelerine son... Gecenin karanlığından sıyrılmanın zamanı geldi de geçiyor bile. Sabaha selam durup güneşi öpücüklere boğma vaktidir artık. Bundan kelli keyif molaları veriyoruz sizinle. Var mısınız dostlar?.. E haydi buyurun o vakit!.. Gün geçmiyor ki, caanım dünyanın çivilerinden biri daha yerinden sökülmesin, ve gün geçmiyor ki şu gariban İncegül kişisi bir yaşına daha girip her yeni yaşında daha endişeli, daha şaşkın ve daha da pörtlemiş gözlerle bakmasın gidişata sayın okuyan. Ü...

CESUR YÜREK HAİN ZOMBİYE KARŞI

Resim
“Yaşayan Ölülerin Dirilişi” adlı kıytırık bir zombi filminin, tesadüfen, on dakikalık bölümünü seyretme gafletinde bulunduktan sonra, sahnelerin birinde siyah poşet gördüğü için iki yıl boyunca siyah poşet olan hiçbir odaya yalnız başına girememiş bir insan evladının, korku filmi seyretmeye karar vermesi neyin göstergesidir, sorarım size!.. Durun hele sayın okur, siz yorulmayın, ben söyleyeyim. Salaklığın daniskasıdır, zeka geriliğinin halk arasındaki adıdır, içsel şapşallığın dışavurumsal yansıldamasıdır, af buyurun b.ku kepçesiyle yemektir. Bu tespitleri yapmak kolay oldu sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz. İniniz efenim aşağıdaki paragraflara. İniniz, ininiz, lütfen çekinmeyiniz. O gün de, yorucu bir haftanın ardından gelen her hafta sonu olduğu gibi güzel bir gündü. Güneş, bir önceki gün parlatılmış camlardan içeriye tatlı tatlı gülücükler atıyor, baharın gelişini muştuluyordu. Mutlu yuvamızda kuşlar gibi cıvıldaşılan bir Pazar sabahı daha böylece başlamış, sonrasında kahvaltı faslıyl...

ANA BENİ EVERSENE...

Resim
Hep istemişimdir bir kızım olsun pek sevgili okur. Onu prensesler gibi yetiştireyim. İncecik, nahif, kibar sesiyle "Anneciğim, evcilik oynayalım mı?" diye sorsun. Pembe elbisesine süt döküldüğünde, "Aman Allah'ım üzerim leke oldu. Hemen değiştirelim canım annem." desin. Birlikte alışveriş yapalım. Süslenip püslenelim. Hatta Hülya Kavşar klibi misali bir örnek giyinelim. Heyhat! Rabbim bana iki tane oğul bağışladı. Nankörlük edecek değilim elbette. Lakin takdir edersiniz ki; erkek çocukların dünyası bir başka ilginçtir. Televizyonda, bilgisayarda, pleysteyşında, hatta normal oynarken bile ağızlarından "dışın dıkış" yapmalar. Birbirlerine çorap koklatmalar, geyirme ve hatta osurma yarışmaları gibi tiksinç etkinlikler... Pislik, dağınıklık, sergüzeştlik, vurdumduymazlık... Ve daha neler neler... Yine de bunlara alışılabilir. Normal bir erkeğin yapısı gereği biraz böyle olması hoş bile karşılanabilir. Ve fekat günün birinde küçük oğlunuz size gelip "...

HÜZÜNLÜ ÖKÜZÜN GÖZ YAŞLARI

Resim
Sarı sıcak yaz, yerini turunç kokulu hazana bıraktı nihayet. Sabahları omuzbaşımız ürpermeye, geceleri yorgan özlenmeye başlandı. Ve fekat benim derdim yine başka elbette. Hani bu mevsimde insanoğluna bir duygusallık, bir hüzün çöker ya… Hani buğulu pencereler ardında durup dökülen yaprakları seyrederken; ya da ne bileyim ılık yağan yağmurun sesini dinlerken bir deniz kenarında, daldırır ya gözlerini uzak ufuklara. Hani başını iki elinin arasına alır, dirseklerini ahşap masaya dayar da bir türkü tutturur ya insan, acı kokan, hasret kokan, belki aşk kokan. İşte bana hiç bu şekil bir şey olmaz dostlar. Sonbahar geldi miydi bana böyle bir mallık, bir kütlük, bir camışlık gelir ki sormayın. Pofidik terliklerimi ayağıma, üç beden büyük, yerleri süpüren hırkamı üzerime geçirip günlerce çıkarmayayım, bütün gün oturayım, yatayım; çok yorulup yeniden oturayım; ondan da sıkılıp yine yatayım şeklinde yayılmak isterim. İsterim ki; hiç kimse benden bir şey istemesin, hatta mümkünse herkes bana h...

PİSİKOTERAPİK

Resim
Bir yaz sezonunun da kazasız belasız ve de tatilsiz bir şekilde sonuna geldik sayın okur. Kış kapıya geldi dayandı. Sabahın kör soğuğunda yuvasız it yavrusu gibi titremeler, akşam trafiğinin adım adım ilerlemesinde levye, çekiç kapıp birbirine girmeler, karanlık gökyüzünde güneşe hasret iç çekmeler vaktidir artık. Ben yaz çocuğuyum ya belki ondandır kışa bu olumsuz ve de ılımsız yaklaşımlarım. Ayaklarım üşümeye başladı mıydı ruhum da üşür. Bunalırım, depresirim. Mevsim geçişlerinde zor kadın olur, ortamı fena gererim. Bir de bunun üzerine okul stresini koyun. Koyun yahu çekinmeyin. Çok da normal olmayan birinin tamamen tırlatması için yeterli değil midir? Lakin yine bildiğiniz üzere, her anlamda kendi kendini tedavi edebilen bu mutant bünye, psikolojisini de evelallah kendisi düzeltebilme yeteneğine sahiptir. Bir çeşit kendin pişir, kendin ye; kendin hastalandır, kendin iyileştir durumu yani. Elbette kamuoyu yararına çalışan bir insan evladı olmamdan mütevellit, bu sırlarımı sizinle pa...

SONUNDA, NİHAYET, VE NETİCE İTİBARIYLE...

Resim
Genç ve de çoook güzel bir hatun, sıcağın kavurduğu bir öğlen vakti, yorgun ve de argın ve aynı zamanda pörsümüş vaziyette dışarıdan gelip kendini narin bir çuval edasıyla kanepeye bırakıverdi. “İlişeni gebertirim, azıcık dinleneyim, her yanım sızlıyor.” şeklinde çemkirip, 933 numaralı tehdit bakışlarını etrafını saran camış sürüsüne gönderdikten az bir zaman sonraydı. Bilmiyordu ne kadardı yatmasıyla, yattığı yerden ok gibi fırlaması arasında geçen süre… “Anneee…” diye hönkürüyor, bir yandan tuhaf sesler çıkararak böğürüyordu evin en iri kıyım camışı. “Elinin körüüü… Ben size az evvel gözdağı vermemiş miydim. Size dağ da yetmiyor mu ki? Hangi coğrafi şekille korkarsınız beee!” diye yanıtladı nazik ve de pek kibar hatun. “Kız anne, ev buldum bak sana.” “Çok mersi yavrum, sen olmasan ne ederdim, sokaklarda kalacaktım, sürüm sürüm sürünecektim neredeyse. Bana buldun de mi? Artık yalnız başıma yaşayacağım de mi?” “Hee sana tabii… Ben evimden gayet memnunum.” Tabii memnun olacaktı. Mutfağı...

BİR TAŞINMA(MA) ÖYKÜSÜ

Resim
Hayatımın hiçbir döneminde beklentim, başıma normal şeylerin gelmesi şeklinde değildi tamam. Bir çeşit absürd olaylar paratoneri olan şahsiyetimin, fantastik hayatının, içsel haykırışlarının dışavurumsal hönkürüşlerine sizler de uzun zamandır şahit olduğunuzdan, artık bu abukluklara alışmış olduğunuzu var sayıyorum. Lakin bünye, hani şöyle ilaç için, arada bir de olsa, rutin bir şeyler yaşamak istemiyor da değil yahu. Öncelikle şu artık yılanlıktan çıkıp, dinozor hikayesine dönüşen taşınma işinden bahsetmek istiyorum canlar. Bendeniz, hani şu bir çeşit at çiftliği büyüklüğündeki evimin bu ihtişamına inat, hep şikayet ettiğim k.ç kadar mutfağından kurtulup şööyle ferah ferah çalışabileceğim, börekler, baklavalar açabileceğim (nasıl yalan), camışlarımı rahat rahat besleyebileceğim geniş mutfaklı bir ev hayali kurar idim. Günlerden bir gün, güneşli bir bahar Cumartesisi ve de öğle vaktisi, her zamanki gibi amele olarak görev yaptığım iş yerimden çıkmış sallan seplek yürümekte ve dinlencel...

NE ALIRSAN Bİ' MİLYON

Resim
Kadın milletinin yüzyıllık tutkusudur alışveriş. Bazen gerçekten ihtiyaçtan, çoğu da günün birinde nasılsa lazım olur mantığıyla alınsa da genelde amaç, hatunun içsel huzuru yakalaması, ruhunu günlük hayatın kirinden pasından arındırması, kalben ve fikren zirve yapmasıdır, ki bu da zorlu yaşamında bir çeşit motivasyon olacaktır kendisine. Para verip mutluluk satın alır bir nevi. İndirimden alınan ve asla kullanılmayan ıvır zıvırı köklü temizlikler sırasında siyah ve battal boy çöp poşetlerine doldurup içi sızlayarak attığı da görülmüştür çok zaman. Ama olsundur, bunu bilmek bile bir kadın kişisini yıldıramazdır. Bu türün en belirgin özelliği ve vazgeçilmezidir alışveriş. Birkaç yıl evvel hayatımıza giren, ne kadar kalitesiz Çin malı zımbırtı varsa bir araya toplanıp ‘ne alırsan bi’milyon’ mantığıyla satılan çok da cezbedici olan mağazalar bu çılgınlığın ve krizlerin atlatılması babında en ucuz ve en can kurtarıcı olması hasebiyle çok sevdiğim yerlerdir. En çok on yetale harcayarak, bi ...

ANADOL'UNU SATMAYAN ASABİ BİLGE

Resim
Bendenizim demiş ki: “Söyle bana a canım, nedir ev hali içinde nefret edilesi durumlar? Yanıtlayalım efenim; dilimiz döndüğünce, elimiz erdiğince! Bir hatun kişisi düşünün şimdi! Düşünün ki, kargalar henüz kahvaltı için sıcak ekmek, poğaça, börek tedarik etme derdindeyken uyanır, yavrularını selametle okula uğurlar, koca kişisini işine postalar, evini derler toplar, sonra da kös kös yollara dökülür. Bu esnada karga ailesi çayı yeni demlemiş kahvaltı masasına bile oturmamıştır henüz. Belki baba karga daha eve bile varmamış, pastanededir kim bilir? Mesaisi bitince ağzı kulaklarında, gidip şöööyle ayaklarını uzatmayı, çayını, kahvesini, soğuk bi’ drinkini, - artık Allah ne verdiyse- alıp eline, yorgunluk atmayı düşleyerek, yeniden, geldiği yoldan evine geri dönmeye başlar hatun. İşin tuhafı; bu anlamsız hayali, istisnasız her akşam, bıkmadan, usanmadan kurmasıdır. Salak mıdır; değildir. Hatta yaşına göre zeki bile sayılabilir. Lakin ‘umut fakirin ekmeği, ye Mehmet ye’dir. Heyhat! Hayat a...

MELEK Mİ YOKSA KELEK Mİ

Resim
Bu aralar "hayaaaaat beni neden yoruyosuuuunnnnnnn" diye hönkürme, önüme gelene çemkirme, ağız münakaşasıyla yetinmeyip saç baş yolma, kafa göz yarma isteğiyle dopdoluy(d)um. N'oooldu? Şaşırdın mı Günlük? Şaşırma! En yakınımdaki ve el altında her daim hazır bulunan koca kişisi, bildiğin üzere kavgaya, gürültüye pek meyilli bir şahsiyet değildir. Ama, iş ki istesin bu İncegül kişisi; bulur elbet bir yolunu. Evlenme yıldönümünü unutsa mesela; yok yok... bu güne kadar vaki değil. Boşuna umutlanmamalı, unutmaz ooo... Hımmmm... saçımı değiştirdim fark etmese; zannetmiyorum ama, olabilir. Az değiştirdim zaten. Azıcık ucundan kestirdiydim. Ya da hediye falan almasa, yapmadım bu güne kadar ama yapmayacağım anlamına gelmez bu. Burnundan fitil fitil getirsem. Ulen adam sırf akşam eve erken gelebilmek için sabah ezanını müteakip işe gitti be. Yuh sana İncegül, çok ayıp valla. Kızım bu adam melek melek, sense tam bi' kelek... Olsun, olsun, akşama bi falsosunu buluruz nasılsa. Ara...

GELDİK BİZ

Resim
Oğlum, dikkatli olsanıza yahu! Dalıveriyorsunuz otun, börtü böcüğün içine pattadanak. Kene varmış buralarda. Anne, onlara kene deme! Onların isimleri var. Tövbe tövbe… Tutup bir de tıptaki isimlerini mi öğrendiniz? Aferin size! Yok anne, kendimiz koyduk; Ali Macit, Ali Osman, Ali Rıza, Ali Kamil, Ali Şukufu… Höööö? _________________________________ Toplasanız ya siz de çilek! Bak mis gibi kokuyor. Dağ çileği bunlar. İstanbul’da bulamazsınız böyle çilek. Niye orada oturuyorsunuz? Yok anne kalsın, şimdi Ali Şukufu gelir melir… Meraklanmayın yavrum, bizim buranın keneleri eğitimli, terbiyeli, gün görmüş böcüklerdir. Bak geçen gün, Deli Zülfiye’nin poposuna yapışmış, çıkarmışlar, hiç bişeycik olmamış. İyi de anne, bu Ali Şukufu hamile ya şimdi. Aksiliği üzerindedir. Ya oğlum, bırak onu bunu da, bu çilekleri ben topluyorum topluyorum, hiç kutuya birikmiyor. Zaten küçücük çilekler anne. Nasıl biriksin? Sen toplamaya devam et. Birikir nasıl olsa. Siz veletlerin, hiç toplamadığınız halde, niye...

DONDURMAM GAYMAH

Resim
Gün yeni yeni ışımaya başlamışken uyanırım her Pazar sabahı. Hem bütün hafta erken kalkmış olmanın verdiği alışkanlık, hem de haftanın tek tatil gününü uyuyarak ziyan etmek istememekten kaynaklı bir afyon pörtlemesi olayı yaşar sabahın kör saati bu bünye. Ah, iş günleri de böyle pörtlek olabilseydi! O sabah da aynen böyle bir sabahtı işte. Rutin yataktan kalk, el yüz yıka, evden çık, sahile in, sessizliğin tadını çıkara çıkara denizin kokusunu, sabahın ferahını içine çek ayininden sonra, sıcak ekmek alış, eve dönüş ve haftada sadece bir gün yapıldığından mıdır nedir, kıymeti çok fazla olan kahvaltı sofrasında toplaşılma faslı… Keyifle ve epeyce sündürülerek yapılan kahvaltı sonrası, herkes görev yerlerine dağıldı. Küçük sıpa kitaplarına, büyük dana bilgisayarına, koca kişisi kumandasına sarıldı. Bendeniz İncegül kişisi de sofrayı topladım, yatakları topladım, kuruyan çamaşırları yerleştirip, yerine yenilerini astım, evi bir kat temizledim, bulaşıkları hallettim, tam oturacaktım ki, bir...

KÖYLÜ GÜZELİ

Resim
Cumartesi çalışan amele güruhunun en büyük tesellisi, Pazar günü dinlenebilmektir. Ben de bu amele takımının müstesna temsilcilerinden biri olduğumdan dolayı, bu teselliyle avunur dururum her hafta sonu başlangıcında. Ama, heyhat! Her seferinde bu hayallerin suya düşmesi kaçınılmaz, şaşırılmaz ve de şaşmaz bir gerçek olarak, ‘dan’ diye vurur bu garip başıma. O Cumartesi de, her seferinde olduğu gibi işten gelmiş, evin dibini bucağını, köşesini, yuvarlağını elden geçirmiş idim. Bütün kemiklerim sızılanmış, ellerim deterjandan, çamaşır suyundan Nütrüciina reklamında oynayacak kıvama gelmiş, yorgunluktan kımıldayacak halim kalmamış idi. Olsundu. Üzülmeyeyimdi. Nasılsa yarın Pazar’dı. Bütün işlerim bitmiş ve o günü dinlence etkinliğiyle geçirebileceğimdi. İşte bu düşüncelerle koltuğa yığıldığım zaman, akşam saatlerine denk düşüyordu. Minik yavrucuğum sevgi dolu, şefkat dolu, dolu dolu seslendi: “Anneciğiiiim” “Söyle yavrum, oyun oynayalım diyorsan, kıpraşacak halim kalmadı. Yarın çocuum.” ...

AHAN DA DON

Resim
Tablo şu: Bir kanepe, üzerine konuşlanmış çatlak bir anne ve işten yeni gelmiş, eşofmanlarını henüz giymiş bir baba yan yana oturmaktalar. Baba ne olduğunu anlayamadan kucağına bir miktar A4 boyutunda kağıt doldurulmuştur bile. Çatlak anne, babaya iyice yanaşır. Bu esnada halının üzeri, yer yer Legolarla süslenmiştir. Tombik bir yavrucak, bu Legoların arasından süzülerek, sek sek sekerek garip bir dans yapmaktadır. Zavallı baba, nasılsa bu manyak şahsiyetler bana bir açıklama yapacaktır. Şimdilik sessizliğimi muhafaza edeyim modundadır. Kendisine beklenen açıklama yapılmaya başlanır: Şimdi bak koca, biz seninlen hakem heyetiyiz. Bu ortada dolanan küçük çatlak da buz patencisi tamam mı? Şimdi gelip gösterisini yapacak. Biz de kendisini yorumlarımızla, puanlarımızla onore edicez. Anlaştık değil mi? Koca kişisi, tam bir teslimiyet içerisinde sadece kafasını sallar. Ne etsin? Kaçsa, nereye kadar? İçeride odasında gayet ciddi bir şekilde bilgisayar başında araştırma!! yapan oğlusunun yanına...

DİŞİ AĞRIYAN BLOK FLÜT VİRTÜÖZÜ

Resim
Eve bir varayım, ilk işim yatacak bir yer bulmak olacak. Hiçbir kuvvet bana bu akşam iş yaptıramaz. Sündü de sündü bu hafta bee.. bitmek bilmedi. Her sabah bu gün Pazar diye kalkar oldum. Hayır hayır, kesin kararlıyım. Dinlenmek benim de hakkım. Evet Günlük, işte böyle çocukça hayaller kurarak eve vardım dün akşam. Yavrucaklarımın karınlarını doyurduktan hemen sonra yatacak bir yer bakınmaya başlamıştım bile. Yok yok kararlıydım bu sefer. Liselim sofrayı toplamama yardım etti. Ekmeği mutfağa kadar götürdü. Valla bak. İnanmıyor musun? Sonra gözlerimin içine içine bakarak şöyle dedi: “Anneee.. Fizik’ten yazılım var yarın.” “İyi ya… git odana çalıış. Benimle ne işin var ? Ben yattım say, hatta uyuyorum say..” “Ama anne.. ben dağınık odada ders çalışamıyorum ki.” (Aman aman sevsinler seni. Pek de titizdir benim yavrum. Daha sabah ayağından çıkan çorapları yatağının altında, eşofmanını da gardrobunun arkasında terk edilmiş halde bulmadım sanki.) “Oğlum, sabah toplamıştım ben odanızı. Henüz ...