Kayıtlar

BEŞ YILDIZLI TATİL etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

İNCEGÜL TATİLDE PART TUUU'YA BUYURUN

Resim
Nerde kalmıştık efenim. Heh işte biz yukarıya çıkıp yerleşmeye çalışırken bebeler durur mu? Durmaaaz!.. Bavulları orta yere bıraktıktan hemen sonra kendi odalarını terk edip kapımızı yumruklamak suretiyle, kibarca bizi dışarıya davet ettiler. Oysa ben, o odaya kendimi kapatıp kuşlarla muhabbet edecek, börtü-böcükle haşır neşir olacak, balkondaki yeşillikleri koruyup kollayacaktım. Üstelik koca kişisini de bunun bir tür meditasyon olduğuna, tatilimizi burada, bu odada hücre hapsi şeklinde geçirirsek, şehrimize döndüğümüzde dingin, huzurlu, arınmış ve nirvanalara ulaşmış bir ruh haliyle yaşamaya devam edeceğimize ikna edecektim. Heyhat sıpalarım bundan bihaber, dünyevi zevklerin peşine düşmüşler, “hadi anne yaaaa… havuza inelim artııkkk!” şeklinde çemkirmekte ve otel ahalisini ayağa kaldırmaktaydılar. Neyse ki havuz başındaki şezlongların çoğu boş idi. En güzel konuşlanmışlarından birine kendimi besili bir camış zerafetiyle bırakıp, koca kişisine de hemen dibime çömmesi talimatını verdi...

YENİ SEZON PART BİİİRRR....

Resim
Gönül ister ki; yıl boyu, gün dağların ardına çekilene kadar kızgın kumlardan serin sulara atlansın, öğünlerle ilgili sıkıntı “bugün ne pişirsem” değil; “yemeğe giderken ne giyeyim” olsun, bütün gün yiyip içip malak gibi yayılınsın, gak deyince havyar, guk deyince şuşi servisi gümüş tepside gelsin. Ama, heyhat, siz de bilirsiniz ki hayat böyle bir yer değil sayın okuyan. Yaz bitti, tatil bitti, benim kabusum kış; sizin kabusunuz ince kişisi geri döndü. Vatana millete hayırlı olsun. Bu yıl tatil organizasyonunu koca kişisi sponsorluğunda, zeka küpü, ortam insanı, organizasyon komitelerinin bir numaralı elebaşısı olan bendeniz gerçekleştirdim efendim. Dağların eteğinde, denizin kıyısında, doğa harikası, sevimli mi sevimli, sakin mi sakin bir tatil beldesinde kafa dinleyecek, şehrimin yapış kokuş nemine, tiksinç sıcağına inat, püfür püfür orman havasında serinleyecek, buz gibi sularda, bir göl kuğusu edasında çimecektim. Bir sevinç, bir coşku, bir neşe, hatta pür neşe hazırlıklar yaptım....

BU DA SEZON BAŞLANGICI

Resim
Günün birinde “Bitti canım. Hadi düş bakalım önüme, gidiyoruz. Senin ömür buraya kadarmış yavrum.” dediklerinde; “Yahu dursaydın bi! İşti, evdi, çocuklardı, oydu, buydu derken, hayatı ıskalamışım ben. Dur da baştan alalım be hacı! Daha yapılacak çok iş, yaşanacak çok şey var. Bi daha başlayalım. Yeniden yaşayalım. He, olma mı?” deme şansın olmayacak ey okuyan. Geçmiş ola!.. Gerçekleşememiş, küçük hayaller sandığının dibinde küflenmeye bırakılmış bir iki eşsiz, el işlemesi parçayı çıkarmak için emekliliği bekliyordum. Şunun şurasında iki bin on altı yılına ne kalmıştı ki? Her şeyi boş vermiş, kendimi kurmalı, oyuncak bir robot gibi olayların gidişine bırakmıştım bir süredir. Tek farkım sağa sola çarpmama ayarımın bozuk olmasıydı. Çamaşır asarken p.pomu pencere köşesine, duştan çıkarken dizimi küvet kenarına, koltuktan kalkarken ayağımı sehpa kıyısına vurup morartmak benim en büyük tutkularımdandı. Mutfak tezgahından düşüp düşüp çanak çömleği sakatlamamdan ise hiç bahsetmiyorum dikkat ...

HAYDİ KIZLAR TATİLEEE

Resim
Memleketimin diğer güzide illerini bilemiyorum ama İstanbul İstanbul olalı böyle sıcak görmemiştir sayın izleyici. Hal böyle olunca İstanbullu da alıcılarının ayarlarıyla oynayıp frekansını tatil kanalına çoktan ayarladı. Bazısının ekranında palmiye ağaçları çıkarken, kimisine de necefli maşrapa görüntüsü kaldı yazık ki. Bakınız şekil a, İnce kişisi. Bu yıl sevgili eşcağızım, evimin direği, sıpalarımın babası, hayatımın anlamı koca kişisinin iznini ev mevzuuna feda etmesi, benim de iş yoğunluğundan kış izni kullanacak olmam hasebiyle, bizim tatil işi yine dibe yattı anlayacağınız pek sayın izleyici. Oysa ne hayaller kurmuştum. Herbişey dahil sistemli, nur topu gibi bir tatil rezervasyonumuz olacaktı en afillisinden. Cümbür aile dokuz yıldızlı bir otelin kapısından, üzerimizde en çiçekli şortlarımız, kafamızda kenarları en büyüğünden pempe şapkalarımız, gözümüzde yüzün üçte ikilik kısmını tamamen kapatan kocaman güneş gözlüklerimizle muhteşem bir giriş yapacaktık. Karga ailesi ile birli...

TALİH KUŞU KAPIMIZDA KUTLAMASI

Resim
Birkaç gündür yoktum ya ortalarda. Nerelerde miydim? Anlatayım efenim; Şimdi bu benim ormantik koca kişisi var ya; hani şu benim Bretim Pitim… Bir akşam eli kolu dolu geldi eve. “Hayırdır koca” dedim. “Ne aldın ki bu kadar?” Başladı paketleri açmaya. “Ahan da sana üç dört tane mikini, akşam yemeklerinde giymen için Versacee’den birkaç fistan, sahilde neyin ormantik yürüyüş yaparkene giyersin diye Piyer Karden amcamdan sahil donu, yine gece balo neyin olursa diye gece entarileri, Loyis Vuyitoon heybe, bunlar da çok ünlü bi markaymış ama aklıma gelmedi şimdik, ayakkabı terlik falan işte…” diye döktü ne varsa ortaya. Herif herif n’oldu be? Bunlar servet tutmuştur yahu. Haydi tek taşa ses etmedik, lakin bu kadar parayı çula çaputa vermen hiç tasvip ettiğim bir davranış biçimi değil, bilesin. Piyangodan büyük ikramiye bize isabet etti de benim mi haberim olmadı? Yok canım… Hadi leyyyn ordan… Dalga geçiyosuunnnn… Ulen gökten para yağsa, bizim kafamıza yine de taş düşer be. Nerde bizde o şans...

BİR ÇEŞİT ULUSLARARASI FİKİR ÇATIŞMASI

Resim
Benim ormantik prensim, E.da Daşşşpınar kıvamında döndü eve. "Leyyyn sen de kimsin, ne ettin benim oğluma" dedim kendisine. Nerede benim pamuk şekeri yanaklı yavrum, nerede bu kara marsık? Hayır, ırkçı falan değilim elbette. Lakin Cuma Pazarı'nda "Aykşeeem bazarii, yetisen aliyööö" şeklinde çığırarak takı, saat falan satan Niceriyalı gençlere dönmüş bu bebe. Bi' tek mayonun kapattığı bölge bembeyaz kalmış. Maymun po.posu gibi! "Tatilin nasıl geçti yavrum" dememizi bekliyormuş yavru, başladı anlatmaya: Anneee... sabah kahvaltıda makarna vardı biliyon mu? Dingilizler kahvaltıda makarna yiyomuş. Anneee... ben çok iyi yüzüyorum artık. Çocuk olimpiyatlarına katılcam. Anneee... böyle merdivenleri çıkıyon, sağa dönüyon taam mı, bizim oda orası işte. Odamızın yanında da fışkiyeler var. Anneee... Dingilizlerle kavga ettik biz he... (Höööö! Ahan da yeni bir diplomatik kriz sebebi. E oğlum, baban düzelttiydi aramızı ne güzel, sen yine bozdun. Bu günlerde Din...

BİR KÖY MASALI / PART 4 - İNCEGÜL FECİ NOSTALJİ YAPIYOR

Resim
Tıpkı çocukluğumuzda olduğu gibi, tıpkı en güzel anılarımda olduğu gibi, babam bizi alıp, doğduğumuz köye götürüyordu. Babamın ve benim doğduğumuz o cennet köşesine. Aradaki yol o kadar güzeldi ki, yürüyerek gitmeyi çok istiyorduk. Lakin emmi oğlu, sıcakta çoluk çocuk yorulursunuz diye arabayla götürdü bizi. Yine de yolun güzelliğini seyretmeye engel değildi ki bu… Bir bir canlanıyordu hatıralar köye yaklaştıkça. Her adım daha da yakınlaştırıyordu o güzel, o kaygısız günleri. Ah benim çocuk günlerim! Ah benim sebepsiz sevinçlerim! Ah benim hüzünsüz hüzünlerim! Yeniden benimleydi işte. Ayaklarıma değil yüreğime değiyordu toprağım. O kadar güzeldi ki burası... Hatırladığım kadar güzel. İstanbul yanarken şehrin sıcağına inat deniz kokulu serin bir esinti karşıladı bizi. Sırtımızda hırkalarla oturup çay içtiğimiz çardakta, beni artık yiyin diye saçlarımıza değiyordu dutlar. Yaprak yaprak asmalar, erken kiraz, sarı kiraz, vişne çiçekleri, sonsuz sayıda papatya, hatta ayağıma takılan dikenle...

BİR KÖY MASALI / PART 3 - İNCEGÜL VE YAVRULARI MEYVE TOPLUYOR

Resim
Yıllar evvel, ben küçük, benim bigbrother benden de küçük… Bir horoz sevmiştik. Kafasının şekli Amerikan tıraşına benzer, bir beyaz horozdu. Gereksiz, vakitsiz, her daim öter dururdu. Köy yerinde sabahları ötmeliydi oysa ki horoz dediğin. Ananeme “bizim olsun” dedik. Bigbrother, “ben onu İstanbul’a götüreyim” dedi. Ananem “alın sizin olsun” dedi, “yanınıza katıvereyim” dedi. Gitme vakti geldiğinde, biz horozumuzu istedik. Heyecanlıydık… Horozumuzu alıp evimize götürecektik. O uyandıracaktı bizi her sabah. Okula uğurlayacaktı belki de. “Anane getirsen ya artık” diye direttik. Ananem onu bizim için bir poşetin içine koyup getirdi. Kesilmiş, temizlenmiş, pişirilmiş… Amerikan tıraşlı, beyaz horoz, bizimle İstanbul’a gelecekti. Kızarmış olarak… Kardeşim ağladı, çok ağladı. Ben gülsem mi ağlasam mı bilemedim. İronikti… O gün ikimiz de şok olmuştuk. Çocuk kalbimiz için acıydı… Şimdi düşününce komikti de aslında. Mizah da böyle bir şeydi işte. Acıdan kotarılmış, hüzünden devşirilmiş, hayata ...

BİR KÖY MASALI / PART 2 - YİYEK GEZEK SEMİREK

Resim
Zaman hiç değmemişti buralara sanki. Dibinde saatlerce oynadığımız küçük ağaç bile yerli yerindeydi… Ve hâlâ küçüktü. Zaman insanlara da değmiyordu köy yerinde. Herkes aynıydı sanki. Hepsi bıraktığım gibiydi. Gençler aynı gençlikte, yaşlılar aynı ihtiyarlıkta. Yıllardır aynı çizgiler vardı yüzlerinde, ne bir eksik, ne bir fazla. Bir tek çocuklar büyümüşlerdi. Zaman, bir onları taşıyabilmişti kendisiyle birlikte. Bir tek onlar kapılmıştı o coşkun nehrin durmayan çağıltısına. Bir de yeni yüzler eklenmişti eskilerin olduğu o güzel tabloya. Yeni doğanlar, yeni gelenler… Ya gidenler? Yeri hiç dolmayacak ananeciğim ve dayıcığım… Meydanda bize doğru koşar adım gelişi. “Ah oğul, gıymatlı oğul” diye sarılması, her daim mis gibi, çiçek gibi kokusu… Bu, sensiz ilk köy sabahım ananem. Yüreğimde bir koca boşluk… Dayımın maviş gözlerini arıyor bir de gözlerim; gözlerimde bir başka boşluk… Meydanda bu sefer annem karşıladı bizi. Ne kadar da özlemişim mavişimi. Bir başka mavişim, pamuk saçlı, pamuk sa...

BİR KÖY MASALI / PART 1 - İNCEGÜL YOLLARDA

Resim
Ortalık yanıyor biliyorum. Çok sıcak, çok. Her bir yerde, herkeslerde bir yaz rehaveti, bir uyuşukluk, bir tembellik… Bu gidişe bir dur demek, sıcaktan bunalanları serinletmek maksadıyla müessesemiz sizi serin bir yerlere götürmeye karar vermiştir. Daha önce de söylemiştik, hizmette sınır tanımayız. Mis gibi dağ havasına, deniz kokusuna ne dersiniz? Haydi o zaman yolculuğa çıkıyoruz. Kaptan şoförünüz İncegül gişisi ve yakışıklı hostlarınız (yer götürü konuksal herif) Mini ve Maksi, müessesemizi tercih eden siz sevgili yolcularımıza teşekkür eder, hayırlı yolculuklar diler. _______________________________________________ Bir gece vakti düştük yollara ben ve sıpalarım. Geride bıraktık boynu bükük, benim koca ve de yavrularımın baba kişisini. Biraz hüzünlü de olsa güzel başladı yolculuğumuz. Geride kalanlara el sallamak, uzaklaşan şehrin kaybolan ışıklarını izlemek biraz burkar ya insanın içini, cız ettirir ya yüreğini… İşte öylesi bir hüzün bahsettiğim. Neyse ki, miniğim kendi sınırsız ...

GELDİK BİZ

Resim
Oğlum, dikkatli olsanıza yahu! Dalıveriyorsunuz otun, börtü böcüğün içine pattadanak. Kene varmış buralarda. Anne, onlara kene deme! Onların isimleri var. Tövbe tövbe… Tutup bir de tıptaki isimlerini mi öğrendiniz? Aferin size! Yok anne, kendimiz koyduk; Ali Macit, Ali Osman, Ali Rıza, Ali Kamil, Ali Şukufu… Höööö? _________________________________ Toplasanız ya siz de çilek! Bak mis gibi kokuyor. Dağ çileği bunlar. İstanbul’da bulamazsınız böyle çilek. Niye orada oturuyorsunuz? Yok anne kalsın, şimdi Ali Şukufu gelir melir… Meraklanmayın yavrum, bizim buranın keneleri eğitimli, terbiyeli, gün görmüş böcüklerdir. Bak geçen gün, Deli Zülfiye’nin poposuna yapışmış, çıkarmışlar, hiç bişeycik olmamış. İyi de anne, bu Ali Şukufu hamile ya şimdi. Aksiliği üzerindedir. Ya oğlum, bırak onu bunu da, bu çilekleri ben topluyorum topluyorum, hiç kutuya birikmiyor. Zaten küçücük çilekler anne. Nasıl biriksin? Sen toplamaya devam et. Birikir nasıl olsa. Siz veletlerin, hiç toplamadığınız halde, niye...

HADİ KAÇTIM BEN!

Resim
Blog milletinin güzel insanları! Hele bi gelin yanıma, toplaşın yamacıma! İyice bi yaklaşın monitörlerinize! Elsidisi, boynu bükük gariban eski ekranlısı fark etmez… Yanaşın yanaşın da resimlere bakın hele bi önce. Sonra da bu resimler arasındaki 7 farkı bulup, bağlantıyı kurun bakalım benim dünyalar tatlısı arkadaşlarım. Hani bu İncegül gişisi, sayıklayıp durur ya “köyüm de köyüm” diye. Hani bulut olup, yağmak ister toprağına her daim. Aha da gidiyor. Hem valla, hem billa. Yalanım varsa, nimete videofon reklamındaki kedi gibi bakayım. Bu akşam, nasip, kısmet ise köy yolları göründü bize. Benim küçümen sıpa, ilk defa gidecek olduğundan pek heyecanlı kaç gündür. “Anneee, uçakla mı gidiyoz?” diye sordu bana. “He oğlum uçakla gidiyoz. Bizim köyün harmanına indirecez uçağı da.” dedim kendisine. Bu yılki tatil planımız, koca kişisiyle ve arabayla yola çıkmak, Ankara ve Bartın’daki dostlara (Onlar kendini biliyor, link vermeme lüzum yok sanırsam) sürpriz yapmak, bir kahve içimi de olsa yan y...

İNCEGÜL TATİLDE / ARTIK DÖRT VE SON PART (HER ŞEYE RAĞMEN)

Resim
Dördüncü Day: 19 Ağustos Pazar günü.. yat, uyu, tembellik et modeli. Zaten sabaha karşı yatıldığından, öğlene doğru kalkılır. Bütün gün yatak toplamak ve yemek hazırlayıp yemek dışında hiçbir şey yapılmaz. Kumanda alınıp yerlere uzanılarak alt yazılı dizilerin tamamına yakını seyredilir. Sıcakta bir kedi misali mayışılarak yatılır yatılır yatılır. Mini kişisi de minik bir kedi yavrusu olarak, yanıbaşımda kıvrılmıştır. Bunun acısı çıkacaktır ama olsundur. Bir güncük te dinlenilsindir. Zaten iki ayağımın da şiş ve ağrıyor olması tek başına bir dinlenme sebebi sayılabilir değil mi? Günün Vukuatı: Benim dinleniyor olmamdan daha büyük vukuat mı olur ki? Günün Sakarlığı: Kızartma yaparken, sağ el baş parmağının kızgın yağa sokulmak suretiyle yandırılması. Fikrimin İnce Gülü: O yediğin hurmalaaaaaar… lezzetli miydi bariii???? Beşinci ve Altıncı Dayler: 20-21 Ağustoslar Haftanın başlangıcında bulunan bu iki nadide günümüz de, köklü temizlik, çekmece, dolap dizaynı ve bilumum toparlama işler...

İNCEGÜL TATİLDE / PART ÜÇ (ŞEN OLA DÜĞÜN ŞEN OLA)

Resim
Üçüncü Day: 18 Ağustos Cumartesiiii ve Cumartesi işe gitmemek pek keyifli oluyormuş be. Pekiyi ne yapıyorum. Kalkıp güzel bir temizlik yapıyorum. Arkasından N.Sultan’a gidiyorum. Bu gün nikah var. Kaynanacık ve de aynı zamanda modacımız Hatoş’umuzun evini bi kat temizlemek lazım. Hatoş bize güzel güzel ciciler diker ve gittiğimiz her davette, tek ve özel modellerle arz-ı endam ederiz. Biz de karar verdik bundan sonra tüm eğlentilere Modacımızla katılacağız. Ne var? Deniz Akkaya yaparken oluyo ama… Hemen bizim ekip toplaşıp, dene dene benleerüüü var yüzündeee şeklinde, temizlik işini hallediveriyoruz. Bizim ekip, temizlikte sınır tanımayan ve de her türlü kiri, lekeyi pası sillit benkten bile daha hızlı yok edebilen, Gmemuzin, Boncukçu Fadime ve de İncegül üçlüsü. Yani tam komedi temizlik üçlüsü. Günün ikinci temizlik faaliyeti de başarıyla noktalandı. Hatoşumuzun oğlusu Sosyetik Selami ile sevgili eş adayı Nunuk kızımızın nikah törenlerinde bizleri de aralarında görmekten gurur duymal...