Kayıtlar

DÖK İÇİNİ RAHATLA etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

BİG BİG AMBRELLA

Resim
Tecrübe denen şey, g.te giren şemsiyelerin bileşkesiyle açıklanabiliyorsa eğer; biz oldukça tecrübeli güruhun en büyük korkusu o şemsiyelerin bir gün gelip tek tek açılabilme ihtimalidir sevgili ve pek muhterem okuyan. Yine de iyimser bir bakış açısıyla incelersek hayatı, öyle "yaptım kabak dolmasını, çoluk çombalağımla yidim ağşamınan. aman ne mutluyum, pek huzurluyum, sevgi pötürcüğüyüm." kıvamında bir yaşam da sıkıcı olabilir değil mi? Dostundan darbe yiyeceksin, en sevdiğinden ihanet göreceksin, dibe vurup vurup yeniden dirileceksin ki; bi' atraksiyon, bi' fraksiyon, ne bileyim bi' mana olsun. Hem ayrıca peşinde dolanan kutup ayılarından dolayı sürekli arkanı kollamaktan da vazgeçmeli bir süre sonra. "hööööyyyt! bi gidin len!" diye masaya yumruk vurmak da mümkün. "ne yapayım kaderim buymuş." deyip o ayıcıkları sofraya buyur etmek de. Yoksa ömrünce önünü göremezsin ey okur. Garip değil mi? İnsanın değer verdiği şeyler sıralaması nasıl ...

DERDİM BAŞKA

Resim
Sanma ki derdim güneşten ötürü; Ne çıkar bahar geldiyse? Bademler çiçek açtıysa? Ucunda ölüm yok ya. Hoş, olsa da korkacak mıyım zaten Güneşle gelecek ölümden? Ben ki her nisan bir yaş daha genç, Her bahar biraz daha âşığım; Korkar mıyım? Ah, dostum, derdim başka... Orhan VELİ Annemin başarısızlıkla sonuçlanan "tarafıma ümitsizce şaka yapma" girişiminden başka bir etkinlik yok bugün. Ben ki; konuyla ilgili yaratıcılıkta, şakacılıkta ve dahi insanlara spazm, kriz, beyin kanaması, depresyon, mutasyon geçirtmekte sınır tanımam. Hiç içimden gelmiyor bu yıl yahu. Galiba bekleyesim var benim. Bu sefer de durayım, bana gelsin diyesim var. Şöyle sıkı bir şakaya uğrayıp silkelenesim, kendime gelesim var. Ne bileyim işte... Üstat gibi benim de DERDİM BAŞKA...

KURU SOĞANIN KİTLE PSİKOLOJİSİ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Resim
Dün akşam bir yandan soğan doğrayıp bir yandan hayatın anlamını düşünüyordum sayın okuyan. Sanmayın ki gözlerimden oluk oluk akan yaşların tuzu, duygusal bir tat bırakıyordu çatlamış dudaklarımda. Tamamen soğanın itliğinden. Lem bir soğan kişisi bu kadar mı acı olurdu be?.. Yine de iyi mi geldi bu soğansal ağlamaklar? Biraz açıldım mı ne? Zaten uzunca bir zamandan beri üzerimde bir mallık, bir boşvermişlik, bir bana ne kardeşimcilik, bir ben yaptım olduculuk, bir dünya yansın benim samanlarım sağlam dursunculuk ki sormayın gitsin. Sütaşkıyla yanıp tutuşan, hatta üzerime üzerime uçuşan ineklerin altında kalsam sesim çıkmayacak yahu!.. Bitter Düldül’e vermiş (gönlünü). Düldül Nihale’ye takmış (yüzüğü). Umrum değil inanabiliyor musunuz? Hiçbir şey yapasım gelmiyor, iki satır yazasım olmuyor. Bilen biliyor artık; “depresyon” kelimesi hermime uğramaz benim. Lakin bu ne menem bir durumdur, bu nasıl bir halet-i ruhiyedir çözebilemedim a dostlar. Çözebilen olursa da takdir ederim, en derin say...

NE İŞ OLSA YAPARIM YETER Kİ SİGORTASI OLSUN

Resim
Vakti zamanında, daha taş devrinin son demlerine yeni adım attığımız yıllarda, bendeniz gencecik bir hatun kişi idim. Okul hayatımın sonuna gelmiş, artık mesleğimi elime almış, hayallerimin peşinden koşma kıvamına ulaşmış idim. Daha tekerleğin icadını bile tahayyül edemediğimiz zamanlarda, takdir edersiniz ki teknolojinin bu boyutlara ulaşacağı aklımızın ucundan geçmezdi. Lakin ateşin bulunmasına çok sevinen annem, babamın avladığı bizonları, dinozorları misler gibi pişiriyor, kardeşlerim bu sırada ellerindeki koca sopalarla birbirlerinini kafasına vurmak suretiyle eğleniyorlardı. Velhasıl mutlu bir yaşantımız var idi. Ama heyhat, meslek seçimi tantanası, ailede küçük çaplı bir kriz, bir huzursuzluk yaratmıştı. Ben, her ne kadar iktisatla ilgili bir okul bitirmişsem de, kendi çapımda sanatla uğraşmak, mağara duvarlarına yazılar yazmak, resimler çizmek, ormanda yaşayan arkadaşlarımla amatörce kurduğumuz tiyatro grubunu geliştirmek; hatta profesyonel oyuncu olmak istiyordum. Oysa annem, ...

ARA SIRA BAZI BAZI...

Resim
Size de olur mu bilmem. Bazı bazı bir öteleme, iteleme, erteleme isteğiyle doluyorum. Yığılmış evrakları, birikmiş ütüleri, hazırlanacak sofraları, mutlu edilecek insanları… Elimle ittiriversem diyorum. “Siz hele bi durun!” demek istiyorum. “Asıl yapmak istediklerimin önüne set çekmeyin! Söyleyin, kim şımarttı sizi böyle? Kim çıkardı tepeme? Kim yığdı önüme?” Sonra korkuyorum. Hep bir ağızdan “SEN…” diye bağırıp üzerime çullanmalarından, beni yok etmelerinden korkuyorum. Nefesim daralıyor. Azar azar azalıyorum. Koşmaya başlıyorum daha da hızlı. Bomboş bir yolda buluyorum kendimi. Ayakkabılarım sıkıyor. Ama öyle düğümlemişim ki, çıkarıp yalınayak kalamıyorum. Yolun sonu hiç görünmüyor. Ben hızlandıkça yol uzuyor, yol uzadıkça ayaklarım daha da çok acıyor. “Dursam!” diyorum kendime. “Bari yavaşla!” diyor kendim, kendime. Yavaşlamak değil, oturup şu taşa biraz dinlemek istiyorum kendimi. Yapamıyorum. Sonra başka sesler karışıyor bir rüzgar uğultusuna. Rengarenk sesler. Kimi mavi, çekiyo...
Resim
Güneş en kırk beş derecesinden, bu yazın harbiden yapış kokuş geçeceğini müjdeliyorken, Gülcen Sergen’in koltuk altından aşırı derecede midemiz kalkmışken ve hatta rüyalarımıza bile giriyorken, elbise- etek- bermuda- şeytan üçgeni sokakları etkisi altına almış iken, bendeniz moda kokoncanınız incegül şahsiyeti, elbette ki boş durmadım. Araştırmacı, soruşturmacı ve de biliştirmeci kişiliğimden ahalinin de sebeplenmesi babında sizin için yazın moda şablonunu çıkardım. Ahan da buyrun burdan okuyun efenim. Komşu kızı Itırsu, bir karış bacak boyuna bakmadan giyecek mini eteği, bir de altına yarım tıyat yaptı mıydı ne eksiği kalacak Adriana’dan. Koca p.polu Menşure, daracık kotlarıyla yine kasıp kavuracak ve mahallenin tüyü bitmemiş bebelerine tüy dikecek. Osurcan, saçlarını elektriğe tutulmuş karga yavrusu modeli yapıp her genç kızın korkulu rüyası olmaya devam edecek. Nülgüzar abla, en güllü dallısından basma eteklerini yine en cart renginden şık bir yelekle tamamlayarak bakkal murteza amc...

SONUNDA, NİHAYET, VE NETİCE İTİBARIYLE...

Resim
Genç ve de çoook güzel bir hatun, sıcağın kavurduğu bir öğlen vakti, yorgun ve de argın ve aynı zamanda pörsümüş vaziyette dışarıdan gelip kendini narin bir çuval edasıyla kanepeye bırakıverdi. “İlişeni gebertirim, azıcık dinleneyim, her yanım sızlıyor.” şeklinde çemkirip, 933 numaralı tehdit bakışlarını etrafını saran camış sürüsüne gönderdikten az bir zaman sonraydı. Bilmiyordu ne kadardı yatmasıyla, yattığı yerden ok gibi fırlaması arasında geçen süre… “Anneee…” diye hönkürüyor, bir yandan tuhaf sesler çıkararak böğürüyordu evin en iri kıyım camışı. “Elinin körüüü… Ben size az evvel gözdağı vermemiş miydim. Size dağ da yetmiyor mu ki? Hangi coğrafi şekille korkarsınız beee!” diye yanıtladı nazik ve de pek kibar hatun. “Kız anne, ev buldum bak sana.” “Çok mersi yavrum, sen olmasan ne ederdim, sokaklarda kalacaktım, sürüm sürüm sürünecektim neredeyse. Bana buldun de mi? Artık yalnız başıma yaşayacağım de mi?” “Hee sana tabii… Ben evimden gayet memnunum.” Tabii memnun olacaktı. Mutfağı...

ORTAYA BİR SERZENİŞ...

Resim
Ey benim güzel hemcinsim, hatun milletinin insanı! Yaklaş hele yamacıma bir iki diyeceğim var sana. Şu beş taşın yanına, bir de tek taş hediye eden reklamı diyorum... Bildin mi? Merak ediyorum; niye sesin soluğun çıkmıyor? Bekliyorum hala umutla, bir kadın kişisi de çıkıp "uleyn ne diyorsunuz siz be, ben tek taşımı kendim alırım, tek başıma kendim takarım" diye sahne alır diye. Sen ki, şu zavallı 'Taç' reklamları için yeri, göğü inlettin. Sen ki 'ben evimde oturup, havlu katlamam, bornoz koklamam, ruhuma da yer açmam' diye yırtım yırtım yırtındın. Şimdi niye susuyorsun? Niye çıkıp 'bu reklam kaldırılsın, valla tozu dumana katarım' diye bağırmıyorsun? Bu daha mı az incitti kadınlık gururunu? Daha mı az sarstı senin, ayakları üzerinde duran, kariyer sahibi, kimselere muhtaç olmayan, kocasına değil, dünyaya pirim vermeyen güçlü kadın imajını? Fark ne? Neydi 'Taç'ın kadınlarının, o adama dünyayı dar eden, 'bak almazsan kendine ülkelerden ülke b...

YAŞAR MI SAHİ?..

İstanbul, kış güneşini yudum yudum içerken, uzaklardan bir türkü doluyor kulaklarıma. Sanırsın, şuracıkta; belki de bir dağın ardında. Gülmekle ağlamak arası hallerdeyim; yerim yurdum yok. Yüreğin bedeni terk ettiği saatteyim. Dalıp gitmek belki en güzelidir bazen. Bakıp görememek; ne maviyi, ne yeşili, ne bahar kaçkını sarıları… Çocukluğun neresine rast gelir bilmiyorum ama zamanın en hovarda harcandığı yıllardı. Öyle boldu ki; ne gün biterdi, ne ay… Hiç bitmeyecek sanırdık!.. Kâh bir ağaç tepesinde, kâh gelincik tarlalarında onunla mutluluk satın alırdık. Bu yüzden avare yazları severdik en çok. Köyde geçirilecek doyumsuz bir mevsim… Her birimiz başka şehirlerde özlemi yaşar, haşlanmış yumurta ve köfte kokan uzun yolculukların ardından bir araya gelir, ömür sandığında unutulmayacak anılar biriktirirdik. Geceleri bir lüküs ışığı aydınlatırdı çay şekeri sohbetleri. Çardakta toplanırdı onca evin ahalisi. Dedem, ak sakalını sıvazlayarak anlatırken, sessizce bir köşede oturur, savaşı, kıt...

NAZLA BENİ AZICIK

Resim
Hiç nazlı bir hatun olamadım ben. Oysa anneciğimin biricik kızı, kara kuzusu, kimselere yakıştıramadığı nadide çiçeğiydim. İt gibi koşturup yorulsam da yorgunum diye ayağıma kadar hizmet beklemedim. Üst raflara yetişemiyorum diye uzun boylu erkek vatandaş aramadım. Zira bu minik halimle mutfak tezgahının üzerine bir şempanze misali tırmanıp sonra oradan düşüp çanağı çömleği kırdığımda, belimden aşağısı mosmor aylarca gezdiğimde bile şikayet etmedim. Hastayken de kendi işimi kendim gördüm, kimseden yatağıma kahvaltı beklemedim. Azıcık burnu aksa yatak döşek yatan narin hatunlar gibi, kocayı maymun etmedim etrafımda. İki çocuk doğurdum, hamile kaprisi yapmadım. Son günüme kadar evimin işini kendim yaptım. Karnım burnumun dibinde cam silerken, pencere ile burnum arasına sıkışan bebemin tekmeleri ve o sırada bana gelmekte olan arkadaşımın beni o halde görüp aşağıdan doğru “manyak karııı, allaaan geri zekalısııı, madem cam silinecekti, niye alo demiyon da tırmanıyon oralaraaa? Düş, geber. S...

NE ALIRSAN Bİ' MİLYON

Resim
Kadın milletinin yüzyıllık tutkusudur alışveriş. Bazen gerçekten ihtiyaçtan, çoğu da günün birinde nasılsa lazım olur mantığıyla alınsa da genelde amaç, hatunun içsel huzuru yakalaması, ruhunu günlük hayatın kirinden pasından arındırması, kalben ve fikren zirve yapmasıdır, ki bu da zorlu yaşamında bir çeşit motivasyon olacaktır kendisine. Para verip mutluluk satın alır bir nevi. İndirimden alınan ve asla kullanılmayan ıvır zıvırı köklü temizlikler sırasında siyah ve battal boy çöp poşetlerine doldurup içi sızlayarak attığı da görülmüştür çok zaman. Ama olsundur, bunu bilmek bile bir kadın kişisini yıldıramazdır. Bu türün en belirgin özelliği ve vazgeçilmezidir alışveriş. Birkaç yıl evvel hayatımıza giren, ne kadar kalitesiz Çin malı zımbırtı varsa bir araya toplanıp ‘ne alırsan bi’milyon’ mantığıyla satılan çok da cezbedici olan mağazalar bu çılgınlığın ve krizlerin atlatılması babında en ucuz ve en can kurtarıcı olması hasebiyle çok sevdiğim yerlerdir. En çok on yetale harcayarak, bi ...

BENİM YAVRUM ARTİZ OLACAK

Resim
Blog aleminin şimdilerdeki sobe mevzuu 'özenti, özenmek ve gençlik'. Pas Mehtap'tan geldi. Değerlendirelim efenim. Medyanın körüklediği, sosyal ortamın fişeklediği, teknolojinin desteklediği ‘özendirme’ vukuatları evvel zamanda, evden kaçıp artiz olabilitesi mevcut kız çocuklarımızın ve onların ailesinin çok canını sıkmıştır. Onlar, ses dergisinde okudukları, bohçasını sırtlayıp Yeşilçam yolunu tutmuş olan bir iki nadide örneğe özenmişlerdir masumane . Lakin herkes siyah-beyaz artizler kadar şanslı olmayabilirdir. Kiminin karşısına, Göksel Arsoy çıkarken, bir çoğunu da elinde gazozuyla Nöri Alço karşılayabilirdir. Nice Türk filmine de konu olmuş bu hikayede, bu saf kızlardan kimi uyuşturucuya alıştırılmış, bazısı tecavüze uğramış ve sonunda çoğu hayatın yazdığı senaryolarda ancak figüran olarak birer rol kapabilmişlerdir. Neyse ki günümüzde yavrularımız tek başına bırakılmamaktadır. Onlara başka yöntemlerle ünlü olmanın yolları el birliğiyle anlatılmaktadır. Bu kadar çabay...

BLOG NEDİR? NE İŞE YARAR?

Resim
Blog, bildiğimiz anlamıyla bir çeşit günlük gibi bi’şeydir aslında. Bir takım insanların günlerden bir gün aklına esip, teknoloji aracılığıyla özelini, hayatını başka insanlarla paylaşmasıdır. Bir başka manası da; zamanında anneden köşe bucak saklanılan günlüklerin internet vasıtasıyla el oğluna okutturulmasıdır. Kimi vardır, yemek tarifi verir, kimi el sanatlarında yeteneklidir. Kimi takı yapar satar, kimi pastacılıkla uğraşır. Kimi tatlı yavrusunu anlatır. Kimi teknolojiyi iyi bilir ve bunu bilmeyenlere de aktarır. “Hit almak, PR yükseltmek, link takası…” ıvır zıvır bir sürü de ayrıntısı varmış, yeni yeni duyuyorum. İnsanlar bu işlerden para bile kazanıyorlarmış yahu. Hayırlısı ne diyelim. Lakin benim için blog denen şeyin anlamı, dostluk ve arkadaşlık demek. Onlarla iyiyi, güzeli, ya da sıkıntıyı paylaşmak demek. Benim için blog; hiç görüşmediğin insanlara sevgi ve yakınlık duymak demek. Onların acılarını da, sevinçlerini de yüreğinin orta yerinde hissetmek demek. Kelimelerin arasın...

MELEK Mİ YOKSA KELEK Mİ

Resim
Bu aralar "hayaaaaat beni neden yoruyosuuuunnnnnnn" diye hönkürme, önüme gelene çemkirme, ağız münakaşasıyla yetinmeyip saç baş yolma, kafa göz yarma isteğiyle dopdoluy(d)um. N'oooldu? Şaşırdın mı Günlük? Şaşırma! En yakınımdaki ve el altında her daim hazır bulunan koca kişisi, bildiğin üzere kavgaya, gürültüye pek meyilli bir şahsiyet değildir. Ama, iş ki istesin bu İncegül kişisi; bulur elbet bir yolunu. Evlenme yıldönümünü unutsa mesela; yok yok... bu güne kadar vaki değil. Boşuna umutlanmamalı, unutmaz ooo... Hımmmm... saçımı değiştirdim fark etmese; zannetmiyorum ama, olabilir. Az değiştirdim zaten. Azıcık ucundan kestirdiydim. Ya da hediye falan almasa, yapmadım bu güne kadar ama yapmayacağım anlamına gelmez bu. Burnundan fitil fitil getirsem. Ulen adam sırf akşam eve erken gelebilmek için sabah ezanını müteakip işe gitti be. Yuh sana İncegül, çok ayıp valla. Kızım bu adam melek melek, sense tam bi' kelek... Olsun, olsun, akşama bi falsosunu buluruz nasılsa. Ara...

TER TER TERELELLİYİM

Resim
Mis gibi sabun kokan tenler, çiçek kokulu bahçeler, iyot ve yosun kokulu sahiller, temizlik kokan evler. Koku, ne kadar da önemlidir insan hayatında. Ruh durumunu tamamen değiştirebilir. Sevgi pötürcüğüne de dönüştürebilir insanı, psikopat bir manyağa da. Yaz geldi, sezonu açıldı. ‘Ter kokusu’ hepimize hayırlı, uğurlu olsun. Pırıl pırıl güneşin, canlanıp neşelenen doğanın yan etkisidir bu koku. Hayatı insana zindan eder, dünyanızı karartır. Hele kapalı bir mekândaysanız, kâbusunuz olur. Öncelikle ter kokusunun çeşitlerinden bahsedelim efendim. Bildiğimiz üzere, ter kokusunun çeşitlenme sebeplerinden en önemlisi zıkkımlanılan gıdalarla ilgilidir. Mesela, for eksampıl; beyefendi akşam içmiş, z.çmış, eğlencenin dibine vurmuş. Geceyi de çorbacıda noktalamış. İşkembe çorbası. Ağzının kokusunu geçtim, onu karısı düşünsün. Lakin o nasıl bir terdir ki, sarımsağa yatırılmış b.k gibi kokar. Şimdi bu adamın bir de ayakta olduğunu, ve tam da sizin oturduğunuz koltuğun dibinde durmuş olduğunu, bir ...

ARA SIRA ARA ARA ARA...

Resim
Bir Günlükçünün görevi yapılamayanı yapmak, gidilemeyene gitmek, görülemeyeni görmek; kısaca tabuları yıkmak değildir elbette. Lakin taşın altına elin sokulması, suya, sabuna dokunulması, bir kısım okuyucunun cesaret edemeyeceği şeylerin de yapılması gerekmektedir belki de. Günlükçü olmak, sorumluluk ister değil mi? Bunun içindir ki, müessesemiz hiçbir fedakarlıktan kaçınmamış, sizler için bünyesindeki en nadide elemanlarını görevlendirmiş ve yine absürd bir araştırmanın altına imza koymuştur. ‘Size mi kaldı len bu işler’ deme ey okur! Müessesemiz büyüyünce ‘De.şifre’ olacaktır. Muhabirimiz İncegül, her Pazar olduğu gibi o gün de, horozlar yeni ötüşlenip, karga ailesinin baba kişisi fırına sıcak ekmek bakmaya gittiği sıralar uyanmış, henüz herkesler fosur fosur uyurken kalkmış koca kişisini uğurlamış, biraz ev işi ile meşgul olmuş, sonra mahalleyi turlamış, evlerden horultudan başka ses çıkmamasına sinir yapmış, yuvasına dönüp yavrucakları için sıcak poğaça pişirmiş ve en son olarak ba...

SOR Kİ ÖĞRENESİN

Resim
Kutlanması zorunlu kılınan, dayatılan günler saçmalığına hayatı boyunca pirim vermese de bir kadın, bu kadar tantana koparılan, ve dahi en sümsük heriflerin bile en azından bir küçük jestle sevdiğini mutlu ettiği bir günde, hiç değilse kuru bir sözle bile olsa sevindirilmeyi hak etmemekte midir? Bu erkek milletinin kütlüğü genlerinden mi gelmektedir? Bunlar yaratılırken topraktan ziyade odundan mı yaratılmışlardır? Bu odun mamüllerinin küçük iken pek sevimli olup, zaman ilerleyip de ihtiyarlık vuku bulmaya başladıkça daha bir sertleşip, tam kütük kıvamını bulması karakteristik özelliklerinden mi kaynaklanmaktadır? Erkek kısmının minikleri, sevgi pıtırcığı, aşk böcüğü, kıvamında bir sırnaşıklıkla, sürekli olarak “seni çok seviyorum, beni seviyor musun, canım benim, cicim benim” şeklinde ortada dolanırken, büyük olanlarının “ben geldim, kumanda nerde, iyi geceler” cümlelerini bir akşamlık sohbet için yeterli görmeleri de bu zamanla kütükleşme sürecinin doğru işlediğini mi gösterir? Minik...

İNCEGÜL NASIL KURTULUR??????

Resim
Evet Sevgili Günlük, Çoklukla güldük, eğlendik seninle. Güzel günler, mutlu anlar paylaştık. Lakin bu gün sana büyük bir dramdan bahsetmek istiyorum. Benim dramımdan. Benim korkunç bir bağımlılığım var günlük. Nasıl vazgeçilir, nasıl bırakılır, nasıl unutulur bilmiyorum. Hayır hayır sigara veya içki değil. Onlar olsa çok daha kolaydı inan. Bu daha da vahim. Ben bir “beyaz” müptelasıyım. Bunu kendime bile itiraf etmekten korkarken, sana anlatıyorum. Sen Mesut Bahtiyar'dan şarkılar dinlerken sürekli, bunu bilmeye hakkın olduğunu düşünüyorum. Bu korkunç alışkanlıktan kurtulmak istiyorum, ama olmuyor işte. Hep aklımda, fikrimde. Bazen rüyalarıma bile girdiği oluyor. İlk defa bir yaz günüydü onunla tanıştığımızda. Bir kereden bir şey olmaz mantığıyla denedim. Nereden bilebilirdim ki, her şey o bir kereyle başlıyormuş. İşte o andı bütün hayatımı etkileyen. Nasıl büyük bir zevkti, nasıl bir hazdı anlatması imkansız. Sonrasında da vazgeçilmezim oldu. Yaz sonuna kadar sürekli onu aradım, bu...

DELİ DELİYİ DAKKADA CANIM

Resim
Nabersin Günlük? Beni sorarsan elim ayağım buz gibiyken sırtımdan ter çağlayanları akmakta. Sanki üzerimden kırklık tır geçmiş gibi her yanım acıyor. Bir de akşamdan suya bastırılmış nohut misali şişmiş elim yüzüm. Sanırımsam hastayım. Fakat bir beş dakika durup kendimi dinlemeye fırsatım olmadığındandır ki tam emin değilim. Belki de turp gibiyim. Zira günlerden beri kuyruğuna teneke bağlanmış it yavrusu gibi koşturmaktayım ve hala da bayılmış değilim. Evet yorgunum. Ve son günlerde pek bir asabi oldum. Mazeretim de yok. Olura olmaza sinirleniveriyorum öyle. Hiç yoktan gönül kırdım, sevdiklerimi incittim. Tüh bana, yazık olsun bana. Ki ben böyle biri değilim. Çok korkarım kalp kırmaktan. Dünyada tamir edilmeyecek tek şeydir çünkü. İstediğin kadar yapıştır, asla eskisi gibi olmaz çünkü. Hani pat küt söyleyince daha iyi hissedecektim kendimi. Hani bırak sen üzüleceğine, sen söyle karşındaki üzülsündü. E olmadı. Ben söyledim, ben yaptım, ben hırpaladım.. yine ben üzüldüm. Ben böyle biri d...