Kayıtlar

BEKÇİNİN DÜĞÜNÜ

Resim
Koca bir boşluğa bakar gibiyim. Kimim ben? Neyim? Neredeyim? Önüme dökülen bu parça parça, tutam tutam beyazlar da ne? Karşıdan bana yüzüm yansımalıydı oysa. Işıl ışıl, tan kızıllığı mutluluğuyla gülüşün ya da… İçim hüzünlü bir vazgeçişi kabullenmeye hazırlanıyor. Uçmak, yüzmek, koşmak, sevmek… Yaşamaya dair ne varsa kaybolup gidiyor bir bir. Mavilerimin üzerine örtüler seriliyor. Kanatlarımda altından bir kelepçeyle usul usul teslim oluyorum; sesim çıkmıyor. “Hey gidi kardeşim…” diyor çocukluk arkadaşım. “Damat tıraşını yapmak da bana kısmetmiş.” Öyle ya, bu gün benim düğünüm var. Sevinmeli, halaylara ortaklık etmeliyim. Sahte gülüşlere, aynı ikiyüzlülükle cevap vermeliyim. Hatta tüm bitirilenlerimin hatırına neşeli şarkılar söylemeliyim!.. Saçıma sakalıma dokunan bu ellerle bir zamanlar bir kıyıda nasıl da kenetlenmiştik. Ayaklarımıza dalgalar değerken, denize yeminlenmiştik. Onun yolunda, hiç görmediğimiz ufuklar keşfedecek, her şafakta başka güneşlere yanacaktık; söz vermiştik. Son...

FENER BEKÇİSİ

Resim
Bir martı kanatlanıp uçarsa başının üzerinden Bırak kendini Denize düş İşte o zaman anlayacaksın ki Aslında hayat kocaman mavi bir düş Halatlar hora! Çapa vira! Vira bismillah! Bir sabah vakti, gün aydınlanırken düştük mavinin yoluna. Hey gidi kocamış hatun; nasıl da aldı bizi koynuna. Güverte lostraması emirler yağdırıyor tayfaya. Dümen avuçlarımda, belirlenen rotaya doğru ilerliyorum. Şimdi sakin, dingin sevdiğimin mavi saçlarını okşuyorum. Bir gemi değil sadece denizde süzülen, titreyen bir yelken gibi sulara saldığım; bütün hayatım. Bilen, anlayan olmadı. Olmasın da zaten. Hayaller üzre bir yuva bizimki, kuşlarınkinden de yükseğe kurduğumuz… Aşk içre bir yolculuk masmavi… Martılar kadar kanatlı usumuz. Bilen, anlayan olmasın. Bedenleri tutsak eden sahte bilgelikler dokunamasın uçuşumuza ve bana bağışladığı tarifsiz mutluluğa. Bendeki bu deniz aşkı küçücük bir çocukken başladıydı ilk. “Baba, denizci olacağım ben” dediğimi kendim bile hatırlamam. Ne zaman canım sıkılsa bir sahilde al...

ORTAYA BİR SERZENİŞ...

Resim
Ey benim güzel hemcinsim, hatun milletinin insanı! Yaklaş hele yamacıma bir iki diyeceğim var sana. Şu beş taşın yanına, bir de tek taş hediye eden reklamı diyorum... Bildin mi? Merak ediyorum; niye sesin soluğun çıkmıyor? Bekliyorum hala umutla, bir kadın kişisi de çıkıp "uleyn ne diyorsunuz siz be, ben tek taşımı kendim alırım, tek başıma kendim takarım" diye sahne alır diye. Sen ki, şu zavallı 'Taç' reklamları için yeri, göğü inlettin. Sen ki 'ben evimde oturup, havlu katlamam, bornoz koklamam, ruhuma da yer açmam' diye yırtım yırtım yırtındın. Şimdi niye susuyorsun? Niye çıkıp 'bu reklam kaldırılsın, valla tozu dumana katarım' diye bağırmıyorsun? Bu daha mı az incitti kadınlık gururunu? Daha mı az sarstı senin, ayakları üzerinde duran, kariyer sahibi, kimselere muhtaç olmayan, kocasına değil, dünyaya pirim vermeyen güçlü kadın imajını? Fark ne? Neydi 'Taç'ın kadınlarının, o adama dünyayı dar eden, 'bak almazsan kendine ülkelerden ülke b...

KARA BONCUK GÖZLERİNDEN ÖPERİM

Resim
İncecik bir horoz ötüşü çınlıyordu kulaklarımda. Yağmurun sesine karışıp sabahı müjdeliyordu toprak ve sarıçiçek kokularının arasında. Dal, yaprak ve ıhlamurlar teslim olmuştu çoktan ferahlatan dokunuşlara. İçim kıpır kıpırdı. Çocuk yüreğim ıslanmak istiyordu bulutların tatlı ve serin mutluluk gözyaşlarıyla. “N’olur anne!..” dedim. “Dışarıya çıkmak istiyorum.” Önce anne oldu, çattı maviş gözlerinin üzerindeki iki hilal gölgesini; sonra bir zamanlar çocuk olduğunu hatırlayıp uzattı ellerime bitmeyecek sandığım sevincimi. “Git hadi deli kız!” dedi. “Sakın hasta olayım deme ha! Sonra bakmam sana.” Sağ gözünün ortasına, sol tarafımdan kopan bir kiraz çiçeği bıraktım sevgiyle. “Öpme gözlerimden demedim mi kaç kere sana? Ayrılık getirir.” dedi. Uçar adım merdivenleri inerken, “Ben senden hiç ayrılabilir miyim?” dedim, annelerin sultanına. Bahçenin yağmurla yoğrulmuş toprağında, ayağımdaki tor lastikler nasıl da kayıyordu. Dönüp baktım; ahşap beyaz pencerede hüzünle beni seyrediyordun. El sal...

KORDONA DOLAN DA GEL...

Resim
Geçenlerde büyük gazetelerin birine röportaj veriyorum; isim vermeyeyim şimdi, nasılsa okursunuz… Dediler ki: “İncegül Hanımcığım, nereden buluyorsunuz bunca şeyi. İki yıldır yazıktırıp çiziktiriyorsunuz, konu sıkıntısı çektiğiniz zamanlar olmadı mı?” Güldüm!.. “Siz de onca zamandır yakın takiptesiniz, adım adım peşimdesiniz, her yaptığım, her söylediğim manşet… Daha öğrenemediniz mi; ben arayıp bulmuyorum ki… Konu beni buluyor.” Acele etmeyin, bağlıyciim… Günlerden bir gün işyerindeyim, yine gömülmüş vatanım, milletim için çalışıyorum, bir telefon geldiği söylentisiyle şirket çalkalanıyor. “İncegül Hanım’ı kordon bankasından ariyilermiş” “Aha da İncegüül, koş koş, seni kordon bankasından arıyolaar kızzz.” “İncegül Hanım, hamile kalacağınızı firmamıza önceden bildirmeniz gerektiğini bilmeliydiniz. Bu yaptığınız hiç şık değil.” “Aaaaa, hamile miymiiş, ayol bu menapoza girmemiş miydi be? Yüz yaşında vardır anam bu.” “İncegül aplaaa… anlayalım hee…” Şekli cümleler havada uçuşuyor. Bağlay...

MÜBAREK SEVGİLİLER GÜNÜNÜZÜ KUTLARIM...

Resim
Pek kıymetli viaypi ve de förüst klas misafirlerim. Her yıl olduğu gibi bu yıl da bir sen valentayn gününü hep birlikte idrak etmiş, onun yüreğimize doldurmuş olduğu derin hislerle harap ve bitap düşmüş bulunuyoruz. Geçmiş sevgililer gününüz mübarek olsun, hayırlara vesile olsun dilerim. Efendim, yine yer gök kırmızıya boyandı, yine pırlanta reklamları gözümüze gözümüze sokuldu. Yine her türlü hırdavatın üzerine, kalpler, çiçekler, börtü böcekler kondurulmak suretiyle, kelebek kıvamına getirildi. Hayır, kamyon lastiğinin üzerinde o pembiş kalplerin ne işi var değil mi? Bizim anlamadığımız konu bu. Hangi adam, tutup da sevdiceğine o lastikleri hediye edecek, hangi hatun kişisi o gelen hediyeyi adama yani kafasına geçirmeyecek değil mi? Yoksa, bir muhalefetimiz yoktur bu müstesna güne. Aksine, odun mamülü erkek kişilerini bile romantik bir don juan’a çevirdiğinden mütevellit minnetar bile olabiliriz bu günü icat eden tükettirici kesimine. Şimdi gelelim benim koca kişisine. Kendisi bildiğ...

MANDA YUVA YAPMIŞ SÖĞÜT DAAALINAAA...

Resim
Aman da… aman da… aman daaa… Canlarım, ciğerparelerim, şeker şerbet, ballı lokma tatlılarım gelmiş. Hele yerleşin bi annem. Hıhh… Kızlar dağılın şöyle boş koltuklara serbest serbest… Yerimiz müsait. Ahan da salon geniş, koltuklar rahat. Sizin için yeni dekorasyon da yaptıracam anacım. Az bekleyin, şimdi kilidiydi, onca anahtarıydı, çok para harcadım. Hele bütçeyi bir ayarlayım, bakın ne güzel olacak buralar. Beyler siz de serpişin aralara şööle bi, görüntü güzelleşsin. Yok öyle haremlik-selamlık. Ahan da hepimiiiz gardaşııız… Valla heyecan da yapmadım değil ha. Şimdi biletli, davetli seyirci tabii… Locasıydı, viaypisiydi, klas bir okuyucu kitlesine sesleniyoruz. Bittabi ki kendimize çeki düzen verelim dedik. Sizin için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadık, bizim mahallenin en sarı peyniri Haspanaz’la, dünyalar şekeri, kalbi fesat ay pardon ferah Nülgüzar aplayı da transfer ettik buralara. Zaman zaman onlar da size seslenecekler bu sahneden. Şimdi birisi kuliste, kameramanlarla fingirdeşiyor...