Kayıtlar

BURALAR BANA DAR. MOTORUM YOLDA UÇAR...

Resim
Bahar gitti, yaz bitti. Omuzlardaki ürperti hırkasıyla, şalıyla buluşma telaşında. Şiirler daha bi' dokunaklı, şarkılar dibine kadar keder... Ne afilli bi'şey lan bu Sonbahar... Lakin bu ne vurdumduymazlıktır, bu ne aymazlıktır, bu ne ben yaptım olduculuktur sayın okuyan. Şu narin barnaklarım bir türlü klavyenin üzerindeki eğricik büğrücük harflerle buluşamadı gitti. Ama siz yine de kızmayın bana. Sevin beni. Yaşanmadan yazılmıyor ya,  yazmadan da yaşanmıyor aslında. Bir hengamede kayboluyor 'an' lar, anılara dönüşemiyor. Adını koyamadığın hüzünler, tarifi mümkün olmayan sevinçler sunuyor sana zaman, lakin sanki hepsi bir gayba doğru hızla ilerliyor. Tik-taklar dökülüyor pandüllerden, sesler suslara karışıyor. Yaşam döngüsü sen yokmuşsun gibi bildiğince süre gidiyor. Hepsini bir bir anlatıciim meraklanmayınız. Ama önce çekirdek çerez ailemin en mini ferdiyle başlayalım. Benim Mini kişisi - ki artık kendisi pek de mini mini değil, ökküz gibi oldu maşşallah...

ÇOK PİS DÖNESİM VAR...

Çok yakındaaa... Az sonraaa... Az bi sabret sayın okuyan...
Resim
METROLARA GELESİN İNCEGÜL Ofisin gülleri Peri ve Meri,  "daha yazsaydın ya" demeyeydi; daha da yazacağım yoktu sayın okuyan. Hayat mı artık daha tekdüze, yoksa ben mi bilemedim; elim varmadı ne zamandır, tek kelam edemedim. Mutluyken yazabilmek daha kolaydır belki; belki de hüznü paylaşmak en münasibi. Yine de parmaklar isyan etti, tutmadı bir türlü kalemi. Oysa sevişgen komedyalar silsilesi yaşam, ne öyküler doğurmada an be an.  Anlatsak gülünecek hıçkıra hıçkıra, belki de ağlanacak kahkahalarla. Ben artık bir metro insanı oldum sayın ve pek sabırlı okuyan. Nedir bu metro insanları, ne yapar, nasıl yaşarlar derseniz; bir alt paragrafa ininiz ve belgeselimizi seyreyleyiniz. Erkek metro insanları italyano esintileri taşıyan takım elbisesleriyle klasik bir tarz benimserken, dişi metro insanı giyim konusunda daha bi' çeşitliliği tercih eder. Yine de koca g.te tayt, kütük bacağa mini etek vazgeçemedikleri parçalar arasında yer alır. Metro insanı koca bir kazan ...

SENSİN BAAĞYAN...

Resim
Dün akşam hiç tanımadığım bir erkeğe usulca sokulup "bi' sittir git be kardeşim. belanı benden bulma." dedim sayın okuyan. Olay,  ismi lazım değil bir minibüs hattında geçiyordu. Lakin, bir toplu taşıma aracındaki insanlardan çok, konserve kutusuna sıkıştırılmış mısırlara benziyorduk. Herkeste bir şekil yamulması, bir şiraze kayması, bir şanzıman fren yamışması ki evlere şenlik. Üstelik bet beniz sapsarı... Şöfer efendi, tel maşa reyben gözlüğünün sağ üst camından pörtlettiği gözlerini bize dikip sürekli, "arkalar boş hanımlar, ilerleyelim beyler, orta taraflarda halay çekilir arkadaşlar, lütfen birbirimize yardımcı olalım gardaşlar." diye gazel okudukça sinirler iyice yıpranıyordu. Zira, tüm şofer kişilerinin hayallerini süsleyen o boşluk, hakikaten yoktu. Ve bu hızla üremeye devam ettiğimiz sürece hiç olmayacaktı. İnsanlar zaten sıcak ve gergin olan ortamda birbirine de gıcık olmaya başlamıştı. Hatta birazdan desteresini çıkarıp en yakınındakini dilim...

ARAMAYIN BENİ LEYN...

Resim
Bakmayın siz ahalinin "hayaaat sen ne çabuk harcadıııın beniii..." hönkürüşlerine sayın ve yılların eskitemediği okur kitlesi. Asıl bir hiçbir şeyin kıymetini bilmeyen, elimize geçeni hemencecik çar çur eden, harcayan, bitiren biziz. Bir zaman en değer verdiğimiz şeyleri bile, pavyona yanlışlıkla düşmüş ama namusundan asla ödün vermeyen Türk filmi asıl kızı misali, kullanılmış bir mendil, bir paçavraymışçasına, hiç acımadan fırlatıp atan bizleriz. Biz köhnemeye yüz tutmuş insan kitlesi, belki de yaşamı elimize tutuşturan yanına bir de kullanma kılavuzu iliştirivereydi, böyle heba etmeyebilirdik en güzel yaşları. Yine de kıymet bilen bir neslin ahvadıydık biz. Elindekiyle mutlu olmasını bilen... Aza kanaat getiren... Ne ettiysek kendimize ettik o ayrı. Yine de böyle hovardaca yeyip bitirmedik her şeyi. Merak içinde bekleştiğinizin, "bizim manyak İnce yine neye dellendi böyle?" diye birbirinize hal haber sorduğunuzun farkındayım. Anlatıciim efenim, az kıpra...

BİG BİG AMBRELLA

Resim
Tecrübe denen şey, g.te giren şemsiyelerin bileşkesiyle açıklanabiliyorsa eğer; biz oldukça tecrübeli güruhun en büyük korkusu o şemsiyelerin bir gün gelip tek tek açılabilme ihtimalidir sevgili ve pek muhterem okuyan. Yine de iyimser bir bakış açısıyla incelersek hayatı, öyle "yaptım kabak dolmasını, çoluk çombalağımla yidim ağşamınan. aman ne mutluyum, pek huzurluyum, sevgi pötürcüğüyüm." kıvamında bir yaşam da sıkıcı olabilir değil mi? Dostundan darbe yiyeceksin, en sevdiğinden ihanet göreceksin, dibe vurup vurup yeniden dirileceksin ki; bi' atraksiyon, bi' fraksiyon, ne bileyim bi' mana olsun. Hem ayrıca peşinde dolanan kutup ayılarından dolayı sürekli arkanı kollamaktan da vazgeçmeli bir süre sonra. "hööööyyyt! bi gidin len!" diye masaya yumruk vurmak da mümkün. "ne yapayım kaderim buymuş." deyip o ayıcıkları sofraya buyur etmek de. Yoksa ömrünce önünü göremezsin ey okur. Garip değil mi? İnsanın değer verdiği şeyler sıralaması nasıl ...

KAKAOLU FINDIK EZİĞİ

Resim
Bu sabah yarım kavanoz nutellayı ince dilim kepek ekmeğimin üzerine boca ederken  fikrim geldi sayın okuyan. Düşündüm. Normaldi bu. Ne de olsa insan, düşünen hayvandı. Neden İnce de düşünen öküz olmasındı? Neyse lafı fazla uzatmadan, millet galeyana gelmeden ben sadede geleyim. Malum okullar açıldı, mini mini bebeler sınıfları doldurdu. Mini mini dediğime bakmayın siz. Lafın gelişi o. Maşallah hepsi zebellah yutmuş gibi yavrucakların. Her yerlerinde lömbür lömbür yağ öbecikleri. Oğlanların memeleri benimkilerden büyük, kızların ardından selodit dağları takip etmekte. Sanırsın, bayıla bayıla yedikleri o yağlı vıcık cipslerin, iğrenç hamburgerlerin, şarküteri dolu pizzaların hepsi isyan edecek, birazdan dışarıya fırlayıverip ortalığa dağılacak. Bir dilim beyaz peynir, üç-beş zeytin, kokusu tüm sınıfı saran haşlak yumurta ve meyve olarak da elma ihtiva eden o beslenme çantalarının yerini, kantin tostlarının, patates kızartmalarının almasından mütevellit, bebelerimiz maalesef po...