[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]



Yaaa işte Canım Günlük, geldim ben...

Neler mi yaptım görüşmeyeli???? Bolca çalıştım, çokça yoruldum.

Her fırsatta temizlik yaptım ve yine yoruldum. Üstelik te tekrar kirlendi bile. Sanki her yer kötü kokuyor. Bu kokuyu gidermenin bi yolu yok mu?

Akşamları saatlerce ders çalıştım.

Sor şimdi bana p veya p değil önermesinin doğruluk değerini, şakır şakır şakıyayım. Havuz problemlerini boşver ama. Hala umut yok..

Tabii ki yine yoruldum...

Yoruldukça kaybolmuyormuş acılar bunu öğrendim.

İnsanoğlu yüreğine sakladığını incittiğinde kendi yüreğini de paramparça edermiş, bunu öğrendim.

Çokça ağladım...

Bazen güldüm.. ve bu gülüşlerimden utandım. Bazen insan aldığı nefesten bile utanırmış, yediğin lokma dizilirmiş boğazına bazen bunu da öğrendim.

Bak insan ne çok şey öğrenebiliyormuş kısacık zamanda.

"Hayat devam ediyor" sözünden nefret ettim... ama yine de hayatın bir şekilde, kendi rutininde devam etmesine şaşakaldım.

Seni ve arkadaşlarımı çok ama çok özledim..

Yakında dönerim merak etme beni.

Nelerin üstesinden geldik biz.. yaralar üzerine tuz basmadan da iyileşiyor.. sadece birazcık zaman lazım.. izi kalacak elbet..

Şimdi gidip maddenin kimyasal ve fiziksel yapısını öğrenmem gerekiyor...

Sonra da acıları yok edebilir miyiz.. yok edemezsek te onlarla yaşamayı öğrenebilir miyiz.. bunu öğrenmem gerekiyor... lise kitaplarında var mıdır acep???

Daha çok çalışmam lazım.. daha da çok yorulmam lazım..

Belki Ajda haklıdır ne dersin Günlükçüm?????

Hasret ve sevgiyle öpüyorum çok...... hoşçakal Günlük...
Nottt: Resim taze taze Beş dakika önce çekildi...
[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]
Ne denir.. ne söylenir ki?
Sözlerin bittiği yerdeyiz...
Vatanım yangın yeri, anaların yüreği yangın yeri..
Tomurcuk güller açmadan soldu...
Gencecik fidanlar filizlenemeden toprağa düştü...
Vatanım ağlıyor..
Bu son olsun..
Onlar analarının kuzusu, onlar evlatlarının dağ gibi babası..
Onlar sevdalı, onlar yavuklu...
Allah rahmet eylesin şehit Mehmetçiklerimize..
Ve zor durumda olmadığını umduğumuz sekiz yavrumuzun da yardımcısı olsun..

Vatan görevi yapan nice evlatlarımız var..
Rabbim onların yardımcısı olsun ve sağ salim dönmeyi nasip etsin.

Sözlerin bittiği yerdeyiz...
Ve şimdi Minicim konuşsun..

Annecimmmm..
Efendim yavrum..
Beni askere gönderme olur mu?
Hiç olur mu öyle şey oğlum, tabii ki gideceksin.
Ama anne, sen benim çocuklarım olmasını, sana "babaannecimm" demesini istemiyon mu?

Ve bir anne için sözün bittiği yerdeyim..
Etiketler: 39 YORUM | edit post
[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]
























Hüzün yaptık epeydir. Haydi biraz eğlenelim. Daha sonra halet-i ruhiyemizden bahsederiz. Bu da benim dönüşüm mü olsa? Ebe sobe oynayalım mı? Bu kez sobeler çifter çifter. Çifte kavrulmuş, taze fıstık tadında. Elde olmayarak meydana gelen gecikmeden dolayı arkadaşlarım beni affetsinler olur mu?

Birinci sobe çok sevgili örtmenim canım benim Tatlı Cadı’dan gelmiş. Konu evimizdeki süsler ki kendilerini fotoğraflarda görüyorsunuz. (Bkz. yukarıdaki resimler.)

Ben öyle incik cincik pek hoşlaşmam aslında. Bir işe yaramıyorsa evde tutmam hiçbir şeyi. Yani mutlaka bir görevi, bir işlevi olmalı. Orada öylece durup dinelecek, bir de habire elimde bez tozunu pisliğini temizliycem. Hiç tasvip ettiğim bir davranış biçimi değil bu.

Öyle heves edip bir gaflet anında almışsam da temizlik yaparken sinirleniverip çöpe attığım çok olmuştur bunlardan bir kısmını. Tabii ki birkaç süs eşyası bulunduruyorum ben de. Yani o kadar da hödük değiliz. Bunların da hala evimde ikamet ediyor olmasının sebebi, ya hediye olması, ya da kendim yaptığımdan dolayı atmaya kıyamamış olmamdır. Bu da böylece biline.

Sonraki sobe sevgili arkadaşım Figen’den gelmiş. Ne demiş kendisi? Sinir olduğun 5 şeyi bi yazıver demiş. Ben de yazıyorum. (Bkz. bir sonraki ve de ondan sonraki paragraflar.)

Birinci ve en öncelikle, dağınıklığa sinir olurum. Etraf dağınıksa elim ayağım boşalır. Toparlayana kadar rahat, huzur bulamam. Durum ortadan kalkana kadar söylenir dururum. Hatta bağırır çağırırım. O kadar sinir yaparım kendime. Dağınıklıkta çalışamam, oturamam, uyuyamam velhasıl hiçbir şey yapamam ve hatta yaşayamam.

Özellikle ranza tepelerinde idam edilmiş eşofmanlar, yerlerde at pisliği şeklinde duran çoraplar, kesici, batıcı, kanatıcı, oyuncak döküntüleri, masaların üzerinde kapatılmamış defter ve kitaplar, okunup sehpaya bırakılmış gazeteler, yana kaymış örtüler, olması gerekenden farklı yerde misafirlikte olan her şey beni sinir eder. İşte bu yüzden ömrüm dağınık toplamakla geçiyor.

Sonracığımaaa, ikincil olarak acelesi olmamaya sinir olurum. Rahat, relax olmaya sinir olurum. Ben kendimi paralarken (ki hipermanyak olmamdan mütevellit genelde bir parçalanma, hırpalanma halinde yaşarım) birisinin son derece sakin ve umursamaz tavırlar içinde olduğunu gördüğümde sinirden deli olurum. Acele işimiz varken, ağır hareket edilmesine sinir olurum. Ben herhangi bir sıkıntıyla boğuşup, kafayı yerken, insanların tek derdinin “Fenerbahçe’nin Avrupa’da ne kadar ilerleyeceği” konusu olması bütün tüylerimi ayağa kaldırır. “Dünyayı su basmış, ördeğin umuru olmamış” durumu beni sinirden öldürür. İşte o anda katil olmanın o kadar da mümkünsüz bir şey olmadığını anlarım.

Örneğin, mesela, for eksampıl.. insanlık hali, sahura kalk, geri uyu, sonra uyan, birazcık geç kalmışız. Liselimin okula gitmesi gerekiyor. Ben deli danalar gibi koşturup haydi çocuum, haydi oğlum diye çırpınırken, beyefendinin çorabının teki elinde öyle boşluğa bakması beni çıldırtabilir. Kan ter içinde gardrobunda ceket aradığım ve on sefer “oğlum ceketin yok burda” diye söylediğim halde, neden sonra lütfedip, ceketi tıkıştırdığı yerden çıkaran, bu telaşta bir de ütü yaptıran ve bu esnada son derece sakin bir şekilde hala çorabının diğer tekini giyen yavrumu, aç parantez, ne kadar seversem seveyim, kapa parantez, bacaklarından tutup pencereden sarkıtacak kadar sinirlenebilirim.


Üçüncü sinir olduğum şey de açık, aralık ve hatta minicik ayrık kapaklardır. Açık dolap kapısı, çekmece ve bilumum hırdavat gördüm mü çok sinirlenirim. Nerede olursa olsun kapatırım. Yani bu hiç tanımadığım birinin evi, bir mağaza ve ya devlet dairesiymiş fark etmez. Kapatamazsam krize girerim.

Bir şeyin kapağı açık veya aralıksa ve bunu kapatamayacağım bir yerdeysem, öylece gözlerimi diker bakarım. İçim içimi yer de kahrolurum. Yerimde kıpır kıpır ederim. Böyle abuk hareketlerle onun kapatılması gerektiğini herkese belli ederim. İnsancıkları huzursuz ederim. Gözlerimle yerim o kapağı. Hala olmuyorsa, gider kapatır rahatlarım.

Ev ahalisinin bu huyumu bilip, inatla bunları aralık bırakmalarının ise, beni kamuoyuna, kavgacı, geçimsiz, şirret bir tip olarak lanse etme isteğinden kaynaklandığından şüpheleniyorum.

Dördünç olan sinir yapıcı şık biraz iğrençtir. Şimdiden kese kağıtlarınızı ya da kusuk poşetlerinizi yanınıza almayı unutmayınız. Benden uyarması.

Sabah sabah, daha kahvaltı etmemişken, karşıdan gelen şık giyimli, oldukça modern görünümlü, adam sıfatlı kişiliğin, vücudun ürettiği ve yoğun kıvamından dolayı oldukça mide bulandıran ve yine kıvamından dolayı, düştüğü yerde lök diye kalan o sıvıyı, tam da yol ortasına ve de tam da kendisiyle karşılıklı gelmişken bırakıvermesi sonucu oluşan sinir krizini sadece ters ters bakmakla geçiştirmek çok zor gelir. O sıvıyı alıp suratının orta yerine yapıştırmak, hatta daha da iyisi çıktığı yere geri göndermek isteğiyle yanar tutuşurum.

Son olarak ta her şeyi bildiğini zanneden tiplere sinir olurum. Aslında hiç bi halt olmadığı halde, sürekli kendini öven tipleri döven bir tip olma isteğimi bastırmak hayli zor olur. Hatalarını, başkalarını suçlayarak ört bas etmeye çalışan, egosu şişkin, kendisi pişkin insanlar kadar sinir bozucu bir şey olabilir mi? Düşünmem lazım. Olabilir de, olmayabilir de… Sonra, iyice emin olmadığı konuda iddia eden, bir de tutup ahkamlar kesen müstesna şahsiyetlere uyuz olurum. Aslında kendilerini komik duruma düşürdüklerinin farkında bile olmadan, profesör edalarıyla, küçük gören tavırlarla bir de bu konuda konferans verirler ya işte orası bittiğim noktadır.

İşte sinir olduğum şeylerden bazıları böyle. Daha yazasım, yazdıkça sinir olasım var ama beş tane demiş sevgili canım ikiz kardeşim Figen. Zaten öyle her şeye sinir olmamak ta lazımdır. Sinir küpü müyüm ben di mi ama. Sevgi pıtırcığı olmak, otla, çiçekle, böcekle uğraşmak, laylaylom laylaylom mutluluk nameleri bestelemek lazımdır değil mi?
  • Not:Bu arada sobelenmeyen kimse kaldıysa, istedikleri konuyu seçmek kaydıyla ebe ilan ediyorum. Hehehehe.......
Etiketler: 27 YORUM | edit post
[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]
HUZUR
NEŞE
VE KARDEŞLİK
GETİRMESİ DİLEĞİYLE.
GÖZYAŞLARINIZ TEBESSÜM OLSUN.
BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN.


  • Verdiğiniz destek için hepinize tek tek ayrı ayrı teşekkür ederim. Benim sevgili arkadaşlarım, iyi ki varsınız. Sizleri tanıdığım için çok şanslıyım ve çok mutluyum. Bunu en samimi hislerimle söylüyorum.
  • Bu arada sizleri ziyaret etmediğimi zannetmeyiniz. Hepinizden haberim var. Kimler otobüs gezilerine çıkmış, kimler güllerle harikalar yaratmış, kimler tatile çıkmayı planlıyor ve daha neler. Sizleri okuyarak neşeleniyorum, belki de hüzünleniyorum kimi zaman.
  • Bayramdan sonra görüşmek, birlikte eğlenmek, belki birlikte hüzünlenmek üzere canlarım.
  • Yeni gelen arkadaşlara hoşgeldiniz sefalar getirdiniz diyorum. Eski dostlara, eskimeyen dostlara, eskimeyecek dostluklara, eski ve yeni tüm dostlara selam olsun. Bayramınız kutlu olsun.

[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

Kahrın da hoş, lûtfun da hoş,
Ya derd gönder yahut devâ,
Kahrın da hoş, lûtfun da hoş.
Hoştur bana senden gelen:
Ya hil’at ü yahut kefen,
Ya taze gül, yahut diken...
Kahrın da hoş, lûtfun da hoş.
Gelse celâlinden cefâ,
Yahut cemâlinden vefâ,
İkisi de cana safa:



SEVGİLİ ARKADAŞLARIM,

MÜBAREK KADİR GECENİZİ KUTLAR,

HAYIRLARA VESİLE OLMASINI DİLERİM.

ALLAH DUALARIMIZI KABUL ETSİN.


Canlarım, bir kaç gündür komada olan ananemiz (eşimin ananesi) bu gece vefat etti. Bu mübarek gecede kaybettik kendisini. Namazlı Kur'anlı bir hanımdı. Bir kaç gün bana müsade edin. Çok üzgünüm. Şehitlerimize ağlarken, Rabbim bunu yapanları kahretsin derken, ölüm acısı geldi çöktü iyice. Hepinizi çok seviyorum. Dualarınızdan bizleri de eksik etmeyin lütfen.
[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

Akşam evine girdiğinde kimse boynuna atlamıyorsa o eve girmenin anlamı yok.

“Banane ben bunu yemiycem” demiyorsa kimse, vitaminli çorbalar yapmanın anlamı yok.

Dağıttıkları için kızamıyorsan, evi derleyip toplamanın da anlamı yok.

“Gürültü yapmayın, azıcık kafa dinleyelim” diyemiyorsan, sessizliğin anlamı yok.

“O kitabı bırak ta bana masal oku yaa” diye sitem edenin yoksa, sakin sakin okumanın anlamı yok.

Peşinde dolanıp, “benimle ilgilenseneee” diyen olmuyorsa, kendine vakit ayırabilmenin anlamı yok.

Spor programı seyretmek için tutturmuyorsa kimse, istediğin programı seyredebilmenin de anlamı yok.

Siz olmadan hiçbir şeyin anlamı yok. Hayatımın bile. Fikrimin ince gülleri, gönlümün şen bülbülleri, sizin ötüşleriniz olmadan bu ev yuva olamıyor. Sizin cıvıldaşmalarınız, didişmeleriniz, o tatlı gülüşleriniz olmadan bu ev neşelenemiyor.

Işığım söndü sanki . Hani karanlıkta kalırsın da ne yapacağını bilemezsin ya gece bir vakit. Korksam mı, üzülsem mi, şaşırsam mı bilemezsin. Ne tarafa gideceğini şaşar da öylece duvarlara çarpa çarpa ilerler, bir mum ararsın. Elin ayağın kesilir de tutunacak bir yer ararsın.

Sofraya yine dört çatal getirmişim bu akşam. İkisini geri götürdüm içim acıyarak. Lokmalar dizildi bir bir boğazıma. Gece kalkıp odanıza geldim. Üzeriniz açılmış mı. Yine küçücük yatağa tıkıştırmış mısınız kendinizi. Hanginizin ayağı, hanginizin kafasında, hanginiz amuda kalkmış uyuyor diye bakmaya.

Yatak böyle düzgünce duruyor. O çarşaf toplaşmamış bohça gibi. Pike, yastık yerlerde değil. O zaman yatağı düzeltmenin ne anlamı var. “Toplıycam ben şimdi” diye kandırılmadan, söylene söylene, “ ah pasaklılar sizi” diye diye yapamıyorsan, yatağın üzerinde para zıplatmanın ne anlamı var? O yatak boş ise, düzgün olmasının ne anlamı var?

Şimdi sizin odanızda, kimsecikler “ çabuk anne yaaaa” demeden. bu yazıyı yazıyorum. Ama, siz taciz etmeden rahatça yazı yazmanın da hiç tadı yok.

Belki üniversite okuyacaksınız uzaklarda. Vatan görevi yapacaksınız ya da, tıpkı diğer aslanların yaptığı gibi. Kim bilir gurbet ellere gideceksiniz, bir çoğunun gittiği gibi. Gün gelecek kendi yuvanızı kuracaksınız mutlulukla.

Yavru kuşlarım yuvadan uçacak bir gün. Kanatları iyice güçlenecek. Masmavi göklerde süzülürken benim canlarım... bulutların arasında gözden kaybolurken ciğerparelerim… ben gururla bakacağım arkalarından. İşte onlara uçmayı ben öğrettim diyeceğim. Bakın ne de güzel uçuyorlar. Nasıl mutlu kanat çırpıyorlar. Özgürce. Ve onlara özgür olabilmeyi de ben öğrettim.

Gözü yaşlı, kanadı kırık, boynu bükük bir ana kuş olurum belki siz gidince. Ama, yine de ardınızdan sevgiyle el sallarım o vakit geldiğinde. Uzaklara da uçsanız gözüm, gönlüm üzerinizde olur her daim. Ve ne zaman uğramak isterseniz yuvada sizi bekliyor olurum umutla.

Gün bu gündür. Olabildiğince kanatlarımın altında olun şimdilik. O gün gelene kadar hiç ayrılmayın yanımdan, yamacımdan. Benim küçük sevgililerim.

[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

Sevgili Günlük,

Seninle acı tatlı neler paylaştık değil mi? Güldük eğlendik çoklukla. Ağladık kimileyin. Ama hep güzeldi paylaşmak yaşananları, hissedilenleri.

Birkaç arkadaşımda görüp pek özendiğim şu google aramalarından ben de yapmak istedim biliyorsun. Bunun için de bir siteye üye falan oluyorsun, sonra seninle beni neler yazıp ta bulmuşlar öğreniyorsun.

Neyse sonunda oldu. Evet Pek Kıymetli Günlüğüm, bizi bulmalarını sağlayan kelime ve kelime dizinlerini öğrendim sonunda. De ki: “öğrendin de ne oldu? Başın göğe mi erdi? Şah idin de şahbaz mı oldun?”

Yok öyle değil de, pek bi hayretim şaştı benim. Biz burada, sevgiden, dostluktan, küresel ısınmadan, duyarlılıktan, çiçekten, böcekten, çoluktan çocuktan, farkındalıktan, farkında olmaktan dem vururken “2007 YAZILI KADIN POPOSU” arayan arkadaşa ne kadar faydalı olabiliriz ki. Bizim dükkanda böyle şeyler bulunmaz ki.

Ya da “SERPİL ÇAKMAKLININ HAYATI VE ESERLERİ” tek merakı olan şahsa ne verebiliriz? Ya da hayat ona bir şey verebilmiş midir?

“TUVALETTE ZORLANIYORUM” diye çırpınırken yanlışlıkla buralara düşmüş kardeşimiz için çok çok zeytinyağı ve kayısı önerebiliriz.

“İSMAİL YK NIN ÇİNCE ŞARKI SÖYLEMESİ” diye temennide bulunanlara da “yok artık, Allah esirgesin” şeklinde karşı temenni yapabiliriz en fazla. Türkçe söylerken bile yeterince çekilmez kendisi.

“BİR ERKEĞİ PEŞİNDEN KOŞTURMANIN YOLLARI”nı arayan hatuna “Üç Erkekin Peşinde Koşturup Helak Olma” dersleri verebiliriz ancak. Hem ücret te talep etmiyoruz. Bedava.

“SARI KOLTUKLARA NE RENK DUVAR BOYASI”diye soran kişiyi de benim Koca kişisine havale ediyorum. Malum işin uzmanı O. Her renk boyayı, her renk mobilyaya uydurabilir. Eğer uymuyorsa, mobilyaları da boyayıverir kendisi.

“İSMAİL YK SAÇLARINI KESTİRSİN Mİ” sorusunu yanıtsız bırakırsam olur mu? Olmaz elbette. Kestirsin kardeşim. Neresini isterse orasını kestirsin. Hatta kafasını toptan kazıtıp keşiş olsun. Ve hatta Nirvana’ya ulaşıp mesut olsun. Yeter ki benden ırak olsun.

Ya haberin var mı Günlük, Lerzan Mutlu da program yapıyormuş. Dur bakalım daha neler gelecek biz zavallı izleklerin başıma.

Arkadaşlardan birisi de “BANA BİR ŞEYLER ANLATSANA” buyurmuş. Dilimizin döndüğünce anlatıyoruz işte, anlayana…

Ben bu gün Sevgili Biluncuğumun sobesini cevaplamak için oturdum PC başına. İlk elime geçen kitabın 187. sayfasının ilk cümlesini okudum. Sonra bu aramalara takıldım. Nedense işte bu düşünceler, harfler, heceler halinde dans etmeye başladı beynimde. “SÖZ UÇAR YAZI KALIR” dedim ve yazıverdim işte. Umarım Biluncuğum kızmaz bize Günlük.

Kitap “BÖYLE BUYURDU ZERDÜŞT” O kadar uzun zamandır elime almamışım ki bu kitabı, şimdi okuyup okumadığımı bile hatırlamıyorum. Ama, şimdi yazacağım şeyler çok hoşuma gitti. Bu yüzden de ayrıca teşekkür ediyorum tatlı Bilunuma.

İşte 187. Sahifenin ilk cümlesi, daha doğrusu paragrafı. Cümle kesmedi ne edelim:

“Çevremde eski, kırık dökük levhalarla yarı – yazılmış yeni levhalar, oturmuş bekliyorum şurda. Benim saatim ne zaman çalacak?
-İnme saatim, batma saatim:İnsanlara bir daha gitmek istiyorum da.
Bunu bekliyorum işte:Bana benim saatim olduğunu gösteren belirtiler görünmeli önce, - yani güvercin sürüsüyle gülen aslan.
Vakti olan biri gibi kendi kendime konuşuyorum bu arada. Kimse bana yeni bir şey söylemiyor:ben de kendime kendimi anlatayım bari.”
Etiketler: 38 YORUM | edit post