[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

Yedi direk arasından kızıl dökmekte gök; yakamoz ağlamakta. Deniz, mavi gözlerini yummuş, işveli gamzelerine gözyaşı biriktirmekte hala. Bir yelken beyazı sürülüyor aniden gecenin karasına. Süzülüp geçiyor kırmızı gemiler, demir atmıyor hiçbiri bu limanda.

Uzak yolculuklar düşüyor aklıma birden. Ve ıraklar değiyor yüreğimin ucuna. Bir anı yumağı oluyor sayfalar, bir bir koparıp uçurtmalar uçuruyorum bulutlara. İsyanım asılıp kerhen yapıştırılmış kuyruğuna, bırakıyor kendini bilinmezlerin kucağına.

Bir avuç bulut yağıyor damarlarıma. Derinlikler buz gibi köpükleniyor ayaklarıma. Ama hezeyanlı bir dalga vuruyor darmaduman yüreğime en fazla. Kurcaladıkça kanıyor insan. Susmalı belki. Yeniden ve hep konuşmamalı. Belki sadece yola dökülmeli.

Bilir misiniz açık denizleri? Suyla gök bir noktada birleşiverir. Haşrolur iki ezel-ebed sevgili. Hangisinde kaybolacağını ayıramazsın. Ne yana baksan, gözlerin, karanlığın hükmünü yok etmeye çalışan ışıklara çarpar. Dileğinin yıldızları bir başka geceye sözlenip gitse de dönmeye yeminlidir. Sonu olmayan koca bir boşluk olur evren. Ve sen orta yerinde bir zerreye dönüşürsün. Gönüllü… Sevdalı… Zavallı…

Atlas gibi dünyayı sırtından indirdiğin andır. En hafiflediğin… Gevşeyiverir güverte demirini tutan serçeden ellerin. Gözlerin, ufuk çizgisinin gaybına dalar. İşte şimdi sınırların yoklara vardığı yerdesin.

Rojin’in maviye sevdalandığı an şimdidir sanmayın. Sarp kayalıklar, sarı, çorak topraklar, menekşelere hasret dağlar… Bir yudum suyu değil, sonsuzlukları özletir. Siz bilmezsiniz. Karların eksik olmadığı yerde, namluların göz hapsinde güne uyanırken çocuklar, sıcağı değil güneşi arar. Ama siz onları görmezsiniz.

Bu şehre ilk gelişimi böyle hayal etmemiştim oysa. Yine de ağaçların rüzgarın müziğindeki eşsiz dansını, Boğaz’ın narin tenine düşen grubun kızılını içime doldurup saklamalıyım. Sonrası, tekrarı olmayan tüm anlar gibi… Paha biçilemeyen tüm yaşanmışlıklar gibi… Bununla avunmalıyım.

Artık yola çıkma vaktidir. Bilmem ayaklarım ilerlerken, yüreğimin geri gitmesi nedendir. Helalleşip öpemediğim ana elinin kokusu mu bu rüzgarın getirdiği? Saçlarıma dokunup kaçan bir çocuk haylazlığında, acıyan kayalar düşüyor içime. İşte külçe külçe olmuş omuzlarımda ağırlığı, beni çağırıyor sessizlik.

Olsun be!.. Ölümse bir ölüm. Nasılsa olacaksa; olmasın aşkı, sevdayı tüketenlerin elinde. Bedelse canım, sizin töre dediğinize; ödemeyeceğim. Hiçbir borcum yoktur kendimden gayrı kimseye.

Gitmeli artık! Açık denizlere ilk yolculuk böyle olmasa da düşlerimde; gitmeli şimdi, düşmeden son kaya üzerime. On sekizi göremeyecek ömrüm, yasak sevdasını da alıp bitmeli artık. Bir taş daha inmeli dağların tepesinden derin maviliklere.

Haydi Rojin!.. Uğurlar ola!..


Atölyemizde fotoğrafı dillendirmeye devam ediyoruz...
6 Responses
  1. cenebaz Says:

    Fikrişim, eline sağlık.


  2. suzem Says:

    ince ince işlenmiş yine satırlar.
    ablam çok özledim ben seni.


  3. Belgin Says:

    Buralardan kalkip, Istanbula gitme zamani geldi gayri, yuvarlansin bir tas daha daglarin tepesinden Istanbula dogru:))

    Öpüyorum cok cok:))


  4. sufi Says:

    Yuvarlanan taşların yerçekimsiz evrende ağırlıksız duruşları uğurlasın Rojin'i sevdasının derin maviliklerine.Özgürlüğün ayçekiminde o da mutlu olsun.Sevgilerimle.


  5. aborjin Says:

    Yokluğunuzda tüm yazılarınızı okumuştum baştan sona -niye daha erken bulmadım ben burayı diye mırıldanarak-
    Dönüşünüz çok mutlu etti beni, her zamanki gibi içime işleyen, çok çok güzel bir yazı olmuş.
    Elinizden geldiğince daha sık yazarsanız o kadar çok mutlu olurum ki anlatamam.
    Sevgilerimle.


  6. Çenebazım, sağolasın canım.

    Suzidilim, kız ben de ösledim. Buralardayım gayrı, umarım inşallah galiba. :)

    Belginiim, accık kaldı. Gözlerim yolda bak, bekliyorum sabırsızlıkla.

    Sufilerin en güzel yüreklisi, en güzeli, mutlu olsun ya. Herkes gibi o da...

    Sevgili Aborjin, her daim beklerim. Güzel sözlerin, içten yorumun için teşekkür ederim. Sevgiyle, hoşgelmişsin.