[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]






Pek Sevgili Günlüğüm,

Biz insanoğluna hiç bir şey dayanmıyor anacım. Çabucak tüketiveriyoruz her şeyi.

Sevgileri, umutları ve hatta dünyayı bile sonlandırmak üzere çabalarımız.

Takvime şöyle göz ucuyla baktım bu sabah. Ulen koca bir yılı da bitirmişiz.

Evet Günlükçüğüm, bu gün itibarıyla evraklar üzerine son kez 2007 yazılacak, son kez günün tarihinin dibine 7 gelecek.

Biz geçen yıl da böyle bir sevindiydik hatırlarsan. Hani 2006 giderken de zil çalıp oynadıydık.

İşte tam bir yıl geçti. O gün heyecanla, sevinçle karşıladığımız 2007’yi, bu gün yine güle oynaya uğurluyoruz.

Lakin ben şahsen kendim kendime bu 2007’yi sevemedim zaten. Gelirken de sevememiştim. Giderken de sevemeyerek yolluyorum.

Aman zaten o da bana bayılmamıştı. Hislerimiz karşılıklı yani anlayacağın.

Umarım 2008 ile ilişkimiz daha bir seviyeli ve sevgi dolu olur.

Yeni yıldan herkesin beklentisi farklıdır mutlaka. Ben diliyorum ki, kim ne istiyorsa, kimin gönlünde yeni yılla ilgili ne varsa o gerçekleşsin.

Öncelikle herkes için mutlu, sağlıklı, bol ve hayırlı kazançlı, çok güzel bir yıl olmasını temenni eder, yeni yılın, eski yılı aratmamasını dilerim.

Çok sevgili, benim şeker kardeşim Gmemuzinim ve tatlı arkadaşım, sevgili Biyom Kedimin doğum günüsülerini, tüm dünyayla birlikte ben de kutlarım.

Canikolarım, bir yıl daha geçti ömrünüzden ahan da yaşlandınız. Hayır bunu kutlamak istiyorsanız ben sizi tutmayayım. Hatta sizden evvel ben kutlayayım dedim.

Hediyelerinizi alın şekerler. Kedi Biyomun, şekerler Gmemuzinimin, mavi tepeler de hepimizin olsun. Öpüyorum ikinizi de doğum günü kızları.

Evet sevgili günlük, bu 2007’ye veda yazımdır.

Şu nadide ve orijinal sözü söylemeden gitmeyeyim tabii ki,

“Haydin millet seneye görüşürüz”
[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

Sevgili Arkadaşlarım,

Uzuuunca bir Bayram Tatili!!!!!!!!! sonrasında yine geldim ben. Bu süre zarfında sizleri ziyaret edemedim. Mekana da uğrayamadım. Yorum yazan arkadaşlarımı da cevaplayamadım. Ama buradan hepinizi tek tek sevgiyle kucaklıyorum. Hepinize içten yorumlarınız ve güzel dilekleriniz için teşekkür ediyorum. Yeni gelen arkadaşlarıma da hoş geldiniz diyorum. Geçti gitti bayram yenisine ermek nasip olur umarım hepimize.

Resim süperdi ama değil mi??????

Yoğun bir tatil!!!!!!!!di anlayacağınız. Neler mi yaptım? Şimdi anlatayım da Sevgili Arkadaşlarım, özellikle de bayramda buralarda olamayacağım dedim diye benim tatil yaptığımı düşünen arkadaşlarım nerelerde olduğumu öğrensinler.

Arefe günü tadilat işlerinin artık son demleriydi. Buzzz gibi bir kış günüsü idi. Bütün pencereler açık olduğundan mütevellit k.çım başım donmakta idi.

Akşam saat 18.00 sularında ustaların işi bitmiş, evim bir nevi inşaat alanı kıvamına gelmiş idi. Ben deniz o saatten sonra taş, toprak, kum, çakıl birikintilerinin içinden bin bir zorlukla mutfağa ulaşıp bir iki lokma atıştırdıktan sonra işe koyuldum.

Gecenin şu an hiç hatırlayamadığım bir saatinde evimi adam etme yolunda sağlam adımlar atmış olarak, sanırım salonun bir köşesinde sızıverdim.

Bayramın birincisi günü haricinde sürekli bir silme, yıkama, yalama, yutma halinde dolaşıp durdum. Bayramın sonuncusu günü saat 01.00 sularında artık bütün işler bitmiş, misssler gibi bir eve sahip olmuş idim. Amma velakin ertesi günü işe gitme kabusuyla ficudumdaki bütün kemiklerim sızlar vaziyette bir türlü uyuyamadım. İki gündür de şirkette işler azdı, coştu, kudurdu. Başım ağrıyor ve ayaklarım cızlıyor. Şu an bitik bir vaziyette bunları yazıyorum. Her bi tarafım ayrı dökülüyor ve gözlerim kapandı kapanacak.

Birkaç gün yoğun çalışmam gerekiyor. Mekana gelemezsem merak etmeyiniz. Anlayınız ki anacığım ağlamakta.

Bu yıl içinde başkaca tatil kalmadı değil mi? Ühü ühü ühüüüüüü… Neyse artık seneye kısmetse.

Bayramın ilk günü temizlik yoktu. N.Sultan’da toplaşıldı her bayram olduğu gibi. Gündüzleyin gelen, giden, et kavur, çay demle, datlu ikram et, çikolatayla kolonya dut, e bal tutan barnağını yalar hesabı, habire camışlar gibi ye derken akşam ettik. Gece yarısı bizim çatlaklar azdı. Haydin “sessiz sinema” oynayalım moduna girildi. Şimdi bu nadide ve güzel oyundan ufak tefek notlar sizin için.


Film: Dabbe
Anlatıcı:İncegül şahsiyeti.
Anlayıcı:Gmemuzin, Smalbrother ve Mini kişisinden oluşan bizim grup.

Anlatmaya Çalışan: (Ulen canınıza okuycam he.. nasıl anlatılır ki bu?) Gözler pörtletilir, eller iki yana kaldırılır. (Hani korku filmi olduğu anlaşılsın diye.)
Anladığını Zanneden: Heh biliyom ben bu filmi.. hani seyrettiydik.. korkudan altımıza edecektik yaaa… hatta bazılarımız seyredemedi..
Anlatmakta Kararlı Olan: (Filmi çözdüklerini düşünüp, kelime çağrıştırmaya çalışır.) Avuç içleriyle vücudunun çeşitli bölgelerine tokat atmaya başlar. Aklınca “Darbe” den olayı bitirecektir. Oysa karşıdakilere patlatsa daha hoş olacaktır. Bu arada bacakları morarmaya başlamıştır.
Anlamaya Hiç Niyeti Olmayan: Yaff neydi beee… şimdi hatırlıycam yaff.. (Hiç inanasım gelmiyor ama.)
Anlatmaktan Vazgeçen: Dabbe beee …
Anlamaktan Vazgeçen: Hassss…tiiir.

Minicim: Ya anne bana hiç anlattırmıyosunuz ya.. banane ben de anlatıcam şeklinde mızmızlanmaktadır.


Film adı: Küçük Kıyamet
Anlatıcı: Bigbrother kişiliği.
Anlayıcı: Liselim, Koca ve de cebren ve hile ile oyuna dahil edilen N.Sultan’dan oluşan karşı grup.

Anlatıcı: Küçüğü bir şekilde anlatmış, “Kıyamet” konusunu çözmeye çalışmaktadır. Elleriyle kafasına boynuz işareti yapmaktadır. “Şeytan” kavramından yola çıktığını düşünmekteyiz.
Anlayıcı: Saymaya başlar “Küçük Boynuz” “Küçük Solucan” (Boynuzu anladık da solucan ne bee?)
Bizim Grup: Pıhhhh şeklinde gülme efekti yapmaktadır.
Anlattığına İnanan: Bu sefer titremeye ve titretmeye başlar. (Kendisinin ne kadar cool bir yavru olduğunu düşünürsek bizim grup kopma noktasına gelmek üzeredir.)
Bu kez Anladığını Düşünen: “Küçük Deprem” “Küçük Zelzele” “Küçük Heyelan”
Bizim Grup: (Yavrucaklara destek babında) “ “Küçük Sel”
Anlatmaya Çalışan: Dua etmeye başlar. (Hani oyun bitsin size göstericem son duanızı edin len diye mi yoksa kıyamet için mi bilemiyoruz)
Anladığına Emin Olan: “Küçük Dua”
Bizim Grup yerlerde.

Mini: Dayı ya.. filmi bana da söylesenize ya.. niye söylemiyonuz? Zaten bana hiçbişey yaptırmadınız ya.. banane ya. (Yavrunun gözleri hin hin bakmaya başladı. Haydi hayırlısı.)

Film: Cesur Balık
Anlatıcı: Gmemuzin kişisi
Anlayıcı:Bizim Grup

Anlatmak İsteyen: Ağzını bi garip şekillere sokup, eliyle yüzme işareti yapmaktadır.
Anlamak İstemeyen: Heh buldum ya.. hani balığın yan tarafında bulunur, ya solungaç değil öbürü süzgeç miydi neydi?
Diğer Anlamak İstemeyen: Yüzgeç mi? Kız yüzgeç mi anlatıyon?
Anlatmayı Çok Arzulayan: Ih ıh işareti yaparak “yok anacım ne süzgeci, ne solungacı ben balığın kendini anlatmaya çalışıyom” demek istemektedir.
Anlamayı Hiç Düşünmeyen: Hala kanat çırpmakta ve balığın pullarının altındaki o organı bulmaya çalışmaktadır. Lakin balık dediğinde de organ bu kadar anacım.
Anlatmaya Kesin Kararlı Olan: Halının üzerinde yüzmeye başlamıştır.
Anlayıcıların Kraliçesi: “Cesur Balık” olleeeeyyy.. (Utanmadan bi de seviniyon yaff)

Mini: Anneee bak ben de anlatayım bi kere lüffen yaaa… ya niye oynatmıyosunuz yaaa… (Mini fena halde sinir yapmıştır. Üstelik de uyku saati feci şekilde şaştığından sapıtmıştır.)


Film: Perili Köşk (Haydi kıyak olsun size.. kolay bir film seçtik. Zaten saat 02.00 larda dolanıyor.)
Anlatıcı: Yine ve ısrarla Bigbrother yavrucağı.
Anlayıcı: Karşı grup.

Anlatmakta Israr Eden: Köşkü bin bir zahmetle anlatmayı başarmış ancak “Peri” konusunda hala bir başarı sağlayamamıştır. “Cin” den yola çıkmaya çalışıp kulaklarını sivri sivri yapmaktadır.
Anlamamakta Israr Eden: “Cinli Köşk” “Zebaniler Köşkü” Şeytan Köşkü”
Bizim Grup: E yuh artık.. (Bu arada gülmekten karnımıza ağrılar saplanmıştır.)
Bizim Gruptan Mini Şahsiyetsizi: “Perili Köşşşkk”
Bizim Grup: Oooo sayılmaz ki ama.. o bizdendi.
Karşı Grup: Ne yapalım yani? Siz çocuğa hiç bişey yaptırmazsanız, filmi bile söylemezseniz böyle olur. Gel kuzum sen bizim tarafa.
Bizim Grup: Olmaz ki ama, çamursunuz işte.. bu kadar kolay filmi bilemediniz ve minicik bir yavrudan medet umuyonuz.
Karşı Grup: (İyice edepsizleşir) Hadi hadi hadiiiiiiiiii……….

Film: Takva. (Ulen var ya.. dua edin anacığım sizin grupta. Yoksa sorardım ben size takvayı tukvayı.)
Anlatıcı: İncegül tabii ki.
Anlayıcı: Sadece iki kişi kalan bizim grup.

Karşı Grup: “Hayatta anlatamazlar bunu. Haydi bunu da anlatın da görelim bakalım.” şeklinde gıcık vermektedir.
Anlatmaya Azmetmiş Olan: Kendini bir oraya bir buraya savurup, kafasını arkaya öne doğru sallamaktadır. (Aslında karşı gruba da bir mesaj vermektedir. “Size böyle bir kafa savuracam, göreceksiniz leyyyyyn” şeklinde.)
Anlamakta Sınır Tanımayan: “Takvaaa” (Yafrum Gmemuzinim beee..)
Bizim Grup: Heh heh heh….

Film: Beyaz Melek (Daha ne yapalım size beee.. bunu da bilirsiniz herhal.)
Anlatıcı: Tabii ki Bigbrother..
Anlayıcı: Bu kez Mini şahsiyetsizini de aralarına alan karşı grup.

Anlatmaktan Helak Olan: Kırıta kırıta kanat çırpmaktadır. (Ulen karizma marizma hiç bişey kalmadı yakışıklı kardeşimde.)
Bu Kez Bir Seferde Anlayan: Meleeeek…
Bizim Grup: Valla brafo.
Anlattıkça Mutlu Olan: Bu kez elleriyle bi takım hareketler yapmaya başlamıştır. Hani ooolum tamam melek de nasıl bi melek.. ne mene bişey bu melek gibisine..
Anladıkça Dört Köşe Olan: “Kanatlı Melek” (yok canım) “Uçan Melek” “Gökteki Melek”
Anlattıkça Ruh Sağlığı Bozulan: Karanlık ve geceden yola çıkarak oradan devam etmeye çalışmaktadır.
Anladıkça Psikopata Bağlayan: “Kara Melek” (Bizim grup hiç bu kadar eğlenmemişti.) Renklerden türetiyorlar bu sefer...“Sarı Melek” “Turuncu Melek” (O kadar da olmaz mı dediniz. Bir de bunu dinleyin) “Mor Melek”
Anlatmaktan Nefret Etmiş Olan: "Türetin anasını satiiim.. daha kötüsünü bulamazsınız herhalde" işareti yapmaktadır.
Anlamakta Son Noktayı Koyan: Hay Allah ya.. nasıl da aklıma gelmediii “Beyaz Melek”
Bizim Grup: Tebrikleeerrrr..

Şu an bu satırları yazarken gözlerim kapanıyor. Uyudum uyuyorum neredeyse. Bak yine uzuuuun uzuuuuun yazmışım. Sizlere de yarın akşam misafir olurum artık. Haydi bana tatlı rüyalaaaar.. öpüldünüz canlarım.
[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

Kırmızı, yandan tokalı, rugan papuçlarım yok yatağımın başucunda.


Bayramlıklarımı da okşaya okşaya yerleştirmedim dolabıma.


Sevinçten içim hoplamıyor. Kalbim öyle yerinden fırlayacakmış gibi çarpmıyor.


Kara gözlü koç için göz yaşı dökmüyorum geceleri.


Bayram geldi.


Geldi ama benim çocuk yüreğimdeki "Bayram" değil.


Umuyorum çocuklarımız aynı heyecanı duyuyorlardır.


Bayramınız mübarek olsun arkadaşlarım. İnşallah gönlünüzün dilediği gibi bir bayram olsun.


Hepimiz için hayırlara vesile olsun.


Bayram boyunca buralarda olamayabilirim. O yüzden şimdiden büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim.
[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]










Ebesini sevdiğimin blog aleminde bir “sobelerden sobe beğen, beğenemezsen beğendirirler” köşesinde yine sizlerle birlikteyiz efenim.

Öncelikle bu sobeyi bana layık gören çok sevgili arkadaşım Renkciğime çook teşekkür ediyorum.

Sonra da bana kalbi kadar temiz bu sayfayı ayırdığı için Günlükçüğüme de teşekkür ediyorum. Bir de desteklerini esirgemeyen Londra’ya bağlı Aşağı Şemdürüklü Belediyesine ve bütüüüün Mançesterli hemşerilerime teşekkürlerimi sunmak istiyorum.

Bilmezsiniz siz. Benim soyum taaaaa İngiliz kraliyet ailesine dayanır. Büyük büyük büyük büsbüyük dedelerim sarayda b.kyedibaşıymış. Kibarlığım, asaletim ve hanımefendi çizgim de buradan geliyor şekerim.

Dağıtmayalım konuyu.. konumuz “Gece ve Karanlık”

Geceyi severim. Yalnızlığın, sessizliğin tadını çıkarabildiğim yegane saatlerdir.

Geceleri şöyle elime sıcak ya da soğuk bi drink alıp, “ne anlıyon bu cangıl cungul şeylerden” takılmaları olmadan, kumandayı elimden çekiştiren kimsecikler yokken televizyon karşısında pineklemeyi severim mesela.

Çok uykum yoksa bir kitap alıp sakin sakin okumanın keyfi de bir başka olur gece vakti. Kargaşada bir cümleyi otuz kere okuyup ne dediğini anlamadığım zamanlara inat, sindire sindire okumanın tadını çıkarırım geceleri.

Geceleri severim.. ama hem ortalık hem de içim aydınlıksa.

Eskiden sevgiliyi düşünmek için, efkarlanıp gizli gizli içilen bir sigara için, sessiz yapılan telefon görüşmeleri için ya da şiir yazmak için fırsattı geceler.

Şimdilerde sevgili zaten içeride horul horul uyuduğundan mütevellit bazen dolapları düzenlediğim, bazen sırtımda bir battaniye öyle boş boş duvarları seyrettiğim ya da sevgiliyle sarmaşıp uyuduğum karanlık saatler.

Karanlığı sevmem bilen bilir. Karanlıkta asla ve kat’a huzur bulamam.

Karanlıkta hareket edemem. Bir odadan diğerine bile geçemem.

Diyelim o gün fazlaca sıvı tükettim.. ve baskı altındayım. Sabaha kadar tutarım. Asla tuvalete kalkmam. Benden evvel biri kalkıp ışığı yakarsa olur bak. Yoksa gün ışıyana kadar beklesin ne edeyim?

Normalde geceyle ilgili çok romantik şeyler yazmam lazım gelirdi ama, bu gün hiç romantik modda değilim. Eminim Perilim romantik bişeyler yazar. Sobe şekerim.

Anket neticesiyle ilgili de bir şeyler yazıcam ama canımın içi Renklerciğimin doğum günü hasebiyle, öncelikle hem sobesini cevaplandırayım hem de kendisini kutlayayım istedim.

Benim adı gibi rengarenk, ışık ışık, güzeller güzeli arkadaşım. Yüreğindeki sevgi ve sıcaklığın ömrünce hep karşılığını bulsun. Eşinle, Mavişinle, Gül Ağacınla birlikte mutlu ve huzurlu bir hayatın olsun. Yürüdüğün yollar dikensiz olsun. Nice nice senelere canım.. DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN.

Mor çiçekler senin için. Kabul edersen sevgi ve dostlukla sana gönderiyorum. Sanki bunlar tam sana göreymiş gibi geldi. Beğenmediysen söyle hemen yeni demet göndereyim.

Gelelim anketimize. Eskiden anket defterleri var idi hatırlar mısınız? Hani arkadaşları tanıma, sizin hakkınızda ne düşündüklerini anlama, hoşlandığın çocuk da senden hoşlanıyor mu öğrenme babında elden ele dolaşan, genelde kareli harita metottan hazırlanmış defterlerdi bunlar. Yabancı artizlerin gazetelerden veya blue jean dergisinden kesilen resimleri yapıştırılırdı bir de sayfalarına. Bilenler bilmeyenlere anlatıversin canlarım.

Şöyle iyiiice bi baktım işaretlediğiniz şıklara. Buna göre anketten çıkan sonuç kısaca şöyledir.

1-Hemen hemen tüm arkadaşlarım kafayı yediğim konusunda hemfikirdirler.
2-Hemen hemen tüm arkadaşlarım yazdıklarımı fenalık geçirmeden, ayılıp bayılmadan okuma yeteneğine sahiptirler. Ya da kibarlık etmektedirler.
3-Hiçbir arkadaşım kısa kısa yazmamdan yana oy kullanmamış. (Canlarım benim.)
4-Hemen hemen tüm arkadaşlarım beni beğeniyor ve resmimi yayınlamamı istiyor.
5-Bazı arkadaşlarım ise gizem babında “ey güzel sevgili, hayallerimdeki peri.. öyle kal.. seni düşündüğüm gibi” diyor.
6-Hemen hemen tüm arkadaşlarım yorgun ve tatil istiyor.
7-Hemen hemen tüm arkadaşlarım hayalperest ve benim öyle bir tatil yapacağımı ve de üç kişiyi de yanımda götüreceğimi düşünüyor. (Ah be anacııımm keşke keşke. Söz valla büyük ikramiye bana çıksın, bırakacam işi gücü, hepinizi alıp beraber bi tatil yapıcaz. Yapmayan Diva olsun len.)
8-Bunun yanında bazı arkadaşlarım, benim koca bir ayının pençeleri altında ezilerek ya da dağlarda kurda kuşa besin değeri fazla bir yiyecek olarak gümlememi istiyor.
9-Hemen hemen tüm arkadaşlarım beni seviyüür, beni beğeniyüür, beni rencide etmiyüüür.
Şu ince çorap mevzusunu çözememiş arkadaş anket cevaplandırmaktan hoşlanmıyor.


Netice olaraktan.

1-İncegül yazılarını on on beş sayfaya çıkararak sevgili arkadaşlarına daha da faydalı olmaya çalışmalıdır. (nihohahahaaaaa)
2-İncegül bayram temizliği süsü vererek evini adam etmelidir. Yoksa kokudan şüphelenen mahalle halkı evi basıp kendisini linç edebilir.
3-İncegül, en kısa zamanda bir ayı bulmalı ve iyice bi sırtını başını çiğnetmelidir. Dokuz yıldızlı tatili de rüyalarında görüp arkadaşlarına anlatmalıdır.
4-İncegül hazırlıklı olmalıdır. Kendisine acilen tersten giyilen bir gömlek diktirmelidir.
5-İncegül fotosunu blogunda yayınlayamasa bile, isteyen arkadaşlarına “resim sizin kopeeeniz olsun” demeli ve mail adreslerine göndermelidir. Malumunuz vechiyle, burası umuma açık bir yer. Abuk sabuk insanlar da giriyor. (Örn.İnce çorap arayan zat ki kendisi en efendi aratmalar içindedir.)

6-Yahut İncegül zamanını söylememek kaydıyla, kısa bir süreliğine resmini bloguna koymalı merak eden arkadaşları kendisini görmeli. “Ne edecen kardeş. Allah yaratmış işte. Günahtır laf etmeyelim. Anaaaam bu muymuş len İncegül, ıyyy. Valla bütün hayallerim hoşaf oldu leyn ” şeklindeki görüşlerini kendilerine saklamalıdır. (Bu hoşafı da Biyomdan çaldım. Sen Bal’ın lafını çalarken biz bi şey dedik mi bebeğiimmm. Esinlenme esinlenme..) Şimdilik İncegül'ün görüntüsüyle ilgili fikir edinmek maksadıyla şuraya bakabilirsiniz.

Neticenin neticesi..

Hepinize yıldızlısından on arkadaşlarım. Bu alemin en parlak yıldızları sizsiniz be. Büyük ikramiye çıkar çıkmaz da çekilişsiz kurasız gidiyoruz tatile.. şimdilik şu pembe çiçekleri ve arkadaki kalbi kabul edin canlarım. Seviyorum sizi bebeğimmm..
  • Not: Profilimde görünen mail adresine mail gönderebilirsiniz arkadaşlar....
[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

Sanırım depresyona giriyorum.

Yoksa ne diye durup dururken böyle ruh gibi dolaşayım ortalarda. Şirkette işler yığılsa elleyesim yok. Evi b.k götürse temizleyesim yok. Tembellik mi diyorsun? Yok be canımın içi ben ve tembellik aynı cümlenin içine girmez.

Sürekli uyumak istiyorum yahu. Uyumak ve hiç uyanmamak. Ya tabi uyanayım ama. Ben uyandığımda bütün dosyalar hazırlanmış, bütün mallar satılmış, bayram temizliği yapılmış ve bütün sorunlar çözülmüş olsun.

Evet sanırım çok yorgunum. Bunu söyleyeceğimi ben bile tahmin etmezdim ama “yo-rul-dum”

Sürekli bir yazma isteğim var. Lakin vakitsizlikten yazamıyorum. Biriktim içime yağamıyorum. Ben de size sorayım dedim de nasıl soracağımı bilemedim.

Bu arada özendim, heves ettim. Hani çocuklar birinin elinde bişey görür de “Anneee yaaa banane banane bana da al” derler ya.. o hesap işte. Ben de anket yapmak istedim.

Ama bu yan tarafa yapmayı beceremedim. Neden aceba?

Aha da anket soruları ve şıklar. Her soru 0,25 puan üzerinden değerlendirilecek olup, yorumlara göre kanaat notu kullanılacaktır. Başarılar efenim.


Soru 1: İncegül “yazalak” olmuş. Sizce ne yapsın?

A- Bıraksın yazı mazı yazmayı. Gitsin çöp evini temizlesin. Yakında belediye ekipleri kapısına dayanır.

B- Gitsin tedavi olsun.

C- Bırakın yazsın dursun manyak. Sonunda nasılsa iki görevli gelip giydiriverir gömleği tersten.

D- Yazsa ne, yazmasa ne? Çok da trinkimdeydi.


Soru 2: İncegül’ün yorgunluğunun çaresi nedir?

A- Şöyle dokuz - on yıldızlı bir tatil yapsın. (Bu şıkkı işaretleyenlerden kurayla belirlenecek üç kişiyi yanımda götürücem anasını satiim.)

B- Şöyle güzel bir ayı bulup gendünü iyiiice bi çiğnetsin.

C- Alıp başını dağlara kaçsın. Yanına da cep telefonlarını almayı unutmasın. Kurt murt saldırırsa birilerine haber verebilsin. Lakin şarjını doldurmayı unutmasın. Unutursa da bırakın kurda kuşa yem olsun alık.

D- Bana ne kardeşim.. ben de yorgunum. Şikayet ediyo muyum? Ulen ne işim var ki benim burda?


Soru 3: İncegül yazmaya başlayınca kendini tutamıyor, destan yazıyor. Nasıl çözelim?

A- Bırakın öyle uzun uzun yazsın. Böler böler öyle okurum. Manyak falan ama seviyom be ben onu?

B- Daha sık ama kısa kısa yazsın. Kendini durdurmaya çalışsın. Bizim de canımız var. O kadar yazıyı okuyacaz diye anamız ağlıyo buralarda.

C- Kendi haline bırakın garibi. Tıp çok ilerledi. Onun da derdine bir çare bulunur elbet.

D- Ya ne biliim kardeşim? Ben zaten okumuyorum ki. “Siyah ince çorap”yazdım, buraya düştüm yanlışlıkla. Guugıl da kafayı yedi.


Soru 4: İncegül fotosunu yayınlasın mı?

A- Yok yayınlamasın. Hayallerimde canlandırdığım şekliyle kalsın.

B- Yayınlasın yayınlasın gül cemalini görelim. Bu güzellikten bizi mahrum bırakmasın.

C- Anacım yayınlasa ne olacak, yayınlamasa ne olacak yani? Ulen her bi şeyini öğrendik zaten hatunun. Yüzünü görünce mi gizemi kaçacak?

D- Ne yaparsa yapsın kardeşim. Bana ne İncegül manyağının fotosundan. Ben hala ince çoraplı ka.rı fotosu arıyom. Yokmuş len burda bi halt. Bi daa gelirsem var ya..


Not: Cevaplarınızı sabırsızlıkla bekliyor olacağım. Cevaplamazsanız küserim valla.
[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

Ben var ya bu blog aleminin ebesini….

Dur yahu ne sinirleniyosun? Ebesini, sobesini pek seviyorum diyecektim. Sevgili kardeşim Figenim sobelemiş beni. Zevkle efenim. Buyrun başlayalım.

Ben Güccükkene…. Çok mutluydum çoook. Bu mutluluğum benim çocukluğumda her şeyin daha güzel olmasından mıydı yoksa ben çocuk olduğum için her şeyin daha güzel görünmesinden mi bilmiyorum. Ya da çocuk olmanın kendisi güzel ve mutluluk verici bir şeydi de ondan belki .

İşte ben o yüzden hep bir yanımı çocuk tutuyorum. Saf, temiz, masum, iyi niyetli, bazen öfkeli ama öfkesi saman alevi, öylece pat küt işte. O çocuğu büyütmedim hiç. Büyütmeyeceğim de.

O yüzden ben güccükkene ne isem, şimdi de oyum. Afacan, geveze, huysuz, sevgi arsızı, gönül hırsızı, ota b.ka ağlayan, ağladıktan hemen sonra kahkahalar atabilen, tehlike sezdiğinde annesinin kucağına sığınan, incitildiğinde yüreği paramparça olan ama asla kin tutmayan, koşup, düşüp her tarafını yara bere yapan yine de kalkıp koşmaya devam eden, yeri geldiğinde gözü kara, devleri bile yenebilecek kadar güçlü olduğunu düşünen ve kendisinden on kat daha büyük canavarlarla savaşıp duran küçük kız çocuğuyum hala.

Aslında Ben… Nasıl desem? Neysem oyum işte. Görünen köye kılavuz ne gerek? Bana bir adım gelene on adım giden, bir adım kaçandan da aynı jet hızıyla uzaklaşabilen bir tür ortam insanı.

İlk kopyam... Hiç kopya çek(e)medim. Ama, kopya verme hikayelerim vardır. Onu bir başka zaman anlatsam olur mu? Olur olur.. Bu yazı aldı başını gidiyor zaten. “Yazalak” oldum ben. Tutamıyorum kendimiii..

En Saçma Huyum... Saçma mı bilmiyorum ama, en sevmediğim huyum öyle aniden parlayıvermemdir. Gereksiz yere sinirlenip söylemek istemediğim şeyler söyler, sonra da pişman olup sırnaşırım. Kendimi affettirene kadar yılışırım da yılışırım.

Bunu da en çok koca kişisine yaparım. Yazıktır benim Bretim Pitime. Ama sanırım O da dengesiz hatunlardan hoşlanıyor. Yoksa bu zamana çoktaaan bırakırdı beni. Zaten dayanılmaz cazibeme nasıl karşı koysun yavrucak.

Cep Telefonum… Heh işteee.. geldik zurnanın zortladığı deliğe. Şimdi ben öyle ahkamlar kestim ya.. aman efendim millette iki tane cep telefonu varmış da.. işte her bi taraflarında cep telefonlarıyla geziyorlarmış da.. Ele verir talkımı, kendi yutar salkımı hesabı, tam üç adet telefonum var söylemesi ayıp. (Ayıpsa niye söylüyon o zaman? Görgüsüz seniiii..)

Dur yahu.. hemen celallenme. Bi müsaade et de anlatalım di mi.. Bir tanesi mecburiyetten kullandığım şirket telefonum ki, kendisini habire iş yerinde masanın üzerinde unutup eve gittiğimden dolayı, patronumla daha geçen sabah papaz oluyorduk neredeyse. Sonraki paragraflardan birinde ayrıntı vereceğim. Şu anda nereye denk gelir kestiremiyorum.

İkinci telefonum şu sana bahsettiğim, her daim çekmecede, jilet gibi katlanmış çamaşırlarımın altında mutlu mesut yaşayan zavallı aygıt. Mesajları iki gün, cevapsız çağrıları haftasına gördüğümü söylememe gerek var mı bilemiyorum. Yanımda taşımadığım için ondan bundan yediğim fırçalar da cabası.

Gelelim üçüncü ve en taze telefonuma. Benim kara gözlü yavru kuzularım, (Hayır, kuzu zaten koyun yavrusudur, yavru kuzu nasıl oluyorsa..) harçlıklarından biriktirip bana yeni bir telefon ve hat almışlar. (Oy anneleri ölsün onlara) Sıkı sıkı da tembihlediler “anne bak bu hep yanında olsun tamam mı? Öbürü gibi yapma he..” şeklinde.

Yavrucaklarıma kıyabilir miyim hiç? İlk gün aldım yanıma. Sağa sola da mesajlar attım. “Bak bu benim yeni numaram. Hep yanımda olacak heeee.. eskisi gibi değil” diye teminat verdim. Akşamüzeri şarjı bitti. Kimsecikler ulaşamadı. İkinci gün evde şarjda bıraktım. (Tamam.. itiraf ediyorum.. unuttum. Alışmadık cepte telefon durmuyor işte.) Üçüncü gün yine evde bu sefer masanın üzerinde unuttum. (Ya tamam işte ne yapayım? Ben böyleyim yahu.. Kızma bana.. sev beni.)

İşte patroncuğumun çıldırması da o günün sabahına rastlar. Ki kendisini çok severim ve kendisi dünyanın belki de en sakin, en halim-selim insanlarından biridir. Şimdi ben kendi hattımı evde, şirket hattımı da şirkette bırakınca ve sevgili patroncuğum da çok önemli bir mevzuda benimle görüşmek isteyip ulaşamayınca, hafiften sinir yapmış. Dediğim gibi, yıllardır tanırım kendisini bir iki kez rastlamışımdır sinirli haline. (Ulen melek gibi adamı bile çileden çıkardın kızım ya…)

Sabah kendisiyle karşılaşınca bana “İncegüüüül, niye bıraktın telefonunu?” diye hafiften sitemli sordu haliyle. “Unutmuşum patroncuğum. Yoksa valla kasti bişey yok” şeklinde yanıt verdim. Tabii benim bu şirinliğim yok mu… her şirkete benden bi tane lazım kardeşim.. ölmeyim ben e mi… dayanamadı yumuşayıverdi hemen. (Megalomanlığın zirvelerinden indirin beni artık.)


Neticede bu meret bundan on beş sene öncesine kadar hayatımızda yoktu. E onsuz da yaşanabilirmiş demek. Aha da ben yaşıyorum. Kanlı canlı ispatıyım bunun. Allaaa allaaaa. Tamam ya.. üstüme gelmeyin ya.. bu gün itibarıyla unutmayacağım… sözzzz..

Aşk Bence... Külüstür bir otobüste tekerlek üstü koltukta yolculuk ederken hani bir tümsekten geçersin de için böyle bir hoplar ya... ahan da böyle bir şeydir işte. Tümseği geçersin ve hoplama moplama kalmaz canım. Yine tangır tungur gider durursun o dökük otobüsün içinde.

Asıl önemli olan sabah uyandığında gözleri Japon balığı gibi şişmişken, saçı başı darmaduman olmuşken onu dünyanın en yakışıklı erkeği gibi görmek. Karnını kaşıdığında, geğirdiğinde ve hatta yellendiğinde bile onu çekici bulabilmek. Kokuşmuş çoraplarını yatağın başucuna, bu da yetmezmiş gibi senin yattığın tarafa koymasına hiiiç sinirlenmemek bu durumda bile onun çimen gözlü prensin olduğunu düşünmektir.

En Sevdiğim Bloglar... En sevdiğim blogları değil de blogırları yazayım şimdi sırasıyla.

Hadi canım hadi.. yok öyle. Kimsecikler isim vermemiş benim ağzımdan laf mı alacağını sanıyorsun Günlük sen? Nasıl tuzaklar var gördün mü bu yazıda? Dikkat et valla. Tehlikeli bir manyakla karşı karşıya olabilirsin.

Yan tarafta linkleri olan arkadaşlarımı ve de linkleri iki arada bi derede güncellediğim için atlamış olabileceğim, ama sık kullanılanlarda yer alan ve yakında fark edip “ yuh bana nasıl da es geçmişim tüküreyim kafama” şeklinde kendime kızıp ekleyecek olduğum arkadaşlarımın hepsini çok seviyorum. Bana kızmasınlar. Ya da kızsınlar “ kızzzz şabalak İncegül, yan tarafta niye bizim adımız yok hıııı!!” şekli yapıp beni uyarsınlar.

Bir de yan tarafta bulunan, ama artık yazmayan ya da bir şekilde dükkanı kapatıp giden arkadaşlarımı da silmiyorum. Belki bir gün dönerler diye…

Bu arada Limon, Azimli ve Zarife kızlarına da bu vesileyle seslenmiş olayım.. “kızzz niye davetiye yollamıyonuz bebeğimmm.. yoksa beni sevmiyonuz mu?” Dilek 35 ciğim senden de davetiye bekliyorum hayatım. Alır çiçeğimi, çikolatamı gelirim. Bir bardak demli çaya tavım bak. Bir şey de istemem. Gönderdin de ben görmediysem affet diyorum. Tekrar bekliyorum.

He bir de vakitsizlikten bazen uğrayamadığım ya da uğrasam da selam bırakamadığım zaman bana darılmayın canlarım olur mu? Hakikaten çok yoğun çalışıyorum. E hayat zor biliyorsunuz.

Ebe olmayan kaldı mı bilemiyorum ama sanırım Sevgili Arkadaşım İpek henüz sobelenmedi bu konuda. Haydi bakalım...
Etiketler: 26 YORUM | edit post
[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

Sevgili Yıldız Yağmurlarının kelime oyununu hepimiz biliyoruz değil mi? İşte bu seferki kelime ve küçük hikaye benden olsun. Zor bir kelime. “Ölüm”


Yaşamsızlığın içinden fışkıran yaşam. Toprağın karalığına inat, nasıl da yemyeşil otlar bitmişti o minicik mezarın üzerinde. Geçen gelişinde diktiği çiçekler de rengarenk açıvermişti.

Ağladı kadın.. ağlamanın faydasız olduğunu bile bile ağladı. Açamadan solmuş tomurcuk güllerine ağladı. Bu çiçekler gibi rengarenk olacaklardı onlar da.

O minnacık bedenlerin üzerine toprak attığı günü anımsadı. Ne acı. Sanki bir el boğazını sıkıyordu. Nefes alamıyordu sanki. Kadın onlarla birlikte toprağın altına girmişti sanki. Yüreğini de gömmüştü o minicik bedenlerle birlikte.

Oysa gece kalkıp üzerlerini örtecekti kuş tüyü yorganlarla. Yumuşacık yataklara yatıracaktı öpüp koklayarak onları.

Şimdi soğuk bir mezarda yatan, üzeri kapkara toprakla örtülü iki küçük yavrusunu düşündü kadın. Ağladı.. ağlamanın faydası olmadığını biliyordu.. yine de ağladı. Üşürler miydi burada? Karanlıktan korkarlar mıydı?

İlk gülücüğünü, ilk adımlarını hatta ilk kez anne deyişlerini hayal etti. Bunların hiçbirini göremeyecekti . Ne acı… ne tarif edilmez bir acı.

Koşup oynayamayacaktı yavruları bahçelerde. Üzerlerini çal çamura bulayıp, annelerinden tatlı tatlı azar işitemeyecekti.

Büyüyüp okula gittiklerini hayal etti. Diploma alıp sevinçle boynuna atladıklarını. Düğünlerini… bembeyaz gelinlik ne de güzel yakışacaktı kuzularına. Ama onlar beyaz kefen giydiler. Kefen yakışır mıydı bebeklere?

Kadın elindeki bidondan usulca toprağa döktüğü suya bakakaldı. Nasıl da akıyordu dupduru. Su gibiydi onun kızları da. Sonra gözyaşlarının damla damla toprağa nasıl işlediğini gördü. Üzülür müydü yavruları annelerinin gözyaşlarına?

Ağlıyordu kadın. Faydası yoktu biliyordu. Yapacak bir şey de yoktu.

Ölüm acı, ölüm ayrılık, ölüm çaresiz. Çaresizdi kadın.

Sonra yavaşça eğilip soğuk mezar taşını öptü. Yavrularının kokusunu hissetmeye çalışarak, bir kez daha, bir kez daha.

Gözyaşlarını sildi kadın. Dönüp ellerini uzattı mezar başında boynu bükük beklemekte olan oğullarına. Onların kara gözlerine baktı sonra. Işıl ışıl, umut dolu güzel gözlerinde yeniden hayat buldu.

Gönlünden akıp gelen büyük bir sevgiyle gülümsedi oğullarına.

İki tarafında kaybetmekten ölesiye korkar gibi ellerinden sımsıkı tuttuğu oğulları, yüreğinde koklayamadan solan gül goncası kızları Ayşe’si ve Elif’i. Yürüdü kadın.

Başını göğe kaldırıp oğulları için şükretti kadın. Artık ağlamıyordu. Dudaklarında artık umutlu bir gülümseme vardı. Bir kez daha geriye dönüp baktı ve yürüdü kadın. Yol uzundu çünkü, yürümek gerekti.
Etiketler: 20 YORUM | edit post
[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

Anneee ben çok komiğim he..Cem Yılmaz gibiyim.
Yok canım.. kim söylüyor bakalım onu?
Örtmeniiiim..
Neden öyle diyor peki?
Ya şimdi ben şarkı söylemeye utanıyorum ya.. o yüzden hep komiklik yapıyorum müzik derslerinde. Holog filan da yapıyorum. (Monolog demek istiyor.)
Oğlum niye utanıyorsun ki? Bak Gülben Ergen bile utanmıyor da şakır şakır şakıyor. Hatta bu işten bir sürü de para kazanıyor.
Anne yaaa.. o ünlü ama.
Tamam işte, sen de ünlü olursun. Sana bir de şarkı besteleriz “Allah müstahakkını versin, Allah seni nasıl biliyorsa öyle etsin” diye..
Anee sen de çok komiksin he.. öyle şarkı mı olur?
Niye olmasınmış? Daha berbatlarını bile dinledik biz. Bak bir de sana şöyle güzel bir imaj yaparız. En pişik yapanından birkaç deri pantolon, bir iki de uzay kostümü alırız. Saçlarını da bi camış bulup yalattık mı oldu bu iş. Şu arka sokaktaki boş araziye de çöl süsü verip klibini çekeriz.
Kimler oynıycak klibimde peki?
(Aha da yavru havaya girdi bile.)
Çağla Şikel olmaz, o çok kart.. hmmm Cansu Dere komik erkek sever aslında bak. Hele sana bayılır. Komik sıpam benim. Şu senin haremden de bir iki kız ayarlayıveririz artık.
Anneeeee….. benim haremim mi var? Harem ne ki? Yok ya ben Cem Yılmaz gibi olucam banane.

Oğlum, bu memlekette şarkıcı olmak daha kolay. İki şarkı ezberlersin, biraz da tipin düzgünse, mutlaka bi halt olursun. Belki de sadece bi halt olduğunu zannedersin ama olsun. Lakin komik olmak zor iş. Boş ver sen. Gel bulaşma hiç bu işlere. Derdi, tasası bu kadar fazla olan bir milleti güldürmeyi kolay iş mi sanıyorsun sen?

Şimdi hatırladım yahu.. benim canım Sarı Civcivim beni sobelediydi bir zamanlar. Hayat gailesi, koşturmaca derken çıkıvermiş oynak, yarım aklımdan. Beni affet şekerim. Hem de Dilekçiğimin şahane kelime oyunu da hayal üzerine. E o zaman hayallerimizden bahsedelim biraz...

Şimdi ben mini mini bir bebeyken, polis olma hayalim vardı. Elimde silah, suçluları kovalamak, bir sürü adamla dövüşüp, Malkoçoğlu gibi hepsini yenip, madalya almak, bir çeşit kahraman olmak yani. E bizim zamanımızda öyle Spaydır Men, Bet Men, Cart Men, Curt Men yoktu ki. Teksas Tommikis vardı, onlar da kızlara göre değildi. (Sanki ben de çok normal bir kız çocuğuydum ya..)

Lakin büyüyüp, serpilmeye başlayınca, kadın polisleri masa başında oturttuklarını öğrenip bu hayalimden vazgeçtim.

Lise yıllarımda şarkıcı olmayı hayal ettim bi dönem. Grubumuz bile vardı. İşte bu benden çatlak olmasın, yeterince çatlak grup üyeleriyle biz, o dönemler Çeşme’de yapılmakta olan festivale kaçmayı planladıydık. Hani yabancı artizler falan geliyordu ya. (Seksenlerin gülleri daha iyi hatırlayacaktır.) Bi tanesinin grubuna katılıp dünya çapında menşur olacaktık güya.

Nereye gidiyonuz? Çeşmeyeee.. N'apıcanız orda? E şarkıcı olacaz.. Peki nasıl gidiceniz.. paranız pulunuz var mı? Yooooo… Hadi bi şekilde gittiniz diyelim, olmadı dönmek istediniz ailenize ne hesap vereceksiniz.. hele sen, N. Sultan ağzının ortasına salıncak kurmaz mı?.. Yaa iyi de biz bunları hiç düşünmedik ki.. genciz biz ya.. adı üstünde deli kan.

Bu macerada iç sesimizin çabalarıyla, başlamadan böylece sona ermişti işte. Şimdi her Türk evladı gibi duşta, bilemedin mutfakta yavrularıma yemek pişirirken çok faydalı oluyor geniiiş repertuarım.

Bir ara tiyatro aşkı sarmıştı. Hala da bitmiş değil bu aşk ya neyse. . Bu hayalimi bir tek tiyatro hocamıza açtım. Ondan da destek alınca ben kendimi bi şey zannederek tiyatrocu olmaya programlandım. Sonra bu hayal de tıpkı diğerleri gibi rüzgara kapılıp gitti.

Sonrasında Türkiye’nin ilk kadın başbakanı olmaya taktım kafayı. Ammaaa, bacımızın hepimizin toptan anasını bellediği dönemlerde bundan da vazgeçtim. Bu milletin bacısı olmak için fazla manyaktım. Üstelik te diğer bacı zaten canına okumuştu zavallıların. Bunun üzerine bir de bunu kaldırabilemezdi benim canım milletim.

Gerçi onlar neler görmüş, neler yaşamış ve lakin yaşadıklarını ne de çabuk unutabilmişti zaman zaman. Bu travmayı da atlatabilirdi belki. Ama, benim hevesim kaçmıştı işte. Çünkü ben o kadar da kolay unutamıyordum ne yazık ki.

Daha sonra kamyon şoförü olmayı istedim. He valla. Hani nasıl biri olduğumu bilmeyen için şaşırtıcı bir hayal olabilir. Oysa beni tanıyanlar için “bizimki manyadı gene” şeklinde yorumlanabilecek bir düşünceydi sadece.

Ama yaşadığımız yer Türkiye olunca bu konuda N. Sultan’ı ikna etmenin de imkansızlığını düşünerek, bu konuyu hiç açamadan kapattım.

Zaman içinde, ne olduğunu bilmediğim ve hala da öğrenemediğim, gazetelerin ilan sayfalarından görüp ilgimi çeken remayyözcülük, kepçe operatörlüğü, frezecilik, kaynakçılık ve de son ütücülük gibi mesleklere meylettimse de hiçbiri olmadı teknik aksaklıklardan dolayı.

Herkesin istediği şeyleri istemedim hayatım boyunca. Hep bir ayrık otuydum sanki. İyi mi kötü mü bilmem ama öyle. Benim koca bana “ota b.ka muhalefet ediyorsun, bir gün de hee bu da böyledir, doğrudur desen şaşarım” şekli yapsa da öyle değil aslında.

Ben hayata başka taraflarından bakıyorum biraz. Bunun için çabalamıyorum.. zaten böyleyim. Yaradılışım bu. Herkesin istediği benim ilgimi çekmez çoğu kez. Belki de kimsenin beğenmediğini çok sevebilirim. Doktor olmayı hiç istemedim ömrüm boyunca mesela. Oysa konfeksiyonlarda makine başında tıkır tıkır çalışan o güzel kızlara çok özenirim hala. Keşke böyle bir yeteneğim olsaydı.

Velhasıl, ister kader diyelim, ister şans.. hepimiz bir şekilde bir hayat kurduk. İyisi, kötüsü.. neşelisi, hüzünlüsü her günü yaşadık ve gördük. Keşkelerimiz yok mu? Elbette var. Ama keşkelerimizi çoook ardımızda bıraktık. E büyüdük.

Kimi hayaller gerçek olur. Kimileri hayal olarak kalır. Belki de öyle kalması en iyisidir. Ben gerçekleşen hayallerim için mutluyum. Gerçekleşemeyenleri de gülümseyerek anıyorum.

Not: Hayal etmeye devam. Şu veciz sözü hatırladım birden. Hayal edeni de... etmeyeni de....

Bir Başka Not: Evveli akşam çok sevdiğim bir arkadaşıma mesaj çektim. O kendini bilir. Kaç satırdı bilmiyorum ama, tam 45 dakika sürdü. Yuh bana be. Lakin "kendimi aştım" yine de. Di mi gıııı?
Başka Bir Not Daha: Bunu yazdım ya.. ne notu yazacağımı unuttum yahu. Valla beynim durma noktasında.
Etiketler: 24 YORUM | edit post
[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

Günaydın Günlüküm,

Hayırlar olsun, gündüz niyetine, sulara karşı anacım… bir rüya gördüm ki bu gece, hatta gece değil sabah. Liselimi gönderdikten sonra azıcık koltukta sızmışım, iki arada bi derede rüya bile görmüşüm. Oooo benim öyle beş dakikada uzun metrajlı film tadında rüya görmüşlüğüm çoktur.

Dur bak anlatayım sana da. “Bi tarafın açıkta kalmış” deme. Zaten hepten açıktı üzerim. Bir de uzuuunca bir rüya. Sıkıldığın bölümde bırakabilirsin canım. Heh tamam anlaştık o zaman.

Şimdi benim bu yakışıklı ve romantik ve de aynı zamanda maceraperest kocam var ya… işte bu dünyalar iyisi biricik sevgilim bana “haydi hatun.. gel seninle tatile çıkalım” diyor. Önce yok mok diyorum tabi. “ A benim Bretim Pitim, kış günü ne tatili. Çocukların okulu var. Üstelik benim işlerim çok çok yoğun. Nasıl gideriz tatile” diye diretiyorum. (Rüyamda bile salaklık yapabiliyorum yani.. helal bana .)

Neyse sonunda ikna oluyorum ve biz bu koca kişisiynen biniyoruz böyle uçak da değil, gemi de değil, tren hiç değil abuk bir araca. Bazı yerlerden uçarak, bazı yerlerden zıplayarak gidiyor bu garip toplu taşıma aracı. Yolculuk boyunca da tam karşımızda bir çıtır kişi oturmakta ve de öyle süzüm süzüm süzülmekte ki, benim sinirlerimi oynatmakta.

Sonra benim bu koca kişisi kalk sen benim yanımdan, git aşiftenin yanına otur. Utanmaz arlanmaz herife bak sen. Hayır diyelim ki kendi canını düşünmüyon, sen mezara, ben hapise… yavrucaklar ne olacak. Sümükleri aka aka sokaklarda mendil mi satacaklar? Sonra o kazandıkları paralarla analarına temiz çamaşır, sigara falan mı getirecekler?

Vah benim cefakar, vefalı yavrularım. Bunlar hep babanızın suçu. Ama, siz ondan nefret etmeyin. Gidin arada mezarına bi Fatiha okuyun canlarım. Hüngür… fışırtttt… Ulen ne mutlu mesut bi aileydik biz. Uçkur davasına yıktın, darmaduman ettin caaanım yuvamızı. (Benim herifcaazım yapmaz böyle şeyler.. rüya rüya.)

Dur yahu biz daha tatile gidiyorduk. Rüya da olsa tatil yapmak güzel olacak be. Heh işte neyse yolculuk bitti. Biz böyle gele gele geldik, izbe, salaş, pis bir otele yerleştik. “Herif herifff.. gözün körolmaya.. tatil tatil dediğin bu muydu? Ulen bu pis yerde nasıl kalacam ben. Bi kere çarşafları Vernel bile kokmuyo be. Ben uyuyamam buradaaa.” Koca kişisi hiç konuşmuyor ama. Sadece pişmiş kelle gibi gevrek gevrek sırıtıyor.

Sonra birden kendimizi böyle boş bir alanda buluyoruz. Dümdüz bir ova… aşağısı uçurum. Koca yaz deniz yüzü görmemişim. Ne hayaller kurmuşum. Böyle sıcak bir yere gidip, soğuk da olur fark yapmaz, denize girmeyi, çip çip sularla oynaşmayı düşlemişim. Tatile gidiyoruz deyince umutlanmışım. Geldiğimiz mekana bak. Uçurumun kenarındayız yahu.

“Benim canım kocam.. gözümün nuru .. hayatımın anlamı … biricik aşkım… ulen ne b.k yiycez ooolum biz burda.” Herif hala pişkin pişkin sırıtıyor. “Yamaç paraşütü yapıcaz hayatım.”diye karşılık veriyor. Heeeeee anladııım. Zaten bizim olayımız bu. Yazın yamaç paraşütü, banci camping, (biliyoruz herhalde böyle yazılmıyo. Okuyana kolaylık olsun diye şettirdim.) kışın da dağa tırmanırız falan işte. Adrenalin seviyemiz hiiiiç düşmez.

Aha işte adam sonunda tozuttu. Ben dediydim zati.. bu kadar manyağın içinde bu adam fazla da dayanamaz diye. Yavrularımın babası, evimin direği, yuvamın aklı başında, olgun, oturaklı er kişisi. Aha da gitti. Gettiiiiiii gettiiiiii…..

“Yahu manyadın mı a benim herifim. Ne yamacı.. ne paraşütü? Ulen biz ne anlarız böyle ekistirem sporlardan. Zaten benim içim hoplar. Daha kamikazeye binmişliğim yoktur. Gondoldan inince bile toprağı öperim ben. Senin gondol hikayen ise başlı başına roman konusu olur. Hayatta olmaz. Ölsem binmem ben ona. Adrenalin istiyorsan lunaparka gider dönme dolaba bineriz olur biter.”

Biz böyle cebelleşirkene Nük.het Du.ru çıkıyor karşımıza. Töbe Bismillah. Botokstan piranaya dönmüş suratı ve pörtlek gözleriyle ödümü içe kaçırıyor hatun. Bir yandan da Mahmure’yi söylüyor. Sonra kafamı yukarı gökyüzüne kaldırıyorum ki, bir de ne göreyim. Bizim Afffrodit değil mi bu? Böyle yumoş yumoş bembeyaz, küçük bir koltuğa oturmuş , koltuğun kenarlarından taşlı sicimlerle bağlı, pullu payetli bir paraşüt var tepesinde. Hatun uçuyor. He valla.. böyle sakin sakin, kuş gibin bi güzel uçuyor ki, ben de heves ediyorum.

“Tamam ulen getirin bana da böyle işlemeli mişlemeli kokoş bişey ben de uçucam” diyorum. Neyse görevliler getiriyorlar bir tane de bana. Lakin benim paraşüt yamalı bohça gibi. Kimi yeri de yırtık pırtık. Hava alırsa bu meret uçar mı? Pat diye düşmez miyim aşağıya camış pisliği gibi. Koltuğu hiç sorma zaten. Ordan burdan yayları fırlamış, otursam k.çıma batacak.

Hayaaaat ey hayat!!! rüyadayız leyyn! bari burada doğru dürüst davran bana. Adaletli ol biraz.

Ben öyle böyle, ite kaka oturuyorum bu zımbırtıya. Afrodit o koca alameti sığdırdı, biz zar zor tıkıştırdık kendimizi. (Yaylardan valla.. yoksa bi kazaya kurban gideriz de maazallah) Başlıyorum uçmaya. Koca (koca koca kazıklar batmayasıca) sesleniyor bana. “İncegüüül bak çok uzatma, fazla para yazar sonra.” (Yuh artık ya.. yuh. Bu ne b.ktan bi rüya beee. Uyanmak istiyorum artık.) Zaten bu şeyle çok fazla uçamam merak etme. Bir iki dakikaya kadar uçurumun dibinden kazırsınız beni. Korkuyom len. Üstelik de bu yaylar delik deşik etti her yanımı.

Ben bir süre uçtuktan!!! sonra, dönüyorum geriye. Yine bu bindiğim zımbırtıdan inmeden, o izbe, salaş otelin kapısından giriyorum. Kapı direk bizim odaya açılıyor. Ben bu salak aletle birlikte dalıyorum odaya. Bir de ne göreyim. Boyu posu devrilmeyesice, mabadında çıban çıkmayasıca koca kişisi, yolculuk sırasında tanıştığı ve pek ısındığı çıtır insanla güreş tutmakta. Ne güreşi olacak, bildiğin güreş işte. He valla…. yağlanmışlar bir de vıcık vıcık. Iyyyy…… ulen bari düzgün bişey yapın da….. tööbe tööbeeee…

Neyse ben sonunda aletten inip (isim bulamadım alet dedim kaldı bu da) otelin çamaşırhanesine gidiyorum. Çantamdan devasa bir çamaşır suyu şişesi çıkarıp “verin bana bütün çarşafları, hepsini tertemiz, ışıl ışıl yapıcam. Üstelik cırtlatmadan” diyerek işe girişiyorum. Ne kadar çarşaf varsa hepsini basıyorum çamaşır suyuna. Bu arada elime kırmızı bir sütyen geliyor onu da basıyorum anasını satiim.

Sonra benim bu baş pehlivan koca kişisi belinde kocaman bir altın kemerle çıkageliyor. Demek tuş etti hatunu bizimki. Yalnız herif olmuş üç yüz kilo. Böyle duba gibi bişey. “Karıcığım, beni bıraktın, bak ne hallere düştüm” diye ağlıyor. Onu o haltları yerkene düşünecektin koca. Haydi artık geçmiş ola. Affeder miyim ben seni? En iyi sen bilirsin beni..

Ben o sinirle gidip bütün oteli temizliyorum. Sonra gelip çarşafları çıkarıyorum sudan. Hepsi pespembe. Otelin sahibi alnımdan öpüp tebrik ediyor beni. Otelin tiksinçliğine inat, adam ful karizma yalnız. Hem temizlik için hem de o aletten sağ kurtulabilen ikinci müşteri olduğum için bir de madalya takıyor bana. (Bu da bir şeydir. Gerçek hayatta kıymetimizi bilen yok, rüyada aldık madalyayı.)

Ben ve bu diğer şahıs, yani şu bizim yaylı paraşütten (tamam ismi bulduk) sağ kurtulabilen hödük, gece yapılacak kutlama balosuna şeref konuğu olarak katılacakmışız. Lakin şart olarak bütün gece bu şahsiyetle benim sürekli dans etmemiz gerekiyormuş. Yoksa bizi tekrar o alete bindirip uçuracaklarmış.

Düşünsene öküz kılıklı, odun mamulü bir herifle bütün gece dans etmek zorundayım. Hayır adam aklı başında, düzgün biri olsa, o yaylı paraşütte ne işi var değil mi? Aman neyse, bu kadar ünlü şahsiyetin bulunduğu bir otelde bu adam, Allah esirgesin İsmail YK hatta Nihat Doğan kişileri de olabilirdi. Oy oy dağlara taşlara. Normal bir kazmayı tercih ederim.

İşin daha da vahimi ve beni çıldırtan şey ise bu baloda benim yiğitler yiğidi, altın kemer sahibi, baş pehlivan kocamın oteldeki bütün hatunlarla güreş tutacak olması. (Gözlerini oyacam ya.. adama bak ya..)

Ya n’oolur artık biri beni uyandırsın ya. Bu telefonların, saatlerin hepsi birden çalar en uyanmak istemediğim zamanda. Şimdi niye çalmıyonuz beee.

Pekiii gelelim zurnanın tırt dediği yere. Öyleydi dimi? Neyse ne boşver. Bu diğer kişi, yani benim bütün gece dans etmek zorunda olduğum kütük kimmiş biliyor musun? Dur dur sıkı dur. Hatta koltuktaysan arkana yaslan. Yok taburedeysen iki elinle yanlardan sıkıca tut.

Benim beyaz saçlı prensim. Riçırd Giiir namussuzu. (Bu da böyle yazılmaz ama, anladın sen onu.) Bu muhteşem yaratığın böyle salak bir otelde ne işi varmış… sonra, o da senin gibi kafadan mı ki o zımbırtıya binmiş.. diye sorma. Rüya bu allaaaa allaaa.. bu kadar saçmalığa şaşırmadın da şimdi güzel bişey olunca mı batıyor.. hased etmeyelim lütfen.

Neyse ben süslenip püslenip çıkıyorum yola. Böyle prensesler gibi, kraliçeler gibi oluyorum. E potansiyel var kardeşim bir de azıcık cilalanınca afet oluyorum afet.

Yürüyorum o dökük duvarlı karanlık koridorlarda. Az sonra Riçırd’la karşılaşıcam. Heyecanlıyım. Sanırım biraz da acıkmışım. Olsun baloda, mum ışığında, karşımda Riçırd, yerim nasılsa bişeyler. Yok yok.. çok acıkmışım. Karnım zil çalıyor. Hatta bu zil sesleri bariz bir şekilde dışarıdan da duyuluyor. Rezil olacam elin Holivud starına valla. Keşke bi lokma ekmek neyin ataydım ağzıma.

Karnımdan gelmiyor mu bu sesler diyorsun? Nasıl ya.. Yok canım ya… şu anda uyanıyor olamam dimi? Lütfen birisi bassın şu saatin tepesine. Allahım bitmesin bitmesin bu rüya. Ulen tam da heyecanlı yerinde kaldık. Bari bi kerecik görseydim be. Hani dansı da kusur kalsaydı. Hay ben böyle şansın…

Akşam erkenden uyusam, devamı gelir mi dersin günlükçüm?

Hayatımın Aşkısına Not: Şimdi bunu okuyup (ki muhtemelen okuyacaksın) Riçırd konusunda ileri geri yorum yapmazsın umarım. Yani öyle bir şey yapmadan evvel kendi yediğin herzeleri bir düşün istersen. Baş pehlivanım benim. Öperim seni.

Hem bu benim bilinçaltım hesap mı vericez allaaa allaaaa…

Aha Bu da Okuyana Not: Sıkılmadan, üfleyip püflemeden buralara kadar okuduysanız helal olsun valla. Hepinizi kocaman öpüyorum. Abartmışım, kendimi aşmışım. Daha da yazasım var ama, vakit yok. Saat sekiz otuz oldu. Gerçek dünyaya dönüş vakti geldiii. Bitirdim.