Kayıtlar

YAŞAR MI SAHİ?..

İstanbul, kış güneşini yudum yudum içerken, uzaklardan bir türkü doluyor kulaklarıma. Sanırsın, şuracıkta; belki de bir dağın ardında. Gülmekle ağlamak arası hallerdeyim; yerim yurdum yok. Yüreğin bedeni terk ettiği saatteyim. Dalıp gitmek belki en güzelidir bazen. Bakıp görememek; ne maviyi, ne yeşili, ne bahar kaçkını sarıları… Çocukluğun neresine rast gelir bilmiyorum ama zamanın en hovarda harcandığı yıllardı. Öyle boldu ki; ne gün biterdi, ne ay… Hiç bitmeyecek sanırdık!.. Kâh bir ağaç tepesinde, kâh gelincik tarlalarında onunla mutluluk satın alırdık. Bu yüzden avare yazları severdik en çok. Köyde geçirilecek doyumsuz bir mevsim… Her birimiz başka şehirlerde özlemi yaşar, haşlanmış yumurta ve köfte kokan uzun yolculukların ardından bir araya gelir, ömür sandığında unutulmayacak anılar biriktirirdik. Geceleri bir lüküs ışığı aydınlatırdı çay şekeri sohbetleri. Çardakta toplanırdı onca evin ahalisi. Dedem, ak sakalını sıvazlayarak anlatırken, sessizce bir köşede oturur, savaşı, kıt...

YENİ YIL YENİ YIL YENİ YIL YENİ YIL SİZLERE KUTLU OLSUUUNNN

Resim
Haspanaaazzzz... Hele goş gızııımm! Bah ne diyecem sağa. Söyle Nülgüzar aplam. Koşarak geldim valla. Zati bu Ceyar kılıklı Tuğkucan bütün sinirimi sündürdü. N'ooldu aplam ya. Ay rengin de bi tuhaf olmuş. Hııı... Ah gızım, dün ağşamdan beri söyleyemedim, yüreeme oturdu. Hele bah, bu İncegül garısı var ya, bahhalınan gaçacahmış diyurlar. Aaaa... vah vah vah! Sonunda iyice tozuttu hatun. Ayol o bakkal seksen yaşında be. Ne yapcekmiş ki onu. Marketteki kasiyer çocuk olsa neyse. Ay aplaaa, bi görcen ama, yavru bir içim su. Ben bilmem, diyenlerin yalancısıyım. Geçen sabbahınan apartuman gapısında, hemi de güççük oğluna söylerken duymuşlar. Abboovvvv... Yok artık! Oha diyorumm, çüşşş diyorumm, bu kadar da olmaz diyoruumm. Vallaha guzuum, bu yavrıcak "anacıım" dimiş, "nireye gidiyon" dimişş... Eeeee... Bu hatın da "bahhala gidiyom yavrım" dimiş. Sonra oğlan "gelecen mi" deyin sormuş... Eeeee... "Yoh" demiş gavurun dölü. "Gelmeyecem, ba...

MERHABAYIN YENİDEN veee MASAÜSTÜ GÖRÜNTÜM

Resim
Nülgüzar aplaaaa! Hııı ne var gızııım, ne var guzuum... Gel az gel, bak sana ne dedikodular verceem... Abovvv, gızıım, biliyin, ben dedigoduyu heç sevmem, kamuoyunun merak ettiği gonuları aydınlatırım, hepisi o. Bir çeşit amme hizmeti beemkisi... Bilmem mi aplacııım. Bak şimdi, bu İncegül manyaa var ya, hastaymış biliyon muu... Anaaam, gız o hasta neyin olmaaz, bi yanlışın olmasın... Yok aplam, yook. Elinde bi torba ilaçla eczaneden çıkarken görmüş bizim Mühimcan. Bana dedi, Haspanaz bebeğim, bu sizin manyak İncegül var ya, harbi manyak ha... Gitmiş bi dünya ilaç almış... Vuaaavvv, akşam ortamlara mı akacek ne... diye aplacıım. Abbovvvv, hemi de ilaç gullanacak he mi? Vışşşş... Dimek durum ciddi. He valla apla, eczacı da benim eski kırıklardan ya, ona sordum, hem bronşit olmuş, hem sinüzit. Garda mı yatmış bu garı, ne etmiş bu kadar yaff. Ay Nülgüzar apla, bilmiyon mu, yalın ayak, başı kabak, ay ben sevgi pötürcüğüyüm, amanda uç uç kelebeğim, yağmurlarda ıslanırım diye diye şemsiyesiz ...

NAZLA BENİ AZICIK

Resim
Hiç nazlı bir hatun olamadım ben. Oysa anneciğimin biricik kızı, kara kuzusu, kimselere yakıştıramadığı nadide çiçeğiydim. İt gibi koşturup yorulsam da yorgunum diye ayağıma kadar hizmet beklemedim. Üst raflara yetişemiyorum diye uzun boylu erkek vatandaş aramadım. Zira bu minik halimle mutfak tezgahının üzerine bir şempanze misali tırmanıp sonra oradan düşüp çanağı çömleği kırdığımda, belimden aşağısı mosmor aylarca gezdiğimde bile şikayet etmedim. Hastayken de kendi işimi kendim gördüm, kimseden yatağıma kahvaltı beklemedim. Azıcık burnu aksa yatak döşek yatan narin hatunlar gibi, kocayı maymun etmedim etrafımda. İki çocuk doğurdum, hamile kaprisi yapmadım. Son günüme kadar evimin işini kendim yaptım. Karnım burnumun dibinde cam silerken, pencere ile burnum arasına sıkışan bebemin tekmeleri ve o sırada bana gelmekte olan arkadaşımın beni o halde görüp aşağıdan doğru “manyak karııı, allaaan geri zekalısııı, madem cam silinecekti, niye alo demiyon da tırmanıyon oralaraaa? Düş, geber. S...

SİZE ANA DİYEBİLİR MİYİM...

Resim
Otuz dokuz derece ateşliyken gidip odanda sessiz sedasız uyumak varken, salondaki kanepede zıbarıvermenin yan etkisi nedir biliyor musun sayın okur? Halüsinasyon! Evet, evet, tam da bu işte! Hele acele etme, anlatıcam elbet. Ben gözlerim yarı açık, yarı kapalı, her türlü kötülüğe karşı tam savunmasız, gariban, öksüz, zavallı, hasta halimle, üzerimde battaniye, ter, her bi yanımdan ağır ağır süzülmekteyken, Nurü Yalço, en şehvani bakışlarını kuşanmış, elindeki taylot kadehini uzatıyor bana. “Nal” diyor, “senin için kaynattım, nihohahahaaaa…” Yanıma doğru iyice yaklaşırken, ropdöşambrının cebinden çıkardığı hapı üzerinden dumanlar tüten kadehin içine bırakıveriyor. O anda, “o elindeki zıkkım insanı zaten yarı baygın bir hale getiriyor, daha niye içine ilaç atıyon salak” diye düşünsem de bunu söyleyecek takatim yok. Çaresiz alıp içiyorum. Tam da bu sırada, ne zaman aldığımızı hatırlayamadığım piyanonun başında, koca g.tüne zorla tıkıştırılarak giyildiği belli olan, pilili mini eteğini çek...

MİM MİM MİMİ MİMİ HANIM...

Resim
Ah benim güzel okuyucularım! Yoğun ısrarlarınıza “ah bize bir yeni yazıııı” diye inlemelerinize daha fazla dayanamadım ve hasta yatağımdan kalkıp sizin için, sızlayan parmak uçlarıma aldırmadan, kâh o harfe, kâh bu noktalama işaretine basıp duruyorum bu gece vakti. “Ne işin var hasta hasta bilgisayarın başında, git yat zıbar da iyileş bir an önce, manyak mısın be hatun!” Dediğinizi duyar gibiyim benim duyarlı ve de sevgi dolu okuyucu kitlem. Lakin mimine yandığımın dünyasında, gün geçmiyor ki yeni bir mim dalgası hepimizi uçsuz bucaksız evrenin sonsuzluklarında bir o yana bir bu yana savurmasın, gün geçmiyor ki bir mimin kolundan ötekine kızıl bir yaprak gibi titreye titreye düşmeyelim. O kadar çok mim geçti ki elimden şu âlemde, yakında mahallede adım çıkacak diye korkmuyor da değilim. “Anaaam, gız Haspanaz, aha bunun bööle, aile gadınıyım, yavrılarımın anasıyım pozlarına bahma heç. Benim oğlan geçen, teceviz sahneleri ararkene, sitesini mi neyini bulmuş, günahı boynuna habire mimliyo...

PEMBE ELDİVENLER MASALI

Resim
Sonbahar çoktan bohçasını toplamış, kış, elinde bavulu kapıdan girerken, İstanbul’un ayaza çalan sabah serinliğini pek severim. Gecenin sisi daha kalkmamıştır şehrin üzerinden; bir ince tül gibi efil efil uçuşur. Esmer gövdelerinin olanca güzelliğiyle bir o yana bir bu yana dans eder yarı çıplak ağaçlar. Deniz bazen yalpalayıp dalgalansa da çoklukla dingindir. Bir duru genç kız gibi ürkek… Yeşil saçlarına çiğ damlamıştır toprağın. Akşam sefaları henüz boynunu bükmemiştir. Ama ortalık kararıp da ışık el ayak çekince sokaklardan; bu şiirsel tablonun silinme vakti gelmiştir. O zaman, sabahın o büyülü, soğuk güzelliği gider, lanetli bir hayalet gibi, gösterir kara yüzünü kış. Çile olur. Can yakar. Üşütür. Hele de içinde sobası yanan bir odada, kardeşlerinle koyun koyuna ısınma ihtimalin yoksa… Gecenin kara basanları üzerine çullanırken, seni saklayacak bir çatı hiç olmamışsa… İşte böyle karanlık, soğuk sokakların çocuğudur Ahmet. Kimi bir duvar dibinde; şanslıysa, bir bankamatik kabininde ...