[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

Sonbahar çoktan bohçasını toplamış, kış, elinde bavulu kapıdan girerken, İstanbul’un ayaza çalan sabah serinliğini pek severim. Gecenin sisi daha kalkmamıştır şehrin üzerinden; bir ince tül gibi efil efil uçuşur. Esmer gövdelerinin olanca güzelliğiyle bir o yana bir bu yana dans eder yarı çıplak ağaçlar. Deniz bazen yalpalayıp dalgalansa da çoklukla dingindir. Bir duru genç kız gibi ürkek… Yeşil saçlarına çiğ damlamıştır toprağın. Akşam sefaları henüz boynunu bükmemiştir.
Ama ortalık kararıp da ışık el ayak çekince sokaklardan; bu şiirsel tablonun silinme vakti gelmiştir. O zaman, sabahın o büyülü, soğuk güzelliği gider, lanetli bir hayalet gibi, gösterir kara yüzünü kış. Çile olur. Can yakar. Üşütür. Hele de içinde sobası yanan bir odada, kardeşlerinle koyun koyuna ısınma ihtimalin yoksa… Gecenin kara basanları üzerine çullanırken, seni saklayacak bir çatı hiç olmamışsa…

İşte böyle karanlık, soğuk sokakların çocuğudur Ahmet. Kimi bir duvar dibinde; şanslıysa, bir bankamatik kabininde kıvrılıp direnir gecenin iliklerine işleyen ayazına. Bazen yağmur, bazen kar olur yağar üzerine hayatın erken yükü. Kızarmış burnu, titreyen dizleri bir yana da en çok elleri üşür çocukların böyle zamanlarda. “Annem olsaydı…” diye geçirir içinden Ahmet. Bir de yüreği üşür.
---------------------------
“Kalk hadi, küçük tembel! Uyanma vakti.”

Ahmet uyuşmuş dizlerini kıpırdatmaya çalışırken; bir yandan da sabahın ilk ışıklarıyla kamaşan gözlerini ovuşturdu. Tepesinde dikilen Hikmet’e baktı. Boyu olduğunun iki katı görünüyordu sanki. Daha çok erkendi. Sokağın ayak sesleri duyulmaya başlamamıştı bile. Yine de o gün kısmetlerine düşen işi yapmak, rızkı ne kadarsa ekmeğini kazanıp yemek gerekti. Genelde taşıma işleri yaparlardı. Bazen boyundan büyük çuvalları sırtlanır, kimi de alışverişini yapmış bir hanım teyzenin poşetlerine yardım ederler; aldıkları harçlıklarla karınlarını doyururlardı. Ama kış günü en güzel iş mendil satmaktı. Burnu akmayan yok gibiydi bu mevsimde. Hoş burnu akmasa da Ahmet’in bebek yüzünde ışıldayan kocaman kara gözleri, minicik elleri kimin yüreğinde merhamet uyandırıp bir paket almasını sağlamazdı ki? Bazısı da “Haydi bakalım yaylan, duygu sömürüsü yapma!” Diye kovalardı yanından. E, her kişi bir olmuyordu. Her tür insan geçerdi sokaklardan.

Arada bir de caddenin kalabalığından arta kalan ganimetin içinde, kazara düşürülmüş on-yirmi lira bulurlardı. O zaman bayram ederlerdi işte. Döner bile alabilirlerdi. Oysa çoğu kez önünde satış yaptığı dükkanın camekânında, bu lezzetli yiyeceğe iç geçirerek bakardı Ahmet. Hainler, çocuğun yutkunarak baktığını görürlerdi de insaf edip bir lokma tattırmazlardı. Her tür insan vardı işte. O kadını düşündü birden. “Ne kadar da yumuşak, nasıl güzel bir yüzü vardı.” Çocuğu için aldığı eldivenleri, onun mora çalmış ellerine giydirirken tıpkı bir anne gibi bakmıştı yüzüne. Sahi anneler nasıl bakardı? Bilmezdi ki Ahmet.

“Hadi oğlum, uyan artık sen de! Tabii bulmuşsun mis gibi bankamatiği keyif çatıyorsun.” Dedi Hikmet. Bir yandan küçük çocuğun yırtık pabuçlu ayağını dürtüyordu. “Bu gün mendilleri çabucak bitirmeliyiz. Çocuklar akşam acayip bir iş ayarlamışlar, çabuk kalk da anlatayım sana.”
-----------------------


“Mezarlık mı?” Dedi Ahmet, simidinden bir lokma daha ısırırken. “Ben korkarım Hikmet abi.”
“Oğlum korkacak ne var ki?” Dedi. “Onlar yapacaklar zaten işin çoğunu, biz sadece yardım edeceğiz. Çocuklar belirlemişler açılacak mezarları. Birkaç saatte tamamdır. Bir sürü paramız olacak lan! Sabah simidin yanına şöyle en sarışınından eski kaşarla, bir bardak çay bile alabiliriz oğlum.”
“Ben gelmesem?... Ölülerden çok korkarım.”
“Olur mu hiç? Bunca zaman yanımdan hiç ayırdım mı seni? Hem hepimiz öleceğiz oğlum bir gün! Ölüden korkulur mu hiç? Ölüden zarar gelmez; asıl diriden koruyacaksın kendini!”

Sahi ölecekler miydi günün birinde? Çocuklar ölmezdi ki! Çocuklar yaşarlardı inadına. Güler, ağlar, oyunlar oynar ama illa yaşarlardı. Sonra büyür, yaşlanır ve en sonunda; belki ölürlerdi. “Hem mezarlıkta ne işimiz var ki bizim?” Diye fısıldadı. O çocukları zaten hiç sevmezdi. Hikmet Abi’si de sevmezdi. Nereden çıkmıştı ki bu şimdi? Akşam olmasını hiç istemiyordu.

------------------------

Karanlık ve soğuk iyiden iyiye kaplamıştı şehrin üzerini. Yumuşak toprak altından kayıyordu Ahmet’in. Ayağının altında yüzlerce çürümüş ceset olduğunu hatırladıkça yürümesi güçleşiyor, yüreğini tarif edilmez bir duygu kaplıyordu. Bir tanesi yattığı yerden fırlayıp üzerlerine atlayıverse; ne yapacaklardı? Gündüz gözüne bayram ettiren türlü çeşit ağaç, sanki üzerine devrilecek gibi, ürkünç birer canavara dönüşmüşlerdi. Titriyordu. Korku, kıştan da soğuktu şimdi; iliklerini donduruyordu. Sıcacık yatağında yatan çocukları düşündü. Çıtırdayan bir sobanın yamacında, koyun koyuna uyuyan kardeşler hayal etti. Hikmet ve kendisi bile olabilirdi bunlar. Omuzları üşümesin diye yorganı yukarıya çekiyordu anneleri. Eldiveni ona veren kadını ve o arife gününü hatırladı yeniden. Kızı nasıl da şımarıklık etmiş “Benim onlar!” Diye yaygara koparmıştı. Oysa bir sürü poşet vardı ellerinde. Belli ki bayram için alışveriş yapmışlardı. Üstelik kızın mantosu, atkısı, eldivenleri de tam takımdı. Kadının gözleri ne kadar da güzeldi. Yavaş yavaş içinin ılıdığını hissediyordu Ahmet. Neredeyse mezarlıkta olduğunu bile unutacaktı. “Keşke benim annem olsaydı.” Dedi usulca. “Onu hiç üzmezdim.” Sonra, cebinden çıkardığı pembe eldivenleri giydi. Dalga geçerlerdi ya; neyse! Elleri çok üşümüştü.

Birden anlamlandıramadığı bir karışıklıkla kendine geldi. Oldukça geride kaldığını da o anda fark etti. Hikmet ve diğer çocuklar epeyce ilerlemişler, tepede bir yerlerde yüksek sesle tartışıyorlardı. Neden bağrıştıklarını anlamaya çalışıyordu. Hikmet’in sesini duyuyordu en çok. Belki en bildik ses olduğundan, sadece o yer etmişti kulaklarında. Sonra hiç tanımadığı sesler de duydu. Öylesine karanlıktı ki hiçbir şey göremiyordu. Seslere doğru yürümeye başladı. Hızlanmak, koşmak istese de yırtık pabucundan dolan soğuk, ayaklarının hareket etmesini engelliyordu. Yine de onlara yetişmeliydi. Kavgaysa; kavga… O da pekala dövüşebilirdi. Küçüktü belki ama güçlüydü. Kolay mı; sokaklarda bunca zaman geçirmişti. Hem Hikmet Abisi yıllardır ona kol kanat germemiş miydi? Şimdi destek sırası kendisine gelmişti.

“Ahmet, kaç buradan! Çabuk git!” Diye bağırıyordu Hikmet. “Git çabuk!” Hiç istemese de onu dinlemeliydi. Bu güne kadar sözünden hiç çıkmamıştı. Git diyorsa; bir bildiği vardı elbet. Gerisin geri var gücüyle koşmaya başladı. Orada neler olduğunu Hikmet Abisi sabah olunca anlatırdı nasılsa. Yine başına dikilir “Kalk bakalım tembel!” Diye gülümserdi. Hatta “Yine giymişsin o kız eldivenlerini.” Diye dalga bile geçerdi. Koştu. Korkusunu geceye yoldaş edip olabildiğince hızlı... Hikmet’in inleyen sesi kulaklarında çınlıyordu şimdi. “Yok canım” Dedi. Bir şey olmamıştı ona. O sapasağlam gelecekti yine. Sabahın en temiz, en el değmemiş zamanlarında, susamlı, çıtır çıtır bir simidi bölüşmek için uyandıracaktı onu. Hatta yanında en sarısından eski kaşar bile olacaktı. Bir bardak da sıcak çay…

Yumuşak toprak ayağının altından kayıyordu. Soğuk, bir kara düşman gibi zulmediyordu çelimsiz bacaklarına. Ardından gelen ayak sesleri bir ölüye ait olabilir miydi? Kızgın bir hayalet, kendisini takip mi ediyordu yoksa? Ne demişti Hikmet; “Ölülerden kimseye zarar gelmez!” Ya bu kez yanıldıysa?... “Keşke annem olsaydı o kadın. Şimdi tekmelediğim yorganı üzerime örtüyor olurdu belki de. Omuzlarıma çekerdi sonra. Bir de öpücük kondururdu saçlarıma. Hem ben onu hiç üzmezdim ki. Şımarıklık da etmezdim.” Ayak sesleri gittikçe yaklaşıyordu. Nereye gittiğini bile bilmeden, olabildiğince hızlı koşuyordu Ahmet. Bu ıssız ölüler şehrinden çıkıp kalabalığa karışabilseydi; ışıl ışıl caddede, yaşamın içine bir dalabilseydi. Gücü iyiden iyiye tükeniyordu. “Keşke bir parça daha ekmek yeseydim.” Diye düşündü. Sonunda küçücük ayakları, bu kaçışa daha fazla direnemedi. Yüz üstü kapaklandı yaşamsız toprağın üzerine. Onun sonsuz, yumuşak koynundaydı şimdi. Hiç yadırgamadılar birbirlerini. Hikmet Abi’siyle birlikte sıcacık bir yatağa uzandıklarını hayal etti. Bıraktı kendini karanlığın kollarına. Korkusuzca. Gece kanlı bir yorgan gibi örttü minik bedenini. Sıcak bir el sardı yüreğini. Uyudu Ahmet. Elleri üşümüyordu artık.
-------------------------

İstanbul’un ayaza çalan serin sabahlarını kim sevmez ki? Esmer gövdesinin olanca güzelliğiyle bir sağa bir sola salınarak dans eder yarı çıplak ağaçlar. Deniz bütün renkleriyle rüzgarı selamlar. Simit kokuları, sıcak çayın buğusuna karışır. Sonbaharın bohçasından dökülen son yeşillerin arasında, çöpçüler, gecenin karanlık artıklarını süpürür sokaklardan.

Sıcacık bir evde, bir anne, kızının pembe atkısını sarar boynuna. Televizyonda, bu sabah çöpte, parçalanmış halde bulunan iki çocuğun haberi verilir. Kimse bahsetmez pembe eldivenlerden. Göz ucuyla ekrana bakan anne, kızına, elleri de yüreği de üşümesin diye onların bir eşini giydirir. Sonra, gönül rahatlığıyla servise bindirir ve salar; temizlenmiş sokaklara.

Günün Notu: Tüm çocukların, “Dünya Çocuk Hakları Günü” kutlu olsun. Ve dilerim bir gün bütün çocuklarımızın yüzünde gülümseme, kalbinde mutluluk olsun.
25 Responses
  1. Yani ne diyeyim incegülüm,yüreğimi en derinden vurdun...


  2. İncegülüm,sen hep yaz be gülüm...
    Hep yaz ki,şu koşuşturmaca içerisinde senin kelimlerinle,
    bazen ağlayalım bazen gülelim de hayatın gerçekleri ile kendimize gelelim...Süper olmuş yine çok beğendim...Film gibi canlandırdım gözümde yazdıklarını...Ağladım:((
    Çocuk hakları günü,kutlu olsun olsunda...Gönül rahatlığı ile nasıl kutlanacak acaba:(((Off yaaa yetmiyor ki insan... Yetemiyor ki herkese ve herşeye:(((


  3. Belgin Says:

    Incegülüm sabah sabah gene aglattin beni. Banu hanimin da dedigi gibi yetemiyoruz herkese. Ben kendimi bazen cok caresiz hissediyorum. Allah bütün cocuklari korusun.
    Sevgiler


  4. offff offff:( Okudukça okuyasım geldi. Ne kadar hüzünlü olsada hayatın gerçeği bunlar maalesef.
    Yüreğim burkuldu yine.Ellerine sağlık...
    Çocuklara, haklarına sonuna kadar sahip çıkılacağı bir dünya diliyorum. Hepsinin Çocuk Hakları Günü'nü kutluyorum sizin vesilenizle.Sevgiler...


  5. şu ara öylesine bir durum varki hayatımda canımın parçası sayılan çocuklarda böylesine kimsesiz kalmak üzere.yine tercüman oldun duygularıma incegülüm.umarım sonlarıda böyle bitmez ...


  6. öykü Says:

    ''Bır anne nasıl bakar bilmiyordu Ahmet ''

    Ofisteyım cayımı ıcıyordum.. yutamadım okurken dugumlendı bogazıma..

    Bu cocukları hep goruyoruz .. bazen bı kac kurus verdıgımızde vıcdanımızı rahatlatıyoruz kendımızı kandıryrouz.. ama o cocuklar hala sokaklarda kımsesız ,caresızler ve her tur kotuluge acıklar.. daha radıkal cozumler bulunmalı.. devlet ve bızler daha bı yapıcı olmalı tasın altına elımızı sokmalıyız..

    cok etklıeyıcıydı yazınız.. paylastıgınız ıcın tsk ederım kendı adıma..


  7. zehra Says:

    o kadar etkıleyıcı bır yazı olmus kı bu ıkı defa okudum cok guzel ve cok derın
    ellerınıze saglık yazmayı


  8. elifs Says:

    incegül güzel biyazı...
    ellerine sağlık.. çok hüzünlü biyazı..
    ve malum önümüz kış!!! soğuk çok kötü bişey, benimde burdan isteyim bütün herkes ait olduğu sıcaklığı bulsun...
    ister annesi olmayan çocuklar ister sokaklarda yaşayan bütün evsizler???
    aile çok önemli kainatta var olan yediden yetmişe bütün insanlar için aile sıcaklığı şefkati ve aile kökleri biz insanları biz yapandır... ya ailesi olmayanlar çok zor gerçekten hayatları sürgünde geçiyor ordan oraya deyersiz bir eşya gibi ne merak eden var ne soran yaz yaz bitmez dilerim onlarında bir sıcak aşı olur huzurlu biyuvaları...


  9. sufi Says:

    "Mis gibi bankamatiklerde keyif çatmalardan kurtuldu çocuk
    belki de penbe eldivenleri eline geçiren kadına kavuştu çocuk."
    Ya incegül sen nasıl bir insansın? Ya çok güldürüyorsun, ya da çok ağlatıyorsun, orta yolun yok mu senin?Sevgilerimle.


  10. Lalegül Says:

    Merhaba İncegül,
    açıkçası benide ağlattı yazın.Gerçekten çok üzüldüm..Sokakda o çocukları her gördüğümde çok üzülüyorum..Yetiştirme yurdu binasının önünden geçerken bile çok burkuluyorum..Belkide kışı ve soğuk şehirleri bu yüzden sevmiyorum..Sıcak şehirlerde yaşama şansı daha yüksek sanki..Çok üzücü arkadaşım..Ve çok insan senin yüreğin.
    Çok duyalı..Seni işte bunun için çok seviyorum..


  11. JİVAGO Says:

    SOKAK ÇOCUKLARI

    Bazı anneler,
    işte yine sizinleyim.
    İşte yine darmadağan perişan...
    Su birikintilerinde yüzüm,
    su birikintilerinde biçimsizliğim,
    Gece yarıları demirliyor,
    sizleri çiğniyorum.
    Bazı anneler,sokaklar sizden utanıyorum.

    Kendimi çabuk bırakmışım,suçluyu biliyorum.
    Hep içimde söylemek,çaresizce düşünmek.
    Yaa gene faydasız kalmışız kendimize,
    kendimizi tüketerek.
    Bazı anneler,gölgelerim sizden utanıyorum.

    Bütün doğruları sokakta unutmuşum.
    İyinini boynu bükük,gerçek fırlattığım tükürük.
    Onlarla doğmuşum,onlara koşmuşum,
    onlarsız büyüyorum.
    Elimi kolumu kırmış çaresizlik,çaresizliğe yenilmişim.
    Bazı anneler,sokaklar szden utanıyorum.

    Basitliğine küfrettiğim hiç'lere dönmüşüm.
    Çaresiz kalmış,çaresizliğe yenilmişim.
    Sizlerden kaçıyor içime kapanıyorum.
    İnsanlar sizden utanıyorum.
    Sıçayım kaderime,
    çünkü ben bir sokak çocuğuyum.


  12. Aymen Says:

    bu deruni duygular bir andamı geliveriyor:) ellerine sağlık


  13. Öok koydu bana İncegül'üm,
    Yazdığın bir öykü ve aslında ne kadar gerçek değil mi?
    Kimbilir hergün nerelerde yaşanıyordur.
    En ince yerimden vurdun.
    "Çocuk" sözünden bile ağlarım ben, en hassas noktamdır.
    Sevgilerimle....


  14. Yine en ince yerden vurdun be İncegülüm, ellerine yüreğine sağlık, tüm kalbimle sonda yazdığın dileklerine katılıyorum bende...


  15. Meleğim, bu olanlar karşısında yüreği hiç acımayanlar utansın...

    Banum, gülmek de ağlamak da hayatın parçası işte. Sağol canım benim, senin güzel yüreğin dert görmesin...

    Belginim, kıyamam... Keşke yetebilsek, keşke. Amin, korusun ya.

    Sevgili Ela, hüzünlü, hele anne olunca yürek bir başka çarpıyor çocuklar için. Sağol canım...

    Cemilem, Allah yavruları kimsesiz bırakmasın. Lakin oluyor işte. İnşallah o çocuklar için en güzeli, en hayırlısı olur gülüm. Allah korusun...

    Sevgili Öykü, devlet, halk, insanlar özellikle anneler; ne yapabilirizin derdinde olmalıyız sanırım. Asıl ben teşekkür ederim, güzel yorumun ve katkın için...

    Zehracığım, teşekkür ediyorum canım. Yüreği taş olana, ne etki edebilir ki? O senin yüreğinin güzelliğinden...

    Elifciğim, ne kadar doğru söylüyorsun. Kış kapıda, sokaklarda bir yığın insan yaşamaya çalışıyor. Allah yardım etsin hepsine. Biz sıcacık evimizde, yatağımızda bile şükürsüzce uyuyabiliyorken hem de...

    Sufim, yüce gönüllü, gül kokulu sufim. Ne edeyim ki benim yürek de böyle, bir ortalayamadı kendini. Ya seviniyor, ya üzülüyor... Bunları da çokça, büyükçe yapıyor. Kavuşmuştur değil mi anne kucağına Ahmet? İnşallah...

    Lalegülüm, naif, duygulu yüreğin beni de "insan" olarak görüyorsa, ne mutlu bana. Keşke yetebilsek her şeye. Keşke imkanlar elverse. Keşke bütün anasızların anası olabilsek. Keşke...

    Sevgili Jivago, bu güzel ve duygulu şiirinizi bizimle paylaştığınız için çok teşekkür ederim. Her şeyi nasıl da özetlemiş bir çırpıda.

    Aymenim, bütün manik-depresif-maniakuslar gibi; duygular anlık, bir çift eldiven her şeyi alt-üst edebiliyor beyinde. Teşekkür ederim canım.

    Sevgili Nur Ablam, hassasiyetlerimizin kesiştiği noktalar ne kadar da çok. Seviyorum sizi.

    Börtlekim, canımsın. İnşallah dilekler, dualar, bir gün gerçeğe katkı sağlayacaktır. Duyarlılıklarla birleşirse elbette.


  16. Lalegül Says:

    İncegülüm,
    bugün öğretmenler günü..Çoğu ne bir öğretmen tanıyor, ne bir okul yüzü görüyor..Belki bu yüzden, hangisine mikrofon uzatılsa dikkat ediyorum öğretmen olmak istiyor..Aslında bu konu en temel sorun..Devlet öyle bir siistem kurmalı ki sokaklarda tek bir çocuk bile kalmamalı..Bu bizim ayıbımız aslında..Çocuklarımızı koruyamıyoruz..
    Sevgiyle kal arkadaşım..sağol bize bunları unutturmadığın için..


  17. PaNDoRa Says:

    :((( İncegülüm ne yaptın ama sen yaa. Yüreğimin sızladığını hissettim bir an :(

    YÜREĞİNE SAĞLIK! ELLERİN DERT GÖRMESİN!


  18. bazen sırf şarkıyı dinlemek için geliyorum buraya..bak bu bir itiraftır :)) fazla açık yüreklice oldu dimi...özledim seni..yorum yazmasam da ne zamandır,hala aklımdasın..nasıl biliyonmu :)) dur biraz güleyimde moralim düzelsin diye geliyorum cogu zaman hehehehe..bak bu da itiraf oldu he..


  19. Lalegül Says:

    İncegülüm,
    yeni yazı lütfen..Öğretmenler gününüde pas geçtin..Olmuyor yani..üzma okuyucu kitleni..
    Bekliyoruz..
    Bu da okuyucu baskısı..


  20. Belgin Says:

    Incegülüm nerelerdesin, ben bugünlerde biraz hüzünlüyüm, hadi yaz birseylerde okuyalim be Gülüm.
    (Bende Lalegülün okuyucu baskisina katilayim dedim;-))
    Sevgiler


  21. figen Says:

    bunun üzerine eğlenceli bir yazı isterim son dönem herşey hüzün:(kısa film senaryosu olmuş resmen..


  22. HASTAYDIM ARKADAŞLARRR... (Hala da öyleyim ya)

    Lalegülüm, öğretmenler günü konusunda ayıp ettim. Geç de olsa bütün öğretmen arkadaşlarımın gününü kutlarım. Geliyor. Azzz sonra.

    Pandoram... canımsın...

    Belginim, mahalle baskısından sonra okuyucu baskısı. Hehe...

    Figenim, geldi bile. Bak şimdi hemen atıyorum canım benim...


  23. Çerkesiiim... Ösnurum... Canım benim sen ne zaman canın sıkılırsa gel. Öperim kuzum...


  24. Adsız Says:

    bir önceki yazıda gülümseyen yüzümü belirgin bi hüzün kapladı nedense...
    2 çocuk annesiyim ve ciğerim burkuldu,yüreğim buz kesti....
    kaleminize sağlık...
    sevgiler.

    http://blog.mynet.com/su_zem


  25. Adsız Says:

    gerçekten güzel satırlar bunlar tebrik ederim..

    siyahlale-su.blogspot.com

    bekleriz ..