ŞU BİZİM UNUTKAN DİŞ PERİSİ

Ah günlükçüm, tatilin!!! yorgunluğunu atmaya çalışırken, birikmiş işlerin koynunda buluverdim kendimi. Sabah sabah işlerimi toparlamaya çalışıyorum. Bir yandan da çayımı yudumluyorum. Bir elimde üç ton çeken bir klasör, diğer elimde karma karışık olmuş evrak dosyası. Birden telefonum çalıyor acı acı. Elimdekileri, her santimi kağıt, kırpık dolu masama, üstelik te çayımı dökmeden bırakmayı başarıp, telefonu açıyorum. Arayan benim Miniciğim. Üzgün, sinirli, kırgın, hafif te ağlamaklı bir sesle: “Anneeee bulamadım yaaa, bırakmamışlar.” Tövbe tövbeee.. Oğlum neyi bırakmamış? Kim bırakmamış? Ne diye bırakacaktı da, nasıl olmuş ta bırakmamış? Zaten beynimin yarısı yatağın sağ tarafındaki yastığın üzerinde kalmış, hala uyumakta ısrar ediyor. Daha fazla eziyete gerek yok kanımca. “Kim? Neyi bırakmamış oğlum?” “Anne yaaa.. yastığımın altına para mara bırakmamış işte periler.” Hııııı sen onu diyosun. Eyvaaah… “Yavrucum, şu sıra diş dökme mevsimi ya. Periler bayağı yoğunmuş. Dün gece de, bi öncek...