[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

Sevgili Günlükçüm,

Hafta sonu, televizyonumuzda neler var neler yok bi bakayım dedim yine. Nasıl eğitici, öğrendirici, eğlendirici, ne nadide programlar yapmışlar diye bir yokladım kanalları.

Bakalım, yarışma programlarına ezelinden takık ve pek seven güzel milletime, neler reva görmüşler.

Bu ara ünlümsü kişilikleri toparlayıp yarıştırmak pek moda anlaşıldığı üzre günlükçüm. Yakın geçmişte Afroditimizi bile bi çiftliğe kapatıp, zati yarım olan aklını, tamamen alan, sonra bir şehir ayısıyla aynı eve sokup eziyet ettiren, biz zavallı izlekleri de perperişan eden zihniyet, yeni oluşumlar peşinde.

Önce ismi lazım değil bir kanalda, ne ismi ne de cismi lazım değil olan bir yarışma başlamış. Hayırlı olsun. Bağyanlı, erkekli birtakım ünlümsüleri askere almış bu programı yapan aklı evvel arkadaş. Başlarına da böyle, sanırım eskiden iyi işler yapmış, ancak şu anda gerçekten de ünlü olma çabaları için de komikleşen bir asker eskisi. Güya komando eğitimi alıyorlar.

Kamuflajları çekip, yaylalar yaylalar, eğitim alanına geliyor bunlar. Yalnız hanım ünlümsüler makyajları fullemiş. Bu başlarındaki komedyen namzedi ex asker, bunları çamura buluyor, toprağa gömüyor, eller arkadan bağlı sürüm sürüm süründürüyor. Kafalarından aşağı hortumla su boca ederken bir yandan da hakaretler yağdırıyor. Kısacası, koca koca insanları, itin bi tarafına sokup çıkarıyor.

Bu çooook ünlü ve halkın pek sevdiği san’atçılarımızın, zor şartlarda ne kadar dayanabileceğini ölçüyor. Sanırsın savaş çıktı mı, ilk bunları alacaklar askere. “ De settirin len, popüler olcez diye, şu düştüğümüz hallere bak, maskara olduk aleme. Ulan nasıl çıkıcaz insan içine bee,” deyip , pes edene kadar bu böyle sürüp gidecekmiş.

Gerçi her haltı karıştırıp sonra da, sevgi, dostluk, barış mesajları vermek. Hatta, porno kıvamında görüntüleri hala hafızalardan çıkmamışken, en iyi aile kadını, en iyi anne kıvamı tavırlar takınmak bu ünlümsü kişilerin en iyi becerdikleri şey ya neyse. Mevzumuz o diil.

Tahammül edip seyredebildiğim kadarından anladığım budur. Daha fazla seyretmeyi, ne bünyem, ne midem, ne de sinirlerim kaldırabildi çünkü.

Yine ünlümsülerimizle yapılmış olan, buzda dans edememe yarışmasından sonra.. ki buzda edemediler ama, karada pek güzel edebiliyorlar maşallah… bir de şarkı söyleyememe yarışması düzenlenmiş. Oooo tam eğlencelik billa. Şarkı söyleyebilen bir koç ve bir ünlümsü olmak üzere, iki kişilik müzik grupları!!! oluşturulmuş. Hangisi daha az kargalıyor şeklinde yarıştırılmaktalar.

Jüride bulunanlardan birini önceki yarışmadan tanıyoruz. Zati bi tek ordan tanıyoruz. Tüysüz Bey, tombik ve de antipatik bi köşe yazarı ki.. ortalığı karıştırmak için özellikle koyulmuş o jüriye gibi geldi bana.. bir adet çok iyi sakız patlatabildiğine yakinen şahitlik ettiğimiz ex manken ve heytt gidinin Elvis Erol’u. Yaşlı kadını hiç tanımıyorum. Cahil, cühela mıyım neyim? Yalnız ben o jüride Fuat Güner’in ne işi var, hala çözebilmiş değilim.

Sunucularımızdan biri zaten olmazsa olmazımız Behzat’ımız…( onu Süheylsiz görmeye alışamadım bir türlü…) bir de Park Orman’ın Katherina’sı, her kıvrımını ezberlediğimiz, diri vicutlu hatun.

Yarışmacılara hiiiiç girmek istemiyorum. Bir başlarsam bitmez bu gün. Boş ver günlük. Allahlarından bulsunlar.

Çok fazla kafa yormadan, sinir yapmadan, o niye böyle olmuş demeden seyredebilirsen, seyredilebilir aslında. Öyyyylesine kafa dağıtabilir. En azından askerli olana göre, daha katlanılabilir.

Bir de şimdi iki güzide kanalımızda birden, aynı içerikli (ki buna artık format deniyor..) iki yarışma başlayacakmış. Ünlüler Sirki… Bence cuk oturmuş. En layığını bulmuşlar.

Sana bir soru sorayım bak günlük. Yarışma kavramına ( he bu da, öz tv dilimize konsept olarak çevrilebilir..) uygun olsun finalimiz.

Bir organını kesen ünlümüz kimdir?

Ne fesatsın günlük hee.
Var ya ressam hani Van gog,… onu diyorum.

Hadi bana güle güle, sana da iyi haftalar günlükçüm.

[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]



Doktor ve hastane fobimden bahsetmiş miydim sana günlük. Aslında fobi demeyelim de.. ne diyelim? Neyse ne işte...

Doktora gitmek benim için işkence gibi bir şey. Diyelim ki gittim bir şekilde. Bu seferde ilaç kullanamadığım için, boşuna gitmiş oluyorum. Niye ilaç kullanamıyorum. Çünkü sevmiyorum. Başka hiçbir nedeni yok. Çok mu problemliyim diyorsun. Öyleyim galiba.

Şu öksürük yaklaşık bir aydır geçmek bilmedi. Sanırım yorgunlukla alakalı olarak biraz da artış gösterdi birkaç gündür. Geceleri de uyku uyutmuyor meret.

Başta annem olmak üzere, yakın çevremin yoğun ısrarları üzerine.. güzellik yarışmasına katılmış, ağlak genç kız söylemi oldu ama idare ediver.. doktora gitmeye karar vermek üzereyim. Bak, henüz karar vermiş değilim. Ona göre.

Normal muayeneye gitmem de öyle kolay kolay.. acil servise yolum düştüğünde.. ki bu da, ya sakarlığımdan mütevellit düştüğüm için, ya da artık dayanamayacak raddeye gelip acillik olduğum içindir.. içime daral basar. Az hastaysam bile, çok hasta olur, öyle dönerim eve.

Bir başka çekincem de bu kadar hasta insan varken, basit bir şey için hastaneye gitmiş olmanın verdiği ağırlıktır. Ulen inşallah doğru düzgün bişey çıkar be.. rezil olmayalım tıp alemine. Hatun kıytırık bişeyden acile gelmiş demesinler şeklinde düşüncelere dalmışlığım çoktur.

Yanımdaki hastanın serumu damla damla saatlerce bitmek bilmezken, benim kolumdakinin 15 dakikada bitme sebebini hemşireye sormuşluğum da vakidir. Hadi canım oyalama bizi, bak ye çabucak serumunu da, git yat diyorlarmış gibi gelir bana.

Hayatımda bir kere hastanede yattım. Bir hafta veya on gün falan. Ayağımın altında dokuz ay boyunca gezdirdiğim tığ kalınlığında bir cam çubuğu, ameliyatla almışlardı. İçeri nasıl girdi, ben onu onca zaman nasıl dolaştırdım, o apayrı bir mevzu…

Böyle de canı pektir bu İncegül kişisi..

Liseye gidiyordum. Çok eğlenmiştim aslında. Hiçbir müdahale yapılmadığından gayet rahat gezebiliyordum. Geceleri, İkinci Hariciye Koğuşundaki bütün odaları ziyaret edip, hemen hemen bütün hastalarla ahbap olmuştum. Onların ihtiyaçlarını alıyordum kantinden. Hem çıkıp bahçede hava almak için bahane oluyordu.

Bir keresinde, bir gece vakti, telefon çalıyor böyle uzun uzun. Baktım açan, eden yok Hemşireler, hastabakıcılar ortalarda yok. Ben açıverdim. Telefondaki ses kankam, hala da görüştüğüm Nurcan kişiliği. İncegül’le görüşebilir miyim diyor her zamanki kibarlığıyla. Ben de fırsat bulmuşum ya.. İncegül’ü bu gün kaybettik. Kendisi sizlere ömür, diye yanıtlıyorum, her zamanki kibarlığımla!

Kızcağız yaklaşık on dakika boyunca bağıra bağıra ağlamıştı. Oy Nurcanum, kurbandır sana canum.. kız benim kız.. yok bişey.. valla domuz gibi ayaktayım.. sağlamım.. dedim de, kendisi beni o an eline geçirse sanırım pek sağlam kalamayacaktım.

Operasyonun yapıldığı gün, anestezinin etkisiyle tabi hiç acı hissetmiyorum. Önceki gibi, ama ayağımın üzerine basmadan, geziyorum yine odaları. Hemşire, gördüğü yerde, “kızım gidip yat, dinlensene sen.. bak kötü olacak sonra” diyor ama, dinleyen kim? O yatakta yatabilir mi hiç bu beden. Hele ki on yedi yaşındayken…

Eveeeet gece olup ta, o uyuşturucu etki geçtiğinde ve de bu ayak zonk zonk etmeye başladığında, eyvah dedim… sanki ayağımın içinde bando mızıka ekibi var. Sonra bu zonklama yavaş yavaş bir acıya, sonrasında da dayanılmaz bir ağrıya dönüştü.

Ben fellik fellik birilerini arıyorum. Ağrı kesici falan istemek için. Kapıya çıktım. Aynı hemşire.. manalı manalı gülümsüyor. “He kızım, ağrın mı var” derken.. aslında, ben sana demedim mi kötü olacak şeklinde ima yapıyor.

Aplaaa bana ağrı kesici bişey ver.. ölüyom beee..

N’oolduu.. artizlik yapıyodun ya.. ben iyiyim diye ortalarda dolanıp, kuyruğu tutuşmuş sıpa gibi tepiniyodun ya.. şimdi niye ağlıyon.. nasıl da kuzu oluverdin birden dimi…

İki tane ağrı kesici içtikten ve bir saatten fazla kıvrandıktan sonra, nihayetinde uyuyabilmiştim.

Yahu nereden nereye geldim günlük.. durdurmuyorsun beni. Almış başımı gitmişim taa nerelere…

Benim Maxi’me ne kadar da güzel yakışırdı doktorluk. Böyle boylu poslu, iri yarı bir adam olacak.. Esmer ya, beyaz önlüğü de giydi mi.. kimbilir ne yakışıklı olur be. Hem annesi hasta olunca, ona gider. Fobi mobi kalmaz o zaman.

Tamam ben karar verdim günlük. Öksürüğüm için doktora gidicem söz. Ama hele Maxi bi doktor olsun.. o zamana kadar iyileşmezsem söz veriyorum, Maxi’me muayene olurum. Verdiği ilaçları da düzenli kullanırım herhalde. Bak buna tam söz veremiyorum yine de.. belli olmaz benim işim.

Haydi sağlıcakla kal.
[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

Darladan mısırı gapmak istiyom..
Sahabından köteği yimek istiyom..
Dalından erüğü çalmak istiyom..
Doruğuna çıkıpta datmak istiyom..
Ahh ben yeniden çocuk olmak istiyom…


Bu gün 23 Nisan.. ben çocuk oldum bu gün günlük..

Saçlarım yanlardan iki örgü.. üzerimde rengarenk giysilerim.. ayağımda kırmızı rugan ayakkabılarım.. güzel oldum bu gün gerçekten.

Şiirler okudum o incecik sesimle, gırtlağım yırtılırcasına. Şarkılar, marşlar söyledim.. detone olsa da, kimin umurunda.

Oyunlar oynadım hoplaya zıplaya.. rontlar, gösteriler.. hepsinde vardım. Folklor bile yaptım.

Ben çocuk oldum bugün çocuklarla… onlar gibi masum, onlar gibi tertemiz oldum bu gün.

Gözlerindeki ışıkla aydınlandım, neşeleriyle canlandım.

Cıvıl cıvıl, pırıl pırıl çocukların arasına karıştım. Elimde al bayrağım, göklere doğru dalgalandırdım bugün.

Ben çocuk oldum bugün günlük.. yeniden çocuk olmanın tadına vardım.

Onlar gibi mini mini, onlar gibi sevimli, onlar gibi art niyetsiz oldum bugün.

Karşılık beklemeden sevmenin, kavga etmeden küsmenin ne güzel olduğunu anımsadım.

Salıncaklar rüzgardan bile hızlıymış.. çiçekler ne kadar da çok çeşitte ve renkteymiş. Güneş daha önce de böyle mi ısıtırdı içimizi?

Evet günlük, ben çocuk oldum yeniden.. ya da çocuk olabilmeyi diledim.

Yine de çok güzeldi.. bir günlüğüne de olsa çocuk olabilmek…
  • Minicik bir not: Otuz beşlik bir çocuk olmak epeyce yorucu bir şeymiş.. sırtımın ve kollarımın ağrısı anlattı akşam bana bunu...
[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

Evde komple bir toparlama halindeyim bu günlerde günlük. Yazlık kışlık işleri, bahar temizliği falan filan işte..

Albümlerdekilerin haricinde bir çanta dolusu fotoğraf var. Onları düzenleyip, tasnif edeyim dedim akşam.

Bir de severim bu işi yapmayı. Hüzünlü, neşeli, sıcak, acı, tatlı.. karışık biraz. Bir dünya anı.. yarım ömrün özeti.

İlkokul 2. sınıfta çekilmiş bir resim. Yaklaşık 30 yıl önce. Siyah beyaz. Zaten önlüklerimiz de siyahtı ya.. Okulun merdivenlerindeyiz. Kimimiz oturmuş, kimimiz ayakta. Ben en arkada ayaktayım. Gözler fıldır fıldır. Işıl ışıl. Canım öğretmenim. İlk aşkım. Sonraki yıl başka bir okula tayini çıktığında, ağlamaktan gözlerim kan çanağı olmuştu.

Bütün arkadaşlarımın ismini tek tek hatırlayıp, kendime de şaşırdım. Sonra bu anı yaşamıştım ben.. çok uzun yıllar önce diye öylece baktım. Gerçekten ben miyim bu cin gibi bakan, neşeli çocuk.

Arada sırada, fırlayıp dışarıya çıkan, beni hayata yeniden döndüren o kız çocuğuna uzun uzun baktım.. sonra diğer fotoğrafların arasına özenle yerleştirdim. Onu kaybetmek istemiyorum. Hep bir yerlerde yaşasın istiyorum.

Aynaya baktığımda, sanki her zaman böyleymişim, şeklim şemalim buymuş gibi gelir bana. Yani hayatıma, iki çocuk annesi, otuz beş yaşında bir kadın olarak başlamışım, hep öyle yaşamışım ve işin daha garibi, hep böyle olacakmış gibi…

Garip bir ruh halidir benimki.. bilmem başkalarına da olur mu..

Ama, fotoğraflar.. işte onlar sana her şeyi hatırlatır. Unuttuklarını, unutamadıklarını, belki de unutabilmeyi dilediklerini.. ya da hiç unutmak istemediklerini.

Fotoğraflar sana anlatır, bir geçmişin olduğunu.. bu güne nasıl ulaştığını. Bulup sonra yitirdiklerini.. Kazandıklarını, kaybettiklerini.

Karşında oturan o kocaman delikanlının bir zaman minicik bir bebek olduğunu, senin kucağında nasıl da büyüdüğünü görüp, sevdanı katlarsın.

Nereden, nerelere geldiğini ya da nereye gideceğini anlarsın.

Bir zaman fotoğraf çekmeye merak sarmıştım ya.. o dönemden kalma, bir sürü resim var elimde. Askerler, manzaralar, taş toprak.. bir de kendim tab etmiştim bunları.. karanlık odalarda. İşte bu da başka bir boyut şimdi.. şu kağıt parçaları olmasa, unutup gitmiştim çoktan.

Fotoğraf çantasının içinden bir sürü nazar boncuğu çıktı. Maxi’nin bebekliğinden kalma maşallahlar bile var içinde. Benim çılgın yavru Mini kişisi, alıp onların hepsini, orasına burasına taktı. Boncuklu deli.

Oğlum, o kadar nazarlık takılır mı? Bir tanesi kalsın, diğerlerini çıkar.
Yok anne kalsın onlar.. çok nazar değiyo bana..
E bir tanesi korumaz mı ki seni ? Tövbe tövbe ne nazarmış böyle..
Anneee, zaten havuza gittiğimizde bana balık gibi yüzüyo demiştin ya..
Eeeeeee?
Ben de kafamı yarmıştım hani.. dikiş atmışlardı bi ton.
Ne yani ben mi yardırdım senin kafanı.. ben sana havuzdan kendi başına çıkma dememiş miydim? Hem kafan değil gözünün üstüydü ve topu topu 3 dikiş atılmıştı. Üstelik te sen hastaneyi ayağa kaldırmış, zavallı doktorun meslek hayatına son verme kararı almasına sebep olmuştun.
Ama işte senin nazarın değdi bana. Şimdi ben bu boncukların hepsini takarsam nazar değmez. Öyle işte anne.. ben 23 Nisan’a giderken de takıcam bunları.
Allah iyiliğini versin emi çocuğum. Yine güldürdün beni.

İşte böyle günlük, ne kadar şanslıyım ben. Hüzünlenip ağlamama fırsat bırakmayan bir dünyam var.

Not: Tüm çocukların ve içimizdeki çocukların bayramı kutlu olsun. Güzel vatanımızda her gün bayram olsun.
[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]


Sevgili günlük,

Bizim Centerbrotherin evine hırkız girdi. Yaaaa.. hem de güpegündüz.

Boncukçu Fadime her Çarşamba olduğu gibi toplamış incik boncuğunu kursa gitmiş. Bu hırkız kardeş te arkasından eve girivermiş.

Öncelikle, evin her yerini talan etmiş. Koltukların kayışlarını, kumaşlarını kesmiş. Çekmeceleri, dolapları dağıtmış. Bahar temizliğine zemin hazırlamış bir nevi..

Bizimki sonunda bulmuş aradığını.. kızın bütün takılarına, altınlarına el koymuş. Kardeşim beraber mi aldınız o altınları.. niye götürüyorsun dimi? Hiç mi vicdanın sızlamadı?

Ne cesurlar kardeşim. Ne kadar pervasız olmuş millet. Sen günün aydınlığı, alemin evine gir, soyup soğana çevir.

Bir de orada, sandıkta, bu Boncukçu Fadime kişisinin uğraşıp, didinip yaptığı imitasyon takılar var, onları bırakmış. İnsan sandığı da alır madem. Niye kızın gururuylan oynuyosun? Yoksa beğenmiyor musun hıı?

Bir de bu benim delişmen kardeşim, birkaç kere hırkız kardeş bunları yoklayınca, tüm karşı çıkmalarımıza rağmen, kurusıkı aldıydı. Ama, ne yapmış hırkız kardeş? Bana karşı silah mı aldınız bakayım deyip, silahı da götürmüş.

Hayır adamın güzel bir yönü de çıkıyor böylece ortaya. Silahlanmaya karşı bir mücadelesi var. Savaşma, seviş modunda kalmış.

Bak.. çalıp çırpıp, insanların binbir zahmetle sahip olduğu şeyleri, emeksiz elde etmek gibi bir mesleği olmasa, kendisini takdir bile edebilirdim.

Hepimiz çok üzüldük tabi.. ve lakin ne dedik.. cana geleceğine, mala gelsin. Ya bizimkiler evdeyken girseydi. Ya benim minik nazar boncuğumun kılına zarar verseydi. Allah korusun.

Ya o zaman kim alacaktı o hırkız kardeşi elimden. Tövbekar oldum diye inletmez miydim onu.. polis yok mu diye bağırtmaz mıydım orta yerlerde avaz avaz.. neyse.

Özellikle de Boncukçu Fadime kişisi çok dertlendi. . Malum takılar kendisine aitti. Kocasının hediyesi tektaşını da almışlar. Olsun bacım üzülme be.. yaptığın takıları satar, yenilerini alırsın. Sonra da şarkılar söylersin.. tek taşımı kendim aldım, tek başıma kendim taktım.

Günlükçüm hırsızlık kötü bir şeydir. Çalışıp, alnının teriyle kazandığın en değerlisidir. Buradan hırkız kardeşlere seslenelim. Ayıptır.. yapmayın.. diyelim.

Hadi ben kaçtım..
  • Aklıma sonradan gelen hırkız kardeşe bir not: Bak hırkız.. ben evimi yeni derledim topladım.. sakın ha dağıtma. Zaten bir şey bulamazsın. Altın, pırlanta ne gezer bizde. İlla takı isterim diyorsan, tuvalet masasının ilk çekmecesini aç, orda bir kutu var, gördün mü.. hah işte o kutunun içinde incik boncuklar var.. işine yararsa onları al.
  • Hadi gözüm bana bulaşma fazla.. raporum var benim . Ceza-i ehliyetim bulunmamaktadır.
[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

Günaydın günlük,

Benim Mini akşam yine küstü bana. Geçen akşam aldığım böyle rulo şeklinde bir sakız var. Ondan al dedi gene. Böyle çekiyorsun çekiyorsun istediğin kadar alıp çiğniyorsun o sakızdan. Bütün bir kutuyu bir kerede ağzına doldurdu. Bir de elleri yapış yapış oldu. Bir daha almam dedim. Almadım tabii ki.

Bu ilginç yavru bana küstüğünde, kendine bir aile uydurup, onlardan bahsetmeye başlar ki dün akşam da aynen böyle oldu.

Şimdi bunun köyde.. ama hangi köy orasını bilmiyoruz… yaşayan bir ailesi varmış. Annesi varmış bir tane. En çok ta Mini efendiyi severmiş. Git o zaman o köydeki annenin saçıyla oyna dediğim bir gün, ama onun saçı yok ki diyerek hayali annemizin en büyük fiziksel özelliğinin kelliği olduğunu anlatmıştı bize. Babası yokmuş. Savaşta ölmüş. Töbe töbe. Dedesinin de bir traktörü varmış. Bunlar ailecek traktörle gezerlermiş. He bir de abisi varmış. Hem de Fenerli imiş. Buradaki abisi gibi Cimbomlu degilmiş. Onu da hiç üzmüyormuş. Ne dese yapıyormuş. Benim canım kardeşim, seni ben canımdan çok seviyorum diyormuş.

İşte bizim Mini’nin hayali aile profili böyle. Bazen kızdırıyor beni. Alayım biletini, göndereyim seni köye annenin yanına diyorum. Gidip çamaşırlarını hazırlamaya başlıyor annesinin küçük delisi.

Dün akşam da başladı yine anlatmaya.

Bizim köyde karnaval varmış biliyon mu? Annem beni çağırıyooo.

Ne karnavalı çocuuum.

Ya bildiğin karnaval işte.

Benim bildiğim bi Rio Karnavalı var yavrum. Senin bu anan da Brezilya’nın köyünde yaşamıyor herhalde.

Ya anne hani eğleniyon ya böyle. Palyaço filan oluyo., lunapark kuruyolaar, Balonlar asıyolaar…

Heee anladım. (Neyi anladın acaba? Zaten baştan ayağa anlaşılmaz bi görüşme bu.)

Beraber gidelim istiyosan. (Lütfediyo velet.)

Sen şimdi kesin kararlısın yani.. gideceksin köydeki annene.

Eveeeet. Sen bana hiç bi dediğimi almıyosun ki. Köydeki annem alııır.

Öyle mi? Hayat bize her istediğimizi altın tepsi içinde sunmuyor maalesef küçük bey.(Nankör evlat. Saçımı süpürge ettim size be. Bi dediğinizi iki etmedim. Abuk bi sakız almadım diye şu ettiği lafa bak. Çok gücüme gitti çooook.)

???????

Hadi o zaman. Hazırlan da, yarın göndereyim seni. (Nereye göndereceksem artık. Brezilyanın yukarı köylerinden birinde yaşayan, hayali kel annesinin yanına herhal.)

Tamam ben kıyafetlerimi koyuyorum anne çantama. (Bu arada gözlerimin içine bakıyor. Yavrum yaa.. ama inadından da vazgeçmiyor hınzır.)

Hayır canım. Benim aldığım kıyafetleri mi götüreceksin. Annen alsın sana oradan istediğin kıyafeti. Her istediğini alıyormuş ya. ( Al bakalım. El mi yaman, bey mi.. ne diycen şimdi nankör sıpa.)
_____

O kadar zaman çocukluk yaptım sana. Sevdin, öptün, sarıldın. Onlar da senin hediyen olsun. (Duyuyorsun değil mi? Çocukluk yapmış bana laflara bak parmak kadar bebede. Ama pes etmemem lazım. Alacak dersini.)

Öyle mi küçük bey. Peki o kadar zaman da ben sana annelik yaptım. Sen de beni öptün, sarıldın, saçlarımla oynadın. Onlar ne olacak? (Senin o inatları aldığın yer burası oğlum. Kaynak bende. Sen kiminle dans ediyosun?)

İyi de anneler yapar öyle. Hem onlar çocuklarını çok severler di mi?. (Bak o bile çözmüş olayı. Can damarından vurdu anneyi.)

Peki tamam, kıyafetlerini ve oyuncaklarını alabilirsin.

Kitaplarımı alabilir miyim?

Al tabii yavrum. (Ay ölürüm ben sana. Kıyamam yaa. Pes etme. Köydeki anneymiş. Sıkı dur.)

Biz bir yandan çantasını hazırlıyoruz, bu da bi yandan saçlarımı okşuyor. Ben yelkenleri indirmek üzereyim. Hayır adama bak. Olmayan ailesinin yanına gitmek için hazırlanıyor. Tamam kabul ediyorum. Ben de çok iyi durumda değilim. Toplanmasına yardım ediyorum. Bir de onları geri yerleştirmesi var.

Sonra bu dönüyor. Bana sarılıyor. Anne ya ben gitmiycem diyor. ( E hazır bekliyorum.) Zaten ben de seni hiçbir yere göndermiycem diyorum. Bizim kavga tatlıya bağlanıyor. (Kim pes etti belli değil..e önemli de değil.)

Bu arada Maxi bize hiç bulaşmıyor. O büyük bir ciddiyetle testlerini çözüyor. Arada cık cık deyip kafasını iki yana sallamasından anlaşılacağı üzere içinden bazı şeyler söylüyor ama bilemiyoruz. Olaylar yatışınca kafasını kaldırıp sevgili annesine ve biricik kardeşine doğru o meşhur Allah akıl fikir versin bakışlarını atıyor ve çözdüğü testlere geri dönüyor.

Hadi günlük adios canım.

[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]
  • Sevgili günlük,
  • Gecenin sabaha vardığı saatlerden biri... bilmiyorum.. önemi de yok. Sanki hiç bir şeyin önemi yok artık. O cümleyi duyduğumdan beri her şey anlamını yitirdi. Boğazıma bir yumru oturdu öyle. Nefes alamadım. İnanamadım..
  • Kazayı duydun mu? Şu çocukların öldüğü....
  • Sen haber seyretmeyerek, gazete okumayarak, bunlardan kaçabileceğini mi sandın? Aptal.. bak, sen duymasan da, hala kötü şeyler oluyor. Bak işte çocuklar ölmüş..
  • İyi de çocuklar ölmez ki günlük.. çocuklar yaşarlar. Güler.. oynar.. koşar.. düşer.. ağlar.. ama ille de yaşarlar. Çocuklar ölmez... ölmemeli..
  • O otobüs, yanlış otobüsmüş.. sigortası yapılmamış.. fazla yolcu almış.. mış.. mış.. mış... ne önemi var ki.. ne kadar boş.. hiçbirini duymuyorum ki.. çocuklar ölmüş biryerlerde.. anaların yüreği dağlanmış.. ciğerlere kor ateşler düşmüş...
  • Bu gün neşelenmek, sevinmek, mutlu olmak istemiyorum günlük..
  • Onlar bir daha güneşi hiç göremeyecek...
  • Annelerine sarılıp öpemeyecek...
  • Tam arkamda yatan yavrularımın yüzüne bakamıyorum. Korkuyorum. Şükrederim, mutlu olurum, sonra da kendimden utanırım diye korkuyorum.
  • Onlar bizim çocuklarımız da olabilirdi diyemiyorum. Onlar bizim çocuklarımızdı zaten. Onlar meleklerimizdi, günlük.
  • Uyuyamıyorum. Uyumak istemiyorum. Dua etmek istiyorum. Cennete uçan o minik kuşlar için, harf harf, satır satır ağlamak istiyorum.
  • Haydi bırak beni, sen git yat günlük...
Etiketler: 32 YORUM | edit post
[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]


YENİ BİR EBE SOBE OYUNUNDA DAHA, YİNE BİRLİKTEYİZ. BU SEFERKİ SOBEMİZ 3X3 OYUNU ADINI TAŞIMAKTA. KURALLAR BASİT AMA ZOR, SADE AMA KARIŞIK, SİYAH AMA ASLINDA BEYAZ.

(3X3) TOPLAMDA 9 SORUYA YANIT VERİYORUZ. 3 ADET YEMEK TARİFİ VERİP, HER YEMEK İÇİN 3 KİŞİ, TOPLAMDA 9 KİŞİYİ SOBELİYORUZ.

BİR DE 3 GÜN İÇİNDE CEVAPLAMAK GEREKİYORMUŞ Kİ.. BU GÜN BENİM SON GÜNÜM VE GECENİN BİR YARISI. TÜRK İŞİ YANİ. HER İŞİ SON GÜNE, HATTA SON DAKİKAYA BIRAKMAK. VALLA YOĞUNLUKTAN ARKADAŞLAR. İKİ ARADA BİR DEREDE YAPTIM BUNU DA…

BENİ SIRASIYLA SOBELEMEK SURETİYNEN BURADA BULUNMAMI SAĞLAYAN CANIM ARKADAŞLARIM GAMZELİ, ÇENEBAZ VE HACER’E HUZURUNUZDA TEŞEKKÜRLERİMİ SUNUYOR, VE BAŞLIYORUM. (LİNK VERMEYİ BECEREMEDİM Bİ TÜRLÜ AFFEDİN CANLARIM. COPY KURABİYE, YOK PASTAYDI GALİBA, HE İŞTE ONU DA YAPAMIYOM ZATİ. CEHALETİME VERİN)


1-1 BUGÜNE KADAR YAŞADIĞINIZ 3 ŞEHİR
KASTAMONU, DOĞDUĞUM TOPRAK. MEMLEKETİM. YEŞİLLİ, MAVİLİ, BURAM BURAM SICAKLIK KOKAN, İSTİKLAL MADALYALI KAHRAMAN ŞEHRİM.

İSTANBUL, 1 YAŞINDA BEBEYKEN GELDİĞİM. TAŞINI TOPRAĞINI, PİS SOKAKLARINI, ÇİLELİ TRAFİĞİNİ, KEŞMEKEŞİNİ, HIRLISINI, HIRSIZINI, İNSANINI, HAYVANINI, KİRLİ HAVASINI, BULANIK SUYUNU, KALABALIĞINI VE HER BİR YERİNİ AYRI AYRI SEVDİĞİM EFSANE ŞEHRİM.

ÜZGÜNÜM. GEZDİM, GÖRDÜM AMA ÜÇÜNCÜ BİR ŞEHİRDE HİÇ YAŞAMADIM.


1-2 TATİL İÇİN GİTTİĞİNİZ VE ÖNERECEĞİNİZ 3 ŞEHİR
YILLARDIR DOĞRU DÜRÜST TATİL YAPMADIM. GİTTİĞİM HİÇ BİR TATİLDEN DE ZEVK ALMADIM BU GÜNE KADAR. VALLA BAK. O YÜZDEN HİÇ ÖNERMİYORUM. ZATEN TATİL BİZE TERS. ÇALIŞMAK LAZIM. NASIL KALKINACAK BU GÜZEL VATAN.


1-3 YAŞAMAK İSTEDİĞİNİZ VEYA GÖRMEK İSTEDİĞİNİZ 3 ŞEHİR
SEVDİKLERİM YANIMDA OLSUN HİÇ FARK ETMEZ. ONLAR OLMAZSA, HİÇBİR YERDE YAŞAYAMAM BEN. AMA GÖRMEK DERSEN, İMKAN OLSA, YURDUMUN HER KARIŞ TOPRAĞINI GEZİP GÖRMEK İSTERDİM.


2-1 ŞU ANDAKİ MESLEĞİNİZ
ÖZEL BİR ŞİRKETTE AMELE OLARAK ÇALIŞIYORUM. (CANIM PATRONLARIM BUNU OKUYORSANIZ ŞUNU DA BİLİN Kİ.. İŞİMİ SEVİYORUM)

2-2 YENİDEN DÜNYAYA GELSENİZ HANGİ MESLEĞİ SEÇERSİNİZ.
YENİDEN DÜNYAYA GELEMEYECEĞİME GÖRE, ŞİMDİKİ HAYATIMLA İDARE EDİYORUM. İLLA İSTİYORSANIZ, REMAYÖZCÜ VEYA SON ÜTÜCÜ OLMAK İSTERDİM HERHALDE. ÇOK İLGİNÇ GELİR BANA KONFEKSİYON ATELYELERİ.

2-3 KESİNLİKLE YAPMAM DEDİĞİN MESLEK.
NE İŞ OLSA YAPARIM. YETER Kİ SİGORTASI OLSUN. HAREKETSİZ KALMAMI GEREKTİRECEK BİR İŞ YAPAMAZDIM MESELA. HİPERMANYAKIM YA BEN O BAKIMDAN...

3-1 YAŞAM FELSEFENİZİ OLUŞTURAN SÖZLERDEN BİRİ
FELSEFEM FİLAN YOK BENİM. YAŞIYORUM İŞTE. YA DA DUR VAR Bİ TANE “TEK RAKİBİM TÜRK HAVA YOLLARI”

3-2 ÇOK SEVDİĞİNİZ BİR KİTAPTAN ALINAN PARAGRAF VEYA BÖLÜM
VALLA ÖYLE PARAGRAF BULAMADIM. OKUDUĞUM KİTAPLARIN HER PARAGRAFINI SEVİYORUM BEN DİYORUM VE GÜZEL BİR MANEVRAYLA DİĞER SORUYA GEÇİYORUM.

3-3 SEVDİĞİNİZ ŞİİRDEN BİR PARÇA
O MAVİ GÖZLÜ BİR DEVDİ
MİNNACIK BİR KADIN SEVDİ…
KADININ HAYALİ MİNNACIK BİR EVDİ,
BAHÇESİNDE EBRULİ
HANIMELİ
AÇAN BİR EV.

GELELİM YEMEKLERE… MADEM SIRASI DA GELDİ, SİZE ÇOK PRATİK VE EKONOMİK TARİFLER VEREYİM. 4 KİŞİLİK AKŞAM MENÜSÜ. ARTIK TATLIYI, SALATAYI DA DİĞER ARKADAŞLARDAN ALIVERİN. (ANAM DOKUZAR DOKUZAR SOBELENİYOR YA.. BEN YAZANA KADAR, SOBELEDİĞİM ARKADAŞLARDAN DAHA ÖNCE SOBELENENLER OLDUYSA.... OLSUN ÇİFTER ÇİFTER OLSUN. NOLCEK.)

MERCİMEK ÇORBASI: Bilun, Nenoni, Çerkes Kızı. AFİYET OLSUN
BİR AVUÇ KADAR KIRMIZI MERCİMEK, 1 HAVUÇ, 1 PATATES VE BİR KURU SOĞANI ÇİĞDEN KOYUP HAŞLIYORUZ.
SONRA BLENDERDAN VEYA SÜZGEÇTEN GEÇİRİYORUZ.
BİR TAVADA YAĞI ISITIP 1 KAŞIK UN KAVURUYORUZ. İÇİNE İSTEĞE GÖRE NANE, PUL BİBER VE AZICIK KİMYON KOYUP, ÇORBAMIZA KATIP, KARIŞTIRARAK TEKRAR KAYNATIYORUZ. İŞTE BU KADAR.
TUZ KOYMAYI UNUTMAYIN BEN UNUTMUŞUM.

TAVUK PİRZOLA: Andy, Fz, Tolga, AFİYET OLSUN (Bakalım beylerden neler çıkıyor.)
YAYVAN BİR TENCERENİN DİBİNE 1 KAŞIK ZEYTİN YAĞI KOYUP, 1 ADET YARIMAY DOĞRANMIŞ KURU SOĞANI DÖŞÜYORUZ.
ÜZERİNE 4-5 AD.TAVUK PİRZOLAYI YERLEŞTİRİYORUZ.
ONUN ÜZERİNİ, YUVARLAK KESİLMİŞ DOMATES VE ENİNE KESİLMİŞ SİVRİ BİBERLE KAPATIYORUZ.
MİNİCİK KESİLMİŞ SARIMSAK, KEKİK, PUL BİBER, KARABİBER VE TUZUNU KOYUP 1 KAŞIK DAHA YAĞ GEZDİRİYORUZ. ARZUYA GÖRE YEŞİL ZEYTİN KOYABİLİRSİNİZ.
ÇOK KISIK ATEŞTE HİÇ SU KOYMADAN PİŞİRİYORUZ. (PİŞMESİNE YAKIN EĞER GEREKİRSE AZICIK KAYNAR SU KOYULABİLİR.)

PATATES KÖFTESİ: Dnz, Bembi, Sanem SİZE DE AFİYET OLSUN
HAŞLANMIŞ 3-4 ADET PATATESİ RENDELİYORUZ.
İÇİNE YEŞİL SOĞAN VE MAYDANOZU İNCECİK DOĞRUYORUZ.
KARABİBER VE TUZUNU İLAVE EDİYORUZ.
1 YUMURTA VE 3-4 KAŞIK UN KOYUP İYİCE KARIŞTIRIYORUZ.
ELİMİZLE ŞEKİL VERİP BOL YAĞDA KIZARTIYORUZ.


Bu da gereksiz bir not: Ben bu yazıyı niye büyük harf yazmışım anlayamadım ya neyse... öyle başladım ya kolayıma geldi zaar...
Etiketler: 25 YORUM | edit post
[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

Sevgili günlük,

Sana blog olayına nasıl bulaştığımı anlatmıştım uzun uzun. Bkz. Blogger olunmaz blogger doğulur. O günden bu güne tam tamına 2 ay geçmiş. Ben bu işe kalkışırken böyle olacağını tahmin etmiş miydim? Hayır etmemiştim.

Sanırım blog olayının beni sarmalayan tarafı, yazmaktan çok, paylaşmak oldu günlük. Çünkü ben zaten hep yazıyordum. Olur olmaz her şeyi yazarım ben. Severim yazmayı. İnsan, konuşarak ifade edemediği bir çok şeyi yazıya dökebilir. Yani en azından benim için öyle. Bu güne kadar hep yazdım. Yolda bir çocuk gördüm, hüzünlendim, yazdım. Baharda bir çiçek açmış, sevindim, yazdım. Ağladım, yazdım. Güldüm, yazdım. Lakin yazdıklarımı kimseyle paylaşmadım. Yazılarım mahremimdir dedim. Hepsini kilitli çekmecelerde sakladım. Ta ki blog dedikleri bu şeye dahil olana kadar.

Hiç tanımadığın, belki de hiç tanışmayacağın insanlarla, mahremini paylaşmak, en doğal, en çıplak halinle öylece ortada olmak, ilk etapta olmaz gibi görünmüştü gözüme. Ancak öyle şeyler oldu ki, çok şaşırdım.

Ben burada hapşırdım ve başka başka semtlerden, ayrı şehirlerden ve hatta dünyanın öteki ucundan insanlar, çok yaşa dediler. Beni tanımıyorlardı bile, ama, sıkıntımı paylaştılar. Benim için üzüldüler. Ben onların sıkıntılarıyla üzüldüm. Birbirimiz için endişelendik, birbirimizin yavruları için kaygı duyduk. Hiç tanımadığımız çocukları öpüp kokladık. Sevincime, benimle birlikte sevindiler, nasıl ben onların mutluluğunda, mutlu olduysam. Ben ağladım, onlar ağladı. Onlar ağladı, ben ağladım. Sonra hep birlikte kahkahalar attık. Çok ta tarif edilebilir bir duygu değil bu. Ne demek istediğimi anladın sen.

Bir sürü güzel insan tanıdım. Farklı yaşlarda, başka başka yaşamlar tanıdım. Daha da tanımayı umarım. Hepsinin kişiliği farklı idi, ancak ortak bir özellikleri vardı. O kadar içten, o kadar sıcaktılar ki. Hissedersin bunu. Samimiyet ve yapmacıklık hemen ayırt edilebilir. Onlar o kadar sahiciydiler ki. Sanal dost mu olurmuş diyen gerçek dostumsulara inat, o kadar dosttular ki...

Hepsini ayrı ayrı sevdim. Sevmek zor mu diyorsun günlük. Sevmek, eğer istiyorsan en kolayıdır. Nefret etmek zordur bana kalırsa. Hele karşındaki ufacık bir ateş yaksın, küçücük bir adım atsın. Ne güzeldir sevmek. Ucuzlatmadan, hırpalamadan ve ta içten seni seviyorum demek.

Yani günlüküm, hülasatül hülasa, uzun sözün kısası, ben bu blog işinden kolay kolay vazgeçemem gibi geliyor.

Günlük bu gün de böyle hissiyatımızı dökelim dedik. Dünya Dostlar Günü'nde dostlara selam ve sevgilerimizi gönderip, onların ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlayalım istedik.



SEVGİLERİMLE
[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

Ruh sağlığın nasıl günlük bugün,

Beni sorarsan manik depresifim ben herhalde günlükçüm. Sevgili Nimet daha iyi bilir ama, sanırım öyleyim. Bu iyi bir şey mi bilemiyorum. Ya çok hastayım, ya da çok sağlamım ben.

Birkaç gündür böyle bir durgunluk, karamsarlık bi bişeyler. İçimden yazmak bile gelmiyor, düşün.. o kadar yani. İşte dedim, eyvah.. bunalıma giriyorum. Ama zınk. Kendime gelmiş bulunuyorum şu saat itibarıyle.

Ya insan bir kararda durur değil mi? Bir halden diğerine geçmek azıcık zaman alır. Beş dakika önce zırıl zırıl ederken, akabinde kahkahalar atılmaz ki. İşte az evvel bir sinir krizinden çıkıp, diğerine giriyordun. Ne haçan ebleh kurbağa gibi, saf saf etrafı seyreylemeye başladın.

Köyden gelen, akraba yavrularından biri bir gün, “bu incegül apla da ne güldürükçü heee..” demişti. Halbuki ben o gün bunalımın dibine vurmuşum. Ne güldürükü be, gülmeye dermanım yok sanıyordum. Meğerse ben farkında olmadan bunalımdan çıkıp, komikçilik yapmaya başlamışım. O kadar yani.

Bir de bizim mahallenin delileri, pek severler beni. Valla bak, ne gülüyon? E hacı hacıyı tekkede, deli deliyi dakkada..malum. Hasbi, hep yolumu keser “apla naber apla” diye hal hatır sorar. “ paran var mı apla” diye mali durumumu kontrol eder. Ama geçen gün çok ayıp etti. “Apla bi kere öpiiiim mi? lütfen apla bee.” (buradaki öpmek, benim koyduğum soft bi kelimedir ki kendisi, şu anda yazamıycaam başka bir sözcüğü, yol ortasında alenen telaffuz etmiştir.) İlk ahlaksız teklifimi de Deli Hasbi’den almış bulunmaktayım. Hayırlı olsun.

Lakin, öyle dolarlar molarlar yok işin ucunda. Baht olmayınca başta, ne kuruda biter ne yaşta, demişler. Elin hatunlarına holding patronu, yakışıklı adam, bize de mahallenin delisi Hasbi.

Bu Hasbi kişisi günlerden bir gün anneme gelmiş kapıya. Benim orta kardeşi soruyor. O zamanlar biraz daha iyi durumda Hasbi. “O, benim arkadaşım, sinemaya gidecez,” diyor. Yakın görüyor kendine yazık bizi. Neden ki acep? Neyse annem diyor ki “ o yok oğlum evde. İşe gitti çalışıyor.” Benim canım annem, hiç kimseyi sınıflandırmaz. İnsan, insandır onun için. Kimseyi de kırmaz mümkün olduğunca. Meleğim benim.

Neyse bunlar kapı önünde başlıyorlar muhabbete. Hasbi evlenemediğinden yakınıyor anneme. Annem de olur çocuuum olur, niye olmasın, daha gençsin filan diyor. Bütün bunlar olurken ben de içeride Maxi ile oyun oynamaktayım. Gülüyorum da bir yandan konuşmalara. Tam da bu sırada Maxi su istiyor, ben mutfağa doğru su almaya gidiyorum. Odadan çıkıyorum.

Sevgili anneciğim, sultanların sultanı, N.sultan beni görüyor. Hasbi’ye dönüyor ve “e bak bu kızı veriyim sana, beceriklidir, güzeldir de.” Diyor. Ben şoklarda, öylece kalakalıyorum. Maxi bağırıyor içeriden. Anneeee şu ittiyom beeen.

Yazık yaaa.. deli meli.. aklı kalacak şimdi... e aklına düşecek, bu kızı bana verecekler diye. Aşık maşık olacak. Yazık anne yaaa…

Hasbi şöyle bir bakıyor. İnce ince süzüyor beni. “yok teyse istemem ben bunu, küçük bu küçük, sen başka kıs bul bana”diyor.

Nasıl yaaaa?…..

Hadi günlük görüşürük yine.

[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

Ah günlük merhaba,

Uzun zamandır telefonda ve maillerle haberleştiğimiz yabancı müşterimiz bizi ziyarete geldi. Biz tabii ilk tanışıcaz ya, en prezentabıl halimizle çıkalım karşısına diye, bi süsler, bişeyler.

Hazırlıklar tamamlandı. Adam geldi. Son derece basit bir konuşma yapılacak. Selamlaşma faslı. İşte ilkokulda bile öğretiyolar bebelere günlükçüm.

Hello,
My names , şudur şudur.
How are you?
Fine thanks. And you?
Ahanda budur.

Bu da bizim selamlaşma faslımız.
Yabancı kişilik : Hi (Samimi adam)
İncegül kişisi : Hi, welcome Mr.Bilmemne
Yabancı kişilik : How are you?
İncegül kişisi : Fine thanks. Ya siz?
Millet :Hönk!!!!!!!
Yabancı kişilik :I am sorry. My Turkish is very bad. ( E kibar adam. Ne diyon bacım demedi de, benim Türkçe kötü ondan böyle oldu demeye getirdi.)

No poroplem kardeş. Benim ingilazca süperdir. İkimizi de idare eder.

Hem banane be. Burası benim ülkem. Niye ben İngilizce konuşuyorum. O Türkçe öğrensin. Ben onun ülkesini ziyarete gittiğimde, onlar Türkçe mi konuşacaklar.

Gülmesene günlük yaa..

Aaaa dur bak aklıma geldi şimdi.. nerden geldiyse.. ne alakaysa bilmiyorum..geldi işte. Bi fıkra anlatayım sana günlük. Taaaa lisedeyken bi arkadaşım anlatmıştı. Ben hiç beceremem ama, denerim en azından.

Amerika’da bir çiftlikte geçiyor olay. Bu çiftlikte çok sayıda tavuk ve Sam adında bir horoz varmış. Sam yaşlanmış. Artık işgöremez hale gelmiş. Çiftliğin sahibi, bu bizim Denizli Horozunun methini duymuş sağdan soldan. Sonunda Denizli’den bir horoz getirtmiş.

Bizim Horoz yaman bi delikanlıymış. Yalnız pek yol yordam, usül erkan bilmezmiş. Malum Türk oğlu Türk kendisi. Sam almış karşısına, bizimkine nasihat etmiş.

Bakınız Bayım, bizim hatunlar sizinkilere benzemez, kibarlıktan hoşlanırlar. İşiniz bittikten sonra Teşekkürler Bayan demelisiniz.

Bizim Türk horozu bu nasihati kulağına küpe etmiş. Ama hızlı tabii bizimki. Dedik ya Türk oğlu Türk. Başlamış göreve.

Teşekkürler bağyan, teşekkürler bağyan, teşekkürler bağyan, teşekkürler bağyan, teşekkürler bağyan, pardon Sam, teşekkürler bağyan, teşekkürler bağyan………


Hadi my günlük, see you canım, hapy haftasonları olsun hepimize.
[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

Başım çok ağrıyor günlük. Bütün vücuduma iğneler saplanıyor sanki, batım batım batıyor valla. Bu gün itibariyle gribal enfeksiyonum tavan yapmış durumda. Böğrüne darbe almış dana gibi öksürüp duruyorum. Yatıp uyuyasım var. Çok fazla dinlenesim, şöyle 9-10 yıldızlı bi tatil yapasım var. Buralardan kaçıp, sayfiyeye yerleşesim, domates, biber, patlıcan yetiştiresim var. Ordan, şurdan, burdan çeşnili, çeşitli, ortaya karışık yazasım var. İyice kısılmış, peynirini tilki kapmış karga kıvamındaki sesimle, bağıra çağıra şarkılar söyleyesim var. Çıt diye çıtlamak üzereyiiim. (Kibar hatunum ya o bakımdan, çat bize uymaz.) Neresinden çekiştirip te düzelteyiiiim, bilemiyorum. Kendimi boğasım vaar.

Biiiiir çok sıkıldım- İşte malum koşturmaca, her gün aynı insanlar, uyuz tipler, kuduz vakaları, kıl müşteriler, kılçık satıcılar vesaire vesaire… Evraklar, raporlar, mailler, numuneler, vırtlar, zırtlar, hiç bitmeyen sorunlar.

İkiiiiii yerim çok dar- Doldum doldum, kabıma sığamaz oldum. Malum benim kap dediğim küçücük te bi insan sureti. Duvarlar üstüme, tavanlar altıma.. tepetaklak oldu her yer. Şöyle uçsuz bucaksız bir mavi, yemyeşil bir vadi, sınırsız rakı ve ton balığı istiyorum.

Üüüüüüüç benden çok var- Biliyorum ki bir çoğumuz aynı durumdayız. O yüzden fazla da şikayet etmemek, İtirazım var şu zalim kadereee, dememek lazımdır.

Benim canım patroncuğum, Çin gezisinden döndü, bize özbeöz hakiki Çin çayısı getirmiş. Şesuye de garibim dört paketi bir demlik edip demleyivermiş bi güzel. İncegül Hanım içenni diyo. Yok bacım, ben anlamam öyle değişik çay may içmem. Bana halis muhlis Rize çayını getirecen, yanına da elmalı bi kurabiye iliştirecen.. ki çay, yalnızlıktan hiç hazetmeyen, nadide bir içeceğimizdir.. ben de oturup afiyetlen içecem. Havam yerinde alaturka oldum, oynamadan duraaaaamam, diyecem.

Yaaaa iç beee, ziyan olacak caaanım çaycık, diye kakalamaya çalışıyor. E kıyamadım, o kadar ısrar etti kızceyiz. Getir bakalım bi bardak ta içek şundan. İlk yudumu , tam da karşımda dinelip tepkimi beklemekte olan patroncuğumun suratına püskürtmemek için yutmak zorunda kaldım. Bu ne beah. Bunun paketi bir demlemeliktir malum, bizim Şesuye dört paketi bir arada demleyince iğrenç ötesi bişey olmuştu yeminle. Olmaz böyle şey yoksa rüyaa mı tam mutlu oldum derken, yıktın bütüün dünyamıııı.

Şimdi de İtalya’ya gidiyor patroncuğum ve cemba kişisi. Offf yaaa.. ben de gitmek istiyorum. Neyse cemba kişisi, benim Corc’a selam söyle canım. Bi daaa sefere de biz gideriz. Batsıııın buu dünyaaaa? Yok batmasın.

Koca kişisiyle de görüşemiyoruz pek bu aralar. O da Rusya fatihi oldu çıktı başıma. Gecesi, gündüzü, haftasonusu, ooo… Sanırsam KGB ajanı filan yaptılar bunu da bana demiyo. Bu Alana denen haspa da bunun yardımcısı herhal. Neyse Allah muvaffak etsin ne diyim. Sana benim gözümleeee bakan göözler kör olsun, diyim mi? diyim bari. (Oyarım da eline veririm o gözleri ben adamın. Kibarız dediysek o kadar da değil yani. Dellendirmeyin adamı, pardon kadını.)

Özledim herifi valla. Ne güzel tatlı tatlı atışıyoduk. Küt müt… olsun. . Kendi halimizde geçinip gidiyoz 15 senedir.Yavrularımın babası, evimin direği, dön artık. Bak yavruların salya sümük kapılarda bekleşiyo. Karıcığın hasretinden ranzalar eskitti. Ühü ühü.. Biz ne badireler atlattık onunla be. Bu İncegül kişisi neler gördü geçirdi. Hey gidi günler hey. Buraya da Akşaaam oldu hüzünlendim beeen yineeee, yakışır mı? yakışır.

Ay bu günlerde sevindirikli bi haber aldım çok şükür. Benim çatlak yol arkadaşlarımdan Halime, halimeymiş, amaaaan hamileymiş işte. Şimdi bu Halime kişisi, istinasız her akşam, daha kapıdan çıkarkene arar Goncasını, Eloooo- çıktım ben-sen çıktın mı?-çıkışalım mı?-evde görüşürüz-gibisinden konuşmalar yapıp, biz diğer çatlakların diline düşer. Yazık aplası, yeni evliler daha. Aşık aşık. Görürüm ben onları sonra. Neyse işte güççümen bebeleri olcek. Darısı olmayanların başına şeklinde dilekte bulunuyor, buraya da Guuuuurbeeeeeeeettt nınınını guuuuurbeeeeeeetttt nınınınını guuuuuurrbeeeeetttt kuşlarıııııııııı diyorum. Uymadı mı? Uydu, uydu. Hemi de cuk oturdu. Anlayan anlamıştır herhalde. Huuuu, mesaj diyorum, alındı mı diyorum, kime diyorum ben?...

Hadi ben gidiyorum günlük,

Biiiiir gidene kal demem asla.. ikiiiii ezdirmem kendimi…..

Tamam tamam kesin gidiyom bu sefer. Hadi iyi bak kendine.

Kendine iyi baaak deme, denmeeez saçma. Kendime bakarıııım elbet, sen hiiiç korkma. Kendine kalıyoooor insan, enindeee sonunda…

Ya tamam yaaa, gittim işte. Tutma beni günlük.

[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

Günlükçüm, ciddi olucam bundan sonra dediydim ya. Aha ispatı aşağıda. Çok romantik, çok ilginç, tesadüfen sonu güzel biten, bir aşk hikayesi anlatıcam şimdi. Bana da çok eskiden bir arkadaşım anlatmıştı. O da benim gibi, çok ciddi ve romantik bir kişilikti.

Kız ile delikanlı, çocukluktan beri birbirlerini deliler gibi seviyorlarmış. Gelecek planları kuruyorlar, pembe panjurlu ev hayal ediyorlarmış. Bahçesinde koşup oynayan çocuklar, pembe, sarı, beyaz çiçekler.

Bir gün hiç beklenmedik bir şey olmuş. Delikanlı çok uzaklara gitmek zorunda kalmış. Delikanlıyı buralardan götürecek geminin gelmesine birkaç saat varmış sadece.

Kıza bir yüzük vermiş gitmeden. Kendi parmağına da aynısından takmış. Eğer ben döndüğümde bu yüzük parmağındaysa bileceğim ki beni hala sevmektesin ve beklemektesin. Yok, parmağın boş ise senden bana yar olmaz.

Aradan yıllar yıllar geçmiş. Kız beklemiş, sevgisini büyüterek beklemiş. Hasretinden bir deri bir kemik kalmış. Ama, yine de beklemiş. Kaç yıl olursa olsun, beklerim. Yeterki dönsün.

Bir gün bir haber gelmiş. Delikanlı aynı limanda bekle beni geliyorum diye mektup göndermiş. Kız, delikanlının geleceği gün limana koşmuş. İşte gemi görünmüş.

Uzaktan sevdiceğini görmüş kız, el sallamış elleri koparcasına. Ama o kadar zayıflamış ki, sevdiğinin verdiği yüzük, parmağından çıkıvermiş ve denize uçmuş.

Ah ne diyecek şimdi yarine? Nasıl anlatacak derdini? Ağlamaya başlamış.

Delikanlı gemiden inmiş. Kızın parmağına bakmış ilk. Kız anlatmış. Yalvarmış.

Kızın gözündeki yaşları gören delikanlı, ona inanmış. Gel demiş. Çok açım, yemek yiyelim, hem konuşuruz.

Bir lokantaya girmişler. Kocaman bir balık gelmiş masaya. Balığı kesmişler. Bir de ne görsünler..

Balığın içinden ne çıkmış sence günlük?

Not yazmadan duramaz oldum: Sorunun cevabını mutlaka istiyorum romantik ve de tahmin yeteneği pek kuvvetli canım arkadaşlarım.

[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

Bu gün 1 Nisan günlük.

Adet olmuştur. İnsanlara eşek şakaları yapılmak suretiynen, yüreklerine indirilme günü olarak kutlanır.

Sabah kahvaltıdan sonra koca kişisi işe gitti bittabi. Ben de çöp evimi temizlemekle uğraşıyorum. Maxicim yavrum. "Aney bu gün hiç bi etkinlik yapmıycaz mı ki?" şeklinde kafamı karıştırıyor. "Nasıl yani çoocum? Gezmeye filan gitmek gibi mi?"

"Yok aney ya hani 1 Nisan ya.. "
"Nasıl bi etkinlik yani? Temsili milis kuvvetleri falan olacak, bizimkiler onları yenecek masucuktan, öyle bişey mi?"

"Ya şaka maka diyorum anne yaa. "

"Ayıp oolum ya, boşver yapmıyalım."

"Yapalım, yapalım.. "

E benim de içim kuduruk. "Tamam yapalım peki de, kime yapalım." Oturup biz bununla istişare edip, kurban seçiyoruz. Kurbanın bundan haberi yok tabiidir ki..


"Ananem..." Vay hain. Seni büyütüp, besleyen kadın. Annenden çok emeği var üzerinde. Nankör torun. Senaryoyu da kendi yazıyo benim yavru. Ben de istemeye istemeye!!! dahil oluyorum. Nihohahaaaaaaaa...

N.Sultan'a tel çekilir.

"Anneeeeeeeee...." o kadar endişeli bir ses tonudur ki, dakka 1 gol 1 yani.

"Ne var, ne oldu, kız bi şey mi oldu, çabuk söyle!"

"Ya bu Smallbrother var ya...."

"Eee... var, nolmuş?" O zati yaklaşık 26 senedir var.

"Ya bizde de şu anda. Ehliyetini unutmuş evde, polis çevirmiş..."

"Eeeeeeeeeee.... " N. Sultan'da nefes alış verişler hızlanmış, telaş dorukta, bastır hain evlat..

"Vergisi mi ne eksikmiş arabanın bi de."

"Kızım çabuk söylesene şunu, ceza mı kesmişler?" az kaldı kadın kalp krizi geçirmek üzere.. devam.

"He anne, 2.500 YTLcik.. "

Hönk!...

"Annee, anne orda mısın?" Heh gitti kadın işte.. anne burası Türkiye. Böyle ufak tefeğe bu kadar ceza mı keserler? Akıllı kadınsın sen. Uyansana. Can alanların bile hapis yatmadığı bi ülkede yaşıyosun.

"Bana bak kız... şaka yapıyon di mi?... ver bakiiim onu bana!" O dediği bizim smallbrother. Yavrucak işinde gücünde. Haberi yok ki hiçbişeyden.


"Nisan Biiiiiiiiir....." gevrek gevrek ve en şirinlik muskası halimlen tabi..

%&...!!!!!)))&&%%%%%%.......

Yukarıdaki satır, N.Sultan'ın telefonu suratıma kapatmadan önceki son sözleri olup, tarafımdan sansürlenmiştir. İlk şakamız başarıyla sonuçlanmıştır. Eylemlerimiz sürecek..

______________

İkinci kurban, beni Pazar pazar işe gitmek suretiynen, derin üzüntülere gark eden Koca kişisi.. büyük bir zevkle telefon edilir.

"Kocaaaaaaaaa...." yine ses en telaşlısından.... "bizim deli Mini n'apmış biliyon mu?"

"N'apmış ki?"

"Avucuna japon yapıştırıcısını doldurup, saçlarına yapıştırmış elini. Ayıramıyooz." Bu arada fikir yine Maxi kişisine aittir, belirteyim.


"Ciddi misin sen?" Aaa lütfen, çok ciddi hatunumdur ben, ne diyon sen. Doğa Bekleriz modeli de bi yavrum var evde...

"Evet ya, ne yapalım Koca şimdi? Yavrucak bas bas bağırıyoo." bu arada Mini'yi de bağrıtıyoz, mahsucuktan. Oskar alcez biz ailecek, oskar... En iyi senaryoo, Maxi, en iyi yardımcı erkek oyuncuu, Mini, ve bittabi en iyi kadın oyuncuu, İncegül. Alkııış...

"Siz hemen hastaneye gidin, ben de çıkıyorum, gelirim oraya.." Koca paniğin dibine vurmuş. A Koca, böyle bir durumda ben seni arar mıyım? Zaten hemen hastaneye koşmaz mıyım? Benim kafa basmaz mı yani diyosun? Bu gün de herkesin saf olası tuttu.

"Yok yok şaka yaptım ben onu be..."

"!!!!!!!!!!&;;;&&&%%%%%%........."

Ya 1 Nisan yaa, hani o bakımdan şeettirdiydim. Niye kızıyon ki? Allah allaaaah...

"%%%%%%%%%&;;;;;&!!!!!!!!!..........."

Ay ne ayıp yakışıyo mu sana?

Küüüt.

Sana küt bikerem. Aman beeeee...

___________
İşte böyle günlükçüm, bu güzel Pazar günü itibariyle, bir daha espri duygusu gelişmemiş şahsiyetlere Nisan 1 şakası yapmamaya karar vermiş bulunmaktayım. Bu insanlar da hiç şakadan anlamıyolar hiiiç.

Aha bu da not: Ay çok güldüm. TV kanallarımızdan biri de 1 Nisan şakası yapmış bize. Nihat Doğan kişisine program yaptırmışlar güüya.. ama niye sonunda Nisan Biiiiir, demediler, anlayamadım. Hehe.. ne komik di mi? Eeeee siz niye gülmüyonuz? Niye Nisan Biiiiiir demiyonuz? Şaka değil miydi o? Ne yani.. gerçekten program mı yapıyor? Hadi canııım... E yok artık...

Aha bu da çok açıklayıcı bi başka not: Bu gün ayın 2 si olmuş, ne Nisan 1 inden bahsediyon mu dediniz? Bu yazı aslen Pazar günü yazılmış olup, benim bilgisıyır tamamıyle sıyırdığından size ulaşamamıştır. Kendisine format atılmak suretiyle beyni yıkanmıştır ve bundan sonra sorun çıkarmayacağı ümid edilmektedir. Anlayışınıza teşekkür eder, gecikme için özür dileriz efem. (Bundan sonra böyle, çok ciddi hatun olucam ben.)