[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

Mini yine kıskançlık krizine girmiş günlükçüm. Abisine üstünlük kurma çabasında. Halk arasında çiş yarışı tabir ederiz biz. Zaten bunun kıskançlığı dillere destandır. Kime çekmiş ki acep. Benim öyle masum küçücük bir iki kıskançlık vakam olmuştur zamanında ama, dile getirmeye bile değmez yani.. Anlatıyım bak istersen.

Bir keresinde benim bigbrother hasta. Mini kadar falanım o sıra. Ama annem nasıl ilgileniyor. İlaç veriyor. Yanından ayrılmıyor. Çocuğu hasta olan bir anne nasıl davranıyorsa öyle işte. Ne ayıp anne. İnsan biraz da kızıyla ilgilenir di mi? İlla hasta mı olmam gerekiyor? Tamam o zaman olurum ben de..

Kış gecesi. Kar yağıyor. Hava buza kesmiş. Sobanın olduğu odaya yataklar serilmiş. Herkes uyuyor. Gizlice yatağın altına giriyorum. Taş ta çok soğukmuş be. Üstümdekini de çıkarıyorum. Bir atlet yatıyorum sabaha kadar.

Sabah annemden önce uyanıp hemen giyiyorum üstümü. Bigbrother daha iyi. Ateşi falan yok. İyileşti bebe. Annem kalkıp okul için hazırlıyor beni. Ama halsizim. Üstelik üşüyorum da. Annem, kızım ateşin mi var senin. Gitme okula bugün diyor, saçlarımı iki örgü yaparken. Yok annecim iyiyim ben diyorum.

Okula gittim zor bela ama, dersin ortasında acayip bir öksürük. Köpek öksürüğü tabir edilir. Gırtlaktan gırtlaktan acıtarak çıkar böyle. Öğretmenim, ay o benim bitanem, kokusunu hala hatırladığım. Yavrum sen hemen eve git, doktora götürsünler seni, diyerek gönderdi beni. Neyse efeeem, tam 1 ay hasta yattım. Yataktan da çıkamadım. Annem benimle bi güzel ilgilendi.

Bir de hiç unutmam, 4-5 yaşlarındayım. Yine karakter oyuncusu bigbrother kişiliği. O zaman beşik bebesi daha. Minimini bişey. Uyuyor. Ben de oyun oynuyorum. Annem dedi ki, kızım ben acık bakkala gideyim, ekmek alayım kardeşin uyurken. Sen oyna olur mu uslu uslu. Olma mı annecim. Benim gibi bi akıllı evlat başka ne yapabilir ki. Lütfen bak, kalbimi kırıyosun.

Annem kapıdan çıktı bu bizimki başladı ıngaaaaaa ıngaaaaaaa. Ya sus, zati gıcık oluyom sana. Ben tek yavruyken geldin. Bütün forsumu söndürdün. Herkeşler gelip seni kucaklıyo. Öpüp kokluyo. Cevap, ıngaaaaaaa ıngaaaaaaaa…. Dur bunun susacağı yok. Korkutsam azıcık. Gel bakalım kucağıma bebecik.

Alıyorum bunu çıkıyoruz balkona. Balkon dediysem öyle korkuluğu falan yok yani. Korkutucam ya. Sus bebe atıcam bak aşağı seni diye sarkıtıyorum aşaaa doğru. Komşular cama fırlamış. Kızım gir içeri. Girmem ağlıyo buuu. İçeri gir bak susar o diyor komşulardan biri. Yok atıcam kararlıyım. Tamamen kurtulacam bu dertten. Herkes bir tek beni sevecek artık. Annem bir tek beni sevecek. Evet sustu. Rabbim ne büyüksün. Sustu. Susmasa atıcam yavruyu aşağı. Hayır atmasam bile, düşebilirdi de. Canımın parçası, ciğerimin paresini öldürecektim kendi ellerimle. Sonra o vicdan azabıyla nasıl yaşardım bilmiyorum. O ayrı bi mesele.

Sonrasını hatırlamıyorum. Zaten çok küçüktüm. Sonra girmişiz içeri, annem gelmiş falan işte.. Annem sen onu nasıl hatırlıyorsun diyor bana şimdi. E zekaaadan diyorum ben de.

Neyse gelelim bizimkilere. Mini almış sazı eline..

Aabiiii var ya, annem ilk beni doğurmuş, sonra hastaneden eşantiyon olarak seni vermişler.

Hııııııı….. (uymuyor önce öteki.)

Var ya ben çok yetenekliyim. Örtmen uzay resmimi aldı, yarışmaya göndericek. (sevimli ukalam benim.)

Evet göndericek. İbret-i alem olsun diye. Bakın uzay böyle değildir, böyle resim yapmayın diye.. (hehe aferin beee.. iyi espri.)

Sen kendine bak. Senin resimlerin çok kötü bi kere. Yeteneksizsin sen işte.

Ooolum ben gerçekçi resimler çiziyorum. Seninkiler gibi yaratıklar, melekler, abidik gubidik şeyler yapmıyorum. Pikaso musun sen öyle şeyler yapıyon.(pikaso mikaso heyt yavrum, yürüü.)

Bi kere annem en çok beni seviyoo. (Bu sefer damardan giriyo velet..)

Hayır canım annem bi kere ikimizi de seviyo. Üstelik önce beni doğurdu. Hem senin annen kel ve köyde yaşıyo. (bu konuya bilahare değinilecektir.) sana acıdıkları için bakıyolar. ( E sabrı taştı çocuuumun tabii. O da savunacak kendisini. Kararlıyım müdahale etmiyorum.)

Ben bi kere çok iyi top oynuyorum tamam mı.. (yavrum, adamın uzmanlık alanına girdin, yanlış taktik.)

Top oynuyomuş.. ooooolum ben klüpte oynuyorum, senin gibi evde oyuncak ayıcıklarla futbol maçı yapmıyorum. (vay maxi’me bak sen, aslanlar gibi mücadele edip, savuşturuyo bütün hamleleri.)

Bi kerem ben bi sürü gol atmıştım ya, sen kaleciyken allaaa allaaa. (son çabalar mini’mden, oy küçüğüm benim.)

Ben istemesem zor atardın sen o golleri. Neyse hadi gel bak CD koyup seyredelim ister misin?

Oluuuuur.

Çok seviyorum günlük ben bunları yaaaaa.
[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]




Sevgili günlük,

Hayatının bir döneminde yolu 80’lerden geçmiş olanların, duyduğunda “ahhh bee” diyecekleri bazı sözcükler vardır. Efsane 80’lerde çocukluktan ilk gençliğe adım atmış ve gençliğinin baharını yaşamış bir 80 gazisi olarak, bunları, bilenlerin yüzünde tebessüm, bilmeyenlere de bir aşinalık yaratma babında, hem kendim kendime de bi nostalji olsun diye, şöyle bir sözlük şeyettiydim. Okumak isteyen buyursun.

Şalvar pantolon: Üst kısmı sanki pislemişsin de dolmuş torba şeklinde olup aşağıya doğru inanılması zor bi şekilde darlaşan giyim eşyası.

Vatka:Senelerce vücut çalışsan genişletemeyeceğin kadar geniş ve alımlı! omuzların olmasını sağlayan süngerimsi varlık.

Strech kot: Kızların giymeye bayıldıkları, erkeklerin de kızların giymesine bayıldığı baldır bacak ne varsa sarıp sarmalayan giysi.

Aerobik. Pirimiz, önderimiz Jane Fonda sayesinde meşhur olmuş. Daracık siyah parlak taytlar giyip popişi bi sağa bi sola sallayıp, bacakları mümkün olduğunca yukarıya kaldırmak suretiynen yapılan bir tür spor dalı.

Beyaz çorap: Saflığın ve temizliğin simgesi..ahanda benim annem çorabın altında bile leke bırakmadan yıkayabilirin kanıtı, her tür giysiyle giyilebilen bir çorap türü. Özellikle takım elbise altında süper durur.

Havlu çorap: Yaz sıcağında bile giyilebilen, teri çekmek yerine terden ayaklarda dayanılması imkansız kokular bırakarak hayatımızın bir dönemine damga vuran bir başka çorap çeşidi.

Converse : Son iki yıldır yine moda olsa da, altın çağını aslında o dönemde yaşamış olan, alamayanın toplumdan dışlandığı, fakirsin sen fakirsin diye hor görüldüğü, popüler olabilmek için olmazsa olmazlardan, giyilesi hatta öpülesi, ayakkabı yerine efsane ismini hak eden bir tür spor ayakkabısı.

Konch: Rengarenk, cıvıl cıvıl. Genelde taytla birlikte kullanılan, ne işe yaradığı pek te anlaşılamayan ayak kısmı kesik bir tür çorap.

Pac-man:Teknolojinin bu boyutlarda ilerleyeceğini kimse tahmin edemezken, 3 boyutlusu, zırtı vırtı derken bi dünya oyunun icat edilmesi bile düşünülemezken, kendi halinde, bişeyler yiyerek kendine yol açıp açıp ilerleyen bir tür bilgisayar oyunu kahramanı

Şahap Lorenz: Reklamlarıyla gönlümüze taht kurmuş.. şahsiyetli yayınların şahsiyetli televizyonu.

Necefli Maşrapa: Canımız, tek kanalımız TRT 1 imizin, teknik nedenlerle yayını kesildiği zaman dakikalarca seyredip, her kıvrımını, her desenini ezberlediğimiz nadide sanat eseri.

Voltran: Bi sürü rengarenk robotun birleşerek oluşturdukları, kötülerle savaşan bir tür kocaman kahraman robot.

Şeker Kız Kendy: Rahmetli Antony’si vefat ettikten sonra uzunca bi süre hayata küsen, sonrasında Terry ile tanışıp yeniden beyaz güller yetiştirmeye başlayan bir tür sevgi pıtırcığı.

Ceyar: Bu gün bi kanalda tekrar seyrederken, Allahım aslında ne kadar da masum şeyler yapmış, biz yıllarca kötü adam diye bunun günahını almışız diye hayıflandığımız, şimdikilerin yanında melaike gibi kalan entrikatör dizi kahramanı.

Kara Şimşek:Kimimizin hadi len konuşan araba mı olurmuş diye dalga geçerek ya da kimimizin ulen bee vay be hayret nidalarıyla ,olabilir mi diye gıptayla seyreylediği teknoloji harikası zannettiğimiz bir arabanın, başrol oynadığı dizi.

Serpil Çakmaklı:Kelebekli tokasıynan kıvır kıvır saçlarını sıkıca tepesinde toplayarak, yüzüne gerilmiş ifadesi verebilen, belki de botox olayının ilk temellerini atan şuh bakışlı, esmer sinema sanatkarı.

Nuri Alço:Filmlerde kızları uyuşturucuya alıştıran ya da gazozuna ilaç katıp sürekli iğfal eden kötü adam. Ceyar gibi onun da çok günahını almışız çok. Zaten sonra hatamızı anlayıp fan club bile kurduk ya…

Duran Duran: Simon Le Bon ve John Taylor gibi iki süper yakışıklıyı bünyesinde barındıran, The Wild Boys yani daha ne diyim. Annemden az fırça yemedim. Yapıştırdığım posterler duvarın boyasını kaldırdı diye.

Şimdilik bu kadar günlükçüm. 80'li yıllar iyi kötü izler bırakarak geçti gitti. O günlerden bu günlere çok şeyler değişti. Gözümüze kalem soka soka icraatlarını anlatan adam bile aramızdan ayrıldı. Teknoloji çok ilerledi çok. Bkz. resimler. Her ne kadar bazen o tek kanallı yarı renkli dönemi özlesek te, artık 9999 tane TV kanalımız var. Seyredecek bir şey bulamasak bile var. Artık gençlerin eğlence toplantılarına çay denmiyor günlük, beyaz çorap giyene kıro deniyor. Çok şey değişti çok.

80’ler, bence mutlu geçen bir çocukluk, asi ve tüm kötülüklere meydan okumaya çalışan bir gençlik, bir sürü anı ve ilklerin yaşandığı bir dönemdi. Sanırım o dönem, bir çoğumuz için efsaneydi ve hep öyle kalacak.

Haydi kal sağlıcakla.






[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]



Nabersin günlükçüm.

Dün akşam bir süreliğine elektrikler gitti. Karanlıktan pek te hoşlaşmayangiller ailesi olarak, ben ve yavrularım bu durumdan nasıl kurtulabilirizin hesaplarını yaptık. Hadi beyin fırtınası yaratalım. Düşünün çocuklarım. Ne yapalım?


Elektrik idaresi arandı bittabii hemencecik. Sayın abonemiz –efendim- bedaşa hoş geldiniz- hoşşşş buldum mersi- dahili numarayı biliyosanız-yok valla bilmiyom..yeminlen..bilsem niye söylemiyim- o zaman arıza için 3 ü tuşlayınız- iyi de uzatmadan baştan söylesene şunu-
Eeeee tuşluyom da kimse bakmıyoo. Akşamın bu saatinde bedaş senin için mesai yapacak değil a hanım, yat zıbar bi yerde.- Anlaşıldı…

Hadi yavrular yatalım da sohbet edelim. der anne.
Maxi itiraz eder. Anne maç var. Ben ananeme gidicem.
Mini bu fikre bayılır. Aabiiii nolur yaaaaa…

Biz üç camış, aslında tek kişilik olan ranzanın, hemi de üst katına, sıkış tepiş yerleştik neyse. Üzerimizdeki örtüyü ..ki o da tek kişiliktir malum.. düzeltmeye çalışıyorum. Maxi’cim gayet te kibar bi şekilde.
Annecim uğraşma, Mini’yi örtmene gerek yok.
Niyekine?
E onun kürkü var, sıcak tutar.
Aaaa oğlum ne ayıp.
Mini laf altında kalır mı? Yok kalmaz kanımca.
Bırak anne yaa.. o kendine baksın.. kutupta arkadaşları bu sene kış uykusuna bile yatamamışlar.
Yavru hem sosyal mesajlar veriyo, hem de öbürüne laf çarptırıyo.
Miniiiii oğlum ne biçim laf o öyle.

Hadiyin, bırakın didişmeyi de bundan 10 sene sonra ne durumda oluruz hayali kuralım. Tamam mı? Miniciiim,
Şimdi anne, ben bundan 5 sene sonra Elektrik Yarasa olucam, sonra kendimi geliştirip, Statik Şok olucam. Ciyuvvv ciyuuuuvvvv.
Hönkkkk!.... E ben şimdiden şok oldum zati. En azından konsepte uygun bişey seçti çocuk.
Maxi sen söyle bari yavrum. Malum aramızda en aklı başında olan sensin. Ya da biz öyle zannediyoz.
Ben de Tusubasa olucam o zaman…. Aha işte dedim ben.. bu da gitti. E haliynen etkileniyo yavru.
Nesibasaaa..? o ne beee?
Var ya anne şu çizgi filmdeki fitbolcu…… Başka bişey seçsen çok şaşırırdım çooocum.
Anladıııım. Anneniz de bu durumda vataşiva kendy olsun bari.
?????????
Heh öyle kalırsınız işte…

Tamam yavrular, hadi masal anlatalım birbirimize. Mini sen başla yine istersen. Mini başlar..
Şimdi bi tane evren savaşçısı varmış. Bi de optimus varmış... Anne yaaaa aabiiim gülüyo yaaa.. E iyi ya oğlum demek ki çok beğendi senin masalı. Devam et sen…optimus beyaz kutusunun içine girip, pegasusa karşı diğer arkadaşlarıyla birleşiyomuş… Buncağız, her optimus dediğinde maxi gülmekten kırılıyor, mini de masalı durdurup ona doğru hamle ediyor, sonra masala kaldığı yerden geri dönüyor...Odeon oluyolarmış, arenada savaşıyolarmış …………………… bitti..
Maxiiii.. sen anlat çocuuuuum.
Bi gün Ronaldinyo çok önemli bi maç için hazırlanıyomuş. O sırada Pele gelmiş ona taktik vermeye……………….. Anne bak, şuna bişey de, çimdikliyo örtünün altından.
Miniiiiii… rahat dursana yavrum.
Ama anne o da ayaaayla gıdık yapıyo habire.
Maxiiiii … koca dana. Bak böyle pire basmış it yavrusu gibi debelenip durmayın.. gacırdıyo ranza..birazdan aşağıyı boylıycaz hep beraber, zannımca.
Anne bu Mini var yaaaa okulda n’aptı biliyo musun.….
Aaaaabiiiiiiiiii, söyleme bak, ben de senin msn de kızlarla yazıştığını söylerim. (Söylemedin yani…)

Allahım elektrik gelsin. Nooolur..
Geldiiiii. Yaşasın.
De hastirin, inin len aşağı sıpalar.
Aabiiiii, annem küfür ettiiii..
Evet anne bi de bize diyosun, küfür etme diye.
Hele bi edin de göriyim ben sizi. Gidinin delileri.. kime çekmiş bunlar anlamadım ki. Belim tutulmuş zati.

Hadi günlük bye canım.

[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

SANA
SEVDİKLERİNLE BİRLİKTE,
BAHARLARI HİÇ BİTMEYEN,
ŞEKER GİBİ TATLI
BİR ÖMÜR DİLİYORUM.





DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN




[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]


Sana bi masal anlatıyım mı günlükçüüüm. Daha önce hiç duymadığın. Zaten masal bu.. adı üstünde. Uyduruk hikayeler işte.. Gerçek hayatta asla olamayacak olaylar zinciri..

Bir varmış bir yokmuş...yok olan aslında varmış ta, var olan yerinde yokmuş..

Zamanın birinde hiiiç bilmediğimiz bi ülke varmış. Kral ve ülkenin ileri gelenleri çalıp çırpıp, hazineyi hortumlayarak ceplerini şişirir, zavallı halk ta günden güne zorlaşan hayat şartlarından ve işsizlikten fakirleşirmiş. Birine her gün bir daha eklenen vergilerden beli bükülmüş zavallıların. Ancak ülkenin ünlülerinin dertleriyle o kadar meşgulmüşler ki kendi dertlerini unutur olmuşlar. Ülkede hırsızlık, uğursuzluk, namussuzluk geçer akçe olmuş. Düzenbaz, üçkağıtçı ve yalaka olanlar baş tacı edilirken, doğruyu söyleyenler bütün köylerden kovulmuş. Suç almış başını gitmiş. Kardeş kardeşi vurur olmuş. Adalete güven kalmadığından, eline silah alan kendi adaletini yaratmaya çalışırmış.

İşte bu bizim bilmediğimiz ülkede Hamza ile Gretel adında iki kardeşçik varmış. Zavallı fakir evlerinde baba ve annesiyle birlikte yaşamaya çalışıyorlarmış. Yıllar evvel bir ekonomik buhran sonucu işini kaybeden baba, gündelik işler yaparak evi geçindirmeye, çocuklarını okutmaya çalışıyormuş. Hamza ve Gretel de ona yardım etmek için okuldan sonra sokaklarda mendil satıyorlarmış.

Vakitlerden bir vakit işte tam da bu vakit, Hamza ve Gretel yüklenmişler selpak paketlerini, dökülmüşler yola. Akşam ayazında buza kesmiş minicik elleriyle eve ekmek getirmek için arşınlıyorlarmış yolları. Burunları kıpkırmızı olmuş yürürken, birden, kenarda, gazete kağıdının üzerinde duran yiyecekleri görmüşler. Pastalar, börekler, kurabiyeler her çeşit yiyecek varmış. Almayın, hırsızlık olur bu, diyen vicdanlarının sesini, midelerinden yükselen gurultular bastırmış. Başlamışlar yemeye.

O sırada kötü kalpli Kudret kişisi çıkmış ortaya. Meğersem bu yemekleri oraya, aç çocukları tuzağa düşürmek için kendisi koymuşmuş. Siz benim yiyeceklerimi mi yediniz bakalım deyip kaptığı gibi onları, pis kokulu, inden bozma bi döküntüye götürmüş. Mekanda yaşıtları daha bir çok çocuk varmış. Hepsi ellerindeki torbalara yüzlerini gömmüş, garip garip nefes alıp veriyorlarmış.

Tüm bunlar olurken, Hamza ve Gretel'in birinci dereceden kuzeni, hala kızı Kırmızı Eşarplı Kız, kendi elleriyle pişirdiği böreği de almış, dayısını ve yengesini ziyarete gitmekteymiş. Kızcağız, bir evde hizmetçilik ediyor ve o evde kalıyormuş. Akşam karanlığında vitrinlere bakarak yürürken karşısına bir başka kötü kalpli kişilik olan Kültigin çıkıvermiş. Kültigin ona senin gibi güzel bi kızın böyle fakir yaşaması doğru mu? Senden ne çirkinler manken, oyuncu, sunucu oluyorlar. Gel benimle, seni şöhret yapayım. Pamuk Prenses gibi saraylarda yaşatayım...demiş.

Kırmızı Eşarplı Kız, annesinin ölmeden evvel kendisine verdiği nasihati hatırlamış. Kızım hain insanlar seni kandırmak isteyebilir. Ama sen doğru bildiğin yoldan hiç sapma... İyi de zavallı annesini parasızlıktan tedavi ettiremedikleri için kaybetmemişler miydi. Babacığı ise Saray yalakalarının halkın gözünü boyamak için açtıkları çukura düşmüştü ve bu ne ilkti ne de son olacaktı. Bu işin sorumluları yeni çukurlar açmakla meşguldüler. Paraları olsa belki annesi ve babası yaşıyor olacaktı. Şimdi bir fırsat çıkmıştı karşısına. Belki de Kültigin ona güzel bir hayat sağlayacaktı. Belki de bir prenses olacaktı. Masal bu ya... hep fakir ve iyi kızlar prenses olmaz mıydı?

Bu düşüncelerle tutmuş adamın elini ve karanlık arka sokaklarda gözden kaybolmuşlar.

Aradan yıllar yıllar geçmiş.........

Hamza ve Gretelin anneleri yavrularından hiç bir haber alamayınca üzüntüden hasta olmuş, yataklara düşmüş ve sonra ölmüş. Zavallı ihtiyar babaları ise alkollü bir sürücünün kullandığı at arabasının altında kalıp can vermiş. Zavallı ölü adam, yapılan inceleme sonunda suçlu bulunduğundan, sürücü dilediği gibi at koşturmaya devam etmiş.

Kötü kalpli Kudret, Hamza ve Gretel'i önce o torbadaki şeye, sonra daha kötülerine alıştırmış. Ayrıca artık sokaklarda bunu satıyorlarmış ta.. Hırsızlık ta yapmak zorundalarmış. Bir gün yine sokaklarda iken karşıdan gelen kalabalıkla irkilmişler. Güruhun elinde bayraklar, silahlar... küfürler ve şarkılarla karşıdan geliyorlarmış... masal bu ya tüfenk daha yeni icat olmuş ama, dediğimiz gibi her isteyen rahatça alabiliyormuş. Mertliğe gelince o çoook önceleri bozulmuş, tüfenkle alakası yokmuş...

Bunlardan birisi havaya ateş ederken masal bu ya kurşun sekip Gretel'i bulmuş. Zavallı kız oracıkta ölüvermiş. Amaaaan nasıl olsa saray zindanında bi kaç sene yattıktan sonra af çıkar kurtulurum diyerek son bi kez bakmış bitirdiği hayata ve gitmiş.

Hamza, kardeşinin ölümüyle sarsılmış bir şekilde yürümeye başlamış. Sonra kaldırımda duran kadına ilişmiş gözü. Sanki tanıyor gibiyim demiş içinden. Biraz daha yaklaşınca bunun Kırmızı Eşarplı Kız olduğunu farketmiş. Ne yapıyorsun burada? Ne oldu sana böyle? diye sormuş. Kültigin beni sattı, kötü yola düştüm. Kaldırım kenarlarında etimi satıyorum diyememiş tabii. Sarılmış sıkıca, bıyıkları yeni terlemeye başlayan Hamza'ya, Kırmızı Elbiseli Kadın. Bir tek sen kaldın bana canım kardeşim demiş.

Kaçsalar, kurtarabilseler kendilerini. Beraber abla kardeş mutlu yaşasalar ne güzel olurmuş.

Ama Kudret'le Kültigin bırakmazmış ki peşlerini. Onlar güçlü, onların saray eşrafından bir sürü tanıdıkları var.

Sonra ayrılmışlar. Herkes kendi yoluna gitmiş.

Masal da burada bitmiş.

Ne bekliyorsun günlük? Bitti işte. Her masalın sonu iyi bitecek diye bi kaide mi var? Bu masalda kötüler kazanıyor. Dediğim gibi bu masal bizim hiç bilmediğimiz bir ülkede geçen hiç bilmediğimiz bir masal. Demek ki her masalda iyiler kazanmıyormuş.

Gökten elma falan da düşmemiş günlük boşuna bekleme...

Hadi günlük hepimize iyi uykular!!!
[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

23.07.2007 Saat:10.30
Sevgili günlüküm,

Bu günlerde içim bir dar ki sorma gitsin. Ya da sor ne biliiim sen bilirsin. Gökyüzü karamsar, ben karamsar. Öyle bir sıkıntı durumları yani. Yaşam enerjim azaldı sanki. Sesim düştü, yüzüm düştü. Keyfim hiç yok anlıycaan.

Bu gün de dert üstü dert günü sanki. Benim canım kardeşim gmemuzin kişisi var ya hani. Şu bıcırık, tatlı cadım. Biricik bigbrotherimin biricik eşisi. Bir ameliyat geçiriyor bugün. Ama ben yine yanında değilim. Zor günlerinde yanında değilsen ne gereğin var ki değil mi günlük.

İşyerinden bir kardeşimizin de göğsünden kitle aldılar. Araştırıyorlar.. inşallah sonuçlar iyi çıkar. Daha o kadar genç ki. Az önce telefonla görüştüm. Ağlıyordu.

Bir de benim Mini’nin öğretmeni gelmemiş bugün. Çocukları eve yollamışlar. Anneannesi hastanede. Benim yavru nerede hiç bilmiyorum. Arıyorlar bir de eve yolladık diye. Sanırım boncukçu fadime’ye gitti. Onun da telinde bir sorun var herhalde, ulaşamadım. Sıyırmak üzereyim. Allahtan aile hep bir arada. Mahallede de Mini’yi tanımayan yoktur. Bu yavru herkesle arkadaştır. Yetmiş yaşında adamla oturup muhabbet eder, o kadar yani.

Böyle zamanlarda en zoru da ne biliyor musun? Zoraki gülümsemek, insanlara hiçbir şey yokmuş gibi şirinlik yapmak. Müşterilere, aslında içinden bin tane yakası açılmadık küfür sayarken, son derece nazik olmak. Yani aslında kırıp, döküp, parçalamak isterken, içinden bağırıp, çağırıp, küfretmek geçerken, hanımefendi sanatçı olmak.

Ahanda yağmur boşaldı sonunda. İstanbul’da gökler ağlıyor şimdi. Sanırım biraz yağmuru seyredip kendime gelmeliyim. Sonra da raporları hazırlamalıyım. Mini’m ne durumda acaba diye düşünüp kendimi yemeliyim. Sevkiyatları organize etmeliyim. Maxi’m okuldan dönünce nasılsa kardeşine sahip çıkar, delikanlı oğlum benim deyip teselli bulmalıyım. Dosyalarımı düzenlemeliyim. İç hesaplaşmalarımı bitirmeliyim. Malum yol uzun, yürümek lazım.

Hadi günlük üzdüm seni de affet. Toparlarım merak etme.


23.03.2007 Saat: 21.30
Sevgili Günlük,

Minicik, boncukçu yengesine gitmiş. Kuzeni, nazar boncuğuyla çok güzel bir gün geçirmiş. Yani ben o kadar telaşlanıp, tırlattığımla kalmış oldum.

Akşam iş çıkışı, gmemuzin kişisini ziyarete gittim. Bıcır bıcır ediyordu. Narkozun etkisi geçmiş, gayet iyiydi. Nazik totosundan geçirdiği operasyon gayet başarılı geçmiş. Hatta kalkıp dolaşmak istedi. Kızım nereyi dolaşıcan? Delirdin herhal. Ben gelirken baktım. Ne bir mağaza açmışlar, ne de şöyle güzel bi park yapmışlar hastaneye. Yat, zıbar işte yataanda ne güzel. Yoruldum deyip duruyordun.

Diğer kardeşimizin de inşallah güzel haberlerini alıp rahatlarız.

Evet günlükçüm. Eve gelindi. Çocuklarım yanımda diye, sağlığımız yerinde diye, sevdiklerim ve beni sevenler var diye ve daha bir çok şey için şükredildi. İşyerinde yine iyi işler başarıldı diye içten içe gururlanıldı. İç hesaplaşmalar askıya alındı. Biraz daha rahatlamış olarak yola devam etmek için ayağa kalkıldı.

Öpüyorum günlük. İyi ki varsın.
[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]



Günlükçüm merhaba.

Biliyor musun tavsiye söz konusu olduğunda insanlar iki gruba ayrılırmış. Uymayacakları halde tavsiye isteyenler ve kimse istemediği halde tavsiyede bulunanlar.

Diyelim ki kızın biri tatil için Thailand’a gitmek istemektedir. Bu tatile parasının yetmeyeceğini çok iyi bilmektedir. Aslında 20 gündür ayağı alçıda olan nişanlısına bakması gerektiğinin de farkındadır. Ama gitmeyi de çok ister. Sonbahar olduğu için fiyatlar çok uygun, bu zamanda kimse Thailand’a gitmek istemez çünkü. Fakat nişanlısını nasıl ikna edecek ve bu harcamaların altından nasıl kalkacaktır?

Birilerinden tavsiye almaya karar verir. Tanıdığı herkesin fikrini almaya başlar.

“Sizce, Ekim’de Thailand’a gitmeli miyim? Mutluluğu hak etmiyor muyum?”

Arkadaşlarına, kız ve erkek kardeşlerine, annesine, babasına etrafındaki herkese bu soruyu sorar.

Gelen cevaplar aşağı yukarı aynı gibidir.

“Thailand’da Ekim ayında çok yağmur yağar. Beklesen iyi olur. Daha sonra nişanlınla birlikte ve kalacağın otel yarım metre suyun içinde olmadığı bir mevsimde gidersin. Gitmemelisin bedava bir seyahat olsa bile hayır. Tabii ki mutluluğu hak ediyorsun, ama bambudan yapılmış, tuvaleti ilkel bir klubedeki mutluluğu değil.”

Akıl soracak başka birilerini ararken, eski bir okul arkadaşıyla karşılaşır. Coğrafya dersinden atıldığı kalmıştır bu kızla ilgili aklında. Bir de onun tavsiyesini almalıdır mutlaka.

“Ekim ayında Thailand’a gitmeyi düşünüyorum.”der.

Thailand’ın nerede olduğu hakkında, kızın nişanlısı ve onun alçılı ayağı hakkında, hatta arkadaşı hakkında bile hiçbir fikri olmayan bu kız çok heyecanlanır.

“Evet mutlaka gitmelisin. Ben senin yerinde olsam giderdim. Ekim’de Thailand. Rüya gibi.”

Kız hemen seyahat acentasının yolunu tutar. Herkesler gitmesini öneriyordur.

Kız iki haftayı şemsiyenin altında pilav yiyerek geçirdiği Thailand’dan döndüğünde, nişanlısının fizyoterapistiyle evlendiğini öğrenir. Böyle bir şeyi ona nasıl yapmıştır? Neden gitmesine izin vermiştir? Ailesi, arkadaşları onun gitmesine neden izin vermişlerdir?

Hata kızın değildir ki. Başkalarınındır.

Kız “ Ben önce hiç gitmek istememiştim,” der, “beni başkaları ikna etti.”

_____________________

Bu arada ben de senden bir iki tavsiye isteyebilir miyim günlükçüüm?

Şu reklamlarına Derya Baykal ablamızın çıktığı süngerden istiyorum. Çok aradım bulamadım. Hani şöyle bi sürüyon, o yapışık, kokuşuk dağ gibi tencere cezve yığınını iki dakikada ışıl pırıl yapıyo ya. Onu veya muadili bişeyi bulabilir miyim acep? N’ooooolur.

He bir de şu reklamlardaki hanımlar en şık halleriyle müzik eşliğinde iki dönüyo, iki dansediyo ellerinde bezle de hani o çöp ev kıvamında pisletilmiş ev tertemiz oluveriyo ya.. ben onların sırrını öğrenmek istiyorum. Nerede ders verirler ki? Biz de öğrenip, yapabilir miyiz ki?

Louis Vuiton çanta almayı düşünüyorum. O kadar para verince kuş kondurur mu ki? Şahken şahbaz olur muyum ki? Şimdiden para biriktirmeye başlasam mı? 2035 yılında hala moda olur mu ki? Yoksam kendi bavulumla idare edeyim de o parayla bi yatırım neyin mi yapayım?

Ne dersin günlükçüüüm?


[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

SOBE 1……………..

Cumartesi sabahı şöyle arkadaşları ziyaret edeyim dedim. Önce baktım Gökhan sobelemiş beni. Marka demiş. Say sevdiğin markaları. Çok marka diye tutturanlardan değilimdir ben. Beğenirsem, markasına bakmam pek. Beğenmezsem de marka diye almam hiçbirşeyi. Ama yine de sevdiklerimden sayayım dökeyim bakayım.

1- LEVİS bana hep genç kızlığımı hatırlatır. O vakitler tabii böyle herkeste yok. 501 modeli güzel yurduma gelmemiş bile. Babama rica ediyoruz. Gemici arkadaşlarına getirtiyor. Hani şu k.ça kaçan kot diye anlatılır gençler arası muhabbetlerde. Severim de, giyerim de. Yalnız reklamı çözemedim ben. Şimdi bunu böyle üst üste mi giymek gerekiyormuş? Biz mi yanlış giyiyormuşuz bunca yıldır?

2- ADİDAS ve NIKE mağazaları, 14 yaşında, hayatının büyük bir kısmını spor yaparak, yapamazsa seyrederek, o da olmazsa spor konuşarak geçiren bir yavrunuz varsa, 2. adresiniz olabilir. Bir de satış elemanları çok kibar ve kültürlü. Malum bunca okküz varken, insan hasret kalıyor insan gibi insana.

3- ACE Ayşe Teyzeciğimin bana tanıtıp sevdirdiği çamaşır suyum. Çamaşır suyu ama, ben çamaşırda hiç kullanmam. Onun için çamaşırları cııırtlatıyo mu bilemem. Her türlü hijyende, başka tanımam. İlla o olacak. Gerçi bazı bazı koca kişisinin, ya kadın bu ev niye sürekli çamaşır suyu kokuyoooo diye haykırması olmasa daha da çok yerde kullanmak isterim ama…

4- CARA ve BELLISSIMA ikilisi benim kokuda favorilerim. Kadınsı, romantik, tatlı ve etkileyici iki koku. Başka parfümler, deolar kullanmışlığım çoktur ama, bu ikisinin yerini hiç biri alamadı. Bu koca kişisi koklayıp koklayıp aşık olduydu zamanında bana.

5- NESTLE DAMAK , çikolata deyince, tatlı deyince, lezzet deyince aklıma ilk gelen marka budur. Reklam sloganı gibi oldu di mi? Böyle bir lokma alıyorsun, önce erite erite bitiriyorsun çikolatasını ağzında. Sonra da fıslıkları kıtır kıtır yiyorsun. Üfff nasıl canım çekti. Hadi ben bakkala gidiyorum.

Ayçiçeği, Limon, Boripori SOBE SOBE SOBE

SOBE 2…………

Dolaşırken dolaşırken bi de ne göreyim. Çerkes kızı Öznur kızı da demiş ki Sobe sana, tavsiye ver biraz. Kelin merhemi olsa kendi başına sürer önce desem. Ben şöyle bi kendime tavsiyeler versem de, isteyen alsa olur herhalde.

1- Mümkün olan en kısa sürede spora başlamalısın İncegül. Kışın yorgunluğu, toksinleri başka türlü atılamayacak anlaşıldı. Ne mi yapıcan? Bahar geldi. Hiçbir şey yapamıyorsan sahile in koşu yap.

2- Daha çok kitap okumalısın. Okumaya daha fazla vakit ayırmalısın. Hadi hadi sen istersen vakit bulursun. Hatta bak bi kitap tavsiye edeyim ben sana HERKES BİRAZ KAÇIKTIR Yazar Susan F.Young. Çok eğlenceli, ve gerçekçi. Nörotiklerin el kitabı gibi bişey. Hayır canım nörotik olup olmadığını değil, az mı nörotiksin çok mu onu görüyosun.

3- Kırdığın kalpleri mutlaka ve mutlaka tamir etmeye çalışmalısın. Sonra çok geç olabilir. Telafisi olmayabilir. Sonra pişman olup kendini yemenin, bir ömür boyu vicdan yapmanın hiçbir faydası olmayacağı gibi, seni de yıpratır bilirsin.

4- Her zaman sevdiğin, seni mutlu eden şeyleri yapmalısın. Sevdiklerinle ve seni sevenlerle daha fazla vakit geçirmek için fırsatlar yarat. He bi de hobi edin mesela. İncik boncukla uğraş. Ne bileyim işte bulursun sen bir şeyler.

5- Bak sana son tavsiyem İncegül, öyle otu potu kafaya takıp, abuk subuk şeyler için kendini ve sevdiklerini yıpratma. Hiçbir şey için değmez emin ol. Mutlu olma fırsatını hayat sana vermese bile sen kendini mutlu etmeyi bilmelisin. E her şeyi de devletten beklememek lazım değil mi ama?


Çiçeklibahçe, Cadı, Yalnızlar Kraliçesi SOBE SOBE SOB
Etiketler: 10 YORUM | edit post
[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

Merhaba Günlük,

Akşam bi yandan çamaşır toplayıp katlıyorum, bi yandan da bizim Mini’yle sohbet ediyoruz.
Anne..
Efendim yavrus.
Örtmen benim resmimi çok beğendi.
Aferin oğluma zaten çok güzel olmuştu.

Çizdiği uzay resminden bahsediyoruz. Şimdi sana da anlatayım bak biraz. Uçan daire var yerde, onun yanında böyle antenli falan ama takım elbise giymiş bi uzaylı arkadaş. Sanırım Uzay Su İşlerinde çalışıyor, uçan dairesine binip memuriyetini sürdürdüğü yere gidecek. Tam karşı tarafında yine böyle antenli filan uzaylı bi kız. Pembe kabarık bi etek giymiş bale yapıyor. Muhtemelen Uranüs Opera ve Balesi sanatçısı. Bunların üst tarafında uçmakta olan bi kaç uçan daire ve bir de uzay mekiği hareket halinde. Mekiğin camlarından uzaylıların kafaları görünmekte. Sanırım o da toplu taşıma aracı. İşe gidiyolar. Biraz daha yukarı çıkınca çiçek şeklinde rengarenk uzay yaratıklarının uçtuğunu görüyorsun. Bunlar da böyle mutlu mutlu gülümsüyorlar. Sevgi pıtırcıkları. En tepede de iki tane küçük gezegen. Etraflarında halesi olan cinsten. Resmin her bir parçası rengarenk. Fonu da koyu bir maviye boyamış.

Anne uzaylılar dost canlısıdır di mi?
Öyledirler herhalde.(Valla tam olarak bilemiyorum oğlum o kadar samimiyetimiz yok daha.)

Maxi dayanamaz atılır .. heeee çok dost canlısıdırlar töbe töbe anne yaa demesene şuna böyle şeyler.. sonra abuk subuk şeyler anlatıyo ya.. çizdiği resme baksana çiçekli böcekli uzay mı olur.. Allah allah. Ooolum uzay bi boşluktur. Gezegenler vardır falan filan işte.. bu kadar.

Al işte aynı babası.. dümdüz.

Anne ben büyüyünce uzaya gitçem.
Astronot olursun, gidersin tabii yavrum. (Kır k.çını otur oturduğun yerde. Ne işin var elin uzaylarında.)

Maxi son bi gayret Mini ile anasını gerçek dünyaya davet eder. Ooooolum gidip napıcan karanlık zifir bi yer işte.. öyle mavi filan diil. Hem o uzay mekikleri de çok tehlikeli. Boşver sen dünyada kal. Anne ya lütfen yaa.

Beri tarafta Mini’yle anası bu davete icabet etmezler bittabi.

Anne ben uzaya gidince bana böyle her şeyini gösterirler di mi? Gemilerini falan..
Gösterirler canım. ( Ulen hayal gücünü sınırlandırmayalım diye koca kadının düştüğü hallere bak.)
Anne resmime ev de çizseydim keşke..uzayda ev olur di mi?
Olur sanırım. (Olma mı, hemi de tripilex.)
Anne ordaki lunaparkta çarpışan daire olur, dönme dolap yerine de dönen uydular falan olur, hani böyle uçan tren gibi şeyler var ya onlar çok seviyolarmış ona binmeyi, böyle yemekleri filan değişik olur, mesela ıspanak mormuş biliyon mu.. domatesler de pembe……

Bunun gibi sonsuz sorular ve yorumlara annenin verdiği cevaplar.. he oğlum, hı oğlum, evet oğlum, sepet yavrum şeklinde sonsuza doğru uzanııııır ve uzay boşluğunda kayboluuuuur gider.

Maxi sonunda pes eder. Daha doğrusu bu delilerle mi uğraşıcam. Seyredeyim spor programlarımı güzel güzel der ve vazgeçer.

Hadi günlükçüm baaaaaayyyyyeeeeeeee.

[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

Sevgili Günlük,

Akşam eve gittim. Ohh bu gün pek işim yok. Çocuklar yemeklerini yiyip odalarına çekildiler. Mini resim yarışmasına katılacakmış, uzay konulu resim yapıyor. Maxi de test çözecekmiş. Koca da zaten gece bi yarı geliyor. Ben de giydim pempe pijamalarımı, aldım koca bir fincan kahvemi, oturdum Avrupa Yakası’nı seyredeyim şöyle keyifli keyifli.

Dilililiiiiiii dilillilliiiiiiiii…
Noluyo yaaaa ….. baktım arayan numara işyerim. Ne bu şimdi.. bu saatte hayra aramazlar ya neyse.
Maxiiiiiiii koş oğlum telefona bak. Annem evden kaçtı de, Cibuti’ye siyasi sığınma için başvurmuştu, kabul edilmiş irtica etti de, hiç bi şey bulamazsan hakkın rahmetine kavuştu de. Saçmalamiyim mi?
Efendiiiimmmm…
İncegül Hanım Türkmenistan numunelerini bulamıyoruz.
E iyi de ben ne yapiiim.
Olur mu senin buraya gelmen lazımdır.
Niye ki? Oraya gelip şeytan aldı götürdü mü söyliycem?
Ama ama Türkmenler bu gece gidiyorlarmış.
Hay Türkmenbaşılar götürsün seni. Kardeşim deponun üstündeki bölüme bakın, oradadır. Bulamazsanız ararsınız yine…

Bu arada Avrupa Yakası yarılanmış, kahve soğumuş, İncegül’ün keyfi kaçmıştır.

Dilililiiiiiii dilililillliiiiiiiiii……
Üfffff yaa…..Efendiiiiiimmmmmmm
İncegül Hanım
N’oldu bulamadınız mı?
Bulduk bulduk ta.. doğru mu bulduk diye bi soralım dedik.
Yahu kardeşim petrol mü buldunuz alt tarafı bi kaç parça numune işte..
He şurasında vırtı vardır, burasında zırtı vardır… bu mudur?
Budur budur. Aferin bak bulmuşsunuz. Yani ben oraya gelmeden de bulunuyormuş, hatta beni aramadan bile bulunabilirdi. Yine de tebrik ediyorum, takdirlerimi sunuyorum.

Bu arada Avrupa Yakası p.ç olmuş, kahve bulaşık suyuna dönmüş, İncegül her ihtimale karşı pempe pijamalarını çıkarıp üzerini giyinmiştir.

Neyse ben biraz blog arkadaşlarımı ziyaret edeyim de neşem yerine gelsin. Oturuyorum PC nin başına. O da ne? Bağlantım gitmiş. Haydaaaa… nereye gitti bu şimdi ya…

Hadi Günlükçüm beraber arayalım. Şeytan aldı götürdü…
Resim ne alaka di mi? E biraz keyfimiz yerine gelsin bizim de...
[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

Selam Günlüküm canım,

Dün gece bi rüya gördüm. Gündüz niyetine.. hayırlar ossun inşallah… Yok rüyamı anlatmıycam. Çok korkunçtu çünkü. Tam korku filmi kıvamında. Hatırlamak bile istemiyorum. İstemiyorum da… şimdi ben böyle rüyaları görünce uyanıveririm. Maalesef dün gece de öyle oldu. Benim gözler lönk diye pörtledi. Hayır sanki saatlerdir uyumuşum da uykumu almışım sabah olmuş.. böyle de dinç bi vaziyetteyim. Saat daha 03.00. Daha sabaha çok zaman var. Bu kadar tırsmasam kalkıp televizyonu açıcam, belgesel filan bulunuyo bu saatte genelde. Kalkamıyorum ki.. çakıldım. Bi kötü huyum da böyle zamanlarda geri uyumamın bayağı bir zaman almasıdır.

Gözlerimi kapattım sıkı sıkı.. uyumaya çalışıyorum. Bi yandan da üçbuçuk atıyorum. Sokuldum iyicene kocaya.

Birden saçlarımın arasında bi şeyin dolaştığını hissettim. Allahım.. buz gibi ter boşanıyo sırtımdan. Gözlerimi daha da sıkı kapatıyorum..ama hala dolaşıyo işte bariz bi şekilde. Hayır uyumuyorum.. rüya değil. Hayal hiç değil..

Bir cesaret açıyorum gözlerimi.. artık ne olacaksa olsun napiyim.. kocadır belki de… boşuna tırsıyorumdur di mi?.. Kocaya bakıyorum.. dönmüş k..çını uyuyo. Eşhedü en lailahe illallah.. deyip dönüyorum tepe tarafıma ama kalbim de deli gibi atıyo bu arada…

Allah iyiliğini versin emi.. benim Mini dikilmiş başucuma saçımı okşamakta. Çocuuum sabahın 03.15 inde dellendin mi sen?Anne karnım ağrıyooo.. Hadi gel gir bakalım koynuma deyip şefkatle sarılıyorum yavruya.

Sonra bi böğürtü ve yüzümden aşağıya sıcak sıcak bişeyler akıyor. E be Mini.. yapılır mı bu anneye? Hemen kaldırıyorum. Bi daha…. Yatak, yorgan, yastık anne, baba.. artık Allah ne verdiyse batırıyor velet.

O saatte atıyoruz ne varsa suya. Kendimizi de bittabi.

Tabii yemiş dondurmaları gizli gizli sıpa.. diye düşünüyorum ama.. sırf o da değilmiş. Bizimki anneannesinin komşuya inmesini fırsat bilip bir baton salamı lüpletmiş gündüz bi güzel. Dedeyi de kafalamış, doğratmış bi de . Üçkağıtçı sıpa.


Bir de bana demez mi..ben ona karnı iyice acıkmadan yemek yedirmişim de ondan kusmuş. Yine suçlu biz olduk iyi mi.

Hadi günlük ben gidip bi duş neyin aliyim. Öyyykkk...
[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

Günlükçüm merhaba,

Şimdi ben Pazar günü evdeydim ya. Koca da yok, gezelim tozalım. Biraz TV seyredeyim bari dedim kendi kendime. Kanal kanal geziyorum. Her yerde magazin programları. Hadi biraz müzik dinleyeyim bari dedim. Hem yeni çıkan kliplere filan bakarım, hem de belki sevdiğim şarkılar çıkar.

Şu Kral TV var hani musiki kanalı. Açtım seyrediyorum. Klipler ayrı da.. bir de VJ adı verilen arkadaşlar var burada sunum yapıyorlar hani. Ben bunlardan birine takıldım kaldım. Kızcağız 20 li yaşları çoktan aşmış velakin böyle bebeler gibi konuşarak şirin olduğunu da zannederek klip sunmakta. Saçları da böyle iki taraftan bağlamış. Pippi diye bi TV dizisi vardı. Yaşı yaşıma uygun arkadaşlarım hatırlarlar.. aynen onun gibi yapmış kafayı. Kız konuşuyor hem de çok konuşuyor.

Bir insan toplamda 30 bilemedin 40 kelime kullanarak iki saat boyunca konuşabilir mi diye şaşırtıyor insanı. Bir de iki heceden sonra mutlaka ihi ihi şeklinde bir kıkırdama efekti yaparak bir insan nasıl çileden çıkarılır dersi veriyor.

Bütün tüylerimi ayağa kaldıran bu şirinlik muskasının Türkçe’yi kıyım kıyım kıymasını, kelime ve cümle katliamını seyretmekten de kendimi alamıyorum. Mazoşistim büyük ihtimalle.


Sınırlarımı bayağı zorlayarak seyrettiğim bu abladan sonra bir de yiğit!!! çıkıyor meydane, amanın da pek bir merdane… Sürekli bir ileri geri kırıta kırıta adım atma halinde konuşmaya çalışıyor. Muhtemelen de zor oluyordur. Sağ el aşağıya doğru bükük, sol el cepte.. dudaklarda mercan rengi bir ruj. Tamam artık bu kadarı da fazla. Bünye kaldırmıyor ne yapalım.


Bak dekorasyon programı başlamış. Seyredelim de fikir edinelim. Evimizin sağını solunu süsler püsleriz. Bahar geldi değişiklik gerek. İyi de niye zıplayıp duruyor ki bu adam. Hayır bu eskiden cansız manken idi. Bir canlandı pir canlandı maşallah. Hatta böyle zıplarken cam sehpaya mı girmiş, sehpa mı buna girmiş bir şeyler olmuştu ya yazık. Bi uslan, bi dur durak bil di mi? Aynı tas aynı hamam.

Neyse zıplaya zıplaya seçiyor alıyor eşyaları. Yanında bulunan, bulunmak zorunda olan, ya da hasbelkader oradan geçmekte olan zavallı insancıklar da kimi onunla birlikte sıçrıyor, kimi öyle bön bön bakıyor. Sonunda işlem tamamlanıyor. Şanslı!!! şahsiyetin evi dayanıp döşeniyor. Alıyorlar bu kişiyi, yazık bağlıyorlar gözlerini. Hele bir yaşlı teyze vardı ki içim acımıştı haline. 60 yaşında var kadıncağız, bağlamış bu süper zekalı gözlerini zavallının. Gözler açılınca bi afalladı teyzem. Sevinç ve şaşkınlığı bir arada yaşamıştı. Sonra bu yaşlı kadını da zıplatmaya kalktı, güya sempatik sunucu. Bunu da geç.. sinirlerimi harap edecek şimdi.

Amanda ne güzel kurbağalarla ilgili belgesel buldum valla. Onlar da zıplıyor. Hem de daha sevimliler. Seyrettim bir güzel onu. Kurbağaların avlanmasını, oradan fabrikalarda işlenip ihraç edilme aşamalarını anlatıyorlar.

Hani ben bazen şikayet ediyorum ya günlükçüm. İşim şöyle zor, böyle zahmetli. Valla biz çalışmıyoruz bile. Bu insancıklar gece sabaha kadar kurbağa avlıyorlar. Sonra fabrikalarda kadın işçiler bunları tek tek elleriyle alıp torbalara koyuyorlar, tartmak için. Daha sonra da canlı canlı derisini yüzüyorlar. Sonra bu temizlenmiş kurbağalar Avrupa'da lüks restaurantların mutfaklarında yerlerini alıyorlar.

Asıl beni etkileyen ise, avcılardan birinin evinde yapılan çekimdi. 70 yaşlarındaki annesi kurbağayı önce una sonra yumurtaya ve nihayetinde galeta ununa bulayarak, tereyağında nar gibi kızarttı. Sonra oturup bir güzel afiyetle yediler. Evin küçük çocuğu da nasıl iştahlı yiyordu. Evlerinin ekmeği, sofralarına da ekmek olmuştu.

Pazar günü TV maceram Buzda Dans'la sona erdi. Ben buz dansını çok severim ezelinden beri. Avrupa Şampiyonasını da hiç kaçırmadan seyrettim. Şimdi Dünya Şampiyonasını bekliyorum. Çocukken hayaller kurardım, o buzun üstünde olmakla ilgili. Tabi benim gibi sakar bir kadın bi tarafını kırmadan ne kadar kalabilirdi onu da bilmiyorum. Düz yolda takılıp düşüyorsun işte. Ne işin var senin buzla muzla. Tuğba Ekinci misin sen? Allah Allah.. yine sinirlendirdin kendini durup dururken.

Hadi günlük hayırlı geceler.
[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]
Sevgili Günlük,

Şimdi ben korku filmi seyredemem, karanlıktan nefret ederim diyorum ya sürekli.. sen beni böyle ödlek tırsak biri bellemişsindir herhal. Yok aslında çok gözü karayımdır ben. Hayatla ilgili hiç bişeyden korkmam. Kadere çok inanırım. İnsanlar yazılanı yaşarlar hep. Onun için dalarım öyle olur olmaz her şeye.

Final Destiniation diye bi film serisi var..ki bizde Small Brother’ın sayesinde kendileri Faynıl Dostuneyşın şeklinde bilinir.. En az birine denk gelinmiştir. Kaderden kaçılamayacağını fantastik bi şekilde anlatır bu film ..anti parantez solaryum sahnesini izleyen herhangi birinin ömrü billah solaryum salonlarının önünden bile geçmemesi lazım gelir.

Şimdi ben sana bi şey anlatıcam..dinle beni can kulağıyla. Küçük bi iç dürtmesinin, minicik bi karar değişikliğinin insan hayatını kökten nasıl değiştireceğini öğrenmiştim o gün ben. Kaderin senin elinde mi..yoksa sen mi kaderin elindesin çok düşünmüştüm bunu yaşadığımda.

Günlerden C.tesi. Sürüne sürüne yataktan kalkıyorum. Ne bulursam geçiriyorum üstüme. Okul yok çocuklar uyuyolar. Zati ben gelene kadar uyur onlar şimdi. Uykucu yavruslarım benim. Allahım nasıl da melek gibiler. Onlara bakınca yüreğime bi sızı düşüyor..öyle ağlamaklı oluyorum nedense o sabah. Doya doya öpüyorum amma doyamıyorum. Ortalığı toparlıyorum. İçimden de hiç işe gitmek gelmiyor. Allah Allah var ben de bu sabah bi şey ama bilemedim nedir.

Neyse güç bela çıkıyorum evden ayakkabıları bağlıyorum. Katları iniyorum..tam apartman kapısından çıkıcam..çocuklarımı bi kere daha öpmek istiyorum. Çıksam mı tekrar yukarı? Çıkayım yaaa.. zaten kaç saat göremiycem..şimdiden özlemişim yavruları. Geri çıkıyorum yukarı ayakkabıları çözüyorum..ki ben hiç yapmam bunu, evden çıktıktan sonra geri dönmem öyle çok önemli bişey yoksa..eve bi giriyorum ki..çocukların kapısının önündeki paspas alev almış.. evlatlarım mışıl mışıl uyuyolar.. melek gibi. Hemen kapatıyorum alevin üstünü daha yeni başlamış zaten. Kolayca sönüveriyor.

Bu kadar işte… dahası yok..Dönmeseydim ne olurdu, nasıl olurdu diye hiç düşünmüyorum şimdi..o günlerde kafayı yemeye az kalacak kadar düşündüm çünkü. Döndüm. Kaderim beni o kapıdan çevirdi geri. Allahım senden gelenden sana sığınırım. Kaderlerimizi güzel eyle.. Amin.

Hadi günlükçüm hiç bi şeyi dert etme kendine.. ne olacaksa o oluyor sonuçta...
[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]


Sevgili Palyanço beni sobelemiş bu arada.. ben ebe oluyorum. Acemiyim bu oyunda artıkın kusuruma bakmazsınız. Konu vazgeçilmezlerimiz.

1- Tabii ki ailem.Büyükten küçüğe doğru. BABİŞKOM.. cefakar, hiperaktif kişilik..gece bi yarı iste sen yeter ki.. canın ne çekti..gitsin, bulsun, alsın. Aman yeter ki çocukları mahrum kalmasın.. gelinler, damat ve torunlar da dahil buna. N.Sultan.. benim biricik tatlişkom. Mavi gözlü devim, sultanım, ANNEM. İlk aşkım, biricik sevgilim, hayat arkadaşım, birlikte yaşlanmak istediğim erkek.. KOCAM. Ciğerparelerim, hepsi ayrı ayrı gözbebeklerim, canlarım, karındaşlarım..KARDEŞLERİM ve onların sevgili eşisileri yıllarca hasretini çektiğim hazır KIZ KARDEŞLERİM. Gözümün ilk ağrısı, yüreğimin ilk sızısı, en güzel duyguları ilk anneliği yaşatan futbol ve GS fanatiği..çıtır sevgilim, kocaman oğlus MAXİ. Hiç düşünmüyorken ani bir kararla olmasına karar verdiğimiz ilginç kişilik, hayal dünyası çoook geniş insan, annesinin küçük ve erkek kopyası, FB fanatiği..minicik oğlus MİNİ. Nasıl unuttum affet benim miniğim diyorum ve benim tatlı Nazar Boncuğum YEĞENİM i ekliyorum. Niye rengarenk? Çünkü benim hayatımda hepsinin ayrı bir rengi var.

2- Arkadaşlarım. Onlar olmasa hayat hiç çekilmezdi. Eski arkadaşlarıma şimdi eğer kabul ederlerse Blog arkadaşlarım da eklendi. Hepsi toptan vazgeçilmezimdir.

3- Işık. Hı o da ne di mi? Bendeniz karanlıkta yaşayamayan bi tür canlı olduğumdan ışık olmadan asla diyorum. Karanlık bi odada nefes alamadığımı, daraldığımı ve öleceğimi hissediyorum. Karanlıkta uyuyamıyorum bile. O derece yani.

4- Tatlı. Allahım beni tatlısız bırakma diyorum. Başka da bi şey demiyorum. Türü fark etmez. Şeker içersin yeter.

5- Çalışmak. Her ne kadar bazı bazı çok şikayet etsem de..yoğun tempoyu seviyorum. Pazar günleri bile kendime yapacak bişeyler buluyorum. Yoksa hasta oluyorum. Hiç bi işin yok işte. Yat dinlen. Ne biliiim işte kendine vakit ayır di mi? Yok anam olmuyo. Hastalık ben de bu. Hiperaktif olduğumdan olabilir.

Benden bu kadar. Kaç kişi sobelemem gerekiyo bilmiyorum. Ama herkesleri sobeliyorum.. sobeliyorum..sobeliyorum…gmemuzin, sanem, ayçiçeği, çiçeklibahçe, limon, çenebaz, yağmur damlası, periliköşk, gayriye, renkler, nimet, aslı, dnz, bembi vee bu postu okuyan herkesler. (Palyançocuuum da , andy, kurunane, cadı ve mayonezi sobelemiş zati.. ohh bi sürü oldu. Hadi canlarım dökülün bakem. Oyun zamanııı.)
Etiketler: 24 YORUM | edit post
[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

Merhaba günlük,

Sen hiç dumur oldun mu? O mu ne? Ya hani vardır ya.. bi şey olur, biri bişey der, bi şey görürsün veeee hiç bi şey söyleyemezsin, gülemezsin, ağlayamazsın… nasıl yani?.. hadi be..olabilebilir mi ?.. falan olursun .. öyle işte.

Bak sana bi kaç örnek veriyim misal, for exampıl yaniii.
  • Sigarayı bırakmaya çalışan bir arkadaşımız nikotin bandı almış. Prospektüsünde aynen şöyle yazıyor:
    SİGARA İÇMEYENLER VE ÇOCUKLAR TARAFINDAN KULLANILMAMASI ÖNERİLİR.
    Yazık ama onların canı yok mu?
  • İki üniversite bitirmiş, masterını tamamlamak üzere olan kız arkadaşımız 20 lik dişlerini çıkarıyo.
    Soru şu: DİŞ BUĞDAYI PARTİSİ YAPICAM. PARTİ DE BUĞDAY PİŞİRMEM GEREKİYO MU
    Buyrun neresinden koparsanız kopun...

  • Ben: Bi tane düzgün pijama takımı almalı. Hepsi süslü püslü. Hani olur a hastaneye filan yatma durumum olur. İnsanlık hali.
    Yanımdaki gerçek dost: GECELİK AL BENCE, AMELİYAT OLDUKTAN SONRA DAHA RAHAT OLUR.
    Sağol canım sana da Allah Göstermesin.
  • Ben: (Barcelona dilimin ucunda da getiremiyorum. Tam adamından yardım istiyorum) Kız hani var ya şu dişlek şeker çocuk Ronaldinyo falan oynuyo. Neydi yaaaa?
    YOK VALLA BACIM BEN O DİZİYİ SEYRETMEDİM HİÇ. HANGİ KANALDA Kİ?
    Allah seni nasıl biliyosa öyle yapsın e mi….
  • Bi akşam yemeğindeyiz X kişisi ailesi , Y kişisi ailesi ve biz, X kişisinin evindeyiz. Bebeler tatlı yiyolar. Benim Mini 3-4 yaşlarında, bağırıyo: ANNE BU TATLI Y TEYZENİNKİNDEN BİLE İĞRENÇ OLMUŞ YAA.( bu kadar mı sanıyosun..çok yanılıyosun..dur daha..) Ben:Ne kadar ayıp yavru ne diyon sen kem küm ehem şey kusura bakmayın X ciğimve Y ciğim.. AMA ANNE SEN DEDİN YA Y'NİN TATLISI İĞRENÇ OLMUŞTU DİYE..
  • Aha şimdi b.ku yedin mi? Toparlayabiliyosan sen toparla..ya da bırak dağınık kalsın.
  • Yine bi akşam yemeği konsepti. Arkadaşımızın evinde toplanılmış. Tanımadığımız bi kaç kişi daha var. Yemekten sonra evin küçük cimcimesiyle sohbet ediyoruz. Babasının saç modeli, giyim kuşam konusunda kendini aştığını metroseksüel tanımlamasıyla anlatmaya çalışıyo:
    İNCEGÜL TEYZE BABAM HOMOSEKSÜEL OLDU ARTIK BİLİYON MU?
    Canım valla bilmiyodum ama ortamda bulunan 18 kişiyle birlikte ben de öğrendim.

Hadi günlükçüm görüşelim yakın zamanda. Bende havadis bitmez.

[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

Ve kadınlar bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen


ABD'nin New York kentindeki Cotton tekstil fabrikasında çalışan işçi kadınlar, 1800'lü yılların ortalarından beri daha iyi çalışma koşulları, emeklerinin karşılığında hak ettikleri ücret ve daha iyi yaşam için mücadele vermektedir. Ama bunca yıllık mücadeleye karşın elde edebildikleri pek bir hak yoktur.

En sonunda, 8 Mart 1908 günü, haklarını alabilmek için son çare olarak greve giderler. Ancak patronlar bu greve zalim bir şekilde müdahale ederler. Greve giden kadınlar fabrika binasına kilitlenirler. Patronlar bu yolla grevin başka fabrikalara sıçramasını engellemek isterler. Ancak beklenmedik bir şey olur ve fabrika yanmaya başlar. Ne yazık ki yangından fabrikada bulunan kadın işçilerden çok azı kaçarak kurtulmayı başarır Yanan fabrikadan kaçmayı ve fabrikanın çevresine kurulmuş olan barikatları aşmayı başaramayan 129 kadın işçi yanarak ölür.

Hal böyleyken 8 Mart’ı Dünya Kadınlara Hediye alıp verme günü olarak kutlamak yerine, ezilen, hor görülen, dayak yiyen, tarlada, fabrikada, her yerde çalışan ama emeğinin karşılığını alamayan, dayak yiyen, yavrularından ayrı kalmak zorunda olan ya da sıkıntılar içinde çocuklarını büyütmeye çalışan, açlık çeken, sefalet çeken, çalışmak zorunda olup mesleği olmayan, evde çalışan, dışarıda çalışan, anne olan, anne olamayan kısaca kadın olmanın zorluklarını az ya da çok bir şekilde yaşayan tüm hemcinslerimiz için yüreği acıyan, kaygı taşıyan kadın erkek herkesin alnından öpüyorum.

Hayatın bize verdiği en güzel hediye kadın olmaktır..diyebileceğimiz günlerin umuduyla, KADINLAR GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN.

Birleşmeş Milletlerin yaptığı bir araştırmaya göre,
1. Dünyadaki işlerin %66’sı kadınlar tarafından görülüyor.
2. Buna karşın kadınlar dünyadaki toplam gelirin ancak %10’una sahipler.
3. Dünya’daki mal varlığının ise % 1’ine sahipler.4. Başka bir deyişle dünyadaki işlerin % 34’ü erkekler tarafından görülüyor ama erkekler dünyadaki toplam gelirin % 90’ına ve toplam mal varlığının % 99’una sahipler.

Türkiye’den Rakamlar ( Milliyet, 8 Mart 2001)
1. Şehirlerde evli kadınların % 18’i, köylerde de % 76’sı eşleri tarafından dövülüyor.
2. Kadınların % 57,7’si evliliklerinin ilk gününde şiddetle karşılaşıyor.
3. Aile içi suçların % 90’ını kadına karşı işlenen suçlar oluşturuyor.
[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

Çok üzdüm değil mi seni? Yaramazlık yaptım gittiğimiz yerde..evden çıkmadan sıkı sıkı tembihlediğin halde. Kızım dağıtma oldu mu ortalığı diye tatlı tatlı rica ettin sen, ama ben tepindim, hallaç pamuğu gibi attım senin binbir zahmetle temizlediğin evimizi. Sürekli erkek çocukları dövdüm diye kapıya gelen komşulardan illallah dedin. Evden kaçıp gizli gizli babaannemlere gittiğimde, iki göz iki çeşme arayıp durdun beni. Çok üzdüm annem seni. Sen beni döverdin ya hani bazı bazı.. şimdi hep pişmanlıkla söylersin, cahillikti diye..hatta ağlamaklı olursun.. sakın ha.. ben onların hepsini hak etmişimdir. Hem senin vurduğun yerlerde güller açtı annem.

Hep korur kollardın ya beni. Sıkılırdım ben. Biraz rahat bıraksa diye içimden söylenir dururdum. Hani genç kız olunca bile hep öyleydi. Kızım sen daha toysun, tehlikelere çok açıksın diye.. Seni hiç anlamadım annem. Hiç hak veremedim. Ben kendi çocuklarıma böyle yapmıycam, özgür bırakıcam diye ahkamlar kestim. Hiç anlamadım hiç.. Ta ki.. ilk bebeğimi kucağıma aldığım o güne kadar.

Şimdi, o günlerde beni öyle sarıp sarmalamanı da, bu gün iki çocuklu kocaman kadın olduğum halde hala şunu da yemezsen küserim diye sıkıştırmalarını da anlıyorum annem. Hiç bunalmıyorum, sana hiç kızmıyorum. Anlıyorum ve seni çok seviyorum.

Bir gün bu ilgiden yoksun kalmaktan, bir gün senin sevgin olmadan yaşamak zorunda kalmaktan çok korkuyorum annem. Sana sarılamadan, o tatlı yanaklarından öpemeden, senin desteğin olmadan nasıl yaşanır bilmiyorum ki.. Sıkıntımda ağladığım omuzun, sevincimde pırıl pırıl parlayan maviş gözlerin olmadan nasıl yaşanır ki?...

Sen benim meleğim, kıymetlim. Sen gözümü açıp ilk gördüğüm..ilk sevdiceğim.

Sakın beni bırakıp gitme e mi benim canım annem.
[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

Günlük nasılsın görüşmeyeli.

Ben biraz nostalji yaptım bu akşam. Bakma Muazzez Ersoy'a rakip olacak kadınım ben. Döktüm çıkınımı ortaya, geçmişi kurcalıyorum. Çıkında ne mi var. Hatıra defterlerim, bilen bilir anket defterim, fotoğraflar, mektuplar ve günlüklerim...evet günlük itiraf ediyorum sen benim ilk günlüğüm değilsin... severim günlük tutmayı. Günde 5-6 sayfa yazdığım olmuş mesela. İnsan hayatında neler yaşıyo, neler görüyo, yıllar senden ne alıyo sana ne kazandırıyo hepsini görebilirsin günlüklerden. Biraz baktım neler yazmışım diye. Ben eskiden de böyle çatlakmışım canım be. Pek te değişen bi şey olmamış. Biraz daha kabullenir olmuşum hayatın kendisini o kadar. O zamanlar pek bi isyankarmışım. Ben şöyle yapıcam, böyle değiştiricem diye ahkamlar kesmişim. Ama yine de güzel o ilk gençliğin heyecanını yeniden hissettim. Hafiften gözler dolmaya başladı bakalım. Sonu hayır olsun.

Sonra resimlere baktım biraz. Ne kadar da büyümüşüz. Şu 19 Mayıs töreninde beyaz etek kırmızı tişörtlü tombul kız çocuğu ben miyim yoksa? 14-15 yaşlarında bişey. Kırmızı kurdele gibi bişey sallıyo. Aha Urfalım da burda. Bak bu işyerinde çekilmişti. Koca, Urfalı ve Ben. İşte bu da nikahından. Dördümüz oturmuşuz masaya imzalar atıyoruz. Baktıkça ağlıyorum..ağladıkça bakıyorum. Mazoşist miyim neyim? Daha dün gibi o küçücük evimizin kornejlerini takarken merdivenin tepesinde kocaynan kendimizi çekmişiz.. tabii o zaman Koca diil.. Nişanlı kişisi. Sonra gelinlikle gelmişim, o çok beğenerek aldığımız eflatunlu yeşilli koltukların üzerinde bir fotoğraf. Şu resimde karnıma bak kocaman..yanımda da anacığım maviş gözlüm benim. Anaaa... şu tombik bebe benim Maxi, babası Güneydoğu'da asker o zaman. Sabahın 6'sı falan balkondayız. Bi başka resimde de Mini'ye mama yediriyo. Oy annesi yesin onları. Ay bu da ilk karnesini aldığı gün Maxi'nin. Mini'ye bak 3. doğum günüydü..nasıl da iştahlı gülmüş..bütün dişleri ortada. Ya bu çok komik Mini tepeden tırnağa çikolatalı pastaya bulanmış. Ne kadar da büyümüşüz. Kocaman bi aile olmuşuz. Baktıkça ağlıyorum..ağladıkça bakıyorum. Ağlayasım var benim herhal.

Veeeeeee aşk mektuplarım. Hııııı.... deme hemen günlük. Koca askerdeykene birbirimize yazdıydık. Her gün bir mektup. Öyle rastgele seçiyorum bi tane okuyorum. Benim yazdıklarımdan biri.. 6 Ocak 1994.. saat 00,15.. Güneydoğu'da benim koca o zaman Maxi de 5 aylık falan. Gecenin o saatinde mektup yazmışım be. neler döktürmüşüm ben böyle.. ben bu kocaya ne biçim aşıkmışım . Ay anam bi de rujunan dudak izi yapmışım. Sonra bi tane de onun bana yazdıklarından alıyorum. 13 Ekim 1993 Saat 04,30... dağlardan gelmiş. görevden. Oturmuş bi de bana mektup yazmış canım ya. Anam anam adam neler yazmış böyle.. bi adam bu kadar mı romantik bu kadar mı aşk dolu bi mektup yazar. Şimdi düşünüyorum da kesin başka birine yazdırıyodu bunları. Sonra bi tane daha, bitane daha... okudukça ağlıyorum..ağladıkça okuyorum. Kesin ağlayasım var benim bu akşam anlaşıldı.

Zati dün akşam Hatırla Sevgiliyi seyrederken de bi sürü ağladım. Ahmet'in kızın hamile olduğunu öğrendikten sonra o annesine ağladığı sahnede koptum yani. Ya adam nasıl güzel, nasıl etkileyici acı çekiyodu öyle.

Ay fenalıklar geldi bu ağlama muhabbetinden. Ne sulugözlü, ağlak bi kadın oldum ben ya...

Hadi günlük gidiyom ben. Gözlerime buz kompresi filan yapiyim.

[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

Merhaba Günlük.


Ehli keyfin keyfini kim tazeler? Taze elden, taze pişmiş, taze kahve tazeler.

Sonunda evcaazıma kavuştum. Yavruslarıma kavuştum. Yaptım kopük kopük kayfemi içmekteyim.

Ooooh bi de iş güç diye ağlıyo dedin di mi? Yok işler aynen öyle eskisi gibi. Ama ben kendim kendime bi mola verdim. Koşuşturmacaya, hırpalanmaya, yorulmaya hepsine kısa bir kahve molası verdim.

Hayata kısa bir kahve molası.

Öyle hızlı, öyle telaşlı, öyle harala gürele yaşıyoruz ki bazen atlıyo muyuz acaba bazı şeyleri ?

En son ne zaman sorduk yan evde oturan komşu teyzenin hatırını. Küçük oğlu askere gittiydi döndü mü ki acep?

En son ne zaman bi kase çorbayla çaldık karşı dairedeki hasta kadının kapısını?

Ya da ne zaman ilgilendik arka sokaktaki kalp hastası amcanın sağlığıyla?


Akşam Maxi'nin arkadaşı bizde. Soruyorum çocuğa annen nasıl..kardeşin nasıl? Karşı apartmanda oturuyolar..annesi benim arkadaşım. İyi İncegül Teyze sağol. diye kibarca yanıtlıyor yavru. Sonra hasta olan dayısını soruyorum. Çocuk şok..o öleli 2 ay oldu. Onlar da karşı apartmanda oturuyolar. Nasıl bi komşusun sen.. nasıl bi arkadaş?...


Ne biçim bi hayat yaşıyosun böyle.. nasıl telaşlı ve hızlı. Karşı apartmanda oturuyolar..annesi senin arkadaşın.


Ahhhhhhhh İncegül düşün düşün derdine yan... Nasıl bi arkadaşsın sen nasıl bi komşusun?


Arada bi kahve molası mı vermeli günlük?

Etiketler: 6 YORUM | edit post
[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]















Sevgili Günlük.....
Şu bloglararası hastalık salgınından ben de nasibimi aldım sonunda. Herhalde bloglara gir çık mikrop kaptım. Hehehe
Keyifsizdim iki gündür. Akşam dedim hele kendime şifa olsun bi güzel çorba kaynatayım da içeyim sıcak sıcak. Tarifini de veriyom. Yemek blogu muyum neyim?

Kocaman yüreğim kadar kocaman bi tencereyi benim gibi harlı yanan ocağın üzerine oturttum.

Örselenmiş benliğim için, didik didik ettiğim tavuğu içine koydum.

Yarılanmış ömrüm için bolca su ekledim.

Yaşamadan yaşadığım yılların hatırına bi kaç havuç atıverdim içine.

Gülmeden attığım kahkahalar adına çokça patates ilave ettim.

İçime akıttığım gözyaşları için bir soğan yeter miydi bilmem ama çorbaya yetti.

Karşılık beklemeden verdiğim sevgilere eş gelmez ama diyerek bi sürü pirinç tanesi saldım suya.

Hayatla kavgalarım için bolca karabiber ve kazandığım bütün kalpler için bolca tuz serptim.
Yeşeren umutlarım gibi yemyeşil maydanozları hiç kıymadan kocaman kocaman seriverdim üstüne.
Koydum koca bir kase üzerine de sıktım limonu afiyetle içtim. Aman bi iyi geldi ki...

Afiyet olsun.
[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

Günaydın günlük,

Hayırlar olsun anacım. Bi rüya gördüm ki valla ben bi şey anlamadım. Anlayan varsa beri gelsin.

Şimdi ben evimdeyim. Temizlik yapıyom. Başımda böyle pempe oyalı bi yemeni, altımda eşofmandan bozma bi paçavra, eynimde de bele salaş bi tişört gibin bişey. Yani tam kakulmuş kıvamını bulmuşum. Bi de, dane dane benlerü var yuzünde yuzünde .. dolamışım dilime artıkın allah ne verdiyse temizliyom. O esnada kapı çalınıyo. Kopüklü ellerimi üzerime kurulayıp gidip kapıyı açıyom.

Nınınınıııııı... Bizim koca.. yanında bele sarışın mı sarışın, mavi gözlü mü mavi gözlü, mini etekli mi mini etekli bi hatun kişi. Bakıyom bakıyom da hatunda bi boy var bak bak bitmiyo ki...

Ben bele salak salak bakarkene Koca açıklık getiriyo olaya. Hatun bak bu kızceyicin adı Alana (alanalar alsın inşallah.) Rusya'dan geldi. Bundan kelli beraber mutlu mesut bu evde yaşıycaz. Yanlış anlama hani sen çok yoruluyon ya.. temizliğiydi, yemeğiydi her bişeyi bu kızceyiz yapacak.(kızceyiz deyip durma şuna. bu 1 metre tırnağınan mı yapacak her bişeyi. biz anladık bunun ne iş yapacağını koca.sen yorma boşa çeneni.)

Bu arada ben en çok ta neye şaşırıyom biliyon mu? Nerden bilecen. Hiç konuşmuyom. Evet evet ben..ben yani İncegül ağzımı açıp tek kelime etmiyom. Zati en çok ta buna sinir yaptım sonra uyanınca..

Gururlu kadınım ben tabii. Bi dakka daha durur muyum orda? Durmam. Hemen o prezentabıl halimlen çıkıyom evden. N.Sultanın yanına koşuyom. Anam diyom anacım. Sarılıyom. Şok.. N.Sultan git diyo istemiyom seni. Anaaaa... İyi de niyekine? Noldukine? Sen benim borcamımı kırmışsın diyo. E Boncukçu Fadime alıcaan olsun. Kız ben sana söyleme demedim mi? Ahanda Sultan beni evlatlıktan reddetti. (töbe yarabbim. bana bak kız gmemuzin kişisi sakın sen de söyleme ha. alıcam ben onun aynısını. adım sakara çıktı zati. bizim de kendimize göre bi karizmamız var yanı...)

İşte günlük, ben tekrar dökülüyom yollara. Az gidiyom uz gidiyom vallaha da dere tepe düz gidiyom. Sonunda bele bi sahile geliyom. Geminin biraz daha ufağı bi şeye biniyom. Ama içersi hınca hınç. Herkes ayakta. Bi bakıyom koltuğun birinde Tan Sağtürk. Anaaaaa.... Kendisini pek beğenirim de söylemesi ayıp. Zati ben oldum olası sarı erkekleri bi beğenirim. (bkz.Göksel Arsoy, bkz.Brad Pitt, bkz.Benim Koca)

Sen kocayı bıraktığın gün git Tan Sağtürk'le karşılaş. Hemi de bi gemide. Eynindeki urbaya bak. Prezentabıl ötesi.Anam bendekine ne şansı denir bilmiyom ki. Keşke giyinip çıkaydın a benim alığım. Noluyo üstünü süsleyince gururun mu inciniyo.

Neyse efeeeem meğer çekim yapılıyomuş o gemiden bozma yerde. İsmail YK'nın yeni klibi... Sonra bu YK nın korumaları beni farkediyo... Bana doğru yaklaşıyolar. İzbandut gibin iki herif tutuyolar beni iki kolumdan. İndiriyolar gemiden. Bi taksiye biniyoz sonra. Hayır ben hala konuşmuyom biliyon mu? İnanabiliyon mu?

Ne istiyon sen bakiiiim YK dan diyolar bunlar bana (asıl o bizden ne istiyo allah allah. ben mi çıkıp bağırıyom şarkı söylüyom şeklinde allah belacığını versin(selamün kavlen), allah seni kahretsin, teneşirlere gelesin deyin.)

Neden sonra farkediyom ki taksinin ön koltuğunda Tom Cruise oturmuş bi yandan yavrusunun göbek kordonunu yemekte. Bi yandan da göbek atmakta fonda da YK nın şarkısı. Allahım nasıl bi işkence bu. Batsın bu dünya...bitsin bu rüya.

Sonra ben ağlamaya başlıyorum. Öyle ağlıyorum ki.. hönküre hönküre... Sonra uyandım ama nasıl yaşlar boşanmış gözümden. Kıpkırmızı olmuş gözlerim. Bayaa ağlamışım yani ben.

Günlükçüüüm, şimde ben bu rüyayı kocaya anlatsam.. kesin bi tarafın açık kalmış diycek. iyisi mi anlatmiyim di mi?

Bu gün de ağlayarak uyandık bakalım. Hayra yoralım, hayır olsun.