[ fiкяiмiи iиcє güℓü ]

Bu sabah benim yavruslar o kadar güzel uyuyolardı ki kıyamıycaktım nerdeyse günlük.

Öyle masum. Öyle tatlılar ki. Bi beş dakika öylece kalakalmışım başucunda çocukların. Hadi yavruslar okul var. Uyanın bakalım. Mini yavrusu her sabah olduğu gibi sürükleyerek banyoya götürürken kucağımda yine saçlarımla oynayıp durdu. Arkasından Maxi yavrusun tombul yanaklarından bi ısırık.. ohhhh mis bunlar ya.

Onlar, günümüz çocukları bizim kadar şanslı değiller ne yazık ki. Evet bir dünya oyuncakları var. İşte bu yüzden bir oyuncak için aylarca mutlu olmuyor, ve onu nadide bir mücevher gibi saklayıp sakınmıyorlar. Bilgisayar başında sanal arkadaşlarıyla sanal oyunlar oynuyorlar. Bunun için saklambaç körebe dokuz taş oynamayı, düşüp kalkmayı, küsüp barışmayı, gerçek arkadaşların sıcaklığını bilmiyorlar. Onları okul dönüşü anneleri karşılayamıyor kapıda. Sütün yanına yeni pişmiş tazecik kurabiye yiyemiyorlar. Arefe günü başucuna yeni ayakkabısını koyup uyumuyorlar. Çünkü zaten her zaman yeni ayakkabıları oluyor. Bu yüzden bayramda alınan o bir çift ayakkabının ne kıymetli olduğunun farkına varamıyorlar. Bayram harçlıklarını biriktirip göçebe kurulan lunaparkta gizli gizli dönme dolaba binmenin ne zevkli bi şey olduğunu hiç yaşamadılar ve maalesef hiç yaşayamayacaklar.

Yine de çocuk onlar. Yine de mutlu olacak bi sürü şey bulabilirler. Umarım büyüdüklerinde, yani yaşlıların dilini öğrendiklerinde çocukluklarını tıpkı bizim gibi gülümseyerek hatırlarlar. Her halükarda ne güzel şeydir çocuk olmak.




Köşedeki fırının ekmek kokusunu.
Sıcak ekmekleri eve taşırken ellerimin yanmasını.
Kavanoz dibi gözlüklü şekerci amcayı ve onun nane şekerlerini.
Kocaman bir külah kaymaklı dondurmayı üstüme başıma bulaştırarak yemeyi.
Kasketin altından bizim misket oynayışımızı seyreden terzi amcaya el sallamayı.
Bahçeye lunapark kurup, mahalledeki diğer yavrulara bilet kesmeyi.
Kaptan amcanın bahçesine girip, zılgıtı yemeyi.
Ablaların konuşmalarını gizlice dinleyip ispiyonlamayı.
Erkek çocuklarla kavga etmeyi.
İp atlamayı.
Düşüp düşüp oramı buramı yaralamayı.
Sokaklarda it gibin koşturup yorulmamayı.
Horoz şekerini
Bayramlarda el opüp harçlık almayı.
Canım yandığında rahatça bağıra çağıra ağlayabilmeyi.
Sonunda dayak bile olsa, yaramazlık yapabilmeyi.
Bayramlarda mahallemize kurulan lunaparkı
İçimden ne geliyosa söyleyebilmeyi.
Kusura bakmayın çocuk işte kem küm şeklinde düzeltme yapılabileceğinden her haltı karıştırabilmeyi.

Çoooooookkkk özledim.
3 Responses
  1. renkler Says:

    Yazın çok hüzünlendirdi beni, değişik bir sıcaklık da verdi. Onlar bizim gibi şanslı değiller bir çok konuda, ama onlar da büyüyünce bu çocukluklarını anacaklardır mutlaka... Kendi çocuklarına göre belki daha şanslı bulacaklardır kendilerini. Allah onları bizden ayırmasın...


  2. Sevgili renkler,
    Sanırım anne olmakla alakalı biraz bunlar. Dileğine katılıyorum. Allah kimseyi evladından ayırmasın.


  3. Adsız Says:

    bende çok özledim..
    :(

    suzem